Hükmü yoktur!

22 Ocak 2003

Türkiye garip bir ülke.. Her gün yüreğimizi ağzımıza getiren bir şey oluyor ama genellikle korkulan şey olmuyor.Anayasa Mahkemesi dün Tayyip Erdoğan'ı AKP Genel Başkanı kabul etmediği anlamına gelen bir karar aldı. Karar, Erdoğan'ın siyasi yasağı nedeniyle kurucu üyelikten ayrıldığı tarihten bu yana geçen süreyi kapsıyor.Kapsıyor da ne oluyor? Hiç..Genel Başkan olarak yaptığı eylemler ve attığı imzalar geçersiz hale mi geliyor?Bu yüzden Erdoğan'a cezai bir sorumluluk mu çıkıyor? Hayır.. Temel fıkrası gibi:Temel can arkadaşı Dursun'a borç vermiş. Dursun borcunu inkâr edince mahkemelik olmuşlar. Mahkemede Dursun "Hakim bey ben bu adamdan para almış olamam. Çünkü oni tanimayrum" deyince Temel küplere binmiş:"O bana tanimayrum diyorsa ben oni hiç tanimayrum!"Yargı Erdoğan'ın genel başkanlığını tanımamış, fakat Erdoğan da yargı kararını tanımayarak işini bildiği gibi sürdürmüş.. Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararı Resmi Gazete'de yayınlandığı güne kadar da isterse sürdürecek.Belki AKP? hukuka saygılı davranmak adına son yasal düzenlemelerle engellerinden kurtulan Erdoğan'ı partiye üye kaydedip yeniden genel başkan seçecek.Anayasa Mahkemesi, üç ay önce vermesi gereken kararı dün vermiştir. Bu karar o günün koşullarında doğru olacakken bugün değildir. Çünkü Erdoğan'ın kurucu üye ve genel başkan olması önündeki tüm engeller bu süre içinde yapılan yasal düzenlemelerle ortadan kalkmıştır.Ve dünkü kararın da hiç bir hukuki anlamı kalmamıştır.Dün haber toplantısında bu gelişmelere başlık ararken halkın hissiyatını gerçek durumla bağdaştıran en çarpıcı manşeti Görsel Yönetmenimiz Aydoğan Kaçıra önerdi:"Çene suyuna çorba!"Ama yargının kendisinden esirgediği hassasiyeti biz gösterdik ve vazgeçtik.Eller Ay'a biz yayaAnkara'da aynı hukuk metni üstünde 11 Anayasa Mahkemesi yargıcının ortadan bölündükleri gün Paris'te politikacılar Almanya ile Fransa'yı bütünleşmeye götüren ortak iradeyi imzaya bağladılar.Avrupa tarihinin en amansız düşmanları uyanık önderleri sayesinde küresel bir güce geleceğin vaad ettiği ufuklara ilerliyorlar.Elysee Antlaşması'nın 40'inci yıldönümü nedeniyle yayınlanan ortak bildiri, iki ülkenin bütünleşme iradesini dünyaya duyurdu.Almanya ve Fransa, kanunlarının uyumunu, dış politikada ve ekonomik alanda ortak hareket etmeyi, iki ülke insanlanna çifte vatandaşlık hakları tanımayı hedefliyor.Ayrıca AB üyesi öteki ülkeleri peşlerinden sürükleyecek bir örnek yapılanmayı öngörüyor.Bu tarihi zirve noktası, bölgesel ihtilâfları çözümsüzlüğe mahkum eden çağdışı siyasetçilere, küreselleşmenin yüklediği sorumlulukları hatırlatıyor...Ve başımızdakileri "eller Ay'a biz yaya" sözüyle hicvetmekten daha fazla şeyler yapma mecburiyetinin çanlarını çalıyor.

