AKP iktidarının başarısını önümüzdeki birkaç aylık performansı belirleyecek.TÜSİAD Başkanı Özilhan dün, seçimden tek parti iktidarı çıkmasıyla doğan umudun erimeye başladığı belirterek "Bu büyük fırsatın her an elimizden uçup gitmesi endişesini yaşıyoruz" dedi.IMF'den gelen sert uyarılar, bu endişelerin TÜSİAD'a özel kuruntular olmadığını gösteriyor.Hükümetin, sosyal harcamaları artırmaya yönelik uygulamaları, vergi affı ve İhale Yasası'nı delme girişimleri, zaten tedirginlik yaratıyordu.ABD Hazine Bakan Yardımcısı Taylor, iki hafta önce Ankara'ya geldiğinde, savaş zararlarının karşılanmasıyla ilgili taleplerimiz müzakere edilirken işareti vermişti:"Savaş olmasa bile durumunuz iyi değil. Ekonomik programı uygulamıyorsunuz. Kendinize çeki düzen verin!"IMF'den gelen son mesaj, uyanların nihayet yaptırım içeren ciddi bir nitelik kazandığını gösteriyor:"Koşullar yerine gelmezse, anlaşmanın yürümediği ilân edilebilir.."Hemen söyleyelim ki böyle bir şey olmayacaktır. Çünkü hükümet böylesine vahim bir gelişmeye fırsat vermez, veremez.Ama şunu da sormak gerekir:Ankara Amerika'nın Irak'a yönelik askeri hazırlıklarına tam destek vermiş olsaydı IMF Türkiye'yi bu kadar sert bir tonla uyarma cesaretini gösterecek miydi?Elbette hayır..Türkiye şu anda ekonomik kurtuluşu ile savaştan korunma amacının çelişkisinden doğan düğümü çözme zorluğu ile karşı karşıyadır.TÜSİAD'ın dünkü uyarısından iktidar yararlanmalıdır:"Türkiye demokratik bir ülke olarak hiçbir zaman totaliter bir rejimin yanında yer almamalıdır.."Arabesk manzaralarDış gezilere çıkan Başbakan'ı uğurlamak ve dönüşünde karşılamak için bakanlar Esenboğa Hava Limanı 'na üşüşüyorlar.Başbakan Gül Suudi Arabistan ve İran gezisine cumartesi günü çıktı, pazar akşamı döndü. Giderken beş bakan, dönüşünde dokuz bakan işi gücü bırakıp 20-25 araba dolusu koruma ordusu ile Esenboğa'ya taşındı.Bu alâyiş, iktidar olmanın keyfini çıkarmaksa hemen söyleyelim ki seçilen yöntem alaturkalıktır.Hatta alaturka bile değil, arabesk!Karşılamanın fotoğrafını bugünkü birinci sayfaya koyduk.Sıra sıra bakanlar, en başta da türbanlı eşi ve eşofmanlı oğlu..Bu bir devlet protokolü ise eşi ve oğlu fazla.Protokol olmasa Bayan Gül ile oğlunun karşılamaya gelmesi daha anlamlı olacak..O nedenle biz, gereksiz fazlalığın bakanlar olduğunu düşünüyoruz.Makamlar geçicidir. Önemli olan iyi izler bırakmak.. Bu izler basan olur, doğru gelenekler yerleştirmek olur.Cumhurbaşkanı Sezer, bu protokolü kaldırdı. Artık Başbakan'ın ve bakanların uğurlama ve karşılama için havaalanına gelmesini istemiyor.Başbakan, Cumhurbaşkanı'nı örnek alarak bu gereksiz zaman ve enerji israfına son vermeli..
