Kul sıkılmayınca Hızır yetişmezmiş.. Yüksek Seçim Kurulu'nun kararı Hızır gibi yetişti.Partisi iktidara gelen Tayyip Erdoğan'ın aday olamamak nedeniyle milletvekili seçilememesi, 3 Kasım seçimlerine düşen tek gölgeydi.Erdoğan'ın AB ülkeleri başkentlerine yaptığı ziyaretler sırasında gösterdiği performans ve gördüğü itibar, toplumsal vicdanda oluşan rahatsızlığı artıran etkiler yarattı.Bu ziyaretler, meselenin Türkiye'ye yönelik uluslararası eleştiri boyutu kazanmasına da sebep oldu.Yüksek Seçim Kurulu dün Siirt'teki seçimin yenilenmesine karar verdi.706 seçmenli üç sandık kurulunun oluşmaması, bir sandığın da kırılması gerekçesine dayanan karar, 3 Kasım'da meclise giren bir AKP, bir CHP'li ve bir bağımsız üyenin milletvekilliklerini düşürüyor.Siirt'te milletvekili seçimi, 60 gün sonra, yani şubat ayı başında yenilenecek."Jet"e ne olacak?Karar iki sonuç doğuruyor: 1. Tayyip Erdoğan'ı başbakan yapmak için Anayasa'da parlamenter rejimin özüne zarar verecek biçimde "dışardan başbakan atama" gibi bir zorlama ihtiyacı ortadan kalkmıştır.Kendisine hapis cezası ile siyasi yasağa malolan o şiirli konuşmayı yaptığı Siirt, şubat ayında kaderin bir cilvesi olarak "tarihi tashih" edecek ve Tayyip Erdoğan'ı, hükümetinin başına geçmek üzere meclise gönderecektir.2. Kaderin "Jet" Fadıl Akgündüz'e oynadığı oyun acıklı bir güldürüyü yansıtıyor. Akgündüz, tutuklanacağını bildiği için seçim kampanyasını uzaktan yürüttü. Yurt dışındaki yüzlerce vatandaşı dolandırdığı suçlaması, yoksulluğa ve dışlanmışlığa tepkili Siirt seçmenini caydıracak yerde biledi ve Akgündüz bağımsız milletvekili seçildi.Dokunulmazlık kazandığı için Türkiye'ye gelen Jet Fadıl, şimdi bir anda korunmasız kaldı.Ona ne olacak? Yeniden aday olacak mı? Olursa tekrar seçilecek mi?Köklü çözüm içinSon sorunun cevabı, ilk sorunun cevabında yatıyor.Eğer devlet Fadıl Akgündüz'ün üstüne çullanırsa, tuzağa düşürülmüş mağdur görüntüsü, ikinci kez seçilmesi için gerekli oy desteğini ona tekrar kazandırabilir.Siirt seçiminin iptali, yeni parlamentoya iki önemli fırsat sunmuştur.Tayyip Erdoğan'ın normal yoldan iktidar gemisinin kaptan köprüsüne çıkması önemli kazanım olacaktır.Meclis bu yolu açarken, düzenin sahte mağdurlar ve sahte kahramanlar yaratan arızasını da onarma imkânını kullanmalıdır.Bunun yolu Erdoğan'ın siyasi yasağı ile birlikte milletvekili dokunulmazlıklarını da kaldırmaktır.Erdoğan, meclise gelirken temiz siyasetin sigortasını da getiren bir lider olarak AKP iktidarına üçüncü ayda müthiş bir doping sağlar.