Devamını Oku

Krizi delen kahramanlar

22 Ocak 2003

Türkiye geçen yıl krize rağmen yüzde 6 kadar büyüdü. İç piyasadaki yıkıcı daralmaya rağmen ümit ve cesaret veren bu gelişmeyi ne tür bir mucizeye borçluyuz?Kahramanlar belli, ihracata yönelik sanayicilerimiz. Avrupa'nın televizyon pazarında ilk üç sırayı alan firmalardan ikisinin Türk oluşu, Türk sanayiinin uluslararası rekabet alanında göğsümüzü kabartan başarılarını bize duyurmakla kalmıyor, gelecek adına daha iddialı ufukların da haberciliğini yapıyor. Vestel ve Beko, Avrupa televizyon pazarının en büyük üç üreticisinden ikisi oldu.Bu yıl Avrupa'da satılacak olan 10 milyon civarında televizyon bu iki firma tarafından üretilecek. Dünyaca ünlü pek çok Japon, İngiliz, Fransız, Alman firmaları bile artık televizyonlarını Vestel ve Beko'da yaptırıyor, markalarını üstüne koyup satıyorlar.Fakat iki Türk firmasının ürünleri de marka olarak her yıl biraz daha tanınıyor ve rekabet gücü kazanıyor. Ve bu gelecek için en değerli yatırım oluyor. Türkiye, ucuz emekle keçi boynuzundan şeker çıkarmanın çileli köleliğini ve alay konusu montaj sanayii dönemlerini artık geride bırakmıştır. Önümüzde tekstilden sonra otomotiv ve elektronik sanayiinde marka yaratma ve rekabet üstünlüğümüzü kanıtlama ufukları açılmıştır. Gümrük Birliği gerçekleşmeseydi bu ufukları açmak mümkün olmayacaktı. İşadamlarımız Avrupa pazarındaki güçlerini göstermekle kalmıyorlar, geleceğimizin Avrupa olduğu gerçeğini de kanıtlıyorlar.İhracata dayalı sanayinin performansı, yeni hükümete de ilham vermelidir. Geçen yıl Türkiye'ye gelen yabancı sermayeden daha fazlası Türkiye'den çıkıp gitmiştir. Devletin politikası sanki iş kurulmasını istemiyor. Bu yüzden bir çok Türk müteşebbis dahi yatırımlarını Bulgaristan'a, Romanya ve Polonya'ya yöneltmiştir. Yeni hükümet Türkiye'yi yatırım cennetine çevirdiği, Beko'ları, Vestel'leri çoğalttığı ölçüde başarılı olabileceğini görmelidir. Devlete rağmen bu kadarı olabiliyorsa, gölge etmeyen bir devletle neler olmaz!Önce Hocalarına sorsunlar!Sempatizanları, Fettullah Gülen hakkında çıkan her haberden sonra gazeteleri mesaj bombardımanına tutuyorlar. Dün yine aynı şey oldu. Haber, DGM Savcısı'nın Gülen ve grubu ile ilgili iddianamesini ve 10 yıla kadar hapis talebini konu alıyordu. Savcı, Gülen cemaatinin "sabırlı ve tedbirli" adımlarla cihada hazırlanan Türkiye'deki "en güçlü ve etkin irticai yapılanma" olduğunu iddia ediyordu. Fethullah Hoca yandaşları bu haberin gazetelere yansımasını biraz sitem, biraz tehdit kokan ifadelerle protesto ederken suçlamaları reddediyorlar. Eğer dedikleri kadar masumsalar bu baskıyı Hocalarına yöneltmeleri gerekiyor. Hocanın üç yıl önce ortaya çıkan o meşum kasetinde yandaşlarına verdiği direktifler var:"Adliyede, mülkiyede veya başka hayati bir müessesedeki arkadaşlarımızın mevcudiyeti, İslâmi geleceğimiz adına işin garantisidir.. Sistemin püf noktalarını keşfetmek lazım.. Erken vuruş diyebileceğim çıkışlar yaparlarsa dünya başlarını ezer. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır.." Evet Hocalarına sorsunlar bunlar ne demek oluyor? Çünkü toplumsal vicdanın kararı, en az yargının vereceği karar kadar önemlidir. Hatta belki daha bile önemli ve etkili..

