Gönül huzuru ile

10 Aralık 2002

Türkiye elinden geleni, hatta fazlasını yaparak Avrupa'nın ezberini bozdu.AKP iktidarının ortaya koyduğu irade ve çaba, Türkiye'ye vicdan huzuru içinde adaletli bir karar bekleme hakkını veriyor.Şimdi, sahip olduğunu söylediği değerleri Avrupa Birliği gerçekten temsil ediyor mu; sıra bunun ispatına gelmiştir.Tayyip Erdoğan dün Washington'da mesajları açık, entelektüel düzeyi yüksek, etkileyici bir konuşma yaptı.Dünya barışı için Türkiye'nin büyüyen rolünü algılamaya başlayan Batılı karar vericileri, adeta omuzlarından tutup sarsan sözler söyledi:"Türkiye Müslüman kimliğiyle çağdaş değerler arasında bir senteze dayanan siyasi Magna Carta'sını daha da ileri noktalara götürerek çağdaş değerler sisteminin aktif bir öznesi olmak istemekte ve böylece dünyanın önüne herkesin ilham alabileceği yeni bir Rönesans perspektifi koymaktadır.Ben, çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkenin en çok oyu alan partisinin lideri olarak, seçimden sonra AB ülkelerini ziyaretine çıkarak sadece AB üyeliğine kabul edilmeyi istemek için değil, tüm dünyayı yeni rönesansa davet ettim.."Konuşmayı kimin yazdığı bizce o kadar önemli değil..Söyleyenin bunları inanarak söylemesi, inandığını iktidardaki partisinin eylemleriyle kanıtlaması ve bir Türk olarak bu sözlerin beni heyecanlandırması daha önemlidir.11 Eylül sonrasının dünyası, demokrasi standartlarını kabul eden Müslümanların ne kadar büyük kazanımlar sağladığını kanıtlamak zorundadır.Demokrasi uygarlığı bu fırsatı sadece Türkiye ile kullanabilir. Başka bir örnek yok çünkü.Kopenhag'ta süren çetin pazarlıkları sonuçta bu düşüncenin etkileyeceğine ve Türkiye'ye bir tarih verileceğine inanıyorum.Son çabalarımız, bizden istenen şartları gerçekleştirmekte göstereceğimiz sürate bağlı olarak, müzakere tarihini daha da erkene alabilecek bir esnekliği kabul ettirmek olmalı.Alkışlıyoruz..AKP'nin haklı uyarılar karşısında gösterdiği uzlaşmacı tavır ümit veriyor.Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağını kaldırmak amacıyla hazırlanan Anayasa değişikliğinde (madde 76) gereken yapılmış ama fazladan, terör, rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk gibi suçlardan hüküm giyenlere milletvekilliği yolu açılmıştı.Bu da, madde metninde yer alan "affa uğramış olsalar bile" ibaresi çıkarılarak yapılmıştı. Tam bir "kaş yaparken göz çıkarma" komedisi..Önceki gün bu sütunda "Acaba AKP, ilerde kurtarmaya mecbur kalacağı başka isimler için tedbir mi alıyor?" diye sorup, bu suçları işlemiş olanların eline milletin kaderini teslim etmemek gerektiğini yazdık.CHP'nin bu itiraza sahip çıkması ve AKP'li üyelerin de ikna olması sonucu dün TBMM Anayasa Komisyonu yanlışı düzeltti. Teşekkür ediyor ve demokratik toplumun erdemlerini hayata kazandıran bu işbirliğinin hep sürmesini diliyoruz.

