Konya'daki Endüstri Holding'e ait bir hangarın girişini baştan başa "Bismillahirrahmanirrahim" kaplıyor.Bu holding, yıllardır faizin haram olduğuna inandırılmış, namazında-niyazında vatandaşların paralarıyla kuruldu. Bu paraların içinde emeklilik güvencesi olarak saklanmış birikimler de vardı, çeyiz paraları da..Daha kötüsü, Almanya'daki pek çok iştirakçi, vaat edilen yüzde 30'lara varan kâr payının cazibesine kapılıp bankadan borç almış, bu paraları göndermişti.Ve geçen hafta bir holding yetkilisi tarafından yapılan açıklama, bu insanların kalplerine hançer gibi saplandı:"Şirketin içi boşalmış.. Para yatıranlar bir bardak soğuk su içsin!"Besmele ile yapılan soygunun çapı 250 milyon markı buluyor!Şimdi herkes "zenginin parası züğürdün çenesini yorar" misali, bu yağma ile köşeyi dönmüş yöneticilerin malını, mülkünü, yaşamlarını tartışıyor.Çuval çuval para..Acaba soyulanlar, bu tecrübeden "Allah" diyen herkesin Müslüman olmadığı dersini çıkarıyor mu?Din sömürüsüne dayanan fenalıkların gelip önce inanmış insanları vurduğunu, acaba mağdurlardan kaçı gördü?Anlatılanlar korkunç..Marklar kuryelerle Almanya'dan geliyor. Yeşilköy Hava Limanı'nda Konya'dan gönderilen mutemede teslim ediliyor. Sayılmadan çuvallara dolduruluyor.Holding merkezinde sayıldığı zaman "1 milyon mark var" denilen çuvaldan 700 bin mark çıkıyor. Ne sorgu, ne sual.."Kara para çalındı" diye polise mi gidecekler? Gidemezler..En kolay, en risksiz soygun, soyguncuları soymaktır!O soyguncuların şimdi, istikballerini çaldıkları yüzlerce insanın parası ile Sudan'da altın madeni aldıkları, tır ve otobüs filoları kurdukları söyleniyor.Kaçıncı olay bu?İktidarın borcu..Ülkeyi yönetenler "Ne yapalım; soyula soyula soyulmamayı öğrenecekler" mi diyecekler?Dolandırıcı soyguncular, vaktiyle Fırıldak Ömer'in yavuz hırsız savunmasına başvurup bir de kurbanları ile alay mı edecekler?Fırıldak Ömer "Bak bu adam senden davacı. Ne diyorsun?" diye soran hakime şöyle demişti: "Asıl ben ondan davacıyım. Saat Kulesi'ni satın alacak avanaklar varken ben nasıl namuslu kalabilirim!"AKP iktidarının "faiz haram" yalanı ile do-andırılan insanlara karşı manevi borcu vardır. Milli Görüş'ü iktidara getirecek mali kaynakları oluşturmak bahanesiyle kurulan yalan tezgâhında, eski dava arkadaşları meşum roller oynamışlardır çünkü.Bu tezgâhı kurutacak yasal önlemleri almak iktidar olarak borçlarıdır.İslâmi sermaye adına yürütülen hayâsız ava karşı muhafazakâr kitleleri koruyacak uyarılar yapmak da insanlık borçlarıdır.Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül konuşsunlar!
