İşaret fişeği

11 Kasım 2002

Türkiye yeni dönemde yöneten bir demokrasiye kavuşabilecek mi? Çok yakında anlayacağız..Eğer AKP ve CHP, Tayyip Erdoğan sorununa ortak bir çözümde, tartışmayı ayağa düşürmeden anlaşırlarsa evet; ümitvar olabiliriz.Sorun malûm:Erdoğan "Normal koşullarda benim başbakan olmanı lazım" diyor. Haklı..Yasaklı olmasına rağmen halk, onun liderliğini yapüğı partiyi tek başına iktidara getirmiştir. Yani seçmen sorunun kendisine ait kısmını çözmüş, nihai çözümü siyasete devretmiştir.Şimdi, meclisteki iktidar ve muhalefet kanatlarının gösterecekleri uzlaşma yetenekleri, yalnız Erdoğan'ın geleceğini tayin etmekle kalmayacak, önümüzdeki üc-dört yılın siyasi ilişkilerine de temel oluşturacaktır.Tayyip Erdoğan'ın başbakan olması gereğini CHP lideri Baykal da kabul ediyor. Çünkü Erdoğan hükümeti dışardan yöneten bir konumda olmamalı, yetki kullanacağına göre meclise karşı sorumlu olmalı.Bu sürecin ilk adımında AKP ve CHP anlaşmış sayılır: Anayasa'nın 76'ncı madde engeli kaldırılınca Erdoğan haklarına kavuşacaktır.Yollar bundan sonra ayrılıyor.Uzlaşma şartAKP'deki eğilim, Anayasa'nın 109'uncu maddesini değiştirerek "dışardan başbakan atama" imkânının yaratılması ve fazla zaman kaybetmeden hedefe varılması.Fakat CHP, parlamenter sistemin özünü zedeleyeceği gerekçesiyle buna itiraz ediyor.Bu itiraz yerindedir. "Tarafsız başbakan" ve ara rejim formüllerine anayasal zeminler hazırlama yanlışına düşülmemeli.AKP, anayasayı tek başına değiştirme gücünü asla böyle bir yanlış için kullanmamalı.CHP'nin önerisi de "kişiye özel çözüm"dür ama sakıncası daha azdır. Baykal, ara seçimin koşullarını bir defalığına değiştiren geçici bir düzenleme ile bir yerde hemen ara seçime gidilmesini, bu şekilde Erdoğan'ın seçilip başbakan olmasını öneriyor.Cumhurbaşkanı Sezer dün "demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak, kişiye özgü düzenlemelerden kaçınma" gereği konusunda uyanda bulundu.Bu uyarı sanıyoruz AKP'yi CHP'nin çözümüne yaklaştıracaktır.Washington Post'a "Türkiye'yi zaman kaybetmeye zorlayacak senaryolarda rol almam" diyen Tayyip Erdoğan, bunun işaretini vermiştir.

Devamını Oku

Bir sürpriz olur mu?