AKP'nin iktidara ısınma turları, bu partinin rejime uyum sorununu beklenenden daha kısa sürede çözeceğini gösteriyor.Kuruntuların yaygın olarak seslendirildiği günlerde biz "Nasıl İslâm'ın şartları varsa iktidar olmanın da şartları vardır ve AKP bu disipline saygı göstermenin basiretini gösterecektir" demiştik.Bunun işaretleri her gün artıyor.Türban savunucusu olarak Meclis Başkanlığı'na "inadına aday" olan Bülent Arınç, meydan okuma tavrının yanlış olduğunu kabul etmekle kalmadı, bir uzlaşma sağlanana kadar türbanlı eşini resmi toplantılara götürmeyeceğini açıkladı.İktidar, 12 Aralık'taki Kopenhag zirvesinde Türkiye'nin elini güçlendirmek amacıyla AB'ye uyum yasaları paketi hazırlıyor.Üniversitelerde türban affı ve Leylâ Zana'ya yeniden yargılanma hakkı tanıyan düzenlemeler de bu pakete konmuştu.Artı: Devlete uyumFakat MGK'ya katılan hükümet üyeleri "Kırmızı Kitap" olarak adlandırılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin iç ve dış tehdit değerlendirmelerini öğrendikten sonra bu iki konuyu paketten geri çekmeye karar verdiler.Çünkü bölücülük ve irtica "Kırmızı Kitap"ta en öncelikli tehdit kapsamında..Başbakan Yardımcısı Yalçınbayır, türban affı ile Zana'ya yeniden yargılanma hakkını düzenleyen maddelerin paketten çıktığını doğrularken Anayasa profesörü olan AKP milletvekili Burhan Kuzu kararın MGK toplantısından sonra verildiğini kabul etti.Bu anlayış, etkin bir iktidar icraatının yolunu açmak amacında ihtiyacı olan güven duygusunu AKP'ye kazandırması açısından yararlı olacak. AKFJ türban sorununu çözmesini bekleyen kesimleri, iktidarın başarısı için sabır göstermeye ikna edebilir.Eksi: AB'ye kozAncak bu olumlu gelişmenin bedeli de olacak: MGK eksenli değişim, korkarız AB hedefine zarar verecektir.Türkiye'ye tarih vermeme eğilimi netleşmeye başlayan Avrupa Birliği, Silâhlı Kuvvetler'in siyasetteki ağırlığını bahane olarak önümüze koyabilir.Hükümetin önümüzdeki on günü, bu tehlikeyi gözeten bir icraat için değerlendirmesi gerekiyor.Reformların günlük hayatta uygulanacağı taahhüdünü içeren güçlü bir teminat ve Kıbrıs konusunda uzlaşmacı bir irade gösterisi, bu hamlenin gerekleridir.Şimdi buna bir de "asker vesayeti" iddiasını yine güçlü bir şekilde çürütme çabası eklenmek zorunda..Unutmamak lâzım ki Türkiye bölücü terörü yenmiş, cumhuriyetin laik karakterini koruyarak AB üyeliğinin eşiğine kadar gelebilmişse, bunu MGK'ya rağmen değil, aynı zamanda onun sayesinde başarmıştır.Türkiye bu güvenceden hemen değil ancak AB üyeliğinin sağlayacağı daha güçlü teminatları elde ederek vazgeçebilir.