Geçmiş iktidarların sefalete mahkum ettiği işçi ve Bağ-Kur emeklilerine zam yaparken gösterdiği cesaret nedeniyle hükümeti kutluyoruz.Düşünün, en düşük işçi emeklisi aylığı 257 milyon, Bağ-Kur emeklisi aylığı 150 milyon liraydı.Altı milyona yakın emeklinin düşürüldüğü utandırıcı sefalet, hiçbir bahane ile mazur görülemezdi.Nitekim sosyal devlete yakışmayan bu zalimlik, suçlu görülen bütün partilerin seçimde yok edilmesi ile cezalandırılmıştır.AKP iktidarı en düşük işçi emeklisi aylığını 332 milyon, en düşük Bağ-Kur emeklisi aylığını 262 milyon liraya çıkardı.Bu zamlar bu insanları kurtaracak mı?. Hayır. Ama eski uygulama devam etseydi aylıklara ençok 10 milyon lira artış gelecekken işçi emeklileri 75'er, Bağ-Kur emeklileri 100'er milyon lira zam aldı.Bu insanlar yine doymayacaklar ama vatandaş olarak saygı görmenin tesellisini bulacaklar.İktidar da aldığı hayır dualarla güven duygusunu arttıracaktır.Hiç kimse "Kaynak yoktu" demeye kalkmasın. Yangına su sıkılırken gelecek su faturası düşünülmez.Burada da bir sosyal yangın, tehlikeli bir sosyal yıkım vardı.İktidar, gelecek 5 katrilyon liralık yükü dengelemek için yeni vergiler koyacaksa koysun..Çünkü bu yapılmadığı takdirde hortlayacak olan enflasyon, kaşıkla verileni kepçeyle geri alacaktır.İktidar, iki yıldır ulusça çektiğimiz acıların katlanarak geri dönmesine izin vermemeli.Aman dikkat!Vazgeçin, kirlenmeyin!Duble yolları yaparken yandaşları da zengin etme niyeti iktidarı kirletecektir.Partiler mezarlığında, hiçbir başarının yolsuzluk şüphesinden doğan erimeyi önleyemediğini öğreten yığınla mevta var. Görmüyorlar mı? Yol inşaatlarını yerel yandaşlara verebilmek için 749 milyar liralık parçalara bölerek ihale eden uygulamalar yaygınlaşıyor.Bu, yalnız devlet parasının saçılıp yağmalanması, iktidarın yolsuzluk batağına batması tehlikesini yaratacaktır. Çünkü yapılan yasa dışıdır, suçtur.Seçimde söz vermiş olabilirler.Ama unutmasınlar ki onları siyasi rüşvet bekleyen bir avuç yerel müteahhit değil, temiz ve adil bir yönetim vaadine inanan milyonlar iktidara getirdi.
AKP iktidarını şu anda seçimde oyunu aldığı kitlelerden daha fazlası destekliyor.Bütün kamuoyu araştırmaları böyle diyor.Bu kredi, işbilir, dürüst ve cesur bir iktidar için, uzun erimli başarıları kısa vadeli çıkarlara feda etmeme aklına sahip bir yönetim için piyangodur. Ülke için de fırsattır.Bu güven ve umuda lâyık olmamak ise halka ihanet sayılır.AKP iktidarının yanlışa düşmemesi lâzım.Tehlikeli sulara girmeye cüret eden uzantıları görülürse hemen önlemek lâzım..Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimde vaat ettiği duble yollardan ilki Aksaray'da ihale edildi. Ama daha işin başında kötü kokular etrafa yayıldı.Devlet İhale Yasası'na göre tahmini bedeli 750 milyar lirayı aşan ihale çağrılarının, ilgilenecek bütün şirketlerin bilgilenmesini sağlamak amacıyla Resmi Gazete'de yayınlanması gerekiyor.Bu yolun tahmini bedeli 2 trilyon liranın üstünde olduğu halde yerel bir gazete olan Konya Postası'nda duyuruldu.Kılıfına uydurmak için de iş, 749, 748 ve 747 milyar liralık parçalar halinde üçe bölündü. Ve amaçlandığı şekilde ihale, adı sanı bilinmeyen bir firmaya verildi.Önce zihniyet reformu Nasrettin Hoca, gece uyurken üstünden bir fare geçtiği için sakalını, bıyığını kesmiş.Sebebini soranlara da "Kesmezsem yol olur" demiş..Aksaray'daki yanlışın yol olmaması için iktidarın, devlet parası ile yerel yandaşları zengin etme niyetinden hemen vazgeçmesi gerekiyor.Çünkü bu tecrübe ispatlıyor ki, niyeti bozuk bir yönetimi durdurmaya hiçbir yasa yetmiyor. Bize hukuk reformundan önce zihniyet ve ahlâk reformu lâzım!Aksaray'daki olay bir tehlike alarmıdır.Yolsuzluklara karşı güvenceleri artırılmış yeni İhale Yasası'nı ertelemek isteyen, bunu başaramayınca değiştirmeye teşebbüs eden iktidarın niyeti konusunda şüpheye düşenler demek ki haksız değillermiş.Israr etmek intihar olurDün "Devletin malı deniz, yemeyen domuz felsefesinin yıkılması lâzım" diyen Bayındırlık Bakanı Ergezen inandırıcı olmak istiyorsa, Aksaray'daki şaibeli ihaleyi iptal etsin ve yeni İhale Yasası'na dört elle sarılsın.İhale Kanunu -eskisi de yenisi de- "İhale konusunu oluşturan işler kısımlara bölünemez" diye yazıyor.Ama duble yollar, kanuna karşı hile yapılarak parça parça ihale edilmeye başladı. Bu ısrardan vazgeçilmelidir. Çünkü böyle giderse duble yollara çakallar inecektir.. Halk "değişen bir şey olmadı" diye düşünüp umudunu yitirecektir.. AKP de eline geçen büyük şansı küçük tamahlar uğruna ziyan edecektir.İktidar bu şansın kendisinden önce ülkeye ait olduğunu bilmenin sorumluluğu içinde davranmak zorundadır.Israrın sonu, siyasi intihardır!