Devamını Oku

İşin içindeyiz

21 Ocak 2003

Savaştan daha korkutucu ihtimal, Türkiye'nin kaçınılmaz hale gelecek olan bir savaşın dışında kalmasıdır.Çünkü o zaman uzayacak savaşın suçu bize yıkılacak, ABD ile süren ilişkilerin temeli olan güven zedelenecek; IMF ilişkilerinden AB hedefine kadar pek çok alanda Türkiye en güçlü desteğini kaybedecek; Mülteci akınından Kuzey Irak'ta Kürt devleti oluşumuna ve Kerkük-Musul petrollerinin kaderine kadar, hayati önemde pek çok gelişme kontrolümüz dışına çıkacaktır.Başbakan Gül'ün bölge ülkelerine yönelik barışçı çözüm girişimleri, bu riskler nedeniyle ümitten çok tedirginlik yarattı. "Acaba bu çabalar Washington'ı rahatsız eder mi? Türk-ABD ilişkilerinin geleceğine zarar verir mi?" sorusunun çengeli kafalara takıldı.ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Myers'ın ziyareti sayesinde ortaya çıkan işaretler ve yapılan açıklamalar, bu meseledeki korkuların pek de yerinde olmadığını düşündürüyor.Bakana yalanlamaBaşbakan Gül'ün yaptığı açıklamalar içinde yer alan iki tespit, hükümetin gerçekçi bir politika çizgisi üstünde yürüdüğünü gösteren ipuçlarıdır:"Türkiye Irak krizine, yumuşak karnı olan bir dönemde yakalandı." "Türkiye bu işin içindedir. Olup bitecekler bizi yakından ilgilendirdiği için iyi-kötü her ihtimale karşı hazırdır." Amerikalı Komutan Myers'ın kendisine yaptığı ziyaret sırasında Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tv kameralarına "Bu bir nezaket ziyaretidir. Müzakere edeceğimiz bir gündemimiz yok" dedi. Bakan Gönül'ün sözleri İngilizceye çevrilmeden mikrofonlar kendisine uzatıldığı için Orgeneral Myers, iktidarın saklamaya çalıştığı gerçeği açıkça ortaya koyuverdi:"Tartışacağımız konular önemli ve çok çeşitlidir.."Amerikalı komutan birkaç saat sonra iki ülkenin stratejik ortak olarak kalacağından emin olduğunu söyleyerek Türkiye'den ayrıldı."Günah bizden gitti"Irak olayında bir öz var, bir de görüntü.. Öz, Saddam rejiminden kurtarılmış bir Irak'tır. Görüntüye gelince..Amerika bölgeye yaptığı askeri yığınağın, Saddam üstünde "Bu defa kurtuluş yok" gözdağı vermeyi hedeflediğini, yani diplomasinin barışçı amacını desteklediğini söylüyor. Türkiye ise askeri hazırlıklarını mümkün olduğu kadar göstermemeye ve diplomatik çabalarını öne çıkarmaya çalışıyor.Savaş kaçınılmaz olursa barışı kurtarmak için bir bölge ülkesi olarak elinden gelen her şeyi yaptığına komşularını ve dünyayı inandırmak istiyor.Türkiye'nin özel durumundan kaynaklanan zorluğun bu ziyaretler sayesinde Washington'a anlatıldığı ve kabul görmesinin sağlandığı belli oluyor.Artık ufuktaki savaşı sadece Saddam Hüseyin önleyebilir. Onun Bağdat'ta oturmaya devam etmesi şartına dayanan hiçbir uzlaşmanın şansı kalmamış gibidir.

Devamını Oku

Ha gayret!