Türkiye 3 Kasım seçimleriyle dünyanın da merakını çeken bir değişim geçirdi.Bu merak sadece Türkiye'nin stratejik öneminden gelmiyor. İslâm'ı demokrasi ile bağdaştırma tecrübesinin tek örneği olan bu ülke, yürüdüğü tarihi süreçte hızlanacak mı, zaman mı kaybedecek?Bu da çok merak ediliyor.VATAN'ın bugünkü manşeti, bu bağlamda oluşan sorulara cevap veriyor.Soruların kaynağı dünyanın en büyük ve etkin yayın kuruluşları, muhatabı ise toplumsal ve radikal hareketler alanında, özellikle de siyasal İslâm konusunda uzman bir gazeteci olan Ruşen Çakır'dır.Tarafsız ve isabetli gözlemlere dayanan araştırmaları ile uluslararası alanda saygın bir isim yapan Ruşen Çakır VATAN ailesine katıldı.Çakır ilk yazısında, dünya medyasının AKP ve lideri hakkında en çok merak ettiği sekiz soruya cevaplarını açıklıyor.Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP'nin, ele geçirdiği şansı kullanacak akla, esnekliğe ve yaratıcılığa sahip bulunduğunu öngörüyor.Akılcı geri adımRuşen Çakır'a göre Erdoğan ve onunla birlikte hareket eden islamcı kökenden gelen arkadaşlarının büyük bir kısmı "açık bir şekilde" değişmiştir.28 Şubat gerçeği bu kadroya İslamcı çizgide fazla yol alınamayacağını göstermiştir.O kadar ki bu tecrübe Erdoğan'ı değişimin ötesinde dönüştürmüştür.Yabancılar da aynı şüpheyi taşıyor:"Ya takıye yapıyorsa?."Çakır'a göre Türkiye'deki sistem kimseye laiklik konusunda takıye yapma fırsatı tanımaz. Erdoğan'ın samimi olmaktan başka şansı yok..Meclis Başkanı Arınç'ın türbanı devlet protokoluna sokan emrivakisi acaba talihsizlik mi yoksa şans mı oldu?Son gelişmeler, zorlamaların yaratacağı zarar konusunda iktidarı uyardığı için belki yararlı bile olmuştur.Nitekim Başbakan Gül, türbanı siyasetin merkezi haline getiren gelişmelerden hoşnut olmadığını söylemiştir.Meclis Başkanı Arınç da bir mutabakat sağlanana kadar eşini resmi toplantılara götürmeyeceğini açıklamıştır.Sezer'in altın öğütüEvet, Başbakan Gül'ün dediği gibi "Böyle bir problem yoktur" denemez.Ama Yargıtay "Türban laikliğe karşı başkaldırı simgesidir" derken bu sorun sadece siyasi zeminde çözülemez.Bu konuda "Kur'an'ı bugünün aklıyla okumak lâzım" diyen din bilginlerinin de söyleyecekleri şeyler vardır.Ama çözüm iklimini asıl, iktidarda başarılı olurken zamanı, laik rejime bağlılığındaki samimiyetini kanıtlamakta iyi değerlendirdiği takdirde AKP getirecektir.Cumhurbaşkanı Sezer'in hükümet üyelerine "Ülkenin gerçek gündemi ile ilgilenin" tavsiyesi, bu anlamda altın bir öğüttür.Çünkü iktidar, ipte cambazlık değil, sağlam zeminde güvenle yürümektir.
Tayyip Erdoğan "gündemimde türban yok" diyor ama bizce kendini kandırıyor.Çünkü gelişen olaylar, yeni bir karar vermesi için onu zorlamaya başladı.AKP lideri "türban diye bir sorun yok" demiyor, "gündemimde yok" diyor.Bunun tercümesi şudur:"Acil gündemimiz yüklüdür. Önce bunlara yoğunlaşacağız, sonra geniş tabanlı bir uzlaşma arayarak türban sorununu çözmeye çalışacağız.."Zaten CHP lideri Deniz Baykal ile aralarında böyle bir zımnî anlaşma oluşmuştu.Yani sorun dondurulacak, tepeden inme dayatmalara veya sinsi tırmanma girişimlerine meydan verilmeyecekti. .Böyle bir "mütareke" dönemi yaratmak, akılcı bir strateji idi.AKP iktidarı bir yandan kapıya dayanmış dış politika sorunlarına, bir yandan ekonomik meselelere yoğunlaşıp olumlu bir yönetim değişikliği gerçekleştiğini düşündürecek sonuçlar alacak, öte yandan da AKP'nin "gizli niyetler" taşıdığına dair şüpheler yatışacak, böylelikle bir umut ve güven havası doğacaktı.Ama bu senaryo çalışmadı.Ne ziyareti?"