Tayyip Erdoğan'ın AB ülkelerine ziyaretleri, etkileyici ve çok yararlı oldu.Ama görülüyor ki Türkiye'nin siyasi gündemini değiştiren bir sonuç da doğuracak.Erdoğan Avrupa başkentlerinde gördüğü ilgi ve destek sayesinde başbakanlık için şartları zorlama cesareti kazandı.Gittiği ülkelerin siyasi liderleri ona, başbakanlığın hakkı olduğunu söylediler.Demokrasiye saygılarının bir ifadesi olduğu kadar, konukseverlik göstermenin de bir gereği olabilirdi bu sözler.Nitekim ingiltere Başbakanı Blair de başbakanlığını engelleyen yasağını hatırlatarak "Herhalde bu hatayı kısa zamanda düzelteceksiniz" dedi.ister "dış tahrik" deyin, ister yaygın kullanılan bir halk deyişi ile "gaza geldi" deyin, Tayyip Erdoğan, şartları zorlayarak ve bunun yaratacağı riskleri göze alarak başbakanlık yolunu kısaltmaya karar vermiştir.Bu kararını dün Strasbourg'da açıkladı.Belli ki hedefi en geç yılbaşında başbakan olmaktır!Kişiye özgü hukukAKP önce Tayyip Erdoğan'ın yasağını kaldıran ve meclis dışından da başbakan atanabilmesine olanak tanıyan Anayasa değişikliklerini (madde 76 ve 109) gerçekleştirmeyi deneyecektir.Milletvekili seçilmeden başbakan olabilmenin yolu Cumhurbaşkanı'nın itirazı veya referandum nedeniyle tıkanırsa o zaman "Genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez" diyen Anayasa maddesi (78) değiştirilecektir.Ama belli ki sabrına hükmetmekte zorlanan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı'na rağmen, CHP ile ilişkilerini gerginleştirmek pahasına bildiğini okuyacaktır.Yani ara seçimi beklemeden, hemen başbakan koltuğuna oturmak isteyecektir.Daha önce Cumhurbaşkanı Sezer "kişiye özgü hukuk olmaz" diye itiraz etmiş ve Erdoğan da bundan vazgeçtiğini açıklamıştı.Bir daha düşünmeliAKP'yi bir haftada Cumhurbaşkanı ile ve CHP ile karşı karşıya gelme tehlikesini göze alacak noktaya getiren sebep nedir?Dışarda kalma süresinin uzaması halinde lider olarak otoritesini kaybedeceği endişesi, herhalde başta geliyor. Şimdiye kadar bu duygusunu bastırmak için geçerli gördüğü şartlarda değişme olmuştur.Dış temaslarının yarattığı olumlu hava ve özellikle de Bülent Arınç'ın 369 oyla ve birinci turda Meclis Başkanı seçilmesi, yani AKP'nin anayasa değiştirecek çoğunluğu kontrol edebildiğini görmesi anlaşılıyor ki Tayyip Erdoğan'ın cesaretini artırmıştır.Dileriz bu gücün sarhoş edici etkisi, diyalog ve uzlaşmaya dayalı siyaset anlayışının erdemlerini AKP'ye unutturmaz.Dileriz Erdoğan, dokunulmazlıklar ve türban konusundaki yanlışlara şimdi bir de hukuka sayısal güçle boyun eğdirme yanlışını eklemeden önce tekrar düşünür
