Saddam'a değmez!

Savaş, ulusal çıkarların dayattığı bir mecburiyet olmalı. Yetmez, insanlık vicdanı da bu mecburiyete hak vermeli. Türkiye'nin Irak savaşı ile ilgili "olmazsa olmazlar listesi" belli

Haberin Devamı

Savaş, ulusal çıkarların dayattığı bir mecburiyet olmalı. Yetmez, insanlık vicdanı da bu mecburiyete hak vermeli.

Türkiye'nin Irak savaşı ile ilgili "olmazsa olmazlar listesi" belli:

1. Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulmasın;

2. Musul ve Kerkük Kürtlere bırakılmasın, Türkmenlerin de ana unsur sayıldığı müşterek Irak için kullanılsın;

3. Türkiye'nin savaş zararları karşılansın;

4. İngiliz askeri Kuzey Irak'a girmesin;

5. Kürt gruplara gönderilecek silâhlar, harekât sonrası toplatılsın.

Bunların hepsi Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik geleceği adına haklı isteklerdir. Ama savaş sonrası oluşacak "galipler masası"nda yer almamız şartıyla.

Bu da savaşa tam destek koşuluna bağlı..

Oysa Türkiye'nin şu andaki duruşu, parti maneviyatının sınırlayıcı bakış açısıyla hesabını doğru yapmamış bir hükümetin yarattığı kararsızlıkları yansıtıyor.

Barışa hizmet mi?
Türkiye tek başına bu savaşı önleyemez.

Barış çabalarına katkı sağlayacak tek inisiyatifi, sadece göstereceği kararlılık sayesinde Bağdat'taki zalime, ülkeyi terketmekten başka seçeneği kalmadığını düşündürmektir.

Halbuki Başbakan Gül'ün bölge ülkelerine yaptığı ziyaretler tamamen ters mesajlar veriyor ve gelen haberlere göre Washington'da "Türkiye'siz bir çözüm" arayışının zeminini hazırlıyor.

Arkadaşımız Savaş Süzal'a Washington'da bir yetkili "Başbakan Gül'ün barış çabalarının iç politikaya yönelik olmasını temenni ediyoruz" demiş..
Bu değerlendirme, son karar aşamasında Türkiye'nin de Fransa gibi davranacağı umudunu yansıtıyor. Fransa, kararsızlıktan öteye savaşa karşı duruyordu ama Cumhurbaşkanı Chirac orduya "hazır ol" emrini verdi.

Yüz yıl düzelmez
Washington'un gönderdiği mesajlar, üstü kapalı yaptmm tehditleri içeriyor.

Kuzey cephesinden vazgeçmek zorunda kaldıkları takdirde savaş zararları ve Irak'ın geleceğini belirleyecek kararlara katılma konusunda hak talebinde bulunamayacağımız ifade ediliyor.

Şu kesin ki, savaşın dışında kaldığı takdirde Türkiye'nin kayıpları mutlaka daha ağır olacaktır.

Milletler yeri ve zamanı gelince büyük özverileri de kabullenirler.

Ama Türkiye bunu, halkına varlık içinde yokluk çektiren, saldırgan niyetlerinin bedelini kanıyla, canıyla, onuruyla halkına ödeten, komşularını tehdit için edindiği kitle imha silâhları ile kendi milletine bile katliam uygulayan bir despot için mi yapacak?

Saddam bunu hak etmiyor.

Hükümetin sorumluluğu, meseleye ülkenin güvenlik ve ekonomik çıkarlarını temel alan bir akılcılıkla yaklaşmaktır.

Çünkü tarihin böyle kritik dönemeçlerinde yapılan yanlışlar bazen yüz senede bile düzeltilemez.

DİĞER YENİ YAZILAR