İnadına aday" olan Bülent Arınç, Meclis Başkanı seçildikten sonra türbanlı eşini Cumhurbaşkanı' nı uğurlama törenine götürerek, yani türbanı devlet protokoluna emrivaki yoluyla sokarak Erdoğan'ın gündemini yırttı.Şimdi, bir dini simge olarak türbanın kamu alanına sokulmasını kabul edilemez sayanlara, bu emrivakiye uzlaşma adına boyun eğmek mi kalacak? Bu olamaz.Çünkü aksi yönde Anayasa Mahkemesi kararları var.Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin oybirliği ile aldığı bir karar dün açıklandı. Bu kararda türbanın "Cumhuriyetin temel ilkelerinden laikliğe karşı başkaldırı simgesi" olarak kullanıldığı belirtiliyor.Bu ne olacak?Dün Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları, Başbakan Gül'e kutlama ziyaretine gittiler, 20 dakika görüştüler.Daha sonra Meclis Başkanı Arınç'a yaptıkları ziyaret ancak üç dakika sürdü.Açıklık iyiBu alışılmadık durum, ziyaretin kutlama amacından ziyade "Cumhuriyetin meclisine sahip çıkma" tavrını göstermek niyeti olarak yorumlandı. Yorum doğru mudur, yakında netleşir.Ama askerin bu konudaki duyarlılığını bir şekilde belli etmesi, gizlemesinden daha sağlıklıdır.Görmezlikten gelinen türban sorunu böyle oldubittilerle tırmandırılacak olursa bundan rejim ve hukuk devleti olduğu kadar AKP de zarar görecektir.Dünkü olayı Tayyip Erdoğan ülkenin ve partisinin yararına kullanabilir.Önünde iki tercih var:Ya "Gündemimde türban yok" sözünü partisine de kabul ettirecek ve bu hassas sorunun dondurulmasıyla kazanacağı zamanı iktidarın başarısı için kullanacak veya bu disiplini kurmayı olanaksız görüyorsa, yargının da taraf olduğu geniş bir zeminde soruna bir çözüm aramanın kararını verecektir.Şurası belli oldu ki "sonra bakarız" deyip türbana oldubittilerle tırmanma kurnazlığı yaratan bir siyaset, çıkar yol değildir.
Dokunulmazlıklar sorunu AKP'nin nasırı gibi. Basınca hemen sert tepki veriyor.Deniz Baykal "Yolsuzlukla itham edildiyseniz kaçmayacaksınız, hesabını vereceksiniz. Cesaret budur, Kasımpaşalılık budur" deyince Tayyip Erdoğan taa Stockholm'den hemen cevap yetiştirdi:"Dokunulmazlıkların kaldırılmasından vazgeçmedik. Sadece muhalefet liderinin tayin ettiği tarihe göre değil, kendi belirlediğimiz tarihe göre yapacağız."AKP lideri Erdoğan dün Baykal'a cevap verirken adını anmamaya, ondan hep "muhalefet partisi genel başkanı" diye söz etmeye özen gösterdi.Bu durum, diyalog ve işbirliğine dayalı yeni siyaset anlayışının daha doğmadan öleceğini haber vermiyor mu? Yazık değil mi?Dokunulmazlık zırhı niçin bu kadar feda edilmez oluyor?Erdoğan "Yargı sürecinde olan insanları suçlu gibi göstermek talihsizliktir ve şu anda muhalefet partisi lideri böyle bir talihsizliğin içerisindedir" dedi.Oysa Deniz Baykal kimseyi suçlamadı, öneride bulundu:"Aranızda yargılananlar var, bunlar suçsuzsa bırakın aklansınlar. Aklanmalarını engelliyorsanız, suçlu olduklarını siz de kabul ediyorsunuz demektir.."Niçin bir yıl sonra?Tayyip Erdoğan, CHP'nin istediği gibi hemen değil, bir sene