Kopenhag zirvesinde Türkiye'ye tarih verilmesi umudu dün büyük bir kredi daha aldı.Avrupa Parlamentosu dün, Türkiye'ye yönelik haksız ayrımcılığı ve AB'yi "medeniyetler çatışmasının tarafı" durumuna sokacak tarihi bir yanlışa düşmeyi reddetmiştir.Türkiye-AB ilişkilerinin üyelik yerine "özel ortaklık" temelinde inşa edilmesini öngören ve Hıristiyan Demokratlar grubu tarafından desteklenen önerge 156 kabul oyu alırken Sosyalist, Liberal ve Yeşiller gruplarına mensup 376 üye ret oyu vermiştir.Bu sonuçta AB'nin bir "Hıristiyan Kulübü" olmadığı savı etkili olmuştur.Seçimden önce AKP iktidarının AB yolunda şanssızlık olacağı söyleniyordu. Ama gerçek bu öngörüyle taban tabana zıt çıkıyor.Çünkü 11 Eylül sonrası dünya, terörle mücadelede başarılı olmak için özellikle Ortadoğu'daki insanlara, demokratik modernleşmenin şartlarına uyan Müslümanların nelerden yararlandığını göstermek zorunda olduğunu anlamıştır.Peki Kopenhag Zirvesi, Türkiye'ye beklediği cevabı verecek mi?İngiliz The Guardian gazetesi, Tayyip Erdoğan'ın çabalarını övdükten sonra şu çağrıyı yapıyor:"Demokrasiyi ve insan haklarını yaygınlaştırma, terörün derindeki sebeplerine çözüm bulma, İslâm'ın modern dünyaya uyum sağlamasına yardımcı olma ve kanlı bir uygarlıklar çatışmasını önleme zihniyeti bize EVET dememizi haykırıyor."Avrupa'da aklın ve vicdanın uyanışına Türkiye, Kıbrıs'ta uzlaşmayı kolaylaştırarak, AB'ye uyum alanındaki adımlarını hızlandırarak yardımcı olabilir.Önümüzdeki yirmi günde AB'ye yönelik hızımızı kesmemeli ve asla hata yapmamalıyız.AKP'nin A'sıAKP, dokunulmazlıkların daraltılmasına yönelik toplumsal irade ile çatışmaya veya onu kandırma amaçlı hilelere başvurmaya kalkmasın.Kendisine de, ülkenin ele geçirdiği fırsata da yazık eder..İki yıl hapse hüküm giyen "Jet" Fadıl Ak-gündüz hakkındaki istek yarın Meclis Başkanlığı'na gelecek.Dün İstanbul Belediyesi'ndeki yolsuzluklarla ilgili 70 sanıklı Albayrak davasında 6 sanığın AKP milletvekili olup dokunulmazlık kazandığı görüldü. Şimdi onlar için de "dokunulmazlıklarının kaldırılması için" meclise tezkere gönderilecek.AKP dokunulmazlıkların ilke olarak kaldırılmasını istemiyor.Oluşturulan formül şu:"Tezkereler üç ayda sonuçlandırılsın. Dokunulmazlığı kaldırılması talep edilen milletvekili hakkındaki kararı meclis gizli oyla versin.."Ne olacağı şimdiden bellidir:Jet Fadıl jet hızıyla "adalet" adına yargıya teslim edilecek, fakat AKP'liler yandaş jürinin gizli oyu ile bir anlamda beraat edecektir.AKP'nin A'sı "Adalef'ten geliyor. Ama korkarız "Ayıp"a doğru gidiyor!