10 Kasım 2002

Atatürk'e "izindeyiz" diye yalan söylediğimiz 10 Kasım'lara bir yenisini eklemeyelim.Artık 64 yılın ihmalleri ile yüzleşmek ve yitirdiğimiz zamanı telâfi etmek zorundayız.Dün bir panelde Prof. Dr. Ayhan Özdemir acı veren bir toplumsal özeleştiri yaptı:"Atatürk'ün oluşturduğu insan haklarına saygı, özgür düşünme gibi yeniliklere ne kadar sahip çıktık?. Hâlâ laiklik, antilaiklik ve türban meseleleri tarüşılıyorsa biz bu büyük insanın vasiyetini yerine getirememişiz demektir. AB'ye girmek için insan hakları yasası çıkanyor-sanız, bırakın hiç çıkarmayın. 50 yıldır bu insanlar bunu hak etmiyor muydu?"Doğrudur.. Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet, demokrasiyi ve çağdaş uygarlığa ulaşma hedefini bize miras bıraktı. Yüz yıla sığabilecek devrimleri 10 yılda gerçekleştirerek yirminci yüzyılın en göz alıcı kahramanlığını gösteren o büyük adama lâyık olamadık.Sivil teminat eksiğiŞimdi ister misiniz Atatürk devrimlerine muhalefet temelinde oluşmuş Milli Görüş'ten çıkan AKR Türkiye'ye AB yolunu açan iktidar olsun?Tarih böyle bir alaycı sürpriz hazırlamışsa, kendi hesabıma mutlulukla karşılarım. AKP'nin bu çabalarını da "Biz değiştik" savlarının en inandırıcı kanıtı sayarım.Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün mesajı, sivil toplumu düşündürmeli:"Türk Silâhlı Kuvvetleri cumhuriyeti, başta irticai ve bölücü gayretler olmak üzere her türlü tehlikeye karşı dün olduğu gibi bugün ve yarın da korumak ve kollamak azim ve iradesindedir.Yüce Atatürk, bize güven ve rahat uyu.."Düşünebiliyor musunuz, aynı duyarlılıklan paylaştığını ilân eden bir AKP bugün Atatürk'ün ruhunu şad edip "Bize güven ve rahat uyu" mesajını verse, içerde ve dışarda Türkiye'ye, bu arada kendisine neler kazandırır?Dağ ve küçük adamAtatürk, minnet ve bağlılığı hak ediyor. İslâm dünyası bu büyük insanı görmezden gelerek ona değil, kendine zarar verdi.İşte bu ülkelerin gençleri hâlâ mutsuzluklan-nın intikamını almak uğruna, bedenlerine bağladıkları bombalarla nerelerde patlayacaklarını planlıyorlar.. "İslâmiyeti yorumlamak niçin yalnız imamların tekelinde olsun?" diye soran düşünürlerini darağaçlarına gönderiyorlar. Fransız edebiyatçı Berthe Georges-Gaulis şunu demişti: "O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için ona uzaktan bakmak gerekir.."Bu utanç verici zaafı artık aşalım.

Devamını Oku

AKP'ye uyarı..

9 Kasım 2002

Siyaset, sandığın işaret ettiği adamı Başbakan koltuğuna oturtmak için formül arıyor.Bunun için Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağını kaldıracak anayasa değişikliği yetmiyor. Başbakan'ın meclis içinden seçilmesini öngören 109'uncu maddenin de değişmesi gerekiyor.AKP Genel Sekreteri Yalçınbayır dün bu konuda bir hazırlıklan bulunmadığını söyledi ama fikir jimnastiği anlamında bu tartışmanın başkentte yapıldığı biliniyor.Cezasını çektiği bir suçtan dolayı Erdoğan'ın ömür boyu siyasi haklarından yoksun kalmasına CHP de razı değil.Baykal, bu engeli aşmakta iktidara yardımcı olacaklarını vaat etti.Fakat "meclis dışından başbakan" atanmasına CHP destek vermeyecektir. Ve bunda da haklı olacaktır.Çünkü böyle bir teşebbüs "kişiye özel imtiyaz" sağlamak olur.Aynca parlamenter sistemin özünü zedeleyen tehlikeli bir macera olur.Erdoğan'ın sorununu çözer ama, rejimin yoluna mayın döşemek olur.Demokrasiye ısınamamış egemenlere, doğacak her kriz döneminde "tarafsız başbakan" veya "partiler üstü başbakan" önerecekleri bir kozu vermek, pişmanlığı kabul edilmeyecek kadar ağır bir günahtır.AKP böyle bir günaha batmasın!AB için kare asYeni dönemin işbirliği havası sadece AB üyeliği için tarih almamızı sağlasın; bu bile büyük başarı olur.Yalnız demokratik geleceğimizi sigortalamakla kalmaz, Clinton'ın dediği gibi dünyayı bile değiştirebilir.Barış içinde refaha ilerleyen Türkiye, Müslüman demokrasinin imrenilen örneği olacağı için Müslüman toplumlara da değişim ilhamı verecektir.12 Aralık'taki Kopenhag zirvesini hedefleyen iktidar muhalefet işbirliği, Cumhurbaşkanı Sezer'in önderliğinde umulabilecek en yüksek etkileyiciliği kazanacak.Cumhurbaşkanı Sezer CHP lideri Baykal'a "Kopenhag zirvesine siz de katılın. Başbakan, siz ve ben, üçümüz birlikte gidelim" dedi. Bu çapta bir güç birliği Kopenhag'ta şansımızı artıracaktır.En azından AB için tüm imkânları sonuna kadar kullanmadığımız yolunda bir şüpheye düşmekten bizi kurtaracaktır.