sonra kaldıracaklarını söylüyor dokunulmazlıkları.AKP'nin meclis grubunda, Erdoğan'la birlikte belediyedeki yolsuzluk iddiaları nedeniyle yargılanan veya soruşturulan ondan çok milletvekili var. Bunların dördü de bakanlık koltuklarında oturuyor.Erdoğan "Bu arkadaşlarıma güveniyorum. Aklanacaklarına eminim" diyor.O zaman, niçin bu kararı mahkemelerin vermesine ve onların bir an önce temize çıkmalarına yardımcı olmuyor?Niçin iktidara kanat takacak yerde ayaklarına pranga vuruyor?"Bir yıl sonra" sözü, bu kişilere "Kullanın iktidar forsunuzu, kurtarın bu sürede paçanızı" diye tercüme edilmeyecek mi?Bir çıkmaz sokakDoğru yol, AKP'nin bu inattan vazgeçmesi ve dokunulmazlık zırhına mahkum bir iktidar görüntüsünden yol yakınken kurtulmasıdır.Çünkü AKP iktidarda başarılı olmaya mecburdur ve bunu yolsuzluklara karşı müsamahasız olduğunu kanıtlamadığı sürece gerçekleştiremez.Her eyleminin, her tayin kararının arkasında "acaba kimin kirli çamaşırları yıkanıyor" şüphesi üreyecektir.Yarın öbür gün "Jet" Fadıl Akgündüz hakkındaki tezkere meclise geldiğinde, dokunulmazlığının kaldırılmasına AKP'liler nasıl oy verecekler?"Allah.. Peygamber.. Cihad" diye diye binlerce insanın trilyonlarca lira parasını dolandırdığı iddiasıyla yargılanan Jet Fadıl'ı, zırhını çıkarıp mahkemeye gönderecek olan eller havaya nasıl kalkacak?AKP, önündeki çıkmazı görmeli ve yanlıştan dönmelidir.
Meclisi dün bu bakış açısından izledim. Sonunda biriken izlenimler bana ümit verdi.Çünkü iki taraf da meclisin temsil zaafiyetinin kendilerini diyalog ve işbirliği yapmaya mecbur ettiğini görüyorlar.Bu meclisin, köklü bir anayasa yapma yeteneğine sahip bulunmadığını gerekçelendiren Baykal'ın tezi doğruydu:3 Kasım seçimi, seçmenin yalnızca yüzde 41, 2 oranındaki bir azınlığını meclise yansıtmıştır.Baykal "Bu bize alçak gönüllü olmak, ölçümüzü çok iyi bilmek mükellefiyetini yüklemektedir. Toplumu oluşturan kesimleri, kurumları, düşünce ve duyarlılıkları, Türkiye'nin hassas dengelerini yok sayarak, 'Güç bende' diyerek yeni bir anayasa yapmayı, kimse aklından geçirmemelidir " dedi.Değişimin izleri..Alışık olduğumuz siyaset kültürü, "Anayasal düzenin temelleriyle oynamayın, rejim sorunu çıkarmayın" diyen sert muhalefet üslubuna iktidarın "hodri meydan" karşılığı vermesi bekleyişi yaratıyor.Oysa Başbakan Abdullah Gül, Baykal'ın en çok bu uyarısından etkilediğini söyledi."Aritmetik çoğunluğa dayanma arzumuz, gizli kapaklı hiçbir niyetimiz yoktur" diyerek, azınlık meclisi yapısından gelen sınırlamalara saygılı olacakları mesajını verdi. Başbakan, gü-venli, uzlaşmacı, hakim ve içerikli bir performans gösterdi genelde.Fakat milletvekili dokunulmazlıkları meselesinde aynı ölçüde inandırıcı olamadı.Deniz Baykal'ın talebi açık ve güçlü idi:"Gelin siyaseti birlikte kirlilikten arındıralım. Aranızda yargılananlar var. Bunlar suçsuzsa bırakın aklansınlar. Aklanmalarını engelliyorsanız, suçlu olduklarını siz de kabul ediyorsunuz demektir.. "Yumuşak karın..Yolsuzluktan yargılanırken milletvekili dokunulmazlığı ile kurtulan AKP milletvekilleri, iktidarın yumuşak karnı olacak görünüyor.Başbakan Gül'ün Baykal'a verdiği cevap bu şüpheyi ne yazık ki destekliyor.Gül "Türkiye'de o kadar çok dokunulmayan kişi ve kesimler var ki bunların hep birlikte ele alınması lazım" dedi.Oysa arınmayı, siyasetten başlatmak lâzım.Bu acil sorunu, memur dokunulmazlığı ile genişletmek, çözümü yokuşa sürmektir. "Öteleme" kurnazlığına sapmaktır.Millet öncelikle dokunulmazlık zırhına muhtaç olmayan bir meclis istiyor. Bundan kaçan bir meclis, memurun hesap vermesini talep edemez.Dün iktidar, dokunulmazlıklar konusundaki zaafiyetini hissetmiştir. Bu da iyi olmuştur.Kamuoyundan gelecek baskı, AKP'yi direnme beyhudeliğinden kurtarabilir.