Cumhurbaşkanı Sezer'in kabineye müdahalesi, denge mi bozdu, denge mi kurdu?AKP lideri Erdoğan, Cumhurbaşkanı'nın Milli Eğitim Bakanı' nı değiştirdiğini öğrenince "Bu müdahale kabine içi dengeleri değiştirdi" dedi ama sonra "sürçü lisan etmişim" diye eleştirisini geri aldı.Bu manevra, Çankaya ile bir sürtüşmeye girmekten sakınmanın tedbiri miydi, yoksa Milli Eğitim gibi önemli bir bakanlığa yaptıkları seçimin isabetini savunmakta düştükleri zorluğun kabulü müydü?Belki ikisi birden..Çünkü ilk listede Milli Eğitim Bakanlığı'na getirilen Beşir Atalay, kökten dinci kadrolaşma nedeniyle görevinden alınan Kırıkkale Üniversitesinin eski rektörüdür.Onun bu görevi üstlenmesi, daha yolun başında eğitim dünyasından başlayan ve dalga dalga tüm topluma yayılan tartışma ve çatışmaların sebebi olabilirdi.Tabii bu arada AKP'nin laik rejime saygıda gösterdiği dikkatin içtenliği konusunda ciddi şüpheler yaratabilirdi.Yani Cumhurbaşkanı yalnız Anayasa'nın kendisine verdiği "devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme" görevini yerine getirmekle kalmamış, AKP'yi de istikrar bozucu ve zaman kaybettirici bir yanlışa sapmaktan korumuştur.Müdahalesi, toplumun geniş bir kesiminden destek alan Cumhurbaşkanı Sezer, önümüzdeki dönemde de demokratik, laik, hukuk devletinin güvencesi olacaktır.Bunu farketmek AKP'lileri rahatsız etmemeli, tersine rahatlatmalıdır.AKP iktidarı Sezer'in, kendileri için de teminat olacağının bilinci ile hareket ederse kazanır.Türban deldi geçtiAKP'li Bülent Arınç, bağımsızların da desteğini alarak 369 oyla birinci turda Meclis Başkanı seçildi.Hayırlı olsun..Bu tecrübe, iktidarın anayasayı değiştirmek için gerekli 367 oyu mecliste bulabildiğini göstermesi bakımından önemli.iyi bir hukukçu ve güçlü bir hatip olan Arınç, seçimden önce "türban namus borcumuzdur" demişti.Önceki gün de "Hiç kimse kıyafetinden dolayı, özel hayatından dolayı ayrımcılığa tabi tutulamaz.. Bu ayrımcılığı düşünenler varsa onlara inat olsun diye Meclis Başkanlığı'na adaylığımı koyuyorum" dedi.Partinin lideri "türban konusunda acele etmeyeceğiz" diyor ama, gelişmeler düşündükleri takvimin önüne geçmiştir.Cumhurbaşkanı'na vekâlet edecek TBMM Başkanı'nınki de dahil, bakanların üçte ikisinin eşi türban takıyor. Yani türban devlet protokoluna, hayatın getirdiği bir gerçek olarak girmiştir bile.Tabii bu durumu "vay başımıza gelenler" diye karşılayanlar olacaktır. Bu duyguya saygı göstermek şimdi AKP'lilerin borcudur.Türbanın siyasal İslâm'ın simgesi olmadığını söyleyerek iktidara gelenler, Türk halkının, hatta dünyanın gözü önünde sınav verecek..
Hükümeti kurma görevini Cumhurbaşkanı'nın bugün Abdullah Gül'e vermesi bekleniyor.AKP lideri Tayyip Erdoğan dün Çankaya'ya çıkarak başbakan konusundaki önerilerini sundu. Biz, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı'na birden çok alternatif sunarak "Kimi seçerseniz kabulümüz" anlamında bir mesaj verdiği yolundaki tahminleri isabetli görmüyoruz.