Devamını Oku

Sonuna kadar

9 Aralık 2002

Türkiye Kopenhag Zirvesi'nden istediği sonucu alamayacak. Bu gerçek dün biraz daha netleşti.Tayyip Erdoğan'la yaptığı görüşmeden sonra Danimarka Başbakanı ve AB Dönem Başkanı Rasmussen "Türkiye aday ülkedir. Siyasi kriterlere uyum sağlaması lazım. Çabaları olumlu ama kriterler sadece kâğıt üzerinde kalmamalı, gerçek hayata uygulanmalı. Siyasi kriterler yerine getirildiği zaman Türkiye müzakere tarihi alacaktır" dedi.Bu açıklama, Fransa ve Almanya liderlerinin öngördükleri takvimin bile gerisine düşüldüğü anlamına mı geliyor?Bizce hayır..Chirac ve Schröder, ilerleme ile ilgili son değerlendirmenin 2004 Aralık'ında yapılması sonuç olumlu ise 2005 Haziran'ında üyelik müzakerelerin başlatılması noktasında bir ortak görüş oluşturmuşlardı.Rasmussen'in sözleri bu takvimi geçersiz kılmadığı gibi, şartların daha önce yerine getirilmesi ihtimaline dayalı olarak daha erken bir gerçekleşmeye bile imkân tanıyan esnekliği taşıyor.Etkileyici mesajPeki Tayyip Erdoğan'ın rest çekme tavrı içeren tepkisi hangi amacı gözetiyor?Herhalde 2005 Haziran' ını olabildiğince erkene çekmeyi.."Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alabilmesi, medeniyetler arası buluşmanın ispat olacaktır. AB, halkımızın olumlu duygusal zeminini 12 Aralık'ta zedelemesin. Zedelenirse AB bundan sonrasının neticesine katlanmalıdır ve bu, neticede bir barış dünyası için hiç hayırlı olmaz.."Yaptığı uyarının şantaj olarak algılanmaması için Erdoğan, Batı'nın vicdanında uyanmaya başlayan sorumluluğa atıf yapan usta manevra gerçekleştirdi:"Barışta küreselleşmeyi gerçekleştirmemiz lâzım. Adalette küreselleşmeyi gerçekleştirmemiz lâzım. Dünyadaki bütün paylaşımın küresel mantık içinde adil bir şekilde gerçekleşmesini sağlamamız lâzım."Ve hemen ardından papaza kızıp oruç bozan bir inançsız olmadığını gösteren etkileyici bir final yaptı:"AB Türkiye'yi üyeliğe kabul etse de etmese de, müzakere tarihi verse de vermese de Kopenhag kriterlerini insanımızın yaşam standardını yükseltmek için yapacağız. AB bizi alsın diye değil.."Az yol almadıkUlusal çıkarlarımız AB'ye ilerleme tercihinden vazgeçmemeyi emrediyor. Sabırsızlığımız haklı fakat şu anda ulaştığımız nokta, AB'ye başvuruda bulunurken "Bizi almazlar ama yine de göle bir maya çalalım" diyen Turgut Özal'ın hayalini aşan bir yerdir.Türkiye üyelik müzakerelerine hazır olma aşamasına ulaşmış, tam üyelik süreci de dönüşü olmayan bir noktanın eşiğine dayanmıştır artık.Evet bu zirvede son aşamaya geçişin biletini belki alamayacağız ama rezervasyonunu yaptıracağız.AB ideali, mücadeleden sonuna kadar vazgeçmemeyi gerektiren bir sivil kahramanlığı hak ediyor.Türkiye bugün Avrupa'nın bir numaralı gündemidir.Ve önümüzdeki üç-dört gün, umutlarımızı destekleyen sürprizleri saklıyor olabilir.

