Vazgeçin!

19 Aralık 2002

Türkiye niçin güvensiz ve istikrarsız bir ülke? Neden iki yakası bir araya gelmez?Çünkü sokakta yürürken başınıza saksı düşebilir, bir gece ansızın devalüasyon gelebilir, kazanmadığınız bir parayı devletiniz "kazansaydı kerata" deyip vergilendirebilir.Meclis Bütçe Komisyonu bir nevi "götürü asgari vergi" demek olan "hayat standardı" uygulamasını önceki gece kabul etti.Hem de geçmişe dönük olarak..2002 yılını da kapsayacak biçimde.Bu, vergi hukukunun temel ilkelerine küfürdür, halka saygısız bir meydan okumadır.Ekonomik krizin en günahsız mağdurları olan 2 milyona yakın esnaf ailesinin üstüne bomba atmaktır.Saddam bile yapmaz bunu..Bu kafa, vatandaşa şu gözle bakıyor:Esnafın asgari bir yaşam düzeyi vardır ve ne yapar eder, hayatini döndüreceği parayı kazanır.O zaman ödesin vergiyi..Zarar, marar dinlemem!Eski hükümetin kaldırdığı bu uygulamaya vergileri indireceği vaadiyle işbaşına gelen AKP şimdi yüz kızartıcı bir dönüş yapıyor.Geriye doğru işleterek en az verecek olan esnaftan bile 1 milyar lira istemeye hazırlanıyor.Hükümeti insafa davet ediyoruz.Ticarette zarar da vardır.Krizden en büyük darbeyi esnaf yedi. Yüz binlerce işyeri kapandı. Dayananlar da kazandığı için değil, boğazından kestiği, borçlandığı ve eski birikimlerini yediği için dayandı.Kâr edenler elbette ödesin.Ama "zarar ettim" diyenlere "hayır kazanmış gibi vergi ödeyeceksin" demek, depremzede-lere vergi salmak gibi bir merhametsizliktir.Devlete yakışmaz..Çünkü binlerce esnaf, yanında çalışanlar ekmeğinden olmasın diye zararı sineye çekmiştir. Bilseler belki onlar da kepenklerini indirip köşelerine çekileceklerdi.İnsanları çalışmaktan ve hayat kavgası vermekten bıktıran bu zihniyeti AKP eğer başarılı olmak istiyorsa içinden kovmalıdır.Zaten bu akıl ve hukuk dışı uygulama nasıl olsa Anayasa Mahkemesi'nden geri dönecektir!"Biraz da biz" mi?İktidara bir "vazgeçin" çağrısı daha yapmak zorundayız.Devletin hazinesi yıllarca yağma sofrası oldu. Dost, akraba ve partidaş kayıran kamu ihaleleri de bu sofranın kepçesi olarak kullanıldı.AB şartı olmasaydı siyasetçiler bu soygunu durdurmaya razı olmazlardı. Çünkü siyaseti, devleti kazıklama imtiyazına sahip kılınan dar bir zümrenin verdiği rüşvetler, komisyonlar finanse ediyor.Torpili, yağmayı önleyen yeni ihale yasası geçen hükümet döneminde çıktı ve yıl başında yürürlüğe girecekti. Ama şimdi AKP hükümeti ertelemek için bahane arıyor, toplumun nabzını yokluyor.Buna izin verilmemeli.. En büyük direnci AKP'ye oy veren vatandaşlar göstermeli. Aksi halde bu genç iktidar birkaç ayda kirlenecek ve yaşlanacaktır.Eğer erteleme fikri AKP'nin seçimde vaat ettiği duble yol yapım projesini yandaşlarına verme niyetinden çıktı ise herkes şundan emin olmalıdır:İhalesiz seçilecek taşeronlar o yolları yapmadan önce AKP iktidarının uyandırdığı umudu yıkacaklardır.