Devamını Oku

Cesur adımlar

8 Kasım 2002

Önümüzde kötü tecrübelerin dersleriyle terbiye olmuş iki partiden birinin iktidar, öbürünün muhalefet olduğu bir dönem var.Eğer bunlar hafızalarını kaybetmezlerse kriz döneminin yaraları kısa zamanda sarılabilir, Türkiye AB'ye üyelik yolunda dev adımlar atabilir.Çünkü meclis, orta kuşağın hiç görmediği bir çalışma hızına ulaşacak, iktidar ve muhalefet grupları da, beğenmediği partileri nasıl cezalandırdığını 3 Kasım'da gösteren bir toplumun denetiminde olacaktır.Demirel: Korkmayın..Bunun için önce taşları yerine koymak gerekiyor.Eski Cumhurbaşkanı Demirel'in VATAN'a verdiği mülakat, tecrübeli bir devlet ve siyaset adamının "nasihat" lerini içeriyor."Başbakan olmak, seçim meydanlarından gelen kişinin hakkıdır" diyor Demirel; "O kenarda dursun, başkası Başbakan olsun, öyle şey olmaz.."Çünkü buna çare bulamazsak 3 Kasım'la gerçekleşen demokratik devrimin meyveleri ziyan edilecektir. Davul başkasında, tokmak başkasında bir işleyişin doğuracağı zararlar bir yana sorumlusu da kaybolacaktır."İyi ama ya değişmemişlerse, ya gizli gündemleri varsa?"Demirel bu endişelere hak vermiyor:"Bugün halkın görev verdiği parti, 28 Şu-bat'taki parti değildir. Evvelâ kendileri 'değiliz' diyor. Sonra herkes bilmeli ki Türkiye'de laikliği, ülke bütünlüğünü, çağdaşlığı, Atatürk'ü, kalkınmayı hesaba katmayan hiçbir parti kalıcı olamaz.."AKP de korkmasın..Belli ki siyasetin içteki ilk önceliği, Erdoğan'ın siyaset yasağını ve halkın onu Başbakan görme iradesi önündeki engeli kaldırmak olacak.CHP de bu gerçeği görmüştür.Sadece bu hedefe yürürken, yararlı gördüğü iki başka amacı da gerçekleştirmek kararındadır.Bunlardan biri milletvekili dokunulmazlıklarının daraltılması, öteki ise seçimlerin 5 yerine 4 yılda yenilenmesi..Yolsuzluk batağını kurutma iradesinin ön şartına AKP itiraz edemez.Seçim döneminin dört yıla indirilmesine de "hayır" dememelidir.Sezer'den sonraki Çumhurbaşkanı'nı bu meclis yerine bundan sonraki meclisin seçmesine razı olmak, belki bir AKP'liyi Çankaya'ya gönderme şansını kaybettirebilir.Ama çok daha fazlasını kazandırabilir."O yetkiyi, dört yıllık bir iktidar icraatının millet oyuyla sandıkta tescil edilecek başarısını gördükten sonra kullanmaya varız" diyen bir özgüven, çok etkileyici bir teminat olur.Hem korkularını yenmek için zamana ihtiyacı olanlar rahatlar, hem de AKP radikal unsurlarını terbiye etmekte kullanacağı bir havuç elde eder.