Devamını Oku

AB çiçek açsın

9 Aralık 2002

Hiçbir Avrupa ülkesi adaylık aşamasında AB üyeliğini Türkiye kadar içten istemedi.Türk halkı bu hedefi, Cumhuriyet devriminden sonraki en büyük uygarlık projesi olarak yüceltti. Ona dört elle sarıldı.Bu uğurda güvenlik kaygılarını aşarak cesur reformlar yaptı.Fedakârlıklarının insanca yaşama idealine sağladığı katkıları gördükçe AB hedefine daha çok bağlandı.Bugün bir kader haftasına giriyoruz.AB üyesi 15 ülke, müzakere tarihi bekleyen Türkiye için Kopenhag'ta karar verecek.Eğer en geç 2004 yılı sonu için bir tarih alır ve bu şekilde AB'nin yeni üyelerle genişlemesinden doğacak riskleri göğüsleyebilirsek başarı olur.Türkiye inançlı iradesini fazlasıyla ortaya koydu. Bu hafta Avrupa medyasında üç büyük sivil örgütün Türkiye ilânları yayınlanacak. Avrupa'ya, önündeki tarihi fırsatı kaçırmaması için çağrı yapılacak.Mesaj etkileyicidir: Türkiye ile AB çiçek açıyor.. Birleşik Avrupa'nın bu şekilde bir global güç olarak yüceleceği anlatılıyor.Ama Avrupa'yı adalet duygusu değil, kendi çıkarları ikna edecektir.İngiliz The Guardian gazetesinin zirveye çağnsı, dünyayı dönüştürecek fırsatı seslendiren tarihi bir uyarıdır:"İslamcı terörizmin derindeki sebeplerine cevap verme derdindeyseniz, demokratik modernleşmenin temel standartlarını kabul eden Müslümanların nelerden yararlanacağını göstermelisiniz...Demokrasiyi ve insan haklarını yaygınlaştırma, terörizmin sebeplerine çözüm bulma, İslâm'ın modern dünyaya uyum sağlamasına yardımcı olma ve kanlı bir medeniyetler çatışmasını önleme zihniyeti bize 'evet' dememizi haykırıyor."Fransa'nın eski cumhurbaşkanı Giscard d'Estaing "Müslüman Türkiye'nin üyeliği AB'nin sonu olur" demişti.Hayır.. Asıl, Müslüman olduğu için Türkiye'ye hayır diyen bir Hıristiyan köktendinciliği, Avrupa uygarlığının sonu olur!İşin içinde ne var?Tayyip Erdoğan'ın yasağını kaldırmak için Anayasa'nın 76'ncı maddesi değiştirilecek.. Buna kimsenin itirazı yok.Fakat AKP'nin hazırladığı değişiklik önerisi bizce uçmuş..Bu madde, sayılan bazı suçlan işleyen kişilerin "affa uğramış olsalar bile" milletvekili seçilemeyeceklerini söylüyor.Maddedeki "ideolojik ve anarşik eylemlere katılma, tahrik ve teşvik suçlan" bölümünün çıkarılıp yerine "terör eylemlerine katılma, tahrik ve teşvik suçları" ifadesinin konulması yeterli olacaktır.Ama AKP "affa uğramış olsalar bile" bölümünü de çıkarmış. Niye?Anayasanın 76'ncı maddesi, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, ihale yolsuzluğu gibi suçlardan hüküm giyenlerin de affa uğrasalar bile milletvekili olmamasını hükme bağlıyor.Acaba AKP ilerde kurtarmaya mecbur kalacağı başka isimler için tedbir mi alıyor? Vazgeçsinler..Erdoğan gelsin ama terör, rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk suçlarından hüküm giyenler, meclise ve bakanlık koltuklarına buyur edilmesin!