Çünkü iktidar yetkisini kullanacak siyasi iradenin kaptanını seçmeye hakkı vardır ve bu hak demokratik bir hükümetin vazgeçilmezidir.AKFJ yasağı nedeniyle Genel Başkan Erdoğan'ı başbakan koltuğuna oturtamıyor.Bu durum yalnız parti açısından değil, iktidarın başarılı olup olmamasından etkilenecek millet için de zorluktur.Dolayısiyle parti yönetiminin başbakan görmek istediği kişiyi atamaması, Anaya-sa'ya göre Cumhurbaşkanı'nın hakkı olsa bile şık olmaz, yararlı da olmazErdoğan puan aldıAbdullah Gül, doğru bir seçimdir.Örgütün eğilimini de, piyasaların tercihi de Gül'ü işaret ediyor. Başarılı olursa ilerde kendisine rakip olacağı endişesi duymadan bu işareti onaylaması, Tayyip Erdoğan'ı yüceltecektir.Gölgesinde ot bitmeyen eski, egoist lider tiplerinden ayıracaktır.Kişisel ikbal kaygıları ile partinin iktidar başarısını feda etmeyen bu üslup, ona "adil lider" kimliği kazandıracaktır.Seçimden bu yana Erdoğan, kendisi ve partisi aleyhinde üreyen endişeleri gidermeye, toplumda bir güven ve umut havası yaratmaya dönük olumlu adımlar atıyor.Bu konuda da yanlış yapmadı.Akbulut gibi olmazGül, değişim dinamiğinde "milli görüş" -ten yollarını ayıran siyasi hareketin Tayyip Erdoğan kadar etkili önderlerinden biridir.Siyasi tecrübesi vardır ve Erbakan maceracılığının hükümet olduğu dönemdeki çatışmacı aşırılıkları içinde kendini kaybetmemeyi bilmiştir.Hem Batı ile ilişkileri en iyi yönetecek kişidir, hem de laik rejime tehlike oluşturacak taban hareketlerine karşı AKP iktidarını koruyacak bir güvence olabilir.Ayrıca Abdullah Gül'ün gerek birikimi, gerek kişiliği ve gerekse parti içindeki gücü, AKP hükümetinin başbakanını "emanetçi" veya "kukla" olarak nitelenme tehlikesinden de korur.Ne kimse Gül'ü Özal'ın Akbulut'u gibi görecektir, ne de Erdoğan bir başarısızlık ihtimali karşısında "Bu, yasaklılığımın yarattığı bir sonuçtur" deme hakkına sahip olacaktır.Çünkü herkes Abdullah Gül'ün başbakan yetkilerini kullanırken, genel başkanı ile işbirliği yapmaktan gocunmayan, komplekssiz bir Başbakan olduğunu bilecektir.Gül'ü seçen ölçülerin, bakanlar kurulu için de işlemesini diliyoruz..
Herkes merak ediyor: Eski hükümet niçin başaramadı, yenisi başarılı olur mu?Neyin, ne zaman, nasıl yapılacağını bilmek bilgelik, bunları yapma basiretini, faziletini göstermek de iktidar gerektirir.Seçimde olan hükümet, neyin, nasıl yapılacağını gördü ama iktidar gücünü, icra memuru hoyratlığı ile kullandı.Lâfta "sosyal duyarlılık" edebiyatından geçilmiyordu, fakat iş icraata gelince IMF'yi bile şaşırtacak kadar kör, acımasız ve hasis davrandılar.Araştırmalar Türkiye'de halkın yüzde 8,4'ünün açlık sınırının altında yaşadığını gösteriyor.AKP hükümetinin "acil eylem planı" na göre bu aileler hemen belirlenecek ve üç ay içinde yardım programı başlatılacak.Kaynak mı?. Fakir Fukara Fonu'nun yıllık 500 milyon dolar kaynağı var. Dünya Bankası da "sosyal riski azaltma projesi" çerçevesinde 500 milyon dolarlık bir fon tahsis etmişti.Eskiler "Yoksulluk ve açlık yüzünden sosyal patlama olacak" diye milletin uykularını kaçırmayı becerdi ama bu kaynağı kullanmayı bilemedi.Şimdi AKP hükümeti kullanacak ve meyvelerini toplayacak.Belediye tecrübesiAdil ve etkin bir organizasyon kurulursa AKP, bundan sonraki seçimi de kendisine kazandıracak takdiri, hayır duayı alacaktır.Yeni hükümet bu projeyi gerçekleştirebilir.