Devamını Oku

İki halk çocuğu

7 Kasım 2002

Kurtarıcı olarak bakan koltuğuna oturduğunda Kemal Derviş "Keşke babam hayatta olsaydı da bu günleri görseydi" demişti.Ne mutlu onlara ki, yeni dönemin bir numaralı ismi Tayyip Erdoğan'ın annesi, iki numaralı ismi Abdullah Gül'ün hem babası, hem annesi "bu günleri" gördüler.Şimdi herkes yeni dönemin kaptanları için Derviş'ten daha büyük basanlar diliyorlar.Çünkü hepimiz onların yöneteceği geminin içinde olacağız.Erdoğan ve Gül'ün başarı öyküsü, haksız önyargıları yıkan, Türkiye'de fırsat eşitliğinin en geniş ve adaletli anlamda işlediğini gösteren cesaret verici, motive edici örneklerdir.İşte milyonlarca benzeri bulunan orta halli, muhafazakâr iki ailenin çocukları, krizlerde ezilip yoksullaşmış, yıllarca kendilerini horlanmış ve dışlanmış hisseden yığınlar tarafından bir sahiplenme duygusu ile zirveye taşınmıştır.Şimdi merak edilen şu: Elde ettikleri gücü nasıl kullanacaklar?"Hata yapmayacağız"Ait oldukları kesim adına rövanş mı alacaklar, yoksa kendilerini uçuran desteğin iradesini başka türlü okuyarak adaleti sağlamaya mı çalışacaklar?Parti çekirdeğini oluşturan Islâmi kesim, türban sorununu çözmek, devlet kadrolarında çoğalmak, ekonomik çarkların kendi lehlerine döndürülmesini istemek konusunda sabırlı olmayacaktır.Ama Erdoğan, kendilerini böyle bir yanlışa düşmekten alıkoyacak güce ve akla sahip bulunduğunu en azından şimdilik gösteriyor.28 Şubat'tan ders aldıklarını, Milli Görüş'ten kopup ayrı bir parti kurmalarına da bu tecrübenin sebep olduğunu söylüyor.Seçimden önce ikisi de, rejime ve cumhuriyet değerlerine bağlılıkları konusunda kendilerine yönelen şüpheler karşısında "Neden bu güvensizlik?. Biz de bu milletin evlâtlarıyız" diye isyan ediyorlardı.Salı günü görüştüğümüz Erdoğan, zafer sarhoşluğundan çok aldığı sorumluluğun yükü altındaydı ve "hata yapmayacağız" diyordu.Uyanış mı, gösteriş mi?Partinin genel merkezinde görev yapan kadınların çoğu türbanlı değildi.Dün başlayan Ramazan ayının görüntüleri "Din merkezli parti değiliz" ve "Herkesin yaşam biçimine saygılı olacağız" söylemlerini doğruluyordu.Toplu namaz gösterileri yaşanmadığı gibi modern binada yemek ve çay-kahve servisi gün boyu devam etti.İslâm'la laik demokrasinin uzlaşabildiğini, bunu kanıtlamanın yalnız Türkiye'ye değil tüm İslâm dünyasına hizmet olacağını fark eden samimi bir uyanış mı, yoksa iktidar yetkilerini arızasız devralmaya yönelik bir gösteriş mi bütün bunlar? Bilmiyorum..Ama samimi olmasını diliyorum.Onları Erbakan'dan ayıran sebebin post kavgasından daha anlamlı ve daha sayıgıdeğer olduğunu ümit ediyorum.

Devamını Oku

İlk tehlike sinyali

6 Kasım 2002

Yeni dönemin iyimserlik ve yükselişle başlayacağına dair Salih Neftçi öngörüleri doğru çıkacak mı?Dün Tayyip Erdoğan ve Deniz Saykalla yaptığımız mülakatlar beni de umutlandırdı.İki lider Türkiye'nin öncelikleri konusunda ve çözümlerde birleşiyorlar.Diğer bütün partileri tasfiye eden seçmenin beklentilerini karşılamakta gecikmenin risklerini biliyorlar.IMF ile ilişkiler ve AB üyeliğine yürüyüş konularında, sosyal duyarlılığa sahip liberal ekonomi modelinin yerleştirilmesinde hiçbir temel farklılığa düşmüyorlar.Dün Erdoğan ile Baykal'ın nezaket zemininde gerçekleştirdikleri buluşma verimli bir işbirliği şeklinde gelişebilir mi?Bunu tahmin etmek kolay değil. Ama gelişirse Türkiye'nin önünde çok hızlı bir icraat dönemi açılabilir.Bu umudu, AKP'nin türban sorununu acelecilik göstererek gündeme getirmesi ve laiklik tartışmalarını yeniden tetikle-me tedbirsizliğine düşmesi gölgeleyebilir.Jet Fadıl dönerseErdoğan birinci önceliği, AB'den müzakere tarihi almak..Çünkü böyle bir aşama, Türkiye'nin belli kaliteleri kazanmasına bağlı olduğu kadar işkence sorununu çözme ve özgürlükleri geliştirmek konusunda da sigorta olacak.Hükümeti kurmadan AB başkentlerine gideceklerini ve bunun için CHP ile işbirliği yapacaklarını söylerken Erdoğan'ın heyecanlandığı görülüyordu.AKP lideri, partiler ve seçim yasalarını değiştireceklerini de söyledi. Hedefleri meclisi 500 sandalyeye indirmek ve 100 milletvekilini baraj uygulanmayan bir sistemle seçtirmek. Böylelikle yüzde l oy alan bir partinin bile mecliste bir üyesi bulunabilecek.Erdoğan'ı dokunulmazlıklar konusunda çok istekli görmedim. Ama dolandırıcılıktan aranan "Jet Fadıl" buna güvenmemeli. Çünkü onunla ilgili talep meclise gelir gelmez onaylanacak.Aynı duyarlılığın ilke temelinde bütün milletvekilleri için gösterilmesi konusundaki CHP talebi savsaklanırsa, bu da meclisteki bahar havasını bozabilir.Avanta hortlamasınEkonomik iflâsın kara deliklerinden birinin dikişlerini attıracak bir tehlikenin sinyalini aldım dün.Erdoğan, pancar, fındık ve tütün gibi ürünlerin rekolte fazlasını almak yanında çiftçilere ucuz mazot tahsis etmek gibi koruyucu tedbirleri IMF ile görüşmek istediklerini açıkladı.Hangi niyetle olursa olsun, teşvik ve tahsisin "avanta dönemi"ni hortlatacağı gibi IMF ile ilişkileri de sıkıntıya sokacağı bilinmelidir.Tayyip Erdoğan "Başbakan kim olacak?" ve benzeri kritik sorulara cevap vermiyor, "yetkili kurulların kararına bağlı" diye göğüslüyor.Lider sultasından bıkmış bir toplumun medyası olarak onu sıkıştıramıyoruz.Dileriz yetkili kurullarda oluşan ortak akıl "avanta dönemF'ni başlatacak ve ekonomik programa zarar verecek sapmayı da önleme basiretj gösterir.