Devamını Oku

Gül'e brifing

8 Aralık 2002

Genelkurmay Başkanlığı yarın Başbakan Abdullah Gül'e irtica brifingi verecek..Bu haber, irtica brifinglerinin 28 Şubat'ı çağrıştıran anıları nedeniyle bazı çevrelerde tedirginlik yaratacaktır kuşkusuz.Fakat biz bu brifingin, siyasi talep ve telkinler içeren bir nitelik taşımayacağını, iç ve dış tehdit konuları kapsamında tabii irtica tehlikesini de irdeleyen teknik bir bilgilendirme olacağını biliyoruz.AKP iktidarının bundan dolayı bir alınganlık göstermesi veya komplekse kapılması için sebep yoktur. Göreve yeni başlayan bir iktidarın devlete ait bilgilere ulaşmaya ihtiyacı vardır. Bu bilgileri dikkate almayan icraat başarı vaat edemez.Zaten AKP kendini Refah ve Fazilet'in devamı olarak görmüyor, onların yanlışlarını tekrarlamama kararlılığına dayanan bir alternatif olarak tarif ediyor.AB üyeliği için AKP'nin ortaya koyduğu irade ve çaba, bu partinin değişim iddiasını doğrulayan etkileyici bir performanstır.Doğru çizgide..İngiliz Financial Times gazetesi dün "Tayyip Erdoğan eğer Avrupa'yı ikna ederse, Türkiye'nin lideri dünyayı değiştirmiş olacak" diye yazdı.Çünkü o zaman, İslâm'la demokrasi evliliğinin özgürlük ve refah getiren başansı bütün İslâm dünyası için de örnek olacaktır.Bir yanda rejim karşıtı küçük bir azınlığın maşalığı, öbür yanda tüm İslâm dünyasının kaderini değiştirecek tarihi bir misyonun önderliği..Tayyip Erdoğan ve arkadaşlan, bu iki zıt rol arasında doğru tercihi yapacak akla ve birikime sahip olduklarını gösteren bir çizgide yürüyorlar.Hürriyet'ten Sedat Ergin'in, AB zirvesinden istenmeyen bir sonuç çıkması ihtimaline dayalı olarak "Bir misillemeye gitmez miyiz?" sorusuna Erdoğan'ın verdiği cevap çok etkileyiciydi:"Hayır, hiç gerek yok. Biz işimize bakmalıyız. Kriterleri uygulamaya koymalıyız. İnsanımız bunu yaşar duruma gelmeli.. Maastricht kriterleriyle ilgili olarak da ekonomide ciddi sıçrama yapmak durumundayız. Biz şu beş yılın sonunda kişi başına milli geliri 5 bin doların üzerine çıkarmalıyız. İlk hedefimiz bu olmalı. Bundan sonrası kolay zaten.."Bilginin erdemiBu yaklaşım, Avrupa kalitelerine ulaşma tercihini her şeyin önüne koyan bir iradeyi yansıtıyor.Böyle bir politika, AB'ye kafa tutan, misillemeler uygulayan yaklaşımlardan mutlaka daha inandırıcı ve daha başarılı olur.Genelkurmay'in Başbakan Gül'e vereceği brifingine dönecek olursak...Devlete ait bilgilere sahip olmak ve kurumların birikimlerinden yararlanmak, başarı amacında iktidarı yol kazalarından koruyan bir sigortadır.Unutmamak lâzım ki AKP liderliği, Ramazan Toprak'ı Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanlığı'na getirirken, onun irtica gerekçesiyle ordudan atıldığını bilmiyor, istifa ederek ayrıldığını sanıyordu.Merve Kavakçı da milletvekili adayı yapılırken Amerikan vatandaşı olduğunu partiden saklamıştı.Bilgi, kendine güvenen ve başarılı olmak isteyen iktidarlar için güçtür.

