Olumlu bakalım

Fransa ile Almanya'nın Türkiye zirvesinden çıkan karar Kopenhag'ın işaret fişeğidir. Chirac ve Schröder'in uzlaştığı çözüm, 2004 Aralık'ında Türkiye ile ilgili değerlendirmeyi yapmak, tablo olumlu ise Temmuz 2005'te üyelik müzakerelerini başlatmaktır.

Haberin Devamı

Fransa ile Almanya'nın Türkiye zirvesinden çıkan karar Kopenhag'ın işaret fişeğidir.

Chirac ve Schröder'in uzlaştığı çözüm, 2004 Aralık'ında Türkiye ile ilgili değerlendirmeyi yapmak, tablo olumlu ise Temmuz 2005'te üyelik müzakerelerini başlatmaktır.

Tabii bu, bizim beklediğimiz cevap değil.

Çünkü formül "tarih için tarih "tir. Üstelik şarta bağlanmış olarak.

2005'te 25 üyeye genişleyecek olan AB'nin yeni koşullar öne sürerek Türkiye'yi yokuşa sürmeyeceğini kim garanti edebilir?

Türkiye'nin değişken iç ve dış dinamikleri, üç yıl sonra bugünkü kadar elverişli bir ortamın yaratılmasına acaba fırsat verir mi?

Bardağın dolu tarafına da bakmak lâzım:

"Türkiye mi; asla" noktasından 2005'e tarih verilmesi noktasına geldiğimizi memnuniyetle görmemiz gerekir. 12 Aralık'ta bu kararın Kopenhag kaydına geçmesi çok önemli bir aşama olacaktır.

Zirveye kadar tarih ve şartlar konusunda iyileşme sağlamak için fırsatlar vardır.

Meselâ..

1. Gözden geçirme tarihi 2004 Temmuz'una, müzakerelere başlama tarihi 2004 Aralık'ına çekilmesi kabul ettirilir;

2. Kabul şartlarının net olarak tarif edilmesi sağlanarak o gün yeni bir erteleme için bahane bırakılmazsa, bu bile büyük başarı olur.

İhanete uğramayacağından emin bir Türkiye bekleyebilir ve istenen adımları güvenle atmaya devam edebilir.

O zaman müzakere başlangıcı için 2004 Aralık" mı "uzak ama gerçekçi bir tarih" olarak biz de onaylayabiliriz.

Hatta bunun yararımıza bile olacağını düşünebiliriz.
Evet, islamcı kökenden gelen bir parti olduğu halde AKP'nin Avrupalı değerler konusunda inançlı bir duruş sergilemesi Batı'da heyecanlı bir destek havası yarattı.

Fakat AKP ne kadar samimi?

Türkiye'deki çoğunluk için bile cevabı bilinmeyen bir sorudur bu.

O nedenle 1,5-2 yıl beklemek yalnız AB'yi değil, Türkiye'yi, hatta AKP yi bile koruyacak bir tedbir olabilir.

Eğer AKP, tabanından gelecek radikal talep ve kışkırtmalara karşı kendini koruyacak bir disiplin için bu süreyi kullanabilirse, kendisine iktidar şansı yaratan değişimini kurumlaştırabilir.

Türkiye 2004'te kendine daha çok güvenen ve kendisine daha çok güvenilen bir ülke olur.


Gül'ü kurutmak!
AKP'nin toplantılarındaki bir sloganı yadırgıyorum..

Kalabalıklar sürekli olarak "Başbakan Tayyip" diye bağırıyor.

Sanki iktidarda başka bir parti var ve Başbakan koltuğunda bir "rakip" oturuyor.

Parti yöneticileri, bu havanın AKP hükümeti üstünde ve yönettiği devlet kadrolarında ne kadar olumsuz etkiler yaratabileceğini hiç düşünmüyor mu?

AKP'liler sürekli "Başbakan Tayyip.. Başbakan Tayyip" diye bağırdıkça Abdullah Gül ne oluyor?

Ya gül kurusu oluyor, ya gül suyu!

AKP'li Gül Hükümeti'ni ara dönem hükümeti durumuna sokan ve iktidar zaafiyetine sokan bu sorumsuzluktan vazgeçmek lâzım..

DİĞER YENİ YAZILAR