Sezer'in borcu

14 Ağustos 2003

Cumhurbaşkanı Sezer, yoksul çocukları özel okulda okutmaya imkân tanıyan yasayı yalnız veto etmedi.Anayasa'yı ve Milli Eğitim Temel Yasası'nı yok sayan tarikat okullarının mevcut olduğunu da ihbar etti.Bu durum Türkiye'de irticai eğitim yoluyla ülkenin geleceğine ihanet edildiği suçlamasının alenen yapılmasıdır aynı zamanda.Sezer her yıl 10 bin yoksul aile çocuğunun devlet parası ile özel okullarda okutulmasına özellikle şu iki gerekçeyle karşı çıkıyor:1. Başarılı öğrencilerin önemli bir kısmı tarikat okullarına yollanacak;2. Yetmiyor gibi bu okullar devlet parasıyla desteklenecek.Cumhurbaşkanı, tarihe geçen veto gerekçesini sadece duyumlara, sezgilerine, şüphelerine dayanarak yazar mı; yazamaz.Ama bildiğimiz kadarı ile devletin elinde bu kadar açık bir suçlamaya yetecek belgelenmiş bilgi bulunmuyor.Bulunması da zor. Neden?DDK araştırmalı..Erbakan'ın 1970'lerin başında Ecevit'in eşliğinde iktidara ortak olduğu günden beri Milli Görüş, özellikle Milli Eğitim, İçişleri ve Adalet bakanlıkları içinde örgütlenmeyi hedef seçmiştir.Tarikat okulları o sayede kollanmış, laik eğitime aykırılıkları görmezden gelinmiştir. Niçin otuz yıldır bu sorunun üstüne doğru dürüst giden olmuyor?. Sebep budur.Sezer'in uyarısı vahim bir sorunu toplumun ve devletin gündemine getiriyor.İddiasını inandırıcı delillere dayandırması hem borcudur hem de yetkilerinden aldığı imkânlar içindedir.AKP'li hükümetin Milli Eğitim Bakanlığı'nın suçlamayı kabul etmesi beklenemez.Türkiye'nin geleceği için böyle bir tehdit söz konusu ise bunu ancak Cumhurbaşkanı'nın emri ile harekete geçen Devlet Denetleme Kurulu saptayıp belgeleyebilir.Sezer bu emri hemen vermelidir.İrticanın son resmiBilinmeli ki bu yasa meclis tatilinden sonra tekrar önüne gelecek, ikinci kez veto imkânı olmadığı için Cumhurbaşkanı onaylamak zorunda kalacaktır.Meclis tatilinin kazandırdığı bir kaç ay içinde Devlet Denetleme Kurulu, Sezer'in suçlamalarını belgeleyecek olursa bunun iki büyük yararı olur:1. İkna edilen toplum, iktidarı bu projeden vazgeçirecek baskıyı yaratabilir;2. İktidar inat ederse DDK raporu, Cumhurbaşkanı'nın açacağı iptal davasında Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karara güçlü bir dayanak sağlar.İrtica tehlikesinin en stratejik hedefi olan eğitim alanında neler olup bitiyor?Devlet Denetleme Kurulu'nun bunu belirlemesinde büyük yarar var.Belki bu rapor, son resim olacak.Çünkü Sezer'den sonra Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa irtica tehdit olmaktan çıkacak!