20 Ocak 2003

Tayyip Erdoğan'ın ilk hedefi Başbakan olmak, "nihai hedefi de Çankaya Köşkü'ne çıkmakmış..İlk hedefinin önündeki engeller kalktı. Bu yürüyüşü CHP de kolaylaştırdığına göre hedefe ulaşmak artık sadece zaman sorunudur.1999 yılında cezasını çekmekte olduğu Pınarhisar Cezaevi'de bu hayallerini açığa vurduğu zaman acaba ona kaç kişi inanmıştı? Ama sosyal oluşumların yarattığı rüzgârları siyasal fırsatların yelkenlerine dolduran Erdoğan artık Türk siyasetinin bir numaralı figürü olmayı başarmıştır.Yasaklı olduğu halde partisi AKP'ye beklenmedik bir zafer kazandırmıştır. Aslında bu beklenmedik bir zafer miydi, yoksa toplumun hazırladığı demokratik darbe misyonuna uygun rolü kendine ve partisine kazandıran yaratıcılığı sayesinde hak ettiği bir başarı mıydı? İkinci ihtimal gerçeğe daha yakın duruyor.Sürekli değişimYargıtay eski Başkanı Sami Selçuk diyor ki:"Sonuçta (3 Kasım'da) itilip kakılanların, ezilenlerin, bunalanların, 'takip, terbiye ve tedip' edilenlerin, dışlananların, yok sayılanların, anlı şanlı savcıların toplumu utandıran anlı şanlı deyişleriyle 'vatan hainleri'nin, 'vampirler'in, özetle bezginlerin ve ötekilerin iktidarı ortaya çıktı. Bu açılardan bu seçime ve sonuçlarına diyecek bir şey yoktur." Bu tespit Tayyip Erdoğan'a 9 Mart'taki seçimi aşıp Başbakan koltuğuna oturma hakkını vermektedir.Önümüzdeki hafta piyasaya çıkacak "Türk Siyasetinde Bir Kasımpaşalı" adlı kitap, dört yıl önceki cezaevi günlerinde Erdoğan'ın sonradan AKP'yi birlikte kuracakları arkadaşlarına şunları söylediğini yazıyor:"Türkiye'nin en büyük partisini kuracağım ve bir gün Başbakanlık koltuğuna oturacağım.. Allah nasip ederse nihai hedefim Çankaya Köşkü'ne çıkmaktır.."Keşke lâyık olsa Erdoğan birinci hedefine, rejim için tehdit oluşturan saplantılarından kurtulduğunu ilân ettiği için ulaştı. Seçimden sonraki sözleri, karar ve eylemleri, "değiştim" iddiasının delilleri oldu.Cumhurbaşkanı olma hayali, kimseyi korkutmamalıdır.Böyle bir hedef Başbakan olduğu zaman Erdoğan'ı yoldan çıkarmaz, tam tersine onu, milletin gönlünde Atatürk ile özdeşleşmiş olan bu makama lâyık hale gelmenin çabasına, özverisine, akıl ve erdem zenginliğine yöneltir. Böylece muhafazakârlık, laik ve demokratik rejimin güvenceleri arasına katılır, din sömürüsü ve irticai örgütlenme tehdit olmaktan çıkar, devlete yönelik partizanlık ve yağma niyetleri karşısında da güçlü bir direnç oluşur. Tayyip Erdoğan'ın Çankaya hayali, kendisi ve partisi için de, ülke için de hayırdır. Yeter ki Erdoğan, meclisteki 363 AKP oyunun bu hedefi garanti etmediğini bilsin... Ve önündeki dört yılı o yüce makama lâyık olduğunu kanıtlamak için değerlendirebilsin.

Devamını Oku

Anne, yine gel!

17 Ocak 2003

Enflasyonun fenalıklarını başka ülkelerin dramlarına bakarak öğrenmeyi bilemedik.Üçüncü Dünya'nın, kötü tecrübeleri bizzat yaşama geleneği hükmünü bizde de yürüttü ve Türkiye'yi haksızlıkların, hırsızlıkların, ahlâksızlıkların girdabına çekti.Özal zamanında "Enflasyon bir gün iner ama yarattığı ahlâk erozyonu kuşaklar boyu sürer" diye yırtınırdık. İktidarın allâmeleri de "Kontrollü enflasyon büyümeyi teşvik eder" diyerek bize itiraz ederlerdi.İşte korktuğumuza uğradık..Geleneksel kültürümüzün yerini enflasyon kültürü kapladı. Duygu ve davranış kalıplarından müziğimize kadar her şey değişti, yozlaşı.Ne oldu bize böyle?Geçen gün Mardin'de 12 yaşında bir kız çocuğuna tecavüzle suçlanan, aralarında yönetici konumda memurların da bulunduğu 16 kişinin tutuklandıklarını gazetelerde okuduk.İstanbul Kültür Üniversitesi önünde bir profesörün, kapkaççılar tarafından çarpıldığı, yardım için kıllarını kıpırdatmayan çevre esnafının profesöre "burada sık sık böyle şeyler oluyor" dediği haber oldu.O kadar mı?"İbo" ile ilişkili kadınları peş peşe koltuk değneğine bağımlı kılan saldırılar bile toplumun güvenlik gündemine değil magazin gündemine konu oluyor.Ahlâksızlık sâridir. Mikrobun yayılma hızını da enflasyon sağlıyor.O bakımdan IMF destekli programı, sadece ekonomi için değil, asıl değerler sistemini ayağa kaldırmak için önemsemek gerekiyor.Türk halkı, IMF programının sıkıntı veren cenderesine katlanmayı, çocuklarımıza daha temiz ve adil bir düzen bırakmanın yatırımı olarak algılamalı ve sabır göstermelidir.Bu iyilik bile yeterTürkiye zor durumda olmasaydı bu iktidar da enflasyon kültürünün devlet ve millet sırtından yandaşları zengin eden fırsatlarını sonuna kadar kullanmayı isteyecekti.Nitekim yeni Kamu İhale Kanunu'nu değiştirme girişimi, bu niyetin arsızlığı idi.Eski yasa Türkiye'yi yatırım mezarlığı yapmıştır. 5500 temele 130 milyar dolar gömülmüştür. Bunları bitirmek için daha 335 milyar dolar lâzım.Olmadığına göre ne olacak?Çoğu çürüyecek.Yeni yasa parası ayrılmamış yatırımlara izin vermiyor. Yani rüşvet ve soygunun yolunu takıyor. Enflasyon canavarının kalbine ateş ediyor.IMF Başkan Yardımcısı Anne Krueger'in Türkiye'ye gelişi yalnız İhale Yasası'nı kurtarmaya yetse, bu bile büyük hayırdır.İyi ki geldi.. Yine bekleriz!

Devamını Oku

Savaş baskısı

16 Ocak 2003

Türkiye'nin Irak konusunda net bir karar vermeye zorlanacağını gösteren işaretler artıyor.Şimdiye kadar diplomatik nezaket cümleleri ile örtülmüş uyarılar alıyorduk. Beyaz Saray'a yakınlığı ile tanınan yazar William Safire'in dünkü New York Times'ta çıkan yazısı, bu uyarıların açık ifadesi sayılabilir.Washington Türkiye'yi İngiltere'nin sadakati ölçeğinde yanında görmek istiyor.IMF yardımı ve AB üyeliği konusunda Türkiye'ye verdiği destek nedeniyle ve stratejik ortak olarak bunu hak ettiğini düşünüyor.Beyaz Saray'ın mesajcısı Safire'a göre AKP iktidarı, yürüttüğü Irak politikasıyla bu ortaklığın geleceğini belirsizliğe itmiştir.Çünkü "Başbakan Gül'ün, gittiği Arap başkentlerinde Amerikan koalisyonundan uzaklaşmayı ne kadar istediğini anlatması" Bağdat'taki diktatörü cesaretlendirmektedir.Bush yönetimine göre içi doldurulmamış "savaşa hayır" sloganları "Saddam'a evet" anlamına geliyor.100 bin Türk askeri New York Times yazarı Safire "AKP hükümeti Saddam'ın gitmesinin gerekliliğini halka anlatmıyor" diye yazdı.Bu tutumu "birinci hata" olarak kaydeden Safire, "AKP'nin daha büyük hatası ise Irak halkının kurtuluşunu paraya çevirmeye çalışmasıydı" diyor ve fatura çıkarmakta gösterilen aceleciliğin, ilişkilerin dayandığı güveni zedelediğini düşünüyor.William Safire "Önümüzdeki onlarca yıl boyunca yanınızda bir süper gücün varlığını istiyorsanız, üslerini kiralayan sinirli bir ev sahibi gibi değil, stratejik bir ortak gibi davranın" diye uyarıyor. Peki Safire'in sözcülüğünü yaptığı Amerikan talepleri nelerdir?* Hükümet, Amerikan birliklerinin gelmesini sağlayacak kararı hızla versin;* Türkiye 100 bin askerini Irak sınırına yığsın..Çünkü bu gözdağı Suriye'ye karşı etkili olmuş, Şam'daki diktatör Apo'yu sınırdışı etmek zorunda kalmıştı.Sırat köprüsü gibiAmerika'ya göre elindeki kitle imha silâhlarını kendi halkına karşı kullanmaktan bile çekinmeyen bir rejimi ancak askeri güce dayalı politikalar yola getirebilir.Yani Türkiye'nin bölge ülkelerini kapsayan diplomatik çabaları barışa hizmet etmiyor, Saddam'a cesaret verebileceği için savaş riskini artırıyor.Şüphesiz Ankara'nın Washington'dan esen rüzgârları dikkate alması, Amerika'yı küstürmemesi gerekiyor. Ama bir bölge ülkesi olarak, yan yana yaşayacağımız ulusların güvenini kaybetmemek de önemli.Böyle bir denge, bir yandan barışa son ana kadar şans tanıyan, bir yandan da savaş hazırlıklarına zarar verme sorumluluğundan Türkiye'yi uzak tutan bir yaratıcılıkla sağlanabilir.Biz Türkiye'nin bunu başaracağına güveniyoruz.Başımızda acemi bir iktidar var ama altı yüz yıllık bir devlet geleneği de var.

Devamını Oku

Hareket-bereket

16 Ocak 2003

Emekliler, sosyal devlet anlayışına yakışmayacak zalimce bir umursamazlığın mağduru idi.Hükümet gelir gelmez bu kitleye IMF direktiflerini ihlâl eden oranlarda zamlar verdi.Altı milyon emekli ailesi biraz nefes aldı.Biz bu cesareti takdir ettik. Çünkü yapılan, IMF anlaşmasını yırtıp atmak değildi. IMF, kaynağı yaratılmamış harcamalara itiraz ediyor. Buradaki hata, emeklilere zamların kaynak paketi ile birlikte açıklanmaması oldu.Nitekim hükümet birkaç gün sonra bu eksiğini tamamladı.VATAN'a dün yaptığı açıklamada da Başbakan Gül, kamuda bu yıl yüzde 6,5 olarak belirlenen faiz dışı fazla hedefinin mutlaka tutturulacağını söyledi.Önemli olan programın ana hedeflerine ulaşmaktır. Enflasyon inecek, ekonomi büyüyecek ve Türkiye borçlarını ödeme yeteneğini geliştirecek.. İktidarların başarısını bu hedeflere ulaşırken sosyal maliyetleri en aza indirme marifetleri belirliyor.Ecevit hükümeti IMF ile iyi geçindi ama yaratıcılık gösteremediği için bedelini 3 Kasım'da toptan tasfiyeye uğrayarak ödedi.Hesap-vicdan dengesiİktidarın iki başlılığı sorun olsa da bu olayda bizce hayır üretmiştir. AKP lideri Erdoğan müdahale etmeseydi büyük ihtimalle emeklilere bu oranda zam verilmeyecekti.Çünkü Maliye Bakanı Kemal Unakıtan görevinin gerektirdiği itirazı yapmış, Tayyip Erdoğan da, siyasal var oluşun refleksi ile yeni bir ufuk açmıştır:"Kemal Kemal.. Millet 'Kemal Unakıtan zam vermedi' demez, 'Tayyip vermedi' der. Seni bilmez, beni bilir. Ne yapın edin kaynak bulun ve memurlara, emeklilere doğru dürüst bir zam verin."Bu talebin yerine getirilmesi, istikrar programının geleceği için de yararlı olmuştur bizce.Çünkü halk IMF programının bir "zulüm fermanı" olmadığını, hesabını bilen iktidara hareket alanı bıraktığını görecek, bu da IMF'ye yönelik toplumsal muhalefeti yumuşatacaktır.İktidarın eylem alanıIMF'ye iyi anlatılır ve kabul ettirilirse önemli bir kazanç da şu olacak:Tanınan inisiyatif, yaratıcılık konusunda iktidarın şevkini artıracaktır.Dün Başbakan Gül'ün ekonomik program konusundaki kararlılıklarını vurgulaması, iddialı özelleştirme hedeflerini garanti etmesi ve ekonomi takımının kaptanlığını bizzat üstleneceğini söylemesi, bunun işaretidir.Şu anda ekonominin güven duygusuna ihtiyacı var.Bu güvene emekli zammı gibi toplumsal vicdanın desteğini almış kararlar zarar vermez. Ama İhale Kanunu ile oynamak, türbanla, YÖK'le, askerle uğraşmak, kaynayan gündeme soğuk su karmak çok zarar verebilir.Eğer iki aylık iktidar tecrübesi AKP'ye, şu dönemde ihlâl edilmemesi gereken sınırları öğrettiyse önümüz açık demektir.

Devamını Oku

Gül'ün dikeni

14 Ocak 2003

Türkiye'yi yönetenlerin şu sırada en çok ihtiyaç duydukları şey zihin açıklığıdır.Bu da her sorunda en geniş danışma mekanizmalarını işletmeyi ve asla asabiyete kapılmamayı gerektiriyor.İktidar gücünü egoizm adına kötüye kullanmak, hükümetler için de, idaresindeki toplumlar için de felâket getirir. Bu yanlışın zararlarına bizim yakın tarihimiz de tanıklık ediyor.Nereden çıktı, endişe doğuracak bir sebep mi var? Bunu sorabilirsiniz.Evet, Başbakan Gül'ün dün parti grubunda yaptığı konuşmayı izlerken tedirgin oldum.Konuşmasını radyodan dinleseydim belki bu kadar rahatsız olmayacaktım.Ama vücut dilinin söyledikleri ile birleşince, ağzından çıkan sözler eleştiriye tahammülü olmayan bir iktidar imajı uyandırdı.Hepimizin hayatıAKP etkileri önümüzdeki elli yılı şekillendirecek hayati sorunlarla dolu kritik bir dönemde iktidar sorumluluğunu devraldı.Bizim hayatımız bu.. Hiç kimse ve hiçbir parti böyle bir dönemde AKP'nin başarısızlığından menfaat umamaz.Irak savaşı.. Kıbrıs.. Ekonomik program..Bunlar herkese, gördüğü yanlışları sözünü esirgemeden ortaya koyma görevi yüklüyor.Elbette tüm toplumun iki yıllık fedakârlığı ile belli bir aşamaya gelmiş olan ekonomik programın tehlikeye sokulmaması için herkes sapmalar varsa bunları söyleyecektir.Tabii ki savaş kötüdür, kimse istemez. Yeter ki barış çabaları, savaşı mecburiyet haline getiren sebepleri ortadan kaldırsın.Eleştiri güç verirHükümetin barış çabalarını kimse eleştirmiyor. Korkulan, Türkiye'nin bir despotu koruyan ülke görüntüsüne girmesi, yalnız kalması ve her şeye rağmen savaş olursa bölgeye şekil verecek masada yer bulamamasıdır.Başka bir korku da, bu sıcak gündem içinde iktidarın üniversitelerle, YAŞ kararları ile uğraşarak kredisini israf etmesidir.Söylenenler daha çok yapıcı uyarılardır. Bunların cevabı "Biz 363 milletvekili ile buradayız. AKP 5 yıl iktidardadır" söyleminin tehdit kokan ifadeleri olmamalıdır.Sayısal üstünlüğün iktidar demek olduğuna inanan zihniyet, Başbakan Gül'e uzak bir tehlike gibi görünüyordu düne kadar.Yine öyle kalsın.. Gül gülümsemekten vazgeçmesin.

Devamını Oku