Cumhurbaşkanı'na halk güveniyor. Çünkü onu hukukun ve ahlâkın teminatı olarak görüyor.Sezer bu güveni hak ediyor ama yazılı hukukun ve ahlâkın normları bazı özel durumlarda hayatın gerçekleri ile çelişiyor.Bu yüzden de Cumhurbaşkanı'nın vetoları sadece zaman kaybettiriyor.Çünkü sonuçlar genellikle Cumhurbaşkanı Sezer'e şu mesajı veriyor:"Haklısın ama alacağın yok!"Veto ettiği yasalar aynen önüne gelince onaylamak zorunda kalıyor.Zaman kaybı yanında yasa boşluğu, geçici de olsa tereddütler yaratıyor, iktidarla Çankaya arasında gereksiz bir çelişki görüntüsü doğuyor.Tayyip Erdoğan'ın yasağını kaldıran düzenlemeyi "kişiye özel yasa olmaz" diye geri çeviren Sezer, meclisin ısrarı üzerine onayladı. Referanduma da götürmeyecek.Çünkü amacı çatışma yaratmak değil, iyi bir anayasacı olarak uyarı görevini yapmak..Yani vetoları çatışma sebebi ve yeni krizlerin işareti olarak algılamamak lâzım.Sezer son olarak, vatandaşa "nereden buldun" sorusunu sorabilme imkânını tanıyan düzenlemeyi ve depremden sonra cep telefonu üzerinden alınmaya başlayan özel iletişim vergisi ile özel işlem vergisinin süresini uzatan maddeleri de veto etti.Sezer'in itirazları bazı noktalarda haklı olabilir ama ekonomik krizden çıkışın gerektirdiği mecburiyetlere uymak da şart.Çünkü Türkiye'nin sermaye kaçışına, devletin de vergi kaybına tahammülü yok.Sayın Sezer çok gerekmedikçe uyarılarını veto kullanmadan yapabilmenin çaresini bulmalıdır.Çünkü o üniversitede kürsü hocası değil, bu ülkenin Cumhurbaşkanıdır.Başbakan Gül'e itirazBaşbakan'ın manevrasını yadırgadım.Gül Saddam hakkında şöyle konuşmuştu:"Irak'ta acımasız bir diktatörlük var. Onun kendi halkına yaptığı zulüm de hâlâ hafızalarımızda. Elinde kitle imha silahları bulunuyor ve geçmişte bunu kendi halkına karşı kullandığını bile gördük.."Bağdat'tan tepki gelince Gül lâfı değiştirdi:"Her ülkenin rejimi kendisini ilgilendirir. Her ülkenin gerekleri ve tarihi gerçekleri vardır. Hepsine saygı duyuyoruz.."Birinci açıklama ne kadar haklı ve saygıdeğer ise ikincisi o kadar yanlış ve saygıya değer değildir.Madem ki Irak'taki despot nota verince alttan alacaktı, o zaman ilk konuşmayı yapmamalıydı. Konuşmakla hata ettiğini düşünüyorsa, ikinci konuşma daha büyük bir hata olmuştur.Birincisi, T. C. Başbakanı olarak bunu yapmaya hakkı yoktu. Bizi rencide etti.İkincisi, ricat konuşmasının mantığı da yerinde değildir.Çünkü bugünün dünyasında her ülkenin rejimi kendisini ilgilendirmez!Çünkü bugün başımızın üstünde dolaşan savaş bulutlarının müsebbibi Saddam'dır ve onun acımasız rejimidir.