Devamını Oku

Olumlu bakalım

6 Aralık 2002

Fransa ile Almanya'nın Türkiye zirvesinden çıkan karar Kopenhag'ın işaret fişeğidir.Chirac ve Schröder'in uzlaştığı çözüm, 2004 Aralık'ında Türkiye ile ilgili değerlendirmeyi yapmak, tablo olumlu ise Temmuz 2005'te üyelik müzakerelerini başlatmaktır.Tabii bu, bizim beklediğimiz cevap değil.Çünkü formül "tarih için tarih "tir. Üstelik şarta bağlanmış olarak.2005'te 25 üyeye genişleyecek olan AB'nin yeni koşullar öne sürerek Türkiye'yi yokuşa sürmeyeceğini kim garanti edebilir?Türkiye'nin değişken iç ve dış dinamikleri, üç yıl sonra bugünkü kadar elverişli bir ortamın yaratılmasına acaba fırsat verir mi?Bardağın dolu tarafına da bakmak lâzım:"Türkiye mi; asla" noktasından 2005'e tarih verilmesi noktasına geldiğimizi memnuniyetle görmemiz gerekir. 12 Aralık'ta bu kararın Kopenhag kaydına geçmesi çok önemli bir aşama olacaktır.Zirveye kadar tarih ve şartlar konusunda iyileşme sağlamak için fırsatlar vardır.Meselâ..1. Gözden geçirme tarihi 2004 Temmuz'una, müzakerelere başlama tarihi 2004 Aralık'ına çekilmesi kabul ettirilir;2. Kabul şartlarının net olarak tarif edilmesi sağlanarak o gün yeni bir erteleme için bahane bırakılmazsa, bu bile büyük başarı olur.İhanete uğramayacağından emin bir Türkiye bekleyebilir ve istenen adımları güvenle atmaya devam edebilir.O zaman müzakere başlangıcı için 2004 Aralık" mı "uzak ama gerçekçi bir tarih" olarak biz de onaylayabiliriz.Hatta bunun yararımıza bile olacağını düşünebiliriz.Evet, islamcı kökenden gelen bir parti olduğu halde AKP'nin Avrupalı değerler konusunda inançlı bir duruş sergilemesi Batı'da heyecanlı bir destek havası yarattı.Fakat AKP ne kadar samimi?Türkiye'deki çoğunluk için bile cevabı bilinmeyen bir sorudur bu.O nedenle 1,5-2 yıl beklemek yalnız AB'yi değil, Türkiye'yi, hatta AKP yi bile koruyacak bir tedbir olabilir.Eğer AKP, tabanından gelecek radikal talep ve kışkırtmalara karşı kendini koruyacak bir disiplin için bu süreyi kullanabilirse, kendisine iktidar şansı yaratan değişimini kurumlaştırabilir.Türkiye 2004'te kendine daha çok güvenen ve kendisine daha çok güvenilen bir ülke olur.Gül'ü kurutmak!AKP'nin toplantılarındaki bir sloganı yadırgıyorum..Kalabalıklar sürekli olarak "Başbakan Tayyip" diye bağırıyor.Sanki iktidarda başka bir parti var ve Başbakan koltuğunda bir "rakip" oturuyor.Parti yöneticileri, bu havanın AKP hükümeti üstünde ve yönettiği devlet kadrolarında ne kadar olumsuz etkiler yaratabileceğini hiç düşünmüyor mu?AKP'liler sürekli "Başbakan Tayyip.. Başbakan Tayyip" diye bağırdıkça Abdullah Gül ne oluyor?Ya gül kurusu oluyor, ya gül suyu!AKP'li Gül Hükümeti'ni ara dönem hükümeti durumuna sokan ve iktidar zaafiyetine sokan bu sorumsuzluktan vazgeçmek lâzım..

Devamını Oku

Yeni gündem önerisi mi?

5 Aralık 2002

Türkiye'nin gündemi uzun bir geleceğin kaderini ören hayati meselelerle dolu.AB üyeliğimiz, Kıbrıs'ta çözüm planı, Irak savaşı ve ona bağlı olarak ABD ile ilişkilerimiz, önümüzdeki bir haftanın kördüğümünü oluşturuyor.Yeni iktidarın performansı ve dünyanın yeni şartları Türkiye'nin bu tarihi geçitte tıkanmayacağı umudunu veriyor.En kötü ihtimalle "müzakere tarihi için tarih" alacağız.İktidar, 12 Aralık'ta müzakere tarihi almak için elinden geleni yapmalı ama bu hedefin ertelenmesi ihtimaline karşı da kendini ve toplumu hazırlamalıdır.Böyle bir durum iktidarın başarısızlığı olmayacaktır. Başarısızlığı asıl, öfkeye kapılıp AB hedefinden kopmak getirir.AB projesi öyle bir durumda bile Türkiye'nin en önemli gündemi olmaya devam etmelidir.Hatalı bir tercihTayyip Erdoğan'ın dün yaptığı açıklama, iktidarın farklı düşündüğü şüphesini uyandırdı bizde. Erdoğan yolsuzluklar ekseninde yeni bir gündem mi oluşturmaya çalışıyor?"Çok ciddi yolsuzluklar var. Bu yolsuzlukların şu anda damarlarına ekibimiz girmiş vaziyette. Bunları da kısa zamanda ifşa edeceğiz. Bütün boyutlarıyla bunlar ifşa edilecek. Sadece bu yolsuzlukların çözümü birçok şeyi halledecektir.."Yolsuzluk, idari ve adli soruşturmalarla başlayan uzun bir yargı sürecidir.Bunların siyasi gösteri malzemesi yapılması, ne asıl suçluların cezalandırılmalarını sağladı, ne de yolsuzlukları önledi şimdiye kadar.Ve millet şunu farketti:"Çuvallamaya başlayan iktidarlar, eski hükümetlere yönelik yolsuzluk iddiaları ile halkın öfkesini ve dikkatini başka tarafa yönelterek kendilerini korumaya çalışıyor.."AKP için böyle bir çaresizlik söz konusu olamaz henüz.Yok eğer geleceği gözeten bir tedbirse bu da kötü bir tercihtir.AKP samimi ise.."Çözümü birçok şeyi halledecek olan çok ciddi yolsuzluklar" neyse, bunlar açıkça ortaya konulmalıdır.Sadettin Tantan türü şifreli açıklamalardan kaçınılmalıdır. Bu yanlış başka yanlışlar üretiyor çünkü."Ekibimiz yolsuzlukların damarlarına girmiş vaziyette" diyor Erdoğan. Ne demek bu?Geçmişte yolsuzluk soruşturmaları, siyasetin yargıya müdahalesi yüzünden tıkanıyordu.Erdoğan'ın "ekibimiz" diye sahiplendiği gücün faaliyeti de yargıya başka türlü bir müdahale olmayacak mı?AKP iktidarı yolsuzlukla mücadelede gerçekten samimi ise savcı ve yargıç rolüne heves etmemeli, önünü açmak için yargının bağımsızlığını sağlamalıdır.Tabii bir de milletvekili dokunulmazlığını kaldırmaya cesaret göstermelidir.Aksi halde belediyelerdeki yolsuzluklardan yargılanan birçok sanığı milletvekili yapıp mahkemelerden kurtarmış bir iktidar olmanın bahtsızlığına kendini mahkûm edecektir."Tencere dibin kara, seninki benden kara" dönemi bitsin artık!

Devamını Oku

Yanlış seçim

4 Aralık 2002

AKP iktidarının başarılı olması devletin öteki kurumları ile uyum içinde çalışmasına çok yakından bağlı.Tayyip Erdoğan'ın din eksenli konulan tartışmaya açan hareketleri yanlış bulması, türban meselesini "suni gündem" diye nitelemesi bu kaygıya dayanıyor.Nitekim türban muhalefetine inat Meclis Başkanı olan Bülent Annç'a geri adım attıran etkisi yararlı olmuştur.Evet doğru.. Kendilerini dışlanmış hisseden kesimlerin desteğinin, AKP'yi iktidara getiren yığınlar içinde özel bir ağırlığı var.AKP iktidarının bu kesimlere yaşam alanı açan politikalar izlemesi doğaldır.Ama asıl mesele bu beklentilerin ne zaman ve ne yoğunlukta cevaplanacağıdır.AKP kurmaylarının bu karan vermeden önce devlet içinde ve halkın büyük bir kesiminde güven sorunu yaşadıklannı görmeleri gerekir. Atilan adımlar, İslâmi görüşün devleti ele geçirmek amacında olduğu endişelerini körüklememelidir.Laiklik temeline yerleşen bir gerginlik ortamında AKP güven kazanamaz...Meclisteki kesin çoğunluğuna rağmen iktidar olmakta zorlanır.Erdoğan'ın ülkenin acil sorunlarla yüklü gündemini deldirmemeye çalışan konuşmaları, AB projesine yoğunlaşan çabalan, içerde umut, dışarda da ona itibar sağlıyor.Fakat araya sıkışan bazı hamleler bu olumlu sürece zarar veriyor.Son örneği, Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanlığı için AKP grubuna önerilen isimdir, irtica gerekçesiyle Yüksek Askeri Şura kararıyla görevinden uzaklaştınlmış eski bir askeri hakim olan Ramazan Toprak'ın bu görev için isabetli bir seçim olduğunu kimse iddia edemez.Unutmayalım:İrtica suçlamasıyla ordudan atılan askerlerin Milli Görüş kökenli belediyelerde işe alınması meydan okuma gibi algılanırken şimdi bu durumdaki bir kişinin Meclis Savunma Komisyonu Başkanı yapılması, iyi niyetle nasıl açıklanacaktır?Cevap bekleyen bir soru daha:Başarısı uyuma ve karşılıklı saygıya bağlı meclis-iktidar-ordu ilişkisi nasıl kurulacaktır?AKP'ye herkes kredi vermek istiyor.O yüzden üniversitesinde İslâmi kadrolaşmaya gittiği gerekçesiyle rektörlükten uzaklaştınlan Beşir Atalay'ın Milli Eğitim Bakanlığı yapılmak istenmesi önlendi fakat mesele yapılmadı.Ama Savunma Komisyonu Başkanlığı için önerilen isimde ısrar edilmesi, AKP'nin niyeti konusunda geriye dönük yargılamaların da kapısını açabilir.Tayyip Erdoğan, yükselen liderliğini bu meselede göstermelidir.

Devamını Oku

Doğum sancısı

3 Aralık 2002

Ankara Babil Kulesi'ni andırıyor.. Gelenler, gidenler, toplantılar, kararlar, doğum sancılarının alâmetleri..Bu hareket, özgüvenden yoksun çevrelerde kuşatılmışlık duygusu yaratıyor. Türkiye'nin gücüne inananlar ise tarihin hayırla anacağı büyük bir değişimin eşiğine gelmenin heyecanını yaşıyor.Önümüzdeki bir haftada, büyük düşünenlerin karar alma cesaretleri engellenmezse iki yüz yıllık Batılılaşma koşusu hedefe iyice yaklaşacaktır.Özgür ve zengin geleceğimizin AB'de olduğunu, geleneksel Batı yanlısı güçlerden daha çok bugün AKP iktidarı görüyor. Acı bir gülümseme yaratsa da şanstır bu..ODTÜ Uluslararası ilişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. İhsan Dağı'nın Radikal'den Neşe Düzel'e dediği gibi "çağımızda dış politika aynı zamanda içi şekillendiren, yeniden kuran, denetleyen bir aygıt..""Nitekim AB'nin Türkiye'yi adaylığa kabul ettiği 1999 Helsinki Zirvesi'nden bu yana ilk defa dış politika yoluyla içerinin nasıl dizayn edildiğini, AB'nin Türkiye'yi demokratikleşmeye, hukuk devletini kurmaya zorlandığını görüyoruz."Büyük kapılar..Türkiye, Kopenhag'tan bir tarih almayı hak etmiştir. AKP iktidarının çabaları yeterli olur mu bilinmez ama övgüye değerdir.Almanya'nın resmen itiraf etmediği önemli bir muhalefet gerekçesi var ve bunu geçen hafta itibarlı Die Welt gazetesi açıkladı:"Türkiye'nin üye olması AB'ye her yıl 20 milyar Euro'ya mal olacak. Ve bu paranın her yıl 5 ilâ 9 milyar Euro'luk bölümünü Almanya ödeyecek.."Bu haber, AB üyesi olmakla Türkiye'nin devasa dönüşümler için ne kadar büyük imkân kapıları açacağını gösteriyor.Türkiye, Kopenhag Zirvesi'nden önce AB uyum paketini meclisten geçirerek güçlü bir mesaj vermeli, Kıbns yüzünden Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini AB dışına itecek bir vebali asla göze almamalıdır.Savaşa karşıIrak da çok önemli..Türkiye'nin AB üyeliği için olağanüstü çaba harcayan Amerika, Irak'a askeri harekât gereği doğduğu takdirde bizden üs ve asker desteği istiyor.Ankara, bu talebe AB desteği için değil, savaşsız bir çözümü bu şekilde kolaylaştıracağını bilerek "evet" demek zorundadır.Saddam, BM denetçilerinin belirlediği kitle imha silâhlarını ve üretim tesislerini tasfiye etmediği takdirde savaş olacaktır. Bu silâhlar Amerika'dan önce Türkiye'ye tehdittir.Türkiye'nin ABD'nin yanında yer alacağını şimdiden açıklaması, Saddam'in BM kararlarına uyması konusunda ek bir etki yapacağı için sorunun savaşa gerek kalmadan çözümüne yardımcı olur.Kürt devleti kurulsun istemiyoruz. Irak'ın toprak bütünlüğü bozulsun istemiyoruz.Barış isteyenler savaşa hazır olmak zorundadır.Türkiye'nin AB üyeliği için vermek zorunda olduğu hayati kararlar var, doğru..Ama bu kararlann hiçbiri ulusal çıkarlarımız adına bizden fedakârlık talep etmiyor.Sadece basiret ve cesaret talep ediyor.

Devamını Oku