Kopenhag'tan bir kara senaryonun çıkmayacağı belli oldu. Yeter ki büyük bir yanlış yapmayalım..
Bugünkü pozisyonumuz, bir yıl önceki hayallerimize sığmayacak noktadadır.
Üyelik müzakereleri için Türkiye'ye bir tarih verilecek görünüyor.
Karşı tarafta "Türkiye'ye tarih vermesek olur mu?" tartışması yapılmıyor. "Tarih verelim, ama ne zamana?"sorusu tartışılıyor.
Mevziler karşılıklı olarak bu hat üzerinde kazılmış durumda.
Avrupa Birliği Kıbrıs'ta çözüm için bütün kozlarını kullanıyor. "Annan planının ilkeler bölümünü imzala, yolunu aç" diye bastırıyor.
Amerika "Irak için yanımda olduğunu hemen deklare et işini kolaylaştırayım" diyor.
Türkiye ise "Tarihi vererek önce hakkımı teslim edin, sonra bunları konuşalım" direnişini sürdürüyor.
Hata yapmayalım
Kader çizgisinin kırılma noktasında tarih Türkiye'den Kıbrıs'ta cesur bir adım bekliyor. Çünkü Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türkler'in AB dışında kalmasına deyecek bir fedakârlık istenmiyor bizden.
Ama tecrübeli bir diplomatın tarifi ile "Kendi hazırlayacağı bir barış planını bile reddeder" dediği Denktaş engelini AKP iktidarı nasıl aşacak? Bilmiyoruz ama bu yaratıcılığın mutlaka gösterilmesi gerekiyor.
Çünkü başarısızlığa düşenler, gelecek kuşakların lanetini hak edeceklerdir.
Son iki güne girdik.
Özellikle Tayyip Erdoğan'ın çabaları ile Türkiye son dönemlerin en parlak lobi başarısını elde etmiştir. Fakat arada yapılan hataların bu iki günde asla tekrarlanmaması lâzım.
Meselâ Erdoğan'ın AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen'i "hayâsızlık" yapmakla suçlaması...
Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'nın zirveye iki gün kala, istenmeyen bir karar karşısında Avrupa'yı nasıl cezalandıracağımızı konuşmaları..
Bunlar yararlı olmamıştır.
2004 ortası iyidir
Kararlılık bir duruştur ve iyidir. Ama hırçınlık savrulmadır ve AB'nin dili değildir.
Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşme iradesi artık kuşku götürmüyor.
Bu noktadan sonra yapılması gereken, tehdit savuruyor görünmekten sakınmak ve Türkiye'ye 2005 Temmuz'undan önce bir tarihi verilmesini talep eden üye ülkelerin ellerini güçlendirecek adımları cesaretle atmaktır.
Zirve öncesi oluşan hava, Kıbrıs planını müzakereler için bir zemin olarak kabul etmemiz halinde, istediğimizi alacağımız umudunu vermektedir.
Evet, 2003 olmayacak belki ama 2005 Temmuz'u da olmayacak büyük ihtimalle.
2004 ortası bizim için güvenli bir tarihtir ve bunu alabilme imkânı vardır.
Denizi geçtik, derede boğulmayalım artık..
Tarihin kavşağında Allah'ın bize yardım etmesi için dua edelim.
Denizi geçtik
Kopenhag'tan bir kara senaryonun çıkmayacağı belli oldu. Yeter ki büyük bir yanlış yapmayalım.. Bugünkü pozisyonumuz, bir yıl önceki hayallerimize sığmayacak noktadadır.
Haberin Devamı