Çünkü "milli görüş" kökeninden gelen belediyelerin bu alandaki tecrübeleri başanyı kolaylaştıracaktır.Bugün sadece İstanbul Belediyesi, iki ayda bir 500 bin aileye kuru gıda paketleri dağıtıyor.Yoksul ailelerin evlerine gezici mutfakla sıcak yemek servisi, Ramazan'da 50 bin kişilik kapasiteye ulaşıyor.Muhtaç ailelerin 50 bin çocuğuna (çoğunluğu şehit çocuğu, öksüz ve yetim) düzenli eğitim yardımı veriliyor. Üniversite okuyanlara her ay 50 milyon lira ödeniyor.IMF itiraz etmez"Komşusu aç yatarken uyuyabilenler bizden değildir" sözü, Özal'ın Fak-Fuk-Fon'u kurduğu dönemde çok ünlü olmuştu. Ama sonrakiler, şefkatin, sosyal adaletin unutulduğu yıllarda bencilliğin sellerine kapıldılar ve kayboldular.IMF bile, dayattığı programların sosyal felâketlere sebep olan eksiklerini artık görmeye başlamıştır.Yeni hükümet, programın temel eksikleri olan üretime dayalı büyüme ve sosyal politikalar konularında insani çözüm amaçlı değişikliklere IMF'yi ikna edebilir.Sonra meclis dışında kalan partiler istedikleri kadar "Devletin kaynaklarını oy depolarına yatırım için kullanıyor bunlar" diye mızıklasın..AKP iktidarı, din sömürüsü bataklığına girmediği, dürüstlük ve adaletten ayrılmadığı takdirde mızıkçıların alacağı cevap şimdiden bellidir: "Geçmiş olsun.." İnşallah o günleri görürüz
Görünmeyen bir küresel irade sanki bütün uluslararası güçleri bölgemize istikrar getirecek bir anlayış ve kararlılık zemininde buluşturdu.Irak'ta Saddam ya dişlerinin sökülmesine razı olacak veya ezilerek yok edilecek.Birleşmiş Milletler'in "teslim şartlan" na Bağdat haydutu boyun eğdi.Kıbrıs'ın birleşik iki devlet halinde AB'ye üye olmasını sağlayacak Annan Planı, bölgede sürekli bir savaş gerilimini ve Avrupa'nın genişleme yolundaki önemli bir engeli ortadan kaldırmayı hedefliyor.Türkiye'nin AB'ye tam üyelik müzakerelerine başlamak için tarih isteme baskısı Avrupa başkentlerince ve Batı medyası tarafından hayret verici dozda destek görüyor.Fransızlann ünlü haber dergisi CExpress Türkiye'nin iki yüz yıldan bu yana yüzünü Ba-tı'ya döndüğünü, bu değerler için islâm'ı laikleştirdiğini, İslâm'ın demokrasi ile uyumlu olabileceğini kanıtladığını yazdı.Değişen rüzgârlarTürkiye aleyhtarı koro susmuş, muhalefet içi geçmiş bir soliste kalmış durumda."Türkiye'nin tam üyeliği AB'nin sonu olur" diyen Fransa eski Cumhurbaşkanı ve Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valery Gis-card d'Estaing, alkış değil hakaretamiz eleştiriler aldı.isveç Dışişleri Bakanı Anna Lindh bile "Tayyip Erdoğan'ın yasağı aslında bir avantaj oluşturuyor" dedi.Çünkü demokrasi önündeki engellerin, halkın Erdoğan'ı başbakan görme iradesini hayata geçirmek baskısı sayesinde kaldırılacağına inanıyorlar.Bu olumlu iklim değişikliğini, 3 Kasım seçimiyle oluşan yeni parlamentonun iki kanadı da şimdilik en verimli şekilde kullanıyor.CHP'nin lideri Varşova'daki Avrupa Sosyalist Partileri toplantısında hükümet başkanlarını, 12 Aralık'ta AB'nin tam üyelik müzakerelerine başlamak için Türkiye'ye tarih vermesi konusunda ikna etmeye çalışırken aynı şeyi AKP lideri Erdoğan başkentleri ziyaret ederek yapıyor.Bari üç ay susunTayyip Erdoğan, Türkiye'yi savsaklamak isteyenlerin bahanelerini önceden