Devamını Oku

Haklı veto

14 Ağustos 2003

Cumhurbaşkanı, 10 bin başarılı fakir çocuğun özel okullarda okutulması amacıyla çıkarılan yasayı veto etti.Çünkü kötü bir amacın, iyi bir araçla gizlenmek istendiği şüphesine düştü.Meclis, bu yasayla yapılmak istenen şeyi vicdani sorumluluğun ışığında yeniden tartışmalı, sakat ve günahkâr bir amaca alet olmadığından emin olmalıdır.Sezer, başarılı fakir aile çocuklarının devlet parasıyla özel okullarda okutulması projesinde iki temel sakınca öngörüyor:1. Kalitesini kanıtlamış özel okulların kontenjanları hemen doluyor. Bu durumda öğrencilerin çoğu "kontenjanları dolmayan, kimi çevrelerce değişik amaçlarla kurulmuş özel okullar" a gönderilecektir.Türkçesi: Tarikat okullarına bu çocuklar kurban edilecek!2. Üstüne üstlük devlet, bu okulların cebine büyük paralar koyacaktır.AKP iktidarı projeyi açığa vurduğu günden beri toplumun geniş bir kesimi aynı şüphelerin tedirginliğini yaşıyordu. Sezer'in dün açıkladığı veto gerekçelen büyük ölçüde bu duyguları temel alıyor.Kaliteli eğitim olanağı, her gelir grubundan vatandaşlar için erişilebilir olmalıdır.Devlet parası ile 10 bin fakir öğrenciyi özel okullarda okutmak, ilk bakışta bu erdemin sahipliğini yapar görünüyor.Ama Cumhurbaşkanı'nın da işaret ettiği gibi, fakirlikten kaynaklanan engelleri kaldırmaya dönük araçları vardır devletin. Parasız yatılı ve burslu okuma olanakları, yabancı dillerde eğitim veren Anadolu liselerine devam olanağı..iktidar, art niyetler çağrıştıran, en azından kötü niyete açık veren bu projeye tahsis edeceği büyük paralan niye burs ve parasız yatılı kontenjanlarını zenginleştirmek için kullanmıyor?Devlet okullarının eğitim kalitesini yükseltmek için bulamadığı paraları niçin tarikat okullarının kontenjanlarını doldurmak için harcamak istiyor?Harcanan yalnız para olsa yine iyi, asıl günah, yoksulluğun kapanındaki çocukların harcanacak olmasıdır.Veto, bu günahtan dönmek için iktidara fırsattır!Kırkı ve cılkı çıktı!Başarı, kötü bir eli iyi oynamaktır. İktidar elindeki kozları bile harcıyor.Ekonomide esmeye başlayan olumlu rüzgârlar, şu dönemde güvensizlik yaratan hiçbir yanlıştan zarar görmemelidir.Ama İmar Bankası mağdurlarını kırk gündür karanlıkta bırakan basiretsizlik yüzünden böyle bir tehlike oluşuyor.Kamu otoritesinin görev kusuru mudilere ve Hazine bonosu almak için bankaya para yatıran insanlara ödetilemez. Haksızlık eninde sonunda adalete toslar, giderilir.Fakat devlete ve bankacılık sistemine karşı oluşacak güvensizlik, en azından faizlerin düşüşünü yavaşlatacağı için faturasını devlete ve millete hemen çıkarır.Hükümet, karanlığın körüklediği tedirginliğe geç kalmadan çare bulmalıdır.

Devamını Oku

İkna zirvesi!