Yeni yılın ulusumuza barış, huzur, umut ve mutluluklar getirmesini diliyoruz.2002 Türkiye için siyasi tasfiye yılı oldu. 3 Kasım'da millet iki kanatlı bir meclis ve sayısal gücü çok yüksek bir iktidar seçti.Kısır siyasi çekişmelerin yarattığı zaman kayıplarına, önlenemeyen yolsuzluklara, işsizliğe ve sosyal eşitsizliklere karşı indirici bir yumruktu bu.AKP yalnız benzersiz bir şans elde etmekle kalmadı, tarihi bir sorumluluğun da altına girdi.Eskiden başarısız hükümetlerin meclis içinde alternatiflerini yaratma olanağı vardı. Fakat bugün yok.O nedenle iktidar başarılı olmaya mahkumdur.2003 yılının gündeminde Irak'taki savaş olasılığı, Kıbrıs'ta çözüm zorunluluğu, AB'ye bahane bırakmayacak reformist gerçekleşmeler ve iş bekleyen milyonlarca insan için daha fazla ertelenmesi mümkün olmayan ekonomik büyüme var.Bütün bu hedefler toplumla ve devlet organları ile uyumlu, cesaretini bu uyumu bozmayacak şekilde kullanan dürüst ve samimi bir iktidar anlayışı gerektiriyor.Zamansız risklerAKP böyle bir gündemin altında ezilmek istemiyorsa en azından 2003'te ideolojik zorlamalara yönelme yanlışına düşmemek zorundadır.İktidar yöneticileri, laiklik konusunda yaratacakları şüphe ve güvensizliğin ağır maliyetini düşünerek adım atmalı.Yüksek öğretimde düzen değişikliği niyeti, sabırsız ve riskli bir kumardır.İrticai faaliyet gerekçesiyle Yüksek Askeri Şura kararıyla ordudan uzaklaştırılan personele sahip çıkmak da zamansız bir politik gösteridir.Yedi subayın ihraç edildiği son YAŞ toplantısında Başbakan Gül'ün muhalefet şerhi koyması bir siyasi tavır ve demokratik bir hak olarak algılanabilir. Ama bu adımı, Anayasa değişikliğine vardırmak, 2003 hedeflerini sisler vadisinde kaybetmektir.Hele CHP lideri Baykal'ın dediği gibi savaş bulutları bölgemizde iyice yoğunlaşmışken.. Hele Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bu subaylar için yapılan başvuruların tümü reddedilmişken..İşiniz mi kalmadı?Dünyada demokratik ordu yok. Disiplini az olanlar ve tam olanlar var.Türk Ordusu'nu devletin en sağlam kurumu yapan disipline zarar verecek teşebbüsler en azından güvensizlik yaratır. Bu da başarı yolunda iktidarın en önemli sermayesini kaybetmesi demek olur.İktidar 2003'ü, gündemdeki acil konular üstünde en geniş toplumsal destekleri sağlamak yolunda kullanmalıdır.Parti önderleri, yüklendikleri sorumlulukların, parti içindeki radikallerin özlemlerine feda edilmeyecek kadar değerli olduğunu unutmamak zorundadır.Ülkede umudu yeniden inşa etmek ve güven duygusunu topluma kazandırmak her şeyden önemli..