İktidar, on - on beş adamını korumaktan daha önemli sorumluluklar taşıdığı gerçeğine uzun süre sırtını dönemez.
Seçimden tek başına iktidar çıkması en çok "belirsizlik" denilen illetin zararlarından ülkeyi kurtaracak diye sevindirici olmuştu.Fakat AKP iktidarının ilk günden başlayan türban dayatmaları ve namaz gösterileri, bu partinin "gizli gündemimiz yok" diyen sözcülerince uyandınlan güven havasına zarar verdi."Bu güvensizliği hak etmiyoruz" diyebilme şansını iktidar keşke kaybetmeseydi.iktidarın başarı için güven duygusunun taşıdığı önemi farketmesi ve gizli niyetler taşıdığı konusunda uyanan şüphelere son verecek bir açıklığı ilke edinmesi gerekiyor.Aksi halde genel kabul görecek hedefleri anlatan sözlerin aslında hangi gizli niyetlerin şifresi olarak kullanıldığı sürekli merak edilecektir.Nitekim hükümet programındaki bazı hedefler ile AKP'nin var olduğu söylenen gizli gündemi arasında kurulan paralellikler, rahatsızlık vermeye başlamıştır.Şifre çözümleriÖrneğin "Üniversiteler yasakların ve sınırlamaların olmadığı özgür bir foruma dönüştürülecek" vaadi, türban serbestisinin işareti mi?"Vatandaşımızın din eğitimi ve öğretimi alanındaki beklentileri karşılanacak" sözü Kur'an kurslan ile ilgili düzenin delineceği iması mı?"Yatay ve dikey geçiş imkânlan sağlanacak" vaadi, imam hatip mezunlarına askeri okullara girme olanağı yaratma niyeti mi?"Kişilerin idari kararlarla kamu haklarından mahrum bırakılmasının önüne geçilecek" sözü Yüksek Askeri Şura kararlarıyla bünyesini irticaya karşı korumakta yararlandığı olanağın Silâhlı Kuvvetler'den alınacağının işareti mi?Bu şüphelerin "öküz altında buzağı aramak" türü kuruntular olmasını dileriz.Çünkü AKP'nin eline geçen tek başına iktidar şansını, din sömürüsüne dayalı tatminler uğruna, halkın asıl gündemini unutarak, ülkede gerilimi lüzumsuz yere artırarak heba etmesi çok yazık olur.İki çarpıcı adımAKP, sandığa giden her üç seçmenden ikisinin kendisine oy vermediğini hatırlamak istemeyebilir.Ama hiç değilse kendisini iktidara getiren oyların Fazilet'ten miras kalmadığını, daha büyük desteğin, işsizliği ve yolsuzluğu önleyecek dürüst ve güvenilir bir yönetim özleyen yığınlardan geldiğini unutmamalıdır.AKP, ilk günlerin ölçüsüzlüklerinden kaynaklanan güven kaybını telâfi etmek istiyorsa, cumhuriyetin laik karakterine zarar vereceği yolunda uyanan tedirginliği gidermeye çalışmalıdır.Bunun için hükümet, Tayyip Erdoğan'ın "türban meselesi şu andaki gündemim değil" diyen yaklaşımını benimseyebilir..İkinci olarak da milletvekili dokunulmazlığının daraltılacağı konusunda seçimden önce verilen, fakat sonra yan çizilen sözün tutulacağı açıklanır.AKP'nin hedefi, aşınan güveni tekrar kazanmak olmalı.Türbana takmış, dokunulmazlık zırhına muhtaç bir iktidar kimseye güven veremez.