Saddam korunmayı hak etmiyor ama savaşa itirazlar ona her gün güçlenen bir kalkan inşa ediyor. Bush yönetimine göre Saddam komşuları için tehdittir. Terörizme destek verdiği takdirde dünya barışı için de tehdit oluşturacaktır.Amerika'nın niyeti, Saddam harekete geçmeden onu yok etmektir.Bu stratejiye "önleyici savaş" diyorlar. Bush'un ünlü güvenlik danışmanı Bayan Rice bile bu politikanın hukukunu ve ahlâkını savunmakta zorluk çekiyor:"Önleyici savaş, tecavüz için bahane olarak kullanılamaz." (NPQ son sayı)Aynı dergiye yaptığı acıkmada Avrupa Komisyonu Dışişleri Komiseri Chris Patten, askeri güce dayalı işbirliğinin mutlaka uluslararası kurallara uyması gerektiğini hatırlatarak şu uyarıyı yapıyor:"Amerika'nın, bugün içinde yaşadığımız dünyanın inşa edilmesinde önemli bir rol oynamış olan maharetinden vazgeçerek sadece zor kullanmaya bel bağlaması, gerçekten feci bir şey olur!"Saddam saldırır mı?Önleyici savaş, ancak neler olup biteceğinin önceden kesinlikle söylenebilmesi varsayımına dayanır. Pulitzer ödüllü tarihçi Arthur Schlesinger Jr. soruyor:"Bush yönetiminin kâhinleri, Saddam'ın bu silâhları Kuveyt'e veya İsrail'e karşı kullanacağını mı sanıyor, yoksa Amerika'ya mı?"Sonra da Saddam'ın intihara meraklı biri olmadığı için kimseye saldırmayacağını, çünkü bunun Amerika'ya aradığı fırsatı vereceğini bildiğini söylüyor.Bush yönetimine can alıcı bir soru da Texas Üniversitesi'nde kürsü başkanı bir hukuk profesörü olan Philip Bobbitt'ten geliyor:"Siz 40 yıl boyunca Sovyetler Birliği'ni caydırabildiğinize göre Irak'ın nükleer silâhları bile olsa niçin ondan çekinmeniz gerekiyor? Rusya'yı caydıran siz Irak'ı niçin caydıramıyorsunuz?"Türkiye'nin çıkarlarıBu itirazlar, Roma İmparatorluğu'ndan beri örneği görülmemiş biçimde egemenliğini dünyaya dayatan Amerika'yı durdurabilir mi?Şüpheli ama bu etkileyici görüşler, savaşın meşruiyet kılıfı olan BM Güvenlik Konseyi kararını mutlaka zora sokacaktır.Türkiye, savaş olsa da olmasa da en çok etkilenecek olan ülke konumunda..Türkiye'nin ulusal çıkarları, her durumda ABD'nin dostluğunu ve güvenini kaybetmemeyi gerektiriyor.Amerika bu savaştan vazgeçmek zorunda kalırsa Washington'un gözünde Türkiye, bu dolaylı yenilginin müsebbipleri arasında sayılmamalıdır.ABD'nin askeri hazırlıklarını geciktirmekten sorumlu tutulmamak için Ankara gereken izinleri verebilir fakat eyleme geçilmesini Güvenlik Konseyi kararı çıkarılması şartına bağlayabilir. Elbette savaş olmaması daha iyi.. Ama unutmamak lazım:Kötü bir barışın maliyeti çoğu zaman savaştan daha ağır olur!