Devamını Oku

Kıbrıs'ta üçüncü yol

17 Aralık 2002

Bir ülke kendi elleriyle geleceğini nasıl zora sokar?Türkiye'nin Kıbrıs politikası bu sorunun ibretli bir cevabıdır.Kopenhag'la fırsatı kaçırdık. Görünürdeki sorumlu KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'tir. Çözümsüzlük yalnız Kıbrıs Türkü'nün hayatını karartmıyor, daha büyük zararı Türkiye'ye veriyor.Ana vatandan cesaret almayan Denktaş, istese bile böyle bir sonucun mimarı olamazdı.Vebal arayanlar asıl Ankara'ya baksınlar.. AKP iktidan çözüm iradesi taşıdığına göre daha derinlere baksınlar..Müzakere masasında 12 Aralık öncesinin gücüne sahip olamayacağız. Kozlarımızı harcadık. Artık "zararın neresinden dönülse kârdır" tesellisine oynayacağız.Eğer 28 Şubat 2003'e kadar anlaşma sağlanabilirse, nisandaki Atina Zirvesi'nde Kıbrıs bütün halinde AB'ye girecektir. Aksi halde Kuzey Kıbrıs dışarda kalacaktır.Hayatını Kıbrıs Türkü'nün kurtuluşuna adayan Rauf Denktaş için böyle bir son, hezimet olur.Destansı bir yaşam öyküsü, lânetli bir sonla kapanır.Güvenlik barıştaArtık zaman lehimize çalışmıyor. Dışişleri Bakanı Yakış sadece Güney Kıbrıs'ın Kıbrıs'ı temsilen AB'ye girmesi halinde AB ülkelerinin Türk Ordusu'nü işgalci güç olarak göstermeye tevessül edebileceklerini söyleyerek "Böyle bir tehlike, böyle bir ihtimal vardır" diye konuştu.Halkın iradesine dayanmayan hiçbir gücün böyle bir maliyeti ödemeye Türkiye'yi ve Kıbrıs Türkü'nü mahkum etme hakkı olamaz. Çünkü bu, yalnızKıbrıs Türkü'nü siyasi eşitlik ve egemenlik haklarını güvence altına almış bir barıştan ve refahtan mahrum etmekle kalmayacak, Türkiye'yi de AB hedefinden kopararak belâlı bir coğrafyada maceracı bir karanlığa itecektir.Türkiye'nin güvenliği barışçı bir çözümde mi, yoksa geleneksel dost ve müttefiklerini karşısına almakta, ambargolarla, dışlamalarla, içte yaratılacak kışkırtmalarla kuşatılmakta mı?Türkiye, kalkınmasına harcayacağı kaynaklan daha ne kadar çözümsüzlüklerin bataklarında, çoraklıklarında israf edecek, kurutmaya devam edecek?Denktaş kilidiKıbrıs Rum yönetimi "Gelin size AB pasaportu verelim" diye Kıbrıs Türklerine dün çağn yaptı.Denktaş, gidenlere "vatan haini" mi diyecek?AKP lideri Erdoğan Kıbrıs'ta "çözümsüzlük" ve "ver-kurtul" politikası dışında üçüncü bir yolun bulunduğunu, bunun "ada gerçeklerine dayanan, Kıbrıs'ın dünya ile entegrasyonunu gözeten ve Kıbrıs Türk tarafının varoluş davasına da hizmet eden bir çözüm" olduğunu söyledi. Doğrudur..CHP milletvekili, emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ, Kıbrıs'taki görüşmelerinden sonra şu izlenimleri aktardı:"Kıbrıs'ta herkes 'barış gelsin fakat Rumları içimize sokmayın' diyor. Barışı almak için verilecek toprağın miktarı değil niteliği önemlidir. Verimli toprakların ve su kaynaklarının yarıdan fazlası geri isteniyor. Bu dengeyi gözetmek koşulu ile müzakereden kaçmamak lâzım.."Dileriz bu macera şubatın bitmesine bir hafta kala "Denktaş'tan kurtulmak lâzım" çaresizliğine gelip dayanmaz!

Devamını Oku

Devlet?. Hayret!.

17 Aralık 2002

Klasik devlet anlayışının esaslı değişime uğrayacağını gösteren işaretler çoğalmaya başladı.IMF programına, bir yandan üretimi teşvik ederek, bir yandan da ihmale uğrayan sosyal boyutunu güçlendirerek yeni bir dinamizm kazandırma niyeti eyleme geçiyor.Maliye Bakanı Unakıtan dün "Türkiye, tarihinin en büyük küçülmesini yaşadı. Bir günde dolar 680 bin liradan 1 milyon 300 bine çıktı. Bir gecede milyonlarca vatandaşımız işsiz kaldı. Af çıkarıp vergi ödeme arzusunu törpülemek istemiyorum ama bu yaraları sarmamız lâzım" dedi.Hükümet toplam değeri 10 katrilyon lirayı bulan 180 bin vergi dosyasında uzlaşma sağlamak için, asıl verginin ödenmesi koşulu ile ceza ve faizlerde büyük çaplı indirimler öngören bir af yasası hazırlıyor.Sanayi Bakanı Ali Coşkun da, "zorunlu tasarruf" adı altında çalışanlardan toplanan ve bugün 12 katrilyon liraya ulaşan kaynağın 3 katrilyon liralık kısmının şubat ve mart aylarında hak sahiplerine geri ödeneceğini açıkladı.En şanslı hamleAlışılmamış bir durum bu..Devlet alacağının bir kısmından vazgeçiyor, bir yandan da ele geçirdiği bir kaynağın üstüne yatma alışkanlığını terkederek bunları sahiplerine geri ödemeye razı oluyor.Eskiden olsa "duy da inanma" tepkisine müstahak bir hayal şimdi gerçekleşme ihtimali yüksek bir beklentiye dönüşüyor.Değişim yıllardır beyaz yalanlar olarak kaldı, insana öncelik veren anlayışın devleti de güçlendireceği gerçeği, bürokratik devletin çelik duvarlarında delik açamadı.Değişimin en cesur önderi Turgut Özal bile olgunluğunu devlet kademelerinde kazanmış bir siyasetçiydi.AKP iktidarı İslâmi ideolojinin çıkmaz sokaklarına sapmadığı takdirde bu deneyin en şanslı hamlesini gerçekleştirecektir.İş yapana dostDevlet ve bürokrasi geleneğinden gelmeyen bir ekip bugün iktidardadır.Tayyip Erdoğan da dahil, ekonominin kilit bakanlıklarına getirilen Ali Babacan, Kemal Unakıtan, Ali Coşkun üretimi, piyasayı, insan çalıştırmayı, vergi ödemeyi, zorluklarını yaşayarak öğrenen siyasetçiler..Bu ekipte, şimdiye kadar lâfta kalan büyük değişimi gerçekleştirme potansiyeli var.Bu iktidarın içgüdüsel tepkileri devletten önce toplumu korumak yönünde olacaktır. Böylelikle üretimin, istihdamın, ekonomik büyümenin ve bunların yan ürünü olarak sosyal gelişmenin önündeki devlet engelleri ilk kez gerçek anlamda etkilerini kaybedecektir.Türkiye şimdiye kadar iş yapanlara dost bir iktidarın eksikliğini yaşadığı için hak ettiği ölçüde büyümedi, rahat edemedi.Devlet merkezli otoriter anlayış Türkiye'yi sadece küçülttü ve kirletti. Değişim konusunda yakalanan büyük farklılığa kredi tanımak lâzım.

Devamını Oku

Hasta kazlar

15 Aralık 2002

Tıp teknolojisinin harikalarından MR, hastalıkların teşhisine büyük kolaylık ve hız kazandırdı.Bu imkân, yanlış teşhislerin yarattığı sağlık risklerini, onunla birlikte zaman kayıplarını da büyük ölçüde önlüyor.Ama bu imkândan bütün toplumlar aynı kolaylıkla yararlanamıyor. Ahlâki çürüme yaşayan toplumlar sömürülüyor, soyuluyor.VATAN'ın haber ekibi sadece İstanbul'da 154 MR merkezi bulunduğunu tespit etti.Sağlık turizminden büyük para kazanan Londra'da bile 20 dolayında MR merkezi bulunduğu düşünülürse, bu pahalı yatırımın Türkiye'de ne kadar hesapsız, plansız ve kontrolsuz yapıldığı anlaşılabilir.Çokluğun tek yararı, parasını ödeyen herkesin bu hizmeti hiç beklemeden satin almasıdır. Londra'da günlerce beklemek gerekebiliyor.Fakat bu avantajın bize çok pahalı maddi ve manevi maliyeti var.Genellikle hekimlikten gelmeyen sermaye sahiplerinin kurdukları bu merkezlerin birçoğu, pahalı yatırımlarının karşılığını kısa zamanda çıkarmak için hekimlik etiğini ayaklar altına alan işler yapıyorlar.Hasta başına komisyon ödeyerek birçok doktorun kendilerine müşteri göndermesini sağlıyorlar. İçlerine kurt düşürülen insanlar, gerekli olmasa bile MR çektirip güçlerinin üstünde para ödemeye mecbur bırakılıyor.Teşebbüs özgürlüğü bir haksa, kötüye kullanılmasını önlemek de kamu otoritesinin sorumluluğudur.İnsanları, en zayıf anlarında yolunacak birer kaz durumuna düşüren bu onur kinci sömürüye artik bir son verilmelidir.Tabipler Odası, ihtiyaç sertifikası alınmadan yeni MR merkezleri açılmamasının bir çare olduğunu savunuyor.Çare bu mudur bilmiyoruz. Ama hükümet bu soygunu derhal durdurmalıdır.Ağlayın, açılın!Tansu Çiller giderken ağlamış..Ne kadar ağlasa yeridir..Yakında ANAP da yeni liderini seçecek.Mesut Yılmaz'in da ağlaması lâzım.Bizce geçmişte kullanılamayan şansların pişmanlığı değil, geleceğe yönelik "son görev"lerin yapılamaması bu göz yaşlarını daha çok hak ediyor.Çiller ile Yılmaz'in geçmiş günahlarını affettirecekleri bir yaratıcılığı gösterme fırsatları vardı. Siyasi hayatlarını hezimetin zilleti yerine DYP ve ANAP'ı tek çatı altında birleştirmenin hizmeti ile sonlandırabilirlerdi.Yapamadılar. Ama ihtiyaç duruyor.Bu görev DYP'de bayrağı devralan Mehmet Ağar'ı ve Mesut Yılmaz'in yerini alacak olan yeni lideri bekliyor.Merkez sağı AKP doldurmuştur. Geleceğini AKP'nin başansızlığına endekslemiş kitle partisi olmaz.Ancak birleşmeden doğacak bir dinamik "Burada neler oluyor" merakını çekebilir.Derebeyleri döneminin çoktan tarihe karıştığını Ağar da, ANAP'ın müstakbel lideri de dileriz geç kalmadan görürler..

Devamını Oku

Kopenhag dersi

14 Aralık 2002

Büyük davalar özveri ister. AKP iktidarının Kopenhag'tan çıkan karar karşısındaki tavrı güven veriyor.Başbakan Gül ve AKP lideri Erdoğan, yenilgi duygusuna kapılmamakla iyi ettiler.Çünkü AB projesi, anlık öfkelere feda edilmeyecek kadar büyük bir davadır."Türkiye'nin yolu belli. Halkımızın çıkarı olduğu için AB yolunda ilerleyeceğiz. Demokratik ve ekonomik reformları sürdüreceğiz" sözleri, bu davanın güvenilir ellerde olduğu inancını veriyor.Bundan hem ülke, hem de çağdaş değerlere ilerleme disiplinine bağlı kalacağı için AKP kazançlı çıkacaktır.İslamcı kökenden gelen bu parti, değişimini kurumlaştırma olanağına güç katacaktır.2003 tarihini istedik fakat 2004'ü aldık. Üyelik müzakerelerine 2005'te başlama sözünü güvenceye bağlanmış olarak aldık.Bu randevuya hazırlanırken 2002 Kopenhag tecrübeleri bize ders olmalı.Hız kazaları..Ecevit hükümetinin uyumsuzluğundan kaynaklanan zaafı yüzünden hazırlığımızı tamamlamakta bu kadar gecikmeseydik Kopenhag'tan daha iyi bir sonuç alabilirdik.AKP'nin uyum yasalarını hızla çıkaran çabalan takdir görmekle beraber yeterli olmadı.Diplomatik temaslar trafiğindeki baş döndürücü yoğunluk da aceleden kaynaklanan bazı kazalar yüzünden, kazançları yanında bazı zararlar da doğurdu.Başkan Bush'un devreye girmesi ve "Bize istediğimiztarihi verin yoksa.." diye başlayan söylemler şantaj diye nitelenip tepki yarattı.Lüksemburg Başbakanı Juncker'in şu sözünü unutmayalım:"Türkiye'nin pazarlık şekli dayanılmazdı. Bu da Türkiye'nin üyelik olgunluğuna henüz erişmediğini göstermektedir.."Her şeye rağmen sonuç basandır. Bir yıllık gecikmeyi AKP iktidarının avantaja dönüştürme şansı vardır.Bu süre, inançlı bir hükümete hazırlıkları aceleye getirmeden, dünyaya göstere göstere tamamlama olanağı verir.AKP yapabilirİki yıl sonrası için istenen şartları bir yıl içinde yerine getirip bunu 2003 ilerleme raporuna geçirmek hükümetin hedefi olmalı. Bu, Türkiye'nin imajını değiştirir.Başbakan Gül'ün dediği gibi şimdiye kadar hep AB Türkiye'yi sıkıştırdı.Bundan sonra sıkıştıran taraf Türkiye olsun..Kimse 2004 sözünü garanti saymasın. Türkiye'nin üyeliğine karşı olanlar teslim olmayacaktır.Nitekim dün Belçika gazetesi Le Soir "Şimdi Türkiye ile yeni bir işbirliği şekli geliştirmek, özel bir işbirliği icat etmek cesaretini göstermek lâzım" diye yazdı.Türkiye'nin ekonomik maliyetinin korkutuculuğu ve sürekli pusuda yatan Haçlı ayırımcılığı, kısa zamana sıkışmış pazarlıklarda etkili olabiliyor, aklı, adalet ve barış duygusunu bastırabiliyor.Türkiye tüm eksiklerini 2003 sonuna kadar tamamlayarak Avrupa'deki gericilerin ellerindeki kozları kırmalı ve AB'nin kapısına alacaklı gibi dayanmalıdır.

Devamını Oku

Bizce başarı

13 Aralık 2002

Dileyen karalar bağlasın; biz mutluyuz ve Kopenhag'tan çıkan karara emeği geçenlere şükran duyuyoruz.AB üyeliği, görünmeyen bir hedefe doğru kırk yıldır sürdürdüğümüz bir koşu idi.İçimizde hep oyalanma ve kandırılma duygusu, ne yaparsak yapalım bizi aralarına asla almayacakları korkusu vardı.Devlet ve hükümet başkanlarının oluşturduğu AB Zirvesi dün Türkiye'ye bir tarih vermiştir. Sonuç bildirgesi net ve açık.Tuzak yok, lâf cambazlığı yok:"2004 Aralık ayında toplanacak olan AB Konseyi, Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığına karar verirse AB Türkiye ile müzakereleri başlatacaktır."Türkiye yıllardır "AB bize bir tarih versin, önümüzü görelim, varacağımız hedefi bilelim" diyordu.İşte dün dönüşü olmayan, geri alınamayacak, yeni bahanelerle ertelenemeyecek bir tarih verilmiştir.Tadını çıkaralım.."Şartlı tarih verildi" diye bu gerçek çürütülemez, çarpıtılamaz. Çünkü karşılıklı yükümlülükler açıkça saptanmıştır:Türkiye kriterleri yerine getirecek (hayata geçirecek) AB de müzakereleri başlatacak..AB kendini bağlamıştır. Gerçekleşme Türkiye'nin iradesine kalmıştır.Yani "Türkiye'ye kesin bir tarih verilmiyor" iddiası geçerli değildir artık.Peki Başbakan Gül ile AKP lideri Erdoğan'ın dün ekranlara yansıyan hoşnutsuzlukları ne anlama geliyor?Bir diplomatın dediği gibi Türkiye çıtayı çok yükseğe koymuş, tarih almakla elde edilen başarı, gereksiz yere gölgelenmiştir.Türkiye ve AKP iktidarı bu başarının tadını çıkarmalı ve önündeki iki yılı son randevuya hazırlanmak amacında inanç ve güvenle kullanmalıdır.Şu andaki en acil sorun Rauf Denktaş'ın ikna edilerek Kuzey Kıbrıs'ın da Rum tarafı ile birlikte AB'ye girmesini sağlamaktır.Denktaş sorunu...Denktaş'ın direnişi zarar veriyor.Tarihi bir kavşakta olmasaydık onun 3 Kasım'da Ecevit'i bitiren kaderin benzerini kendi elleriyle örmesini duygusuzca izleyebilirdik.Ama söz konusu olan Türkiye'nin ve Kıbrıs Türkü'nün geleceğidir.Hükümet, Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB'ye girmesini sağlamak için 28 Şubat'a kadar ne mümkünse yapmalıdır.AKP iktidarı da 2004'ün avantajlarını düşünerek kendini motive etmelidir.Önümüzdeki iki yıl, eksiklerin tamamlanıp reformların hayata geçirilmesi yanında çok önemli bir kazanım daha getirecektir.Daha önce belirttiğimiz gibi, İslamcı kökenden gelen AKP'nin sözündeki çağdaş değişime henüz partinin üst yönetim kadroları sahip çıkıyor. Bunun parti kimliğine mal edilmesi için zaman lâzım.AB hedefine kenetlenmek, partideki değişimi içselleştirmeye yardımcı olacağı gibi tabandan gelecek radikal talep ve kışkırtmalara karşı da kalkan görevi yapacaktır. Daha ne istiyoruz?

Devamını Oku

En Uzun Gün

12 Aralık 2002

Dokuz ayın çarşambasının bir güne sıkışması ne demek? Bunu ancak Kopenhag trafiğini izleyenler bilir..Kopenhag Zirvesi tarihe herhalde "Türkiye Zirvesi" olarak geçecek. Birliğe alınacak on yeni ülke ile ilgili sorunlar, Türkiye eksenli diplomasi trafiği içinde kaynayıp gitmiş durumda.Geleceğin ufkunda parlamasını yıllardır hayal ettiğimiz yıldızı inşallah bugün göreceğiz.Başbakan Abdullah Gül dün Simitis'le yaptığı görüşmeden sonra "Biz kesin bir tarih istiyoruz ve bu tarih 2003 olmalı" dedi.Bu talep gerçekçi görülmüyor.Ortada bir somut öneri var, o da Almanya ve Fransa liderlerinin mutabakatı:"Türkiye'nin durumunu 2004 Aralık'ında değerlendirelim, koşullar gerçekleşmişse 2005 Temmuz'una müzakere tarihi verelim.."Son karann, bu iki alternatif arasında bir tarihe bağlanması, yani müzakerelerin 2004 Mayıs'ından önce başlatılması imkânı vardır ve bu Türkiye için zafer sayılabilir.Kıbrıs'a bağlı..Biz görmek istemesek de Kıbrıs, kilit önemde bir sorun olarak önümüzde duruyor.KKTC ve Rum yönetimi liderlerine BM'nin Kıbrıs planını bir çözüm zemini olarak kabul ettirmek, zirvenin birincil hedeflerinden biri.İngiliz Financial Times gazetesi dün şu yorumu yaptı:"Denktaş ayak sürümeye devam ediyor. Şimdi Türkiye'nin onu yeniden masaya getirmesinin tam sırası. Eğer bu başarılırsa Ankara, müzakere tarihi konusunda cömert bir yanıtı hak etmiş olacak.."Yazık ki Türkiye bu fırsatı kullanamıyor.Denktaş rahatsız ve Kopenhag'a gidemedi. Yerine gönderdiği KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu Kopenhag'a doğru yola çıkarken "Bir gün sonra güneş yine doğudan doğacaktır" dedi.Tarihi günlere yakışan bir şeyler söylemek istemiş ama bu sözler, özlediğimiz geleceğin inşasına katkıda bulunmuyor.Kritik randevu..Denktaş'in yarattığı tıkanıklığı aşmakta düştüğü çaresizlik hükümetin alanını daraltıyor.Başbakan Gül dün "Şimdi biz 'AB'nin evine girelim' diyoruz. Oraya girdikten sonra bütün sorunlar otomatik olarak çözülecek" dedi.Türkiye'nin gösterdiği gayret ve iyi niyet takdir edilse de AB zirvesi bu konuda daha güçlü ve somut güvenceler isteyecektir.Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül bu konuda tarihi vebal altına girmeden Türkiye'nin yolunu açan bir yaratıcılığı nasıl gösterecekler; bu herkesin merakla cevabını beklediği hayati bir sorudur."En Uzun Gün"ün en kritik randevusu bugün öğle saatlerinde Chirac, Schröder, Gül ve Erdoğan arasında gerçekleşecek.Biz, Türk liderlerin Fransa ve Almanya liderlerini 2004 Mayıs'ına ikna etmelerini bekliyoruz. Tanrı yardımcıları olsun..

Devamını Oku

Denizi geçtik

12 Aralık 2002

Kopenhag'tan bir kara senaryonun çıkmayacağı belli oldu. Yeter ki büyük bir yanlış yapmayalım..Bugünkü pozisyonumuz, bir yıl önceki hayallerimize sığmayacak noktadadır.Üyelik müzakereleri için Türkiye'ye bir tarih verilecek görünüyor.Karşı tarafta "Türkiye'ye tarih vermesek olur mu?" tartışması yapılmıyor. "Tarih verelim, ama ne zamana?"sorusu tartışılıyor.Mevziler karşılıklı olarak bu hat üzerinde kazılmış durumda.Avrupa Birliği Kıbrıs'ta çözüm için bütün kozlarını kullanıyor. "Annan planının ilkeler bölümünü imzala, yolunu aç" diye bastırıyor.Amerika "Irak için yanımda olduğunu hemen deklare et işini kolaylaştırayım" diyor.Türkiye ise "Tarihi vererek önce hakkımı teslim edin, sonra bunları konuşalım" direnişini sürdürüyor.Hata yapmayalımKader çizgisinin kırılma noktasında tarih Türkiye'den Kıbrıs'ta cesur bir adım bekliyor. Çünkü Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türkler'in AB dışında kalmasına deyecek bir fedakârlık istenmiyor bizden.Ama tecrübeli bir diplomatın tarifi ile "Kendi hazırlayacağı bir barış planını bile reddeder" dediği Denktaş engelini AKP iktidarı nasıl aşacak? Bilmiyoruz ama bu yaratıcılığın mutlaka gösterilmesi gerekiyor.Çünkü başarısızlığa düşenler, gelecek kuşakların lanetini hak edeceklerdir.Son iki güne girdik.Özellikle Tayyip Erdoğan'ın çabaları ile Türkiye son dönemlerin en parlak lobi başarısını elde etmiştir. Fakat arada yapılan hataların bu iki günde asla tekrarlanmaması lâzım.Meselâ Erdoğan'ın AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen'i "hayâsızlık" yapmakla suçlaması...Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'nın zirveye iki gün kala, istenmeyen bir karar karşısında Avrupa'yı nasıl cezalandıracağımızı konuşmaları..Bunlar yararlı olmamıştır.2004 ortası iyidirKararlılık bir duruştur ve iyidir. Ama hırçınlık savrulmadır ve AB'nin dili değildir.Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşme iradesi artık kuşku götürmüyor.Bu noktadan sonra yapılması gereken, tehdit savuruyor görünmekten sakınmak ve Türkiye'ye 2005 Temmuz'undan önce bir tarihi verilmesini talep eden üye ülkelerin ellerini güçlendirecek adımları cesaretle atmaktır.Zirve öncesi oluşan hava, Kıbrıs planını müzakereler için bir zemin olarak kabul etmemiz halinde, istediğimizi alacağımız umudunu vermektedir.Evet, 2003 olmayacak belki ama 2005 Temmuz'u da olmayacak büyük ihtimalle.2004 ortası bizim için güvenli bir tarihtir ve bunu alabilme imkânı vardır.Denizi geçtik, derede boğulmayalım artık..Tarihin kavşağında Allah'ın bize yardım etmesi için dua edelim.

Devamını Oku