Durum netleşti: Amerika Irak savaşında Türkiye'den hayal ettiği tam desteği alamayacak.Amerika'nın dediği şuydu: BM denetçilerinin raporu nasılsa olumsuz çıkacak. Güvenlik Konseyi de yaptırım kararı alacak. Savaş kaçınılmaz olacağına göre Türkiye kararını hemen vermelidir.Baskının bunaltıcı bir hal aldığı biliniyordu.Dün gazetelerin genel yayın yönetmenlerini kabul eden Başbakan Gül, Washington'a da cevap niteliği taşıyan şu ifadeyi kullandı:"Burası emirlik, krallık değil!"Tercümesi şudur:Türkiye demokratik hukuk devletidir. Halkın eğilimini dikkate almak zorundayız. Ezici çoğunluğu, değil savaşa, Türkiye'deki üslerin Amerikan uçaklarına açılmasına bile karşı..Anayasa da (madde 92) "Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Büyük Millet Meclisi'nindir" diyor.Tam destek yokPeki hükümet bu yetkiyi kullanmasını meclisten ne zaman talep edecek?Bunun için acele etmeyecek.Güvenlik Konseyi kararının çıkmasına kadar bekleyecek. Yani en az Ocak sonu..O durumda bile en çok hava sahasını açacak, üslerin kullanılmasına izin verecek, fakat haklı olarak 80 bin gibi yüksek sayılarla ifade edilen yabancı askerlerin ülkede konuşlanmasını kabul etmeyecek.Ama güvenlik çıkarları ile ilgili kaygılar bile Türkiye'yi bu savaşa mahkum ediyor:Büyük göçü sınırlarımıza dayanmadan durdurmak, Kürtler'in Kerkük ve Musul'a girme teşebbüsleri olursa bunu önlemek ve Türkmenlerin güvenliğini sağlamak zorundayız..Çıkar ve moralMeclisteki havanın döndüğü görülüyor. ABD taleplerine direnmek, daha çok pazarlık gücümüzü arttırma arzusuna dayanıyordu düne kadar. Oysa meselenin moral yönü öne çıkmaya başladı.Özellikle meclisteki AKP grubu Irak halkına mazlum ve mağdur olarak bakıyor. Ama şu da bir gerçek: Bu trajik tablonun suçlusu Saddam'dır. Nitekim Başbakan Gül de dün Saddam'ın halkına zulmeden bir diktatör olduğunu söyledi.Saddam'ı tasfiye etmeyi hedefleyen bir savaşın dışında kalmak, mazlum ve mağdur Irak halkını korumak mı olacak?Türkiye'ye savaş sonrasının galipler masasında yer alma hakkını kaybettirecek bir politikanın taşınamaz tarihi sorumlulukları olmayacak mı?Bereket bunları konuşacak zaman var önümüzde..
Yeni ihale yasası, beklendiği gibi iktidar içindeki ilk iç çelişkinin sebebi oldu.Yasa, Başbakan Gül ile parti lideri Erdoğan'ı karşı karşıya getirdi.Erdoğan ve Bayındırlık Bakanı Ergezen ertelemeden, Başbakan Gül ve Başbakan Yardımcısı Şener, yasanın 1 Ocak'ta yürürlüğe girmesinden yana tavır koydular.Kamuoyunda Başbakan Gül'ü destekleyen görüşün ağır basması üzerine yasanın yolsuzluklara karşı oluşturulan kalkanında delikler açan değişikliklerle dolu bir tasarı meclise sevkedildi.Bu tasarı, kamu ihalelerinin eşe dosta verilmesini, rüşveti ve devlet soygunlarını önleyen güvenceleri yok edecektir.AKP'nin seçimde vaat ettiği duble yollar 1 Ocak'ta yürürlüğe girecek yasa ile ihale edildiği takdirde parti yandaşı müteahhitler avuçlarını yalayacaklar.Yasa, ödeneği bulunmayan yatırımlara kapılan kapatığı için göz boyama amaçlı temel atmalar tarihe karışacak.Oysa AKP yaklaşan yerel seçimler nedeniyle bu iki imkânı feda etmek istemiyor. Erdoğan'ın ısrarının bundan kaynaklandığı sanılıyor.Başbakan Gül hafta içinde iki söz verdi:1. Kanun kesinlikle ertelenmeyecek..2. İhale işine asla siyaset girmeyecek..Şimdi Başbakan'ın, dolayısiyle hükümetin itibarı, Kamu İhale Yasası'nın, meclise sevkedilen tasarı ile delinmeden yürürlüğe sokulmasını gerektiriyor.Bu vaat tutulursa o zaman da Tayyip Erdoğan'ın liderlik imajı yara alacak.Partinin zirvesinde oluşan iki farklı anlayış, iktidarın seyir defteri konusunda dikkat çekici bir ipucu veriyor:Gül "yolsuzluklara açık kapı bırakan parti" görüntüsünden sakınırken Erdoğan iktidar nimetlerinden yandaşlarını yararlandırmakta daha gözü kara davranıyor.Bu durum, ara seçimle meclise girip Başbakan koltuğuna oturacak olan Tayyip Erdoğan'ın kredisini herhalde yükseltmeyecektir.İktidar aşınması bu kadar erken başlamamalıydı!Özveri değil gösteriMilletvekili lojmanlarının boşaltılması yeni dönem adına iyi bir başlangıçtı.Ayrıcalıkları reddeden ve milletin mahkum olduğu tasarruf mecburiyetini paylaşan bu özveri, milletvekillerine itibar getirdi.Ama yazık ki olay, fiyasko ile biten bir gösterinin hayal kırıklığı ve kızgınlık yaratan kaderine mahkum olacak gibi görünüyor.Lojmana taşınmayan milletvekillerinin bir çoğu Ankara'daki kamu misafirhanelerini doldurmuş durumda.Bu yüzden hak sahipleri mağdur oluyor. Lojmanda kalırken milletvekilleri kira yanında, harcadıktan elektrik, su ve gaz faturalarını ödüyorlardı.Şimdi bedavaya yaşıyorlar. Siyasetçinin özverisi buysa yerinde kalsın!