çürütecek nitelikte güçlü taahhütler veriyor. Herhalde içerdeki muhalifler de "İşkenceye hiçbir şekilde müsamaha gösterilmeyecek" diyen Erdoğan'ın bu sözlerini "taviz" olarak niteleyemez.Tayyip Erdoğan'ın gezisi sırasındaki görüntüler ve ilişkiler "Herkesin yaşam biçimine saygılı olacağız" sözünü teyit ediyor.Kendisi "seferi durum" mazereti ile oruç tutmuyor, isteyenlere de onun gözü önünde içki servisi yapılabiliyor.Türkiye'nin hayal ufuklarını yakına getiren, müzmin sorunları için çözüm fırsatları yaratan bir dinamik, içerde ve dı-şarda, daha önemlisi aynı zamanda oluşuyor. Korkular ve kuruntularla bu havaya zarar vermeyelim.Değişme ve değiştirme fırsatını kullananların hevesini kırmayalım.
Bugün açılacak yeni dönem meclisinin halkın umutlarına zarar vermemesini diliyoruz.Dolandırıcılık suçundan Interpol "kırmızı bülten" i ile aranırken bağımsız milletvekili seçilerek dokunulmazlık zırhı giyen "Jet" lâkaplı Fadıl Akgündüz için Meclis'te protesto eylemi hazırlanıyormuş.Akgündüz yemin için kürsüye çağrıldığında milletvekilleri salonu boşaltacaklarmış..Haber doğruysa dileriz vazgeçerler.Çünkü millet bu tür popülist şaklabanlıklardan bıktı ve bu tavrını da 3 Ka-sım'da eski meclisi tasfiye ederek gösterdi.Evet, Jet Fadıl'ın durumu toplum vicdanını rahatsız ediyor, bu doğru. Ama bağımsız seçildiği için Meclis'te koruyucusu olmayan Akgündüz'ün aşağılanması sorunu çözmez. Milleti tatmin etmez.Çünkü herkes biliyor ki Meclis'te Akgündüz'ünkine benzer suçlarla mahkemelerde yargılanan onlarca milletvekili var.Yani Jet Fadıl olmasaydı, Meclis mahkemelerde hesap vermekten kaçan imtiyazlıların sığınağı olmaktan yine kurtulamayacaktı.AKP emsalsiz bir kredi aldı.Eğer yanlış yapılmazsa bu toplum desteği iktidarda başarılarına yardım edecektir.Yeni iktidarı yaralayacak büyük yanlış, milletvekili dokunulmazlıklarını daraltma konusundaki taahhüdü savsaklamak olacaktır.Suçlandıkları konularda mahkemede aklanma olanağını kullanmak istemeyen siyasetçiler tarafından yönetilmek, değişmeyen kaderimiz olmasın artık.İtibarlı bir meclis istiyoruz.Şaibelileri barındıran bir meclisin itibarı olmaz!Sindirim sorunuBülent Ecevit'in, dış gezileri nedeniyle Tayyip Erdoğan'a yönelttiği eleştiriyi yadırgadım."Milletvekili olmayan, resmen başbakan da olamayacak durumda olan bir kimse ne konuşacak orada? Olacak şey değil. Türkiye Cumhuriyeti ciddi bir devlettir. Bunu içime sindiremiyorum" dedi dün.Bir defa Erdoğan italya'ya, herhangi bir kimse olarak gitmedi.Ayrıca, bir şey vermek için değil, Türkiye'nin AB hedefine destek istemek için gitti ve gezilerine devam edecek.Bu arada AKP'nin "din merkezli parti değiliz" savına AB ülkeleri yönetimleri kafanda inandırıcılık da kazandıracaksa, buna sevinmek gerekir.Ecevit, Erdoğan'a "ne sıfatla" gittiğini soracak yerde o ülkelerin Erdoğan'ı niçin davet ettiğine cevap aramalı.Erdoğan'ı muhatap aldıklarına göre bu, seçim kazanmış siyasi liderlere Batılı devlet adamlarının Ecevit'ten daha fazla saygı gösterdiklerini anlatır.Başbakan Ecevit'in sindirim zorlukları düne kadar ülkenin sorunu oluyordu. Seçim o işi halletti.Artık bu sorun, Ecevit'in kişisel sorunu boyuna inmiştir. Geçmiş olsun..