Devamını Oku

İktidar beklemez

5 Kasım 2002

Aynı şarkıdaki gibi.. "İşte deve, işte hendek; ya aşarsın ya düşersin.." İktidar oyunu da böyledir.İktidara gelen parti bu marifeti "yenim dar, yerim dar" bahanelerine sapmadan, yetkiyi al dığı günden başlayarak hemen göstermek zo rundadır.AKP bunu başarabilecek mi?Tayyip Erdoğan, kendine, kadrosuna güve niyorsa başarılı olabilir.Ama yasağını kaldıracak Anayasa ve yasa değişiklikleri gerçekleşene kadar "geçici" bir hükümet kurup büyük gösteriyi, yetkilerini açıkça kullanacağı "asıl hükümet" e saklamayı seçerse, eline geçen fırsatı heba eder. Bizim milletin eli ağırdır. Pazar günü statükoyu devirmek için vura yım derken her şeyi yerle bir etti. AKP'nin seçim zaferi, milleti cezbeden hedeflerle desteklenmiş bir umut dalgası ile gelmedi.Düzen partilerine yönelen öfke rüzgârı ik tidarı AKP'ye getirdi.Bu olurken oylann yarısı çöpe gitti. Dahası AKFJ aldığı oyun bir kati oranında mecliste temsil imkânı buldu. Bu durumun kısa zamanda bir temsil krizi ve meşruiyet tartışması yaratmaması için hızlı hareket etmek gerekiyor. Ilımlı mesajlarla "yanlış işler yapmayacağı" sözünü vermesi yetmez, doğru hedefleri netleştirip hemen ic raata hazır olduğunu göstermesi gerekir.Tayyip Erdoğan'ın yasağı kalkana kadar uysal, güvenilir bir emanetçi tayin edip "vazi yeti idare" edecek bir hükümet formülü üstün de durulduğu haberleri geliyor. Umarız böyle olmaz. İktidar gücünü besleyen, toplumdaki umut tur. Umut da çabuk solar. Türkiye'nin öncelikli sorunu ne laiklik, ne irtica.. Ekonomidir ve demokrasiyi sigortala yacak olan AB'ye üyelik hedefine ilerlemektir. Bunlar da iktidar olarak "birinci takım"la maça çıkmayı gerektiriyor.Tayyip Erdoğan "Bunların elinden partiyi geri alamam" endişesine düşmemelidir.Aksi halde, yasağından kurtulduğu za man geri alacağı bir şey kalmaması teh likesi doğacaktır.Gözler ÇankayadaCumhurbaşkanı Sezer, başbakanı ata madan önce AKP'den bir işaret bekleye cek mi?Partinin lideri Erdoğan'ın beklediği gibi, se çimini yapmadan önce "bir istişare" için kendi sini Çankaya'ya davet edecek mi?Sezer'in Cumhuriyet Bayramı resepsiyo nundaki "Başbakan seçimini Cumhurbaşkanı yapmayacak da milletvekili olma yan bir genel başkan mı seçecek?" sözleri pek cesaret verici değildi. Ama bir haftada çok şey değişti.Seçimde "büyük jüri" Tayyip Erdoğan'ın genel başkanlığını, tartışmaya yer bırakmaya cak kararlılıkla teslim etti. Artik Erdoğan'ın so runu, millet iradesini hayata geçirecek Anaya sa değişikliğine geriledi.Sezer herhalde demokrasinin gereğini, formaliteye feda etmeyecektir.