Nifak çıkarmaya uğraşanların her fırsatta tekrarladıkları iki iddia vardır:Eşi türbanlı olanlar ordudan atılıyor..Kürt kökenliler subay okullarına alınmıyor.Malatya'da kaybettiğimiz dört pilot subayın cenaze törenlerinde yaşananlar, ölümle sınanmış bir gerçeğin, bu iddiaları iftira çöplüğüne atan görüntüleri oldu.Şehit Yüzbaşı Fazıl Taşkın'ın eşi türbanlı idi.Şehitlik rütbesini onunla paylaşan Yüzbaşı Sadak'ın annesi ise Kürtçe ağıtlar yaktı:"Kuzum kuzum.. Allah bana çok gördü kuzum. Seni benden aldı kuzum. Allah devlete, millete zeval vermesin kuzum. Mekânın cennet olsun kuzum.."Hava Harp Okulu'nun eski komutanlarından emekli Korgeneral Orhan Köse "Bu tablo Türkiye'nin tablosudur. Ordunun kurallarına uyanlar arasında ayrım gözetilmez" dedi.Hayatın yalanladığı iftiraları bir cenaze töreninde teşhis etmek, tabii ki acımızı hafifletmez.Ama bozgunculara borazanlık yapanları utandırmalı..Zamanı mıydı?Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök "Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarının Başbakan ve Milli Savunma Bakanı tarafından muhalefet şerhi konularak imzalanmasının irticai faaliyetleri cesaretlendirdiğini" söyledi.Bu "uyarı atışı"nı eleştirenlerin verdikleri karşılık şu oldu:Muhtemel bir savaşın eşiğinde, sivil ve askeri otorite arasında uyum ihtiyacının en yüksek noktaya çıktığı bir zamanda yapılacak atak mıdır bu?Gerekçe haklı olabilir ama bu duyarlılığa saygı göstermek askerden önce sivil otoritenin sorumluluğu değil mi?YAŞ kararlarının yargı denetimine açılması konusundaki tercihini eyleme geçirmekiçin iktidar, savaş bulutlarının dağılmasını bekleyemez miydi?Ordunun disiplinini savunmak mecburiyetine itilmesi iktidarın suçu değil mi?Aklın yolu birBaşbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, arkadaşımız Ruşen Çakır'a "Aklı başında herkes, cumhuriyet değerlerinden, Atatürk'ten ve onun ilkelerinden kuşku duyacak tavırlardan uzaklaşmalıdır" dedi.Şahin, bu anlayış daha önce açık bir şekilde sergilenmediği için gerginlikler yaşandığını, siyasete ve ekonomiye zararlar verdiğini söylüyor."Din istismar edilmiştir. Artık Türkiye'de din tamamiyle siyaset dışına çıkarılmalıdır. İslâm dini demokrasiyle ve laiklikle çelişmez" diyor.Bu takdire lâyık bir özeleştiridir. AKP'ye yönelik şüphe ve güvensizlik, bu anlayış iktidarın niyet ve hedeflerine yerleştiği, beyan ve eylemlerine yansıdığı ölçüde ortadan kalkacaktır.Dinsel ve etnik bölücülüğün kaşıdığı yaralarımızı, şehit cenazelerinde öğrendiğimiz gerçeklerin birleştiriciliği ile sarmamız hiçten iyidir.Yeter ki yarın, acılar geçince unutmayalım..
Felâketin acısı ile yandığımız zamanlar görebiliyoruz yanlışlarımızı, günahlarımızı..Öncelikleri önem sırasına koyan plan ve programlar yapmadığımız için kaynakları gereksiz yerlere savurduğumuzu farkediyoruz ama acı biraz geçince bunları unutuyoruz.1994'te bir THY uçağı Van'a inerken düşüp de 55 yurttaşımızı kurban verdiğimizde aynı bugünkü gibi dövünüyorduk:"ILS (Aletli İniş Sistemi) olsaydı bu felâket doğmayacaktı!"Dokuz yıl geçtiği halde Van'a hâlâ bu alet konulmadı.THY uçaklarının yurt dışı seferlerinde hiç böyle kazalar olmuyor. Çünkü her türlü hava koşulunda güvenle inişi sağlayacak teknik alt yapı mevcuttur oralarda.Türkiye'de THY'nin uçtuğu 26 meydan var fakat bunların sadece 12'si ILS güvenliğine sahip bulunuyor. Ötekiler Allah'a emanet!Bu cihazların maliyeti en çok 400 