Askere olan güven duygusu Türkiye'de sivil aydınların ve siyasetçilerin sığınağıdır.Bu insanlar irtica ve bölücülük tehlikesi karşısında genellikle dik durmaz. Çünkü bu kişisel hedef olma riski doğurur.Niye riske girsinler?Nasılsa Ordu, ciddi boyuta gelirse yumruğunu vuracak, tehdidi ortadan kaldıracaktır.Sivil aydınlar ve siyasetçiler bu lüksü daha ne kadar suistimal edecekler?Toplumsal işbölümünün onlara sağladığı saygı devam etsin, ama bunun bedeli olan riskler semtlerine uğramasın..Ama olmuyor işte, bu hesap tutmuyor.Toplumsal güven ve saygınlık sıralamasında bütün kurumlar aşağı gidiyor, "demokrasiye fazla müdahale ediyor" diye eleştirilen asker birinci sıradaki yerini korumaya devam ediyor.Korku yerine akılBöyle geldi, böyle gitmez. Demokrasi istiyorsak siyasette, medyada, düşünce zemininde katlımın genişlemesi gerekiyor.Kapımızda bir savaş tehlikesi var. Barışı savunmak iyidir ama "barışçı" görünme çıkarcılığına dayalı teslimiyetçilik, savaştan da zararlı sonuçların sebebidir.Ulusal çıkarları Türkiye'yi bu savaşın içinde olmaya mahkum ediyor.. Güvenliğimiz, Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin oluşmasına izin vermiyor. Buna mani olmak, Türkiye'nin galipler masasında bulunmasına bağlı.."Saddam, elindeki kimyasal ve biyolojik silâhları bize atarsa?."Bu tehlike, korkmanın değil, tehdidi ortadan kaldıracak cesareti göstermenin sebebidir.Müslüman bir ülkeye karşı savaşa girme kaygısına gelince?.Bu savaşın dinle ilgisi yok. 16 Mart 1988'de Saddam'ın Halepçe'de siyanür ve hardal gazı yağdırarak katlettiği 5 bin Iraklı Kürt Müslüman değil miydi?Pazarlık zamanıGereken, Irak'ı Saddam'dan kurtarmaya yönelik hazırlığın caydırıcılığını artırmaktır. Belki bu kararlılık, Saddam'ın Irak güçleri tarafından tasfiye edilmesini sağlayacaktır.Bunun yanında savaşın uzamaması ve doğuracağı ekonomik zararlara karşı Türkiye'nin garanti altına alınması için çalışmak..Birinci Körfez Savaşı sırasındaki kararsızlığımız, savaşın en büyük zararını Türkiye'ye getirdi. Arap fonlarından oluşan savaş tazminatından pay alamadık.Şu anda yoğunlaşmamız gereken mesele, siyasi ve ekonomik çıkarlarımızı garantiye alacak pazarlıkları sonuçlandırmak, eğer olacaksa savaşa ne yapacağını, ne alacağını bilen bir ülke olarak girmektir.Ama sivil pısırıklık, zamanın zararımıza harcanmasına sebep oluyor.Siyasetçiler, kapalı toplantılarda askerlerden dinledikleri ve kabul erlikleri gerçekleri halkla paylaşmanın cesaretini göstersinler artık.Gösteremiyorlarsa bunun sorumluluğunu alsınlar.Saklanmasınlar!