Bu büyük sansür.Daha büyük şans ise, AKP'nin ele geçirdiği şansı iyi kullanmasını, AKP'ye oy vermeyenlerin bile istiyor olmasıdır.Başarısızlık halinde millet, yalnız iktidarı değil, muhalefeti de cezalandırıyor.3 Kasım'da gördük..Ekonomik krizi yenme amaçlı yakıcı tedbirlerin tam meyvelerini vermeğe başladığı dönemde üçlü koalisyonun seçime gitmesi, Ecevit'in deyimi ile "intihar" etmesi, AKP'ye piyango olmuştur.Şimdi hasadı toplamak AKP iktidarına kısmet olacak.Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına düşen sorumluluk, seçim meydanlarında ve seçim zaferinin sarhoşluğu içinde yapılan vaatleri gerçekleştirmeye girişmeden önce hesap yapmak, milletin ortak fedakârlığı ile oluşan imkânları heba ermemektir.Mevlânâ "Önce fareyi defet, sonra buğdayı topla" demiş..Her işin başı üretimAnkara Sanayi Odası Başkanı Zafer Çağlayan dün "siyasi gündemin bir kenara bırakılarak artık ekonomi gündemine dönülmesini" istedi.İsabetli bir uyan.. Çünkü Erdoğan'a başbakanlık yolunu açacak uzlaşmanın hızla sağlanmasında AKP'nin de menfaati vardır.CHP'nin önerileri doğrultusunda atılacak adımlar Erdoğan'ın liderliğini yasal hale getireceği ve başbakanlığını bir erken ara seçimi bekleme sorununa indirgeyeceği için ortam belirsizlikten kurtulacak, ekonomik gündeme yoğunlaşmak kolaylaşacaktır.Türkiye, borcunu döndürecek marifete sahip bir iktidar istiyor. Dış borcu ödemek için daha çok ihracat, iç borcu döndürmek için de daha çok vergi gerekiyor.Hepsi üretimi artırmaya bağlı. İş bekleyen milyonların umudu da buna bağlı.Derviş'in AKP notu AKP en azından şimdilik hakkında üretilen olumsuzlukları hak etmiyor.Asıl haksızlık, statükonun dayattığı politikaların tümüne bağlı kalmaya AKP'nin mecbur tutulması ile ilgili tehdit kokan eleştirilerdir.Bu parti elbette vaatlerini yerine getirmek ve sandıkta linç edilen geçmiş iktidara alternatif işler yapmak yolunda iradesini kullanmak isteyecektir. Türkiye'nin dengelerini bozmadan, dış ilişkilerine zarar vermeden buna imkân yok mu? Olmalı..Kemal Dervis'in arkadaşımız Murat Bir-sel'e yaptığı değerlendirme cesaret vericidir:"AKP'nin çok aklı başında bir genç takımı var.. Bunlar haftalarca çalıştılar, New York, Londra, Frankfurt dolaştılar. Çok da akıllıca bir iş yaptılar."AKP bir akıllıca iş daha yapıp hükümeti kurmadan önce Tayyip Erdoğan sorununu çözecek formülde CHP ile anlaşmalı, harmandan önce fareleri def etmeli..