bin dolar.Sistemin gerektirdiği çevre düzenlemeleri ile birlikte risk taşıyan 14 havaalanının donatılması için 60-65 milyon dolarlık bir yatırım yeterli olacaktır.Devletin parası mı yok?Var ama yöneticilerin parayı doğru yerlere harcama aklı yok!Felâketler sonrasında bakanların, yetkililerin yüzlerine yerleşen "cenaze evi suratları" maske olamaz. Gerçekten üzülüyor olmalılar.Ama ne fayda; bize artık aynı felâketleri tekrar tekrar yaşatmayacak karar vericiler lâzım.Ankara'ya dikilen beş yıldızlı devlet gökdelenlerinden biri eksik olabilirdi.Geçmiş iktidarlar, İstanbul'da kullanılmayan ve ne zaman kullanılacağı bilinmeyen Sabiha Gökçen Hava Limanı'na 550 milyon, Olimpiyat Stadı'na 116 milyon dolar gömdüler.Bunlar bir yıl gecikebilirdi.AKP iktidarı farkını kanıtlamak istiyorsa işte fırsat.. Hem getirişi büyük, hem masrafı küçük!Muhalefet MGK'ya..Milli Güvenlik Kurulu nihayet AB normlarına uyumlu hale geldi.MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olacağı, başbakan yardımcıları ile Adalet Bakanı'nın da kurulun daimi üyeleri arasında yer alacağı hükmü yasaya eklendi.Artık AB çevreleri "Kararlar askerlerin ağırlığı ile oluşuyor" diyemezler. "Sayı çokluğu ağırlığın merkezini değiştirmez" deseler de önemli değil. Önemli olan bu kurumun hayatımıza yönelik yararlarını artırmaktır.MGK, askerin siyaset kurumu ile diyaloguna da yasal bir zemin oluşturuyor. Bu diyalogdan iki taraf da yararlanıyor.Komisyonlardan geçen yasa önümüzdeki hafta meclise gelecek.Bizce ana muhalefet partisi lideri de MGK üyesi yapılmalıdır.Ülkenin güvenlik risklerini muhalefet sıralarında öğrenen bir partinin muhalefeti farklı olur. İktidara gelince de hazırlıklı gelir.Genelkurmay'da brifing alması gerekmez.
Yüksek teknoloji ürünlerini kullanan ülkelerin hiçbiri eksiklerini öğrenmek için bizini ödediğimiz faturaları ödemiyor.29 Ocak 1994'te Van'a inerken düşen THY uçağında 55 kişi öldü.Uçakların en kötü hava koşullarında bile emniyetle inişlerini sağlayan ve adına ILS (Instrument Landing System) denilen alet bulunsaydı bu facianın yaşanmayacağını öğrenerek kahrolduk.Önceki gece Diyarbakır'a inerken bir THY uçağı daha çakıldı ve 75 kişi öldü.Şimdi ILS cihazına Diyarbakır'ın da sahip olmadığını öğrenerek aynı kahrı yeniden yaşıyoruz.Daha ne kadar böyle devam edecek?Maliyeti 1 milyon dolar bile olmayan bu sistemi satın almamak tasarruf değil, tipik bir Üçüncü Dünya ahmaklığıdır.Bu ahmaklık, eksiğimizi gözümüze sokan her kazada, tasarruf edildiği sanılan paranın yüzlerce katı zararlar doğuruyor.Daha kötüsü, facialar bile ders olmuyor.55 kurban yetmedi herhalde ki 9 yıl geçtiği halde Van'a hâlâ ILS takılmadı!Daha kaç havaalanı var böyle?Bunları, Van ve Diyarbakır tecrübelerini oralarda da yaşayarak mı öğreneceğiz?Mesele ILS eksikliği değil, kamu yönetimine musallat olan akıl noksanlığıdır!Kimse faciaların yöneticilerimizi uyandıracağını hayal etmesin.İhmali olan sorumlular ceza görmediği, yüklü tazminatlar ödemeye mahkum edilemediği sürece, bu aşağılayıcı kaderden kurtulamayız.Hesabı sorulmayan her kaza kurbanı, yeni günahsız kurbanların mezarını kazıyor.Kim, niçin bu cihazları koymamış; savcılar hesabını sormalı.Ölenlerin yakınları, felâketten menfaat çıkarıyor durumuna düşme korkusu ile davranmamalı, tazminat davaları açmalıdırlar.Bunu, kendilerini ve toplumu korumak, ayrıca başka türlü düzelmeyeceği belli olan kurumlarımızı kurtarmak için yapmalıdırlar.Susmak tehlikeli..Refahyol döneminde tarikat şeyhlerini Başbakanlık Konutu'na toplayan niyet ve cüret 28 Şubat'a toslamasaydı Türkiye bugün nerede olurdu acaba?Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koyan Başbakan'ı ve iktidarın irtica tehdidine yönelik hassasiyete ters tutumlarını hedef alan net ve sert eleştirilerde bulundu.Hiç kimse bu çıkışı yadırgamamalıdır. Söylenenler, düşünülüp taşınılmış, öyle söylenmiş sözlerdir. Asıl, zamanında açık olarak yapılmayan uyarıların birikmesi tehlikedir demokrasi için.AKP iktidarının başarısı, tabanındaki radikallerin tahriklerine kapılmamasına bağlı.Bu uyarıcı eleştiriden hükümet tehlikeli sulara kendisini çeken çevreleri bastırmak amacıyla yararlanmayı baksın.Laikliğe kazık atmakla yitirilecek zamanı yok Türkiye'nin..
Savaş, ulusal çıkarların dayattığı bir mecburiyet olmalı. Yetmez, insanlık vicdanı da bu mecburiyete hak vermeli.Türkiye'nin Irak savaşı ile ilgili "olmazsa olmazlar listesi" belli:1. Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulmasın;2. Musul ve Kerkük Kürtlere bırakılmasın, Türkmenlerin de ana unsur sayıldığı müşterek Irak için kullanılsın;3. Türkiye'nin savaş zararları karşılansın;4. İngiliz askeri Kuzey Irak'a girmesin;5. Kürt gruplara gönderilecek silâhlar, harekât sonrası toplatılsın.Bunların hepsi Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik geleceği adına haklı isteklerdir. Ama savaş sonrası oluşacak "galipler masası"nda yer almamız şartıyla.Bu da savaşa tam destek koşuluna bağlı..Oysa Türkiye'nin şu andaki duruşu, parti maneviyatının sınırlayıcı bakış açısıyla hesabını doğru yapmamış bir hükümetin yarattığı kararsızlıkları yansıtıyor.Barışa hizmet mi?Türkiye tek başına bu savaşı önleyemez.Barış çabalarına katkı sağlayacak tek inisiyatifi, sadece göstereceği kararlılık sayesinde Bağdat'taki zalime, ülkeyi terketmekten başka seçeneği kalmadığını düşündürmektir.Halbuki Başbakan Gül'ün bölge ülkelerine yaptığı ziyaretler tamamen ters mesajlar veriyor ve gelen haberlere göre Washington'da "Türkiye'siz bir çözüm" arayışının zeminini hazırlıyor.Arkadaşımız Savaş Süzal'a Washington'da bir yetkili "Başbakan Gül'ün barış çabalarının iç politikaya yönelik olmasını temenni ediyoruz" demiş..Bu değerlendirme, son karar aşamasında Türkiye'nin de Fransa gibi davranacağı umudunu yansıtıyor. Fransa, kararsızlıktan öteye savaşa karşı duruyordu ama Cumhurbaşkanı Chirac orduya "hazır ol" emrini verdi.Yüz yıl düzelmezWashington'un gönderdiği mesajlar, üstü kapalı yaptmm tehditleri içeriyor.Kuzey cephesinden vazgeçmek zorunda kaldıkları takdirde savaş zararları ve Irak'ın geleceğini belirleyecek kararlara katılma konusunda hak talebinde bulunamayacağımız ifade ediliyor.Şu kesin ki, savaşın dışında kaldığı takdirde Türkiye'nin kayıpları mutlaka daha ağır olacaktır.Milletler yeri ve zamanı gelince büyük özverileri de kabullenirler.Ama Türkiye bunu, halkına varlık içinde yokluk çektiren, saldırgan niyetlerinin bedelini kanıyla, canıyla, onuruyla halkına ödeten, komşularını tehdit için edindiği kitle imha silâhları ile kendi milletine bile katliam uygulayan bir despot için mi yapacak?Saddam bunu hak etmiyor.Hükümetin sorumluluğu, meseleye ülkenin güvenlik ve ekonomik çıkarlarını temel alan bir akılcılıkla yaklaşmaktır.Çünkü tarihin böyle kritik dönemeçlerinde yapılan yanlışlar bazen yüz senede bile düzeltilemez.
Siirt seçimi ile meclise girmeye hazırlanan Tayyip Erdoğan'ın yolu yine yokuşa sardı.Yargıtay Başsavcısı Kanadoğlu, 3 Kasım'da milletvekili olma niteliği taşımayanların 9 Şubat Siirt seçiminde aday olamayacaklarını söyledi.Yani "Tayyip Erdoğan 9 Şubat'taki seçime giremez!"Nasıl olur; meclis iktidar ve muhalefet gruplarıyla birlikte o anayasa değişikliğini AKP lideri meclise girsin, hatta hükümetin başına geçsin diye yapmadı mı?Evet ama Yargıtay Başsavcısı "Ona rağmen olmaz" diyor.Çünkü Kanadoğlu'na göre Siirt'te yeni bir seçim yapılmayacak, 3 Kasım'daki seçim tekrarlanacaktır.Hukukçular tartışıp doğru yolu bulacaklardır. Umarız sonuçta yargı, meclisin ortak iradesine ters düşmez.Çünkü demokratik akıl ve siyasi zaruretler, AKP liderinin ilk fırsatta milletvekili seçilip iktidarın yönetimini yasal bir biçimde üstlenmesini gerektiriyor.Erdoğan her işin içinde.. Ülkenin dış politikasına bile yön veriyor.. Fakat bu yetkileri meclise karşı sorumluluk taşımadan kullanıyor. Böyle gitmez. Gitmemeli..Uzun bir aradan sonra tek parti iktidarı çıkardık. Başarı ve başarısızlık, koalisyon içinde artık kaybolmayacak diye sevindik.Erdoğan'ın engellenmesi AKP'ye "Rejim bizim elimizi, kolumuzu bağladı. Sayım, suyum yok" deme imkânını verecektir.Bir sonraki seçim yine mağduriyet kışkırtmaları eksenine oturacaktır.Yeter artık.. Engelsiz, yasaksız demokrasi bize ne zaman gelecek?Üç ay önceki seçim aynen tekrarlanacaksa Jet Fadıl'ın da aday olması gerekirdi.Bu olmadığına ve Siirt halkına da "3 Kasım'da kime oy verdiyseniz 9 Şubat'ta yine onlara oy vereceksiniz" denilemeyeceğine göre bu yeni bir seçimdir.Tayyip Erdoğan bu seçime girmelidir.Hatta keşke ülke barajı burada uygulanmasaydı ve DEHAP da bu fırsattan yararlanarak sesini meclise taşıyabilseydi.Yüksek Seçim Kurulu'nun karar yetkisini, meclisin bu konudaki iradesi ile ters düşmeyecek biçimde kullanmasını diliyoruz.Yolumuzu bulalım!Duble yollardaki ihale cambazlıklarının sebebi hikmeti ortaya çıktı.Tayyip Erdoğan baklayı ağzından çıkardı: "Bu konuda 'Yandaşlarına peşkeş çekecekler' deniyor. Bu ne demektir? Mefhumu muhalifinden hareketle, benim yandaşlarım işsiz kalacaktır."Erdoğan, duble yol ihalelerinin küçük parçalara bölünmesine dayanan suçlamaları dün yaptığı bu konuşma ile reddetmedi, çürütmedi, tam tersine kabul etti.İhaleleri bölme hilesine "yandaşlarına iş yaratmak için" başvurduklarını itiraf etmiş oldu.Yani duble yol bahane, ihaleler şahane!
CHP muhalefeti AKP iktidarını ülkenin gerçek gündemine yoğunlaşmaya çağırıyor.İstanbul Milletvekili Bülent Tanla, araştırmacı kimliği ile Türkiye'nin ekonomik ve sosyal fotoğrafını çeken bir çalışmayı tamamladı.Raporun kapağındaki değerlendirme, tehlike ihbarı yapan bir telgrafa benziyor:"Türk halkının parası bitti.. Bu nedenle piyasa canlanamıyor, işsizliğe çare bulunamıyor, sosyal refah düzeyi geriliyor. Aile içi dayanışmanın sonuna gelindi. Huzursuzluklar, boşanmalar, aile içi şiddet, moral çöküntü artıyor.. Göstergeler kırmızı alarm veriyor.."Araştırmanın ayrıntılarını bugünkü VATAN'da bulacaksınız.Kriz, ezeli hastalığımız gelir eşitsizliğini biraz dengelemiş ama bunu bile üst gelir gruplarını kayba uğratarak yapmış.Bu duruma rağmen uçurumlar korkutucu:Türkiye'de 10 milyon insan İngiltere ve İtalya'nın varlık düzeyinde yaşarken 21 milyon insan Arnavutluk geri kalmışlığında, 25 milyon insan Bangladeş yoksulluğunda, 12 milyon insan da Uganda sefaletinde sürünüyor.CHP niçin değişti?Tek teselli şu: Türkiye dibe vurmuş ve yeniden yükselme şansını elde etmiştir.Ama toplumun büyük çoğunluğu gücünü ve sabrını öylesine yitirmiştir ki artık yeni bir krizi, aptalca takıntıların yol açacağı zaman kayıplarını taşıyamaz.Son seçim, halkın demokratik rejime tanıdığı "son şans" gibidir.Bu gerçeğin korkutuculuğundan etkilendiği içindir ki CHP yeni bir muhalefet stratejisi oluşturmuştur. AKP bu fırsatı iyi kullanmalıdır.Sandıktan niçin AKP çıktı?Tanla'nın araştırması, bu sorunun doğru cevaplarını veriyor. Millet iş ve aş istiyor.İktidar halkın güvenini kazanırsa, ideolojik saplantıların bıçağı ile kendini yaralamazsa üretim çarklarını hızlandırmayı başarabilir.Çünkü ülkenin kurulu sanayi gücü, üretim potansiyeli duruyor ve yay gibi gerilmiş atılıma özendirici bir iklimin oluşmasını bekliyor.AKP'de akıl varsa1. Yolsuzlukların sebep olacağı kaynak ve moral kayıplarına meydan vermemek;2. Rejimin laik karakterini bozucu niyet ve eylemlerin doğuracağı gerginliklerden mutlaka sakınmak..AKP, ekonomik ve sosyal felâket tablosundan çıkan tek başına iktidar piyangosunu iyi değerlendirmek istiyorsa bu iki şarta bağlı kalmak zorundadır.Ekonominin sırtındaki en önemli kamburlardan birini kaldırmayı hedef alan "vergi barışı" hazırlığı doğru adımdır..Ama duble yola şaibe gölgesi düşüren ihale cambazlıkları, sermayeyi kumara yatırmaktır.28 Şubat'ın intikamına takmış bir azınlığın tahriklerine kapılıp eğitim düzeni ile oynamak ve orduyu huzursuz edecek sivrilikler yapmak da öyle..AKP milletin önceliklerine uysun!