Kurtarıcı olarak bakan koltuğuna oturduğunda Kemal Derviş "Keşke babam hayatta olsaydı da bu günleri görseydi" demişti.
Ne mutlu onlara ki, yeni dönemin bir numaralı ismi Tayyip Erdoğan'ın annesi, iki numaralı ismi Abdullah Gül'ün hem babası, hem annesi "bu günleri" gördüler.
Şimdi herkes yeni dönemin kaptanları için Derviş'ten daha büyük basanlar diliyorlar.
Çünkü hepimiz onların yöneteceği geminin içinde olacağız.
Erdoğan ve Gül'ün başarı öyküsü, haksız önyargıları yıkan, Türkiye'de fırsat eşitliğinin en geniş ve adaletli anlamda işlediğini gösteren cesaret verici, motive edici örneklerdir.
İşte milyonlarca benzeri bulunan orta halli, muhafazakâr iki ailenin çocukları, krizlerde ezilip yoksullaşmış, yıllarca kendilerini horlanmış ve dışlanmış hisseden yığınlar tarafından bir sahiplenme duygusu ile zirveye taşınmıştır.
Şimdi merak edilen şu: Elde ettikleri gücü nasıl kullanacaklar?
"Hata yapmayacağız"
Ait oldukları kesim adına rövanş mı alacaklar, yoksa kendilerini uçuran desteğin iradesini başka türlü okuyarak adaleti sağlamaya mı çalışacaklar?
Parti çekirdeğini oluşturan Islâmi kesim, türban sorununu çözmek, devlet kadrolarında çoğalmak, ekonomik çarkların kendi lehlerine döndürülmesini istemek konusunda sabırlı olmayacaktır.
Ama Erdoğan, kendilerini böyle bir yanlışa düşmekten alıkoyacak güce ve akla sahip bulunduğunu en azından şimdilik gösteriyor.
28 Şubat'tan ders aldıklarını, Milli Görüş'ten kopup ayrı bir parti kurmalarına da bu tecrübenin sebep olduğunu söylüyor.
Seçimden önce ikisi de, rejime ve cumhuriyet değerlerine bağlılıkları konusunda kendilerine yönelen şüpheler karşısında "Neden bu güvensizlik?. Biz de bu milletin evlâtlarıyız" diye isyan ediyorlardı.
Salı günü görüştüğümüz Erdoğan, zafer sarhoşluğundan çok aldığı sorumluluğun yükü altındaydı ve "hata yapmayacağız" diyordu.
Uyanış mı, gösteriş mi?
Partinin genel merkezinde görev yapan kadınların çoğu türbanlı değildi.
Dün başlayan Ramazan ayının görüntüleri "Din merkezli parti değiliz" ve "Herkesin yaşam biçimine saygılı olacağız" söylemlerini doğruluyordu.
Toplu namaz gösterileri yaşanmadığı gibi modern binada yemek ve çay-kahve servisi gün boyu devam etti.
İslâm'la laik demokrasinin uzlaşabildiğini, bunu kanıtlamanın yalnız Türkiye'ye değil tüm İslâm dünyasına hizmet olacağını fark eden samimi bir uyanış mı, yoksa iktidar yetkilerini arızasız devralmaya yönelik bir gösteriş mi bütün bunlar? Bilmiyorum..
Ama samimi olmasını diliyorum.
Onları Erbakan'dan ayıran sebebin post kavgasından daha anlamlı ve daha sayıgıdeğer olduğunu ümit ediyorum.
İki halk çocuğu
Kurtarıcı olarak bakan koltuğuna oturduğunda Kemal Derviş "Keşke babam hayatta olsaydı da bu günleri görseydi" demişti.
Haberin Devamı