12 Ağustos 2003

Türkiye'nin mecburiyetini sade ve öz açıklayan en net sözleri Orgeneral Büyükanıt söyledi: "Irak'taki yangına bigâne kalamayız."Bu mecburiyetin Genelkurmay İkinci Başkanı tarafından teslim edilmesi önemlidir. Çünkü riskin en yakın ve en büyük olanı ile onlar yüz yüze gelecek."Mehmetçik'i ateşe atmayalım" diyenler, sömürü cephaneliği ile küçük politika yapıyorlar. Onların sırtında yumurta küfesi yok. Irak'ın yeniden yapılanmasında Türkiye saf dışı kalırsa, PKK'ya karşı ABD ile işbirliği fırsat kaybedilirse, Amerika ile ilişkiler iyice bozulursa, onlar muhalefet olarak davacı olacaklardır.Asker gidip de kaçınılmaz sıkıntılarla karşı karşıya kaldığında yine haklı çıktıklarını söyleyerek iktidara yükleneceklerdir.O nedenle asker gönderme kararının "kim ne der?" hesabında barınan tuzaklara aldırmaksızın verilmesinde zorunluluk vardır.Kaçınılmaz an geldiğinde "Ya vuramazsam" diye ateş etmekten vazgeçemez insan. Çünkü o zaman yapamadığınız atışların hepsini ıskalamış olursunuz.BM Temsilcisi mi?Ortadoğu'yu bekleyen yeni düzenlemenin baş aktörleri arasında yer alıp almamak, Türkiye'nin kaderine hükmeden insanların kişisel tercihlerine bağlı kalamaz. Tarih de, istikbal de Türkiye'yi mecbur ediyor.Bu gerçeği siyasi iktidar da, askerler de görmüştür.Cumhurbaşkanı bu tür kararları verirken sorumlu hükümetin, askerin ve Dışişleri'nin eğilimini belirleyen gerekçeleri dikkate almak, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını her şeyin önüne koymak zorundadır. BM kararı yok diye Türkiye'nin ulusal menfaatleri için zorunlu bir adımdan vazgeçmesi düşünülemez. Çünkü bu, egemenlik hakkımızı BM Güvenlik Konseyi'ne devrettiğimiz anlamına gelir.Dün Çankaya'da Irak zirvesi yapıldı. Medyaya bu toplantı "Sezer'i ikna zirvesi" nitelemesiyle yansıdı. Sezer bundan dolayı üzülmelidir. Sezer Birleşmiş Milletler Temsilcisi mi ki onu ikna etme mecburiyeti olsun?Meclisi ikna edinBu toplantıda Irak'a asker göndermek, uluslararası yasallık açısından değil, sadece Türkiye'nin ulusal güvenlik çıkarları açısından değerlendirilmeliydi.Zirveye katılanlar Sezer'e şunu sormalıydı:"Uluslararası yasallık bir yana, Irak'a asker göndermenin Türkiye'nin ulusal çıkarları için şart olduğuna inanmıyor musunuz?"Karara Cumhurbaşkanı'nın karşı olmaması tabii ki önemlidir. Ama şart değildir.Çünkü ulusal egemenliği Meclis temsil ediyor. Nihai kararı da o verecek.Her şeyden önemli olan, o karar için Meclis'e gidene kadar Türkiye'nin hak ve menfaatlerini garantiye alan, risklerini azaltan, görev tariflerini tam yapan anlaşmanın Amerika ile yapılmasıdır.

Devamını Oku

Zehirli şüphe

11 Ağustos 2003

Mali Şube'ye bağlı 50 ekip Uzan Grubu'na bağlı 82 şirkette mal tespitine başladı.Soruşturma alacaklıların haklarını koruma amacını taşıyor.Bu iyi ama on binlerce İmarzede, daha önce kendilerine garanti sözü veren devletin bir yetkilisinden üç-beş kelimelik rahatlatıcı bir açıklama duyamıyor.Karanlık endişeleri körüklüyor, bu da yeni şüpheler doğuruyor.Meselâ, İmar Bankası karanyla eş zamanlı olarak 50 milyar liralık mevduat garantisi sınırı limitsiz hale getirildi. Neden?Çünkü iktidar mağdur yaratmak istemiyordu.Bu niyet samimi ise, Hazine bonosu için İmar'a para yatıranların hak kaybına uğrayabilecekleri yolundaki haber ve yorumlar ne demeye geliyor?"İmar Bankası'nın Hazine bonosunda aracılık yetkisi yoktu" bahanesi kabul edilemez. Çünkü banka bu işi yaptığını, davul zurna ile ilân ediyordu.BDDK, Merkez Bankası, yeminli denetçiler "Uyuyorduk, duymadık" diyemezler.Pişkinlik yapıp deseler, "Alım satım amaçlı Hazine Bonosu" kalemini göre göre banka bilançosunu nasıl ve niçin onayladıklarını izah edemezler.Böyle adalet olur mu?Mağdurlar sıraya konulsa, devlet kâğıdı almak için bankaya para ödeyip dolandırılanlar hepsinin önüne geçer.Çünkü onlar paralarını İmar Bankası'nın yüksek faizine yatırmamış, sadece Hazine bonosu alabilmek için bankanın aracılığına talip olmuşlardır. Bu paralar iç edilmişse, suçlu bankadır ama sorumluluk da, görevini yapmayan kamu otoritesinindir.Şimdi bir taraftan devlet kâğıdı için para yatıranlara ödeme yapılamayacağını söyleyecek, öbür yandan "kimse mağdur olmasın" diye 50 milyar liralık garantiyi sınırsız hale getireceksiniz...Böyle bir çelişkide kimse iyi niyet aramaz. Arasa bile bulamaz.Neden şüphe çekiyor?Çünkü bir yanda garanti sınırını bile bile "yüksek faiz" için riski göze alanlