Hayırlı bölünme

28 Aralık 2002

Yeni iktidar, Kamu İhale Yasası sınavında kendi kaderini elleriyle yazdığının acaba farkında mı?Değilse bunu bir an önce görmeli.AKP lideri Tayyip Erdoğan dün "Benim elimde olsa yasanın bir yıl daha ertelenmesinden yanayım. Ertelensin, iyice otursun, ondan sonra yasalaşsın" dedi.Ne demek bu?Devletin, milletin, kamu ihaleleri yoluyla soyulmasına olanak sağlayan eski düzen devam etsin, yağma sofrasına "bizim çocuklar" da otursun, onlar da tikinsin, sonrası Allah kerim!.İstenen bu mu?Siyaset yıllarca kamuya ve belediyelere iş yapan torpilli müteahhitlerden alınan rüşvetlerle beslendi.Hem yandaş müteahhitler, hem de rüşveti getiren-götürenler zengin oldu.Devletle toplum arasındaki sosyal mukaveleyi bozan en ağır suç yolsuzluktur. Başlayınca bünyeyi kanser gibi sarar.Herkesin bildiği ama kimsenin üstüne gidemediği yasadışı bir vergi gibi vatandaşın üstüne biner.Ve bir gün gelir halk, bu hayâsız soyguna duyduğu nefreti sel yaratacak şekilde boşaltır. Öfkesinden, rejimle ilgili endişeleri bile unutur.Tehlikeli sulardaBizde oldu bu..Milli Görüş temelinden gelen AKP henüz değiştiğini kanıtlamamıştı. Üstelik belediyelerdeki geçmişi ile sütten çıkmış kaşık da sayılmazdı.AKP'nin şansı, rejim ve laiklik konusunda toplumsal sarsıntılara sebebiyet vermeyecek sağduyulu bir politika izlemek, bunun yanında temiz siyaset özlemine cevap verecek iktidar olduğunu göstermektir.Ama tamamiyle tersi şeyler oluyor:Toplumsal bir uzlaşma aramadan YÖK'ü yok etmek, 1 Ocak'ta yürürlüğe girmesi gereken Kamu ihale Yasası'nı ertelemek, bu olmuyorsa rüşvet kapılarını açık bırakmak için yasayı delik deşik etmek, iktidar partisinin tehlikeli sulara sürüklenebileceği endişesini yaratıyor.Başbakan Yardımcısı Şener, bakanlar kurulundan sonra yasanın zamanında yürürlüğe gireceğini söyledi. Bir kaç saat sonra Bayındırlık Bakanı Ergezen en az 6 ay ertelemeden söz etti. Başbakan Gül işadamlarına erteleme olmayacağını açıkladı..Kim kazanacak?Dün Tayyip Erdoğan'ın "ertelemeden yana" olduğunu söylemesi, bir yandan da belediye şirketleri ile dayıları, amcaları yağma sofrasına dahil eden tasarının meclise sürülmesi, parti içinde ciddi bir bölünme doğduğunu gösteriyor.Bir yanda AKP'nin seçimde aldığı krediyi bir avuç yandaşı menfaatlendirmek uğruna israf etmemekten yana olanlar..Bir yanda "kendi zenginimizi yaratalım" diye yolsuzluklara göz yuman partilerden hiçbirinin bugün mecliste bulunmadığını hatırlatarak temiz ve onurlu bir misyonun savunuculuğunu yapanlar..Umarız ikinci gruptakilerin dediği olur. Bu olmadığı takdirde önümüzdeki dönem de hırsız-polis oyunu ile geçecek, diz boyu çamurda yine suçlular yakalanmayacaktır.Çünkü "erteleyelim" diyenler çoğunluk sağlarsa bu meclis, milletvekili dokunulmazlıklarını da kaldırmaz!

Devamını Oku

Delmeyin bu yasayı

26 Aralık 2002

Kamu İhale Yasası'nı AKP iktidarının ertelemek istemesi herkesin midesini bulandırmıştı.Millet, torpilli müteahhitler eliyle soyulduğunu, alınan rüşvetlerle siyasetin finanse edildiğini biliyor.Tayyip Erdoğan'ın ve bir kısmı bakan olan kader arkadaşlarının, belediyedeki yolsuzluk iddiaları nedeniyle mahkemelerde olduğunu da biliyor.O nedenle hırsızlığı önleyen yeni yasayı erteleme teşebbüsü, şöyle bir niyetin göstergesi sayıldı:"İktidara geldik, işe yarasın.. Bizim çocuklar da ceplerini doldursun.."Kamuoyunun baskısı üzerine erteleme kararından vazgeçmekle iktidar akıllı bir iş yaptı.Ama bu defa da, yasayı orasından, burasından delmeye yönelik hamleler başladı.Belediye şirketlerinin ve KİT'lerin bazı alımlarını kapsam dışına çıkaran ve üçüncü derece akrabalara yönelik kısıtlamayı kaldıran bir tasarı meclisin önüne konuldu.Siyaseti temizlemek ve soygunları durdurmak amacıyla çıkarılan bu yasa, şimdi acaba hangi dayı ve amcayı zengin etmek, hangi belediyeleri yağmalamak için delik deşik ediliyor?AKP'yi geçmiş yönetimlerin şaibeleri iktidara getirdi.Bu yanlıştan dönmediği takdirde şimdi AKP kendi tükenişine giden yolun taşlarını döşeyecektir.Dileriz görürler ve yol yakınken dönerler..Cinayet filmi mi çekiliyor?İktidar, yüksek öğretimde köklü bir düzen değişikliği niyetini ortaya koydu.Eğer bu tercih, 28 Şubat'tan kalma intikam duygusunu tatminden hız alıyorsa ülke boşu boşuna karıştırılacak demektir.Milli Eğitim Bakanı Mumcu'nun "Filmin sonunu merak ediyorum" diyen AKP'li Musa Uzunkaya'ya verdiği cevap endişeleri körüklemiştir:"Filmin sonunu bekleyin. Filmlerde katil en başta gösterilmez!"Umarız YÖK sorunu bir cinayet hikâyesine dönüşmez.Çünkü üniversite bir ülkenin geleceğidir. Reformist gelişim bu kurumun motorudur ama tartışmaya kapalı yaklaşımlar cinayet sayılır.İktidar niyetini ve hedefini meclisteki oy ağırlığı ile oldu-bitti olarak dayatamaz.Kimse film çevirmeye kalkışmamalı!

Devamını Oku

Tren kaçmasın

26 Aralık 2002

Siyasetin Irak savaşına yaklaşımı küçük hesaplara tutsak tipik bir Şark kaypaklığı yansıtıyor.Unutmamak lâzım:Risk almadan galiplerin masasına oturmak imkânı yoktur.Önüne büyük hedefler ve iddialar koymuş olan Türkiye'yi hâlâ Osmanlı'nın felâketi ile sonuçlanmış Birinci Dünya Savaşı'nın kompleksleri mi yönlendirecek?Bütün dünya savaşın kaçınılmaz bir biçimde yaklaştığını görüyor.Türkiye'de de karar verme ehliyetine sahip çevreler, savaşın dışında kalmakla uğrayacağımız kayıpların, girmekle göze alacağımız bedelin kat kat üstünde olacağını kabul ediyorlar.Ama kimse düşündüğünü açıkça söyleyemiyor. Ağızlarda gevelenen şudur:"Türkiye mümkünse hiçbir şey vermesin ama Irak'ın geleceğini şekillendirecek olan masada yer alsın, Kuzey Irak'ta boşluk yaratılmasına izin vermesin, Musul ve Kerkük petrolünden payını alsın.."Böyle bir ayrıcalık, gerçekleşme imkânı olmayan bir rüyadır.Pazarlık zamanıAmerika ile pazarlık için değerlendireceğimiz zamanı gevezelikle israf etmeyelim.Körfez Harekâtı'nda zararımız büyük oldu. Tam destekle koalisyonda yer almadığımız için Arap fonlarından karşılanan savaş tazminatından pay alamadık.Belli ki ABD bu defa faturayı Irak'a ödetecek. Savaştan sonra on yıl sürmesi planlanan bir Amerikalı general kontrolundaki Irak devletinin anlamı bizce budur.Galiplere savaş tazminatı Kerkük ve Musul petrolünden ödenecektir.Türkiye'nin kararsızlığından doğacak zaman kaybı, bizim adımıza adil bir pazarlığın kotarılması amacına zarar verirse bu büyük vebal olmaz mı?Üç vazgeçilmezTürkiye, Kuzey Irak'ta terör üreten tehlikeli oluşumlara müdahale hakkını kaybetmemelidir.Savaş sonunda bölünmüş bir Irak oldu-bittisi ile karşılaşmamalıdır.Savaşın getireceği ekonomik kayıpların tazminini isteme imkânından vazgeçmemelidir.Evet, savaş olsun istemiyoruz.. Savaş konusundaki kararlılığı görerek Saddam'ın pes etmesi veya Irak'ın kendi dinamikleri ile Sad-dam'dan kurtulması için dua edelim..Fakat ulusal çıkarlarımız için galipler masasına oturma hakkını bize kazandıracak tarihi kararı vermekte de gecikmeyelim."İyi ama Saddam elindeki kimyasal ve biyolojik kitle imha silâhlarını ya bize karşı da kullanırsa?"Böyle bir ihtimal vardır. Ama bu, savaştan uzak durmanın değil, tersine tam olarak girmenin sebebidir.

Devamını Oku

Bütün mesele bu!

25 Aralık 2002

Son ana kadar savaş olmasın diye çalışmak, ama olursa savaşın dışında kalmamak..Türkiye'nin başka tercihi yok..Başkan Bush Washington'da Tayyip Erdoğan'a, bizden bekledikleri kararın sonuçlarını açıkça baştan gösterdi:"Savaş sonrasını düzenleyecek masada ya olacaksınız veya olmayacaksınız.."Ayrıntıları değil işte bu sonu tartışması gerekiyor Ankara'nın:Olmak ya da olmamak..Çünkü bütün mesele burada yatıyor.Türkiye'nin kararını 26 Aralık Perşembe günü bitene kadar vermesi gerekiyor.İstenen destek yalnız üs ve limanların tahsisiyle sınırlı kalmayıp Kuzey Irak'tan girecek Amerikan ve İngiliz birliklerinin ülkemizde yığınak yapmaları iznini, ayrıca Türk Ordusu'nun bu harekâta kuvvet tahsis etmesi talebini de içeriyor.Savaş Süzal'ın Washington'dan bildirdiğine göre Irak senaryosu, Kuzey'den girecek birliklerle Güney'den ve Bati'dan gelecek kuvvetlerin Bağdat'ı "sandviç" gibi kıstırması üstüne kurulu..Türkiye'nin bilinen kaygılarla bu işbirliğine katılmaması savaşı önler mi? Hayır.. Sadece maliyetini arttırır. Ve Türkiye-ABD arasındaki stratejik işbirliği ağır yara alır.Arkadaşımız Savaş Süzal "Böyle bir durumda Amerika, Ankara'ya bundan sonra başının çaresine bakmasını söyleyecek. Bunun anlamı, para ve siyasi destek yok.." diye yazıyor..Türkiye'nin çıkarları Kuzey Irak'ta bizim için düşünülen rolün Barzani ve Talabani güçleri tarafından üstlenilmesine izin veremez.Savaştan sonra Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulmaması ancak Türkiye'nin "masaya oturma hakkı"nı kendisine kazandıracak rolü kabul etmesi ile garanti altına alınabilir. Aksi halde sonradan çıkacak sorunlar, savaştan uzak kaldığımıza bizi pişman edebilir.Büyük düşünmenin feda edilemeyecek iki sonucu da şunlardır:1. Savaş sonrası Irak'ın toprak bütünlüğünü koruması yalnız Türkiye'nin değil, Irak'ın da çıkarınadır. Türkiye'nin söz sahibi olması, Saddam'dan sonra Irak'ın "iyi ki varlar" diyeceği bir kazanım olacaktır.2. Türkiye'nin katılımı ile oluşacak gücün korkutuculuğu Saddam'ı kayıtsız şartsız teslime mecbur edebilir mi?. Zayıf da olsa bir ihtimaldir. Bu imkânın kullanılamamasından Türkiye sorumlu tutulmamalıdır.En geç 48 saat içinde vereceğimiz kararı "masaya mutlaka oturma" mecburiyetimiz belirleyecektir.Haydi görelimBaşbakan Yardımcısı M. Ali Şahin vatandaşların kamu kurumlarında haraca kesilmelerini bir aya kadar sona erdireceklerini söylemiş..Devletin itibar kazanmasına büyük bir hizmet olur. Halktan büyük hayır dua alırlar.Hemen bütün kamu kurumlarında oluşmuş vakıflar var. Vatandaş bu vakıflara "zorla bağış" yapmadıkça işini görüp kapıdan çıkamıyor.Vergi ve harç ancak yasayla alınabilir. Eline mührü geçiren memurlar, ortak çıkarları için kullanamazlar yetkilerini. Aksi halde bu, rüşvetin kurumsallaşması, devletin çürümesi demek olur.Başbakan Yardımcısı Şahin'in vadeli taahhüdünü ajandamıza kaydettik.Otuz gün sonra inşallah ihtar vermez, halkın şükranını sunarız kendilerine..

Devamını Oku

Savaş ve meclis

24 Aralık 2002

Bütün işaretler Irak'a yönelik savaşın şubat ayında başlatılacağını gösteriyor.BM denetçilerinin raporlarını ocak sonunda Güvenlik Konseyi'ne sunması ardından Washington düğmeye basacak.Türkiye bu savaşa bir şekilde taraf olacak.Ama nasıl ve ne ölçüde?Operasyona katkımız Körfez Harekâtı'ndaki sınırlarda mı kalacak yoksa ülkemiz bu savaşın bir cephesi mi olacak?Harekâtta kullanılması düşünülen üs ve limanlarda istediği inceleme yetkisinin Amerika'ya verilmesi, Türkiye'nin savaşa Körfez Harekâtı'ndan daha kapsamlı bir şekilde katılmasını zorunlu kılacak bir süreci başlatmıştır.Çünkü bu inceleme, üs ve tesislerin operasyonun gerektirdiği ihtiyaçlar istikametinde genişletilmesi amacına dönüktür.Yani Türkiye askerini savaşa sokmasa bile hava harekâtı için üslerini kullandıracak, fazladan Irak'a indirilecek Amerikan birlikleri için köprü görevini üstlenecektir.Bir kaşık bakteriAtatürk "Harp zaruri ve hayati olmalıdır. Milleti harbe götürünce vicdanımda azap duymamalıyım" demişti.Savaşın Türkiye'ye elbette büyük maliyeti olacak ama bu savaşa karışmamanın faturası çok daha ağır olabilir.Bir sınırdaş ülke olarak savaşa taraf olmanın ahlâki sorumluluğunu Saddam bize, Halepçe'de kendi halkına karşı kimyasal silâh kullandığı gün zaten yüklemişti.Gecen gün bir uzman TV'de açıkladı:Bir kaşık bakteri, 10 milyonluk bir ülkeyi yok etmeye yetecek imha silâhıdır. Samanlıkta iğne arayan BM denetçileri, Saddam'in melanetine koca ülkede nasıl kanıt bulacak?Tek çare elbette bu silâhı kendi halkına karşı bile kullanmış ve yine kullanabilecek despotu tasfiye etmektir.Ve bu amaçla yapılacak savaşın sonunda Irak'ın kaderini belirleyecek masada Türkiye'nin karar vericiler arasında yer almasını sağlamaktır.SürüklenmeyelimMesele doğru hedeflere, ulusal çıkarlarımıza en uygun anlaşmaları önceden yaparak ulaşmaktır. Hatta bu kararın Türkiye için "zaruri ve hayati" olduğuna milleti de inandırmaktır.New York Times gazetesi Türkiye'nin "Batı için çalışan Müslüman Polis" görüntüsü almasının AKP iktidarını korkuttuğunu yazdı.İktidar böyle bir töhmetten değil, ne alıp ne vereceğini önceden garantiye bağlamadan sürükleneceği bir maceradan ve belirsizlikten korkmalıdır.Savaş kararı verirken tek başına iktidar olmak avantaj değildir. Hükümet biraz gecikerek de olsa zorluğu görmüştür.Başbakan Gül, gelinen son durumu bugün CHP lideri Baykal'la paylaşacaktır. Bizce bu bile yeterli değildir. Irak meselesi gerekirse kapalı bir oturumla mecliste bütün boyutları ile tartışılmalıdır.Savaşa gireceksek girelim. Ama asla sürüklenmeyelim!

Devamını Oku

AKP'ye uyarı

21 Aralık 2002

Kriz sayesinde yoldan çıkan hükümetleri terbiye edecek çok etkili bir mekanizmaya kavuştuk.Bu mekanizmanın adı piyasadır.Piyasa hata affetmiyor. Eski mahalle mekteplerindeki hocalar gibi tembel ve haylaz talebenin kafasına sopayı hemen indiriyor.AKP yığınla şüphenin odağı olarak iktidara geldiği halde görülmemiş bir desteği arkasında buldu. Bunun ilk nedeni değişim vaadinin Batı'ya dönük olduğunu söylemesi ve AB lobisi sırasında samimiyetini göstermesiydi.İkinci nedeni ise IMF destekli ekonomik programa sadık kalacağını ilân etmesiydi.AKP önderleri, doların ve faizlerin düşüşünü, kendilerini dev aynasında gören megalomanların ruh haliyle değerlendirdiler.Bunun, programa sadakat taahhüdünün kredisi olduğunu farkedemediler.Bakanların çelişkili beyanları ve IMF ile çatışma riskleri ortaya çıkınca adına "piyasa" dediğimiz hoca efendiden dayağı yediler.Döviz ve faiz çıktı, borsa düştü..Değişelim artıkTürkiye bu programı uygulamaya mecburdur. Bu bir bağımlılık sorunu değil, kurallı bir ekonomiye geçişin tercihidir.Programın zor dönemi aşılmış, artık meyvelerinin toplanma mevsimi gelmiştir.Hükümet ekonomi canlansın, işsizler iş bulsun mu istiyor; bu programı uygulayacak.Saparsa dayak yiyecek ve yola gelmeye mecbur kalacak. Ama o zaman başı, gözü yarılmış, kredisini kaybetmiş olarak..Siyasi yandaşları zengin etmeye yönelik tamahların sadece iktidarı kirletip ülkeye zaman ve kaynak kaybettirdiğini anlamak için her hükümetin aynı tecrübeyi tekrar tekrar yaşaması mı gerekiyor?Kabul edilemezDünya Bankası Türkiye Temsilcisi, Washington'un talimatıyla Hazine ve Maliye bakanlarına sert uyarılar içeren mektuplar gönderdi."Mali milât ve nereden buldun düzenlemelerini kaldırmayın, yeni ihale yasasını ertelemeyin ve BDDK, SPK gibi kurumların özerkliğine dokunmayın.."Mali milâdın ertelenmesi şu dönemde kaynak sıkıntısını aşmak için savunulabilir ve IMF'ye kabul ettirilebilir ama özellikle yeni İhale Yasası'ndan vazgeçmek IMF bir yana Türk halkına da izah edilemez.Millet AKP'yi devlet parasını yandaşlarına dağıtsın, kendi zenginlerini yaratsın diye iktidara getirmedi.Dileriz AKP, programı delen her eylemin, bindikleri dalı kesen bir sersemlik olacağını iş işten geçmeden farkeder ve çabuk uyanır!

Devamını Oku

Sakat duruş

20 Aralık 2002

Terörden çok çektik. Şükür hiç yenilmedik. Ama her defasında ağır bedeller ödedik..Böylesine ibretli tecrübeler yaşamış bir toplumun Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu suikastinden sonra daha bilinçli, daha gür sesli ve ortak düşmana karşı geniş katılımlı bir tepki koyması gerekirdi.Bu gücü gösteremedik.Tepkiler alışılmış klişelerin ötesine gitmedi.Türkiye'yi tarihsel bir kavşakta yeniden istikrarsızlığa sürüklemek amacıyla seçilmiş bir hedef olan Hablemitoğlu bugün toprağa verilecek.Bu cenaze töreni, meclisteki ve meclis dışındaki bütün partileri, ideolojileri ne olursa olsun tüm sivil toplum örgütlerini ve yığınları birleştiren vakur bir kararlılığın zemini olmalıydı."Terör arttıkça iktidarın suyu ısınacak" hesabına dayalı siyaset anlayışı geçmişte kimseye hayır getirmedi.Terörün, demokrasiyi vazgeçilmez yaşam sayan herkesin ortak düşmanı olduğunu öğrendik. Ama bu son olayda öğrendiğimizi gösteremiyoruz.Zincirleme hatalarKatillerin mutlaka yakalanacağı teminatını vermek iktidarlar için risktir.Evet ama iktidar böyle bir olayda değilse nerede risk alacak?Komplolara bulaşmamak iktidarı kurtarmaz. Vatandaşı teröre karşı korumak da iktidarın birincil görevidir. İktidar sözcüleri, tetikçilerin arkasındaki güçlerin niyetini yorumlayacak yerde tüm enerjilerini onları yakalamak için harcamalıdır.Taahhütte bulunmaktan korkmamalıdır.Bunu başaracak teknoloji ve tecrübe zenginliği güvenlik güçlerimizde vardır.Devlet adamları, bu konuda konuşurken terörün psikolojik amaçlarına bilmeden hizmet etmenin yanlışına da düşmemeli..Cumhurbaşkanı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı hata yaptılar.Sezer "Bunun, kötü günlerin başlangıcı olmamasını diliyorum" dedi.Kanadoğlu, siyasi cinayetlerin tekrar başlaması endişesini taşıdığından söz etti.Olmaz..Haklı çıksa ne yazarTerör silâhlı propagandadır.Devletin zirvesinden yansıyan bu sesler halkın güvensizliğini artırarak terörün amacına hizmet etmez mi?Arkasında kim olursa olsun sonuçta yapılacak ilk iş katili yakalamaktır.Kötü günlerin geri gelmesi böyle önlenir.Sezer ve Kanadoğlu'nun ilerde haklı çıkması onlara ve ülkeye ne kazandırır?Görevleri, endişelerine kaynaklık eden sebepler her ne ise bunları hükümete iletmek ve sonuç alınmasını istemektir.Yoksa bu endişeleri halkla paylaşmak değil..Çünkü millet artık "ben zamanında uyarmıştım" diyen yöneticilerden bıkmıştır.Korkulardan ve bu korkuların ürünü olan baskı yasalarından usanmıştır.Artık kendisine korkusuz yaşama hakkını sağlamak amacında ortak sorumluluk anlayışı ile çalışan bir yönetim ve devlet istiyor.Terör karşısında kimse hakem rolü oynamasın. Hepimiz aynı gemideyiz.

Devamını Oku

Lanet olsun!

19 Aralık 2002

Tarihin kavşağındayız ve yine terör şantajı ile karşı karşıyayız.. Ne büyük haksızlık!Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu'na değil, aslında Türkiye'nin istikrarına, yükselmeye başlayan umutlarına ve güven duygusuna kurşun sıkıldı.Dikkatlerimizi ve çabalarımızı AB üyeliği gibi büyük bir hedefe, Kıbrıs davasına ve Irak savaşına yoğunlaştırmak zorunda olduğumuz bir dönemden geçiyoruz.Kendimize, yöneticilerimize güvenmek ihtiyacındayız.Terörün yenilip sıkıntılara rağmen toplumsal barış havasının yaratılması ve ardından güçlü bir hükümetin kurulup değişim politikalarına halktan destek sağlaması ile güven duygusu yükselmeye başlamıştı.Uyanan umutların kalıcı bir istikrara dönüşmesine izin verilmeyeceği, karanlık güçlerin terör kartını ilk fırsatta tekrar oynayacaktan ihtimali, bastırılmış bir korku olarak hep içimizde yaşıyordu.Korkulan oldu.. Türkiye'nin düşmanları, toplumsal birliği, özgür düşünme ortamını dinamitlemek amacıyla terör silâhını çektiler.Şüpheliler listesiDoç. Dr. Hablemitoğlu, şeytanca seçilmiş bir kurbandır.Hablemitoğlu, Fethullah Hoca'nın Türkiye aleyhine CIA tarafından kullanıldığını iddia etmiş, Alman vakıflarının Türkiye'deki yasa dışı faaliyetleri hakkında basılmış, Polis örgütünde Fethullah Gülen yapılanması ile ilgili henüz piyasaya çıkmamış kitaplar yazmıştı.Araştırmaları bazı davalarda savcılık iddianamelerinde kaynak olarak kullanılmıştı.Çalışma alanının genişliği ve taşıdığı önem, şimdi bu suikastin şüpheliler listesine ister istemez pek çok İslâmi örgütle birlikte yabancı gizli servisleri de dahil edecektir.Terörün amacı, güven ve umudun yerine şüphe ve korkuyu koymaktır.Bunca terör tecrübesinden geçmiş Türkiye, aynı tuzağa bir kez daha düşecek mi?Şimdi mesele budur..Çünkü güvensizlik batağına düşme tehlikesi, Türkiye'yi AB, Kıbns ve Irak sorunlarında yanlışlara sürükleyebilir.İktidarın sınavıBu suikast AKP iktidarını çok erken bir sınavla karşı karşıya bırakmıştır.Terör, akla en yakın ihtimalle en olmadık ihtimalin gerçeğe aynı uzaklıkta göründüğü bir karmaşa ortamıdır. Bir suikast, ihtimal hesapları arasında pek çok masum kişi ve kurumu da zan altında bırakır, olay faili meçhul kaldıkça devleti ve iktidarı yıpratır.Bir aydının teröre kurban verilmesinden doğan kaybı karşılamak mümkün olamaz ama suçlular kısa zamanda yakalanabilirse teselli duygusundan daha fazla şeyler kazanılır.Hükümet, devletin terörle mücadele alanındaki tüm birikimini kullanarak bu başarıyı bütün gücüyle aramalı ve yaratmalıdır.Türkiye şu dönemde gizli servislerin satranç tahtası, terör örgütlerinin av sahası olmamalıdır.

Devamını Oku