Dokuz ayın çarşambasının bir güne sıkışması ne demek? Bunu ancak Kopenhag trafiğini izleyenler bilir..
Kopenhag Zirvesi tarihe herhalde "Türkiye Zirvesi" olarak geçecek. Birliğe alınacak on yeni ülke ile ilgili sorunlar, Türkiye eksenli diplomasi trafiği içinde kaynayıp gitmiş durumda.
Geleceğin ufkunda parlamasını yıllardır hayal ettiğimiz yıldızı inşallah bugün göreceğiz.
Başbakan Abdullah Gül dün Simitis'le yaptığı görüşmeden sonra "Biz kesin bir tarih istiyoruz ve bu tarih 2003 olmalı" dedi.
Bu talep gerçekçi görülmüyor.
Ortada bir somut öneri var, o da Almanya ve Fransa liderlerinin mutabakatı:
"Türkiye'nin durumunu 2004 Aralık'ında değerlendirelim, koşullar gerçekleşmişse 2005 Temmuz'una müzakere tarihi verelim.."
Son karann, bu iki alternatif arasında bir tarihe bağlanması, yani müzakerelerin 2004 Mayıs'ından önce başlatılması imkânı vardır ve bu Türkiye için zafer sayılabilir.
Kıbrıs'a bağlı..
Biz görmek istemesek de Kıbrıs, kilit önemde bir sorun olarak önümüzde duruyor.
KKTC ve Rum yönetimi liderlerine BM'nin Kıbrıs planını bir çözüm zemini olarak kabul ettirmek, zirvenin birincil hedeflerinden biri.
İngiliz Financial Times gazetesi dün şu yorumu yaptı:
"Denktaş ayak sürümeye devam ediyor. Şimdi Türkiye'nin onu yeniden masaya getirmesinin tam sırası. Eğer bu başarılırsa Ankara, müzakere tarihi konusunda cömert bir yanıtı hak etmiş olacak.."
Yazık ki Türkiye bu fırsatı kullanamıyor.
Denktaş rahatsız ve Kopenhag'a gidemedi. Yerine gönderdiği KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu Kopenhag'a doğru yola çıkarken "Bir gün sonra güneş yine doğudan doğacaktır" dedi.
Tarihi günlere yakışan bir şeyler söylemek istemiş ama bu sözler, özlediğimiz geleceğin inşasına katkıda bulunmuyor.
Kritik randevu..
Denktaş'in yarattığı tıkanıklığı aşmakta düştüğü çaresizlik hükümetin alanını daraltıyor.
Başbakan Gül dün "Şimdi biz 'AB'nin evine girelim' diyoruz. Oraya girdikten sonra bütün sorunlar otomatik olarak çözülecek" dedi.
Türkiye'nin gösterdiği gayret ve iyi niyet takdir edilse de AB zirvesi bu konuda daha güçlü ve somut güvenceler isteyecektir.
Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül bu konuda tarihi vebal altına girmeden Türkiye'nin yolunu açan bir yaratıcılığı nasıl gösterecekler; bu herkesin merakla cevabını beklediği hayati bir sorudur.
"En Uzun Gün"ün en kritik randevusu bugün öğle saatlerinde Chirac, Schröder, Gül ve Erdoğan arasında gerçekleşecek.
Biz, Türk liderlerin Fransa ve Almanya liderlerini 2004 Mayıs'ına ikna etmelerini bekliyoruz. Tanrı yardımcıları olsun..
En Uzun Gün
Dokuz ayın çarşambasının bir güne sıkışması ne demek? Bunu ancak Kopenhag trafiğini izleyenler bilir..
Haberin Devamı