Devamını Oku

İntikam ve İktidar

4 Kasım 2002

Türkiye seçimini yaptı, intikam kılıcı gibi kullandığı AKP'yi tek başına iktidara getirdi.AKP cumhuriyet tarihinin tek başına iktidara gelen beşinci partisi olacak.İki büyük deprem ve iki büyük ekonomik krizden sonra sarsılan toplumsal dengeler, siya sette tasfiyeci bir ihtilâlin şartlarını yaratmış, an ketler bunun işaretini vermişti.Düzen partileri bunu görmeyerek, erken se çimi önlemeyerek, hiç değilse barajı yüzde 5'e indirmeyerek, uğradıkları felâketi hak ettiler.Peki eski düzeni yıkıp yenisini kurarken halk niçin kadrosu ve programı ile daha güve nilir olan CHP'yi değil de lideri yasaklı, başbakan adayı bile belli olmayan bir bu çuk yıllık bir partiyi tek başına iktidara getirdi?Çünkü o zaman statükoya olan itirazını tam ifade edemeyecekti.Meşruiyet sorunuBu yazının kaleme alındığı saatte AKP'nin mecliste kendisine tek başına güçlü bir ikti dar sağlayacak 350 milletvekili sayısına yaklaş tığı görülüyordu.Üçüncü bir partinin barajı geçemeyeceği tahminine dayalı bu rakam, CHP muhalefetinin mecliste 200 civarında bir temsil olanağı bula cağını gösteriyordu.İki partinin temsil ettiği seçmen yüzde 50'nin üstündedir, toplumun yarısına yakın kesi minin oyu meclise yansımamıştır.Aynca AKP, aldığı yüzde 30'lar düzeyindeki oy oranına rağmen mecliste yüzde 60'ın üs tünde üyeye sahip olmuştur. Evet, meşruiyet tartışmaları belki haklı olacaktır ama bundan AKP sorumlu tutulamaz.AKP'nin iktidar yetkisini kullanma üslubu, uyum konusunda göstereceği basiret ve yaratı cılık, yeni dönemin kaderini tayin edecektir.iktidarın şartlarıAKP devlet yönetme tecrübesine ve güveni lir kadrolara sahip bir parti değil.Üstelik içinden doğduğu İslamcı partinin de vamı olduğuna ve "gizli gündemi" bulundu ğuna dair kuşkular tedirginlik veriyor.Artık bunlar geride kalmalı.Nasıl İslâmın şartlan varsa, iktidarın da şartları vardır. Demokratik toplum, Türki ye'nin devlet gelenekleri ve her yanlışa anında tepki veren piyasalar, AKP'yi hem denetleye cek, hem terbiye ederek eğitecektir.Kaldı ki AKP hakkında şüpheler yaratan be yanlar ve istismarlar, iktidara ilerlemenin araçla rıydı. Artik hedefe varıldıktan sonra orada başa rılı olmanın şartlan işleyecektir.Nitekim dün gece AKP lideri Erdoğan üç önemli mesaj verdi:"1. İlk işimiz AB sürecini takip etmek ola cak. AB üyesi ülkelerin hükümetleri ve muhale fet grupları ile görüşmeye gideceğiz..2. IMF ile anlaşmayı ülke yararına ay nen uygularız. 'Yırtar atarız' gibi çirkin bir dav ranış içinde olmayız..3. Tüm vatandaşların hayat tarzı na karışmayız, saygılı oluruz."Seçimin, pişmanlık ver meyen sonuçlar getirmesini diliyoruz.

Devamını Oku