Cumhurbaşkanı'na halk güveniyor. Çünkü onu hukukun ve ahlâkın teminatı olarak görüyor.
Sezer bu güveni hak ediyor ama yazılı hukukun ve ahlâkın normları bazı özel durumlarda hayatın gerçekleri ile çelişiyor.
Bu yüzden de Cumhurbaşkanı'nın vetoları sadece zaman kaybettiriyor.
Çünkü sonuçlar genellikle Cumhurbaşkanı Sezer'e şu mesajı veriyor:
"Haklısın ama alacağın yok!"
Veto ettiği yasalar aynen önüne gelince onaylamak zorunda kalıyor.
Zaman kaybı yanında yasa boşluğu, geçici de olsa tereddütler yaratıyor, iktidarla Çankaya arasında gereksiz bir çelişki görüntüsü doğuyor.
Tayyip Erdoğan'ın yasağını kaldıran düzenlemeyi "kişiye özel yasa olmaz" diye geri çeviren Sezer, meclisin ısrarı üzerine onayladı. Referanduma da götürmeyecek.
Çünkü amacı çatışma yaratmak değil, iyi bir anayasacı olarak uyarı görevini yapmak..
Yani vetoları çatışma sebebi ve yeni krizlerin işareti olarak algılamamak lâzım.
Sezer son olarak, vatandaşa "nereden buldun" sorusunu sorabilme imkânını tanıyan düzenlemeyi ve depremden sonra cep telefonu üzerinden alınmaya başlayan özel iletişim vergisi ile özel işlem vergisinin süresini uzatan maddeleri de veto etti.
Sezer'in itirazları bazı noktalarda haklı olabilir ama ekonomik krizden çıkışın gerektirdiği mecburiyetlere uymak da şart.
Çünkü Türkiye'nin sermaye kaçışına, devletin de vergi kaybına tahammülü yok.
Sayın Sezer çok gerekmedikçe uyarılarını veto kullanmadan yapabilmenin çaresini bulmalıdır.
Çünkü o üniversitede kürsü hocası değil, bu ülkenin Cumhurbaşkanıdır.
Başbakan Gül'e itiraz
Başbakan'ın manevrasını yadırgadım.
Gül Saddam hakkında şöyle konuşmuştu:
"Irak'ta acımasız bir diktatörlük var. Onun kendi halkına yaptığı zulüm de hâlâ hafızalarımızda. Elinde kitle imha silahları bulunuyor ve geçmişte bunu kendi halkına karşı kullandığını bile gördük.."
Bağdat'tan tepki gelince Gül lâfı değiştirdi:
"Her ülkenin rejimi kendisini ilgilendirir. Her ülkenin gerekleri ve tarihi gerçekleri vardır. Hepsine saygı duyuyoruz.."
Birinci açıklama ne kadar haklı ve saygıdeğer ise ikincisi o kadar yanlış ve saygıya değer değildir.
Madem ki Irak'taki despot nota verince alttan alacaktı, o zaman ilk konuşmayı yapmamalıydı. Konuşmakla hata ettiğini düşünüyorsa, ikinci konuşma daha büyük bir hata olmuştur.
Birincisi, T. C. Başbakanı olarak bunu yapmaya hakkı yoktu. Bizi rencide etti.
İkincisi, ricat konuşmasının mantığı da yerinde değildir.
Çünkü bugünün dünyasında her ülkenin rejimi kendisini ilgilendirmez!
Çünkü bugün başımızın üstünde dolaşan savaş bulutlarının müsebbibi Saddam'dır ve onun acımasız rejimidir.
Sezer haklı ama...
Cumhurbaşkanı'na halk güveniyor. Çünkü onu hukukun ve ahlâkın teminatı olarak görüyor. Sezer bu güveni hak ediyor ama yazılı hukukun ve ahlâkın normları bazı özel durumlarda hayatın gerçekleri ile çelişiyor...
Haberin Devamı