Başbakan Gül'ün dün sunduğu hükümet programı, her paragrafına insanın "amin" diyeceği hayır duaları andırıyordu. 3 Kasım'da tüm sistem partilerini tasfiye eden seçmen tepkisini biriktiren ne kadar sebep varsa hepsine çözüm öngören bu program, başta güven duyulan bir hükümet varsa herkese umut ve heyecan verir.AKP'nin görevi şimdi özellikle laiklik ve demokrasi konusunda tutarlı davranarak güven kazanmak, şüphe üreten gösterilerle gerginliklere sebebiyet vermemek, tek başına iktidara gelmenin sağladığı büyük avantajı heba etmemektir.Cumartesi gazetelerinin sayfaları her hafta bakanlıklarda kılınan Cuma namazlarının haber ve fotoğrafları ile çıkmasın. Bu dinen günah olduğu gibi halka da saygısızlıktır.İbadet Allah için yapılır.Bu görev, iktidar değişikliğine bağlı bir gösteriye dönüşürse güven kaybolur.Hem ayıp hem günahİçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Cuma namazını bakanlıktaki mescitte kıldı.Bakanla müsteşarın mescide gittiğini gören valiler, merkez valileri ve bürokratlar da üşüşünce cemaat bakanlığın merdivenlerine kadar taştı.İktidar değişikliğine bağlı bu manzara şimdi, bu ibadetin Allah için yapıldığı iddiasına gölge düşürmüyor mu?Bakan Cuma namazını bir camide kılsa daha doğru olmaz mı?Aksu bunu yapmayarak belki bilmeden bakanlıktaki görevliler üstünde manevi bir baskı oluşturmuştur. İşini koruma kaygısı veya göze girerek yükselme arzusu, bir çok bürokratı etkilemiş olmalıdır.Cuma'ya gitmeyenler veya camiye gitme alışkanlığında olanlar "bakanın gözüne girmek için" bakanlık mescidinde yer kapmak mecburiyetini duymuştur.Allah da affetmez..İçişleri Bakanı Aksu, insan onurunu zedeleyen böyle bir baskının öncüsü olmamalıdır.Dindarlık bir insan için artı niteliktir. Ama çıkar amacıyla kirletilirse ve makamlar bu kıstaslara bakılarak dağıtilırsa yazık olur.Bir bakanlıktaki yanlış uygulama, zayıf karakterli yöneticilerin göze girme çabaları ile devletin en uçtaki birimlerine kadar yayılır.AKP halkın ibadet özgürlüğünü garanti etmek istiyorsa laikliğin değerini bilmeli ve devlet kurumlarını bu tür gösteri ve sömürülerden korumalıdır.Tayyip Erdoğan'ın "Biz din merkezli bir parti değiliz. AKP İslâmî parti değildir" sözleri ve arkadaşlarının bu iddiaya zarar vermeyen dikkatlerine ne oldu?AKP'ye oy vermemiş vatandaşların bile çoğu bu özenden etkilenerek AKP'nin iktidara gelişini "tedbirli bir iyimserlik"le karşılamıştı. Akıl ve insaf lazım..Din eksenli ölçüsüzlüklerle bu krediyi ziyan edenleri halk affetmeyeceği gibi Allah da affetmez..