Askere olan güven duygusu Türkiye'de sivil aydınların ve siyasetçilerin sığınağıdır.
Bu insanlar irtica ve bölücülük tehlikesi karşısında genellikle dik durmaz. Çünkü bu kişisel hedef olma riski doğurur.
Niye riske girsinler?
Nasılsa Ordu, ciddi boyuta gelirse yumruğunu vuracak, tehdidi ortadan kaldıracaktır.
Sivil aydınlar ve siyasetçiler bu lüksü daha ne kadar suistimal edecekler?
Toplumsal işbölümünün onlara sağladığı saygı devam etsin, ama bunun bedeli olan riskler semtlerine uğramasın..
Ama olmuyor işte, bu hesap tutmuyor.
Toplumsal güven ve saygınlık sıralamasında bütün kurumlar aşağı gidiyor, "demokrasiye fazla müdahale ediyor" diye eleştirilen asker birinci sıradaki yerini korumaya devam ediyor.
Korku yerine akıl
Böyle geldi, böyle gitmez. Demokrasi istiyorsak siyasette, medyada, düşünce zemininde katlımın genişlemesi gerekiyor.
Kapımızda bir savaş tehlikesi var. Barışı savunmak iyidir ama "barışçı" görünme çıkarcılığına dayalı teslimiyetçilik, savaştan da zararlı sonuçların sebebidir.
Ulusal çıkarları Türkiye'yi bu savaşın içinde olmaya mahkum ediyor.. Güvenliğimiz, Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin oluşmasına izin vermiyor. Buna mani olmak, Türkiye'nin galipler masasında bulunmasına bağlı..
"Saddam, elindeki kimyasal ve biyolojik silâhları bize atarsa?."
Bu tehlike, korkmanın değil, tehdidi ortadan kaldıracak cesareti göstermenin sebebidir.
Müslüman bir ülkeye karşı savaşa girme kaygısına gelince?.
Bu savaşın dinle ilgisi yok. 16 Mart 1988'de Saddam'ın Halepçe'de siyanür ve hardal gazı yağdırarak katlettiği 5 bin Iraklı Kürt Müslüman değil miydi?
Pazarlık zamanı
Gereken, Irak'ı Saddam'dan kurtarmaya yönelik hazırlığın caydırıcılığını artırmaktır. Belki bu kararlılık, Saddam'ın Irak güçleri tarafından tasfiye edilmesini sağlayacaktır.
Bunun yanında savaşın uzamaması ve doğuracağı ekonomik zararlara karşı Türkiye'nin garanti altına alınması için çalışmak..
Birinci Körfez Savaşı sırasındaki kararsızlığımız, savaşın en büyük zararını Türkiye'ye getirdi. Arap fonlarından oluşan savaş tazminatından pay alamadık.
Şu anda yoğunlaşmamız gereken mesele, siyasi ve ekonomik çıkarlarımızı garantiye alacak pazarlıkları sonuçlandırmak, eğer olacaksa savaşa ne yapacağını, ne alacağını bilen bir ülke olarak girmektir.
Ama sivil pısırıklık, zamanın zararımıza harcanmasına sebep oluyor.
Siyasetçiler, kapalı toplantılarda askerlerden dinledikleri ve kabul erlikleri gerçekleri halkla paylaşmanın cesaretini göstersinler artık.
Gösteremiyorlarsa bunun sorumluluğunu alsınlar.
Saklanmasınlar!
Sivil pısırıklık
Askere olan güven duygusu Türkiye'de sivil aydınların ve siyasetçilerin sığınağıdır. Bu insanlar irtica ve bölücülük tehlikesi karşısında genellikle dik durmaz. Çünkü bu kişisel hedef olma riski doğurur.
Haberin Devamı

