Türkiye geçen yıl krize rağmen yüzde 6 kadar büyüdü. İç piyasadaki yıkıcı daralmaya rağmen ümit ve cesaret veren bu gelişmeyi ne tür bir mucizeye borçluyuz?
Kahramanlar belli, ihracata yönelik sanayicilerimiz. Avrupa'nın televizyon pazarında ilk üç sırayı alan firmalardan ikisinin Türk oluşu, Türk sanayiinin uluslararası rekabet alanında göğsümüzü kabartan başarılarını bize duyurmakla kalmıyor, gelecek adına daha iddialı ufukların da haberciliğini yapıyor. Vestel ve Beko, Avrupa televizyon pazarının en büyük üç üreticisinden ikisi oldu.
Bu yıl Avrupa'da satılacak olan 10 milyon civarında televizyon bu iki firma tarafından üretilecek. Dünyaca ünlü pek çok Japon, İngiliz, Fransız, Alman firmaları bile artık televizyonlarını Vestel ve Beko'da yaptırıyor, markalarını üstüne koyup satıyorlar.
Fakat iki Türk firmasının ürünleri de marka olarak her yıl biraz daha tanınıyor ve rekabet gücü kazanıyor. Ve bu gelecek için en değerli yatırım oluyor. Türkiye, ucuz emekle keçi boynuzundan şeker çıkarmanın çileli köleliğini ve alay konusu montaj sanayii dönemlerini artık geride bırakmıştır. Önümüzde tekstilden sonra otomotiv ve elektronik sanayiinde marka yaratma ve rekabet üstünlüğümüzü kanıtlama ufukları açılmıştır. Gümrük Birliği gerçekleşmeseydi bu ufukları açmak mümkün olmayacaktı. İşadamlarımız Avrupa pazarındaki güçlerini göstermekle kalmıyorlar, geleceğimizin Avrupa olduğu gerçeğini de kanıtlıyorlar.
İhracata dayalı sanayinin performansı, yeni hükümete de ilham vermelidir. Geçen yıl Türkiye'ye gelen yabancı sermayeden daha fazlası Türkiye'den çıkıp gitmiştir. Devletin politikası sanki iş kurulmasını istemiyor. Bu yüzden bir çok Türk müteşebbis dahi yatırımlarını Bulgaristan'a, Romanya ve Polonya'ya yöneltmiştir. Yeni hükümet Türkiye'yi yatırım cennetine çevirdiği, Beko'ları, Vestel'leri çoğalttığı ölçüde başarılı olabileceğini görmelidir. Devlete rağmen bu kadarı olabiliyorsa, gölge etmeyen bir devletle neler olmaz!
Önce Hocalarına sorsunlar!
Sempatizanları, Fettullah Gülen hakkında çıkan her haberden sonra gazeteleri mesaj bombardımanına tutuyorlar. Dün yine aynı şey oldu. Haber, DGM Savcısı'nın Gülen ve grubu ile ilgili iddianamesini ve 10 yıla kadar hapis talebini konu alıyordu. Savcı, Gülen cemaatinin "sabırlı ve tedbirli" adımlarla cihada hazırlanan Türkiye'deki "en güçlü ve etkin irticai yapılanma" olduğunu iddia ediyordu. Fethullah Hoca yandaşları bu haberin gazetelere yansımasını biraz sitem, biraz tehdit kokan ifadelerle protesto ederken suçlamaları reddediyorlar. Eğer dedikleri kadar masumsalar bu baskıyı Hocalarına yöneltmeleri gerekiyor. Hocanın üç yıl önce ortaya çıkan o meşum kasetinde yandaşlarına verdiği direktifler var:
"Adliyede, mülkiyede veya başka hayati bir müessesedeki arkadaşlarımızın mevcudiyeti, İslâmi geleceğimiz adına işin garantisidir.. Sistemin püf noktalarını keşfetmek lazım.. Erken vuruş diyebileceğim çıkışlar yaparlarsa dünya başlarını ezer. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır.." Evet Hocalarına sorsunlar bunlar ne demek oluyor? Çünkü toplumsal vicdanın kararı, en az yargının vereceği karar kadar önemlidir. Hatta belki daha bile önemli ve etkili..
Krizi delen kahramanlar
Türkiye geçen yıl krize rağmen yüzde 6 kadar büyüdü. İç piyasadaki yıkıcı daralmaya rağmen ümit ve cesaret veren bu gelişmeyi ne tür bir mucizeye borçluyuz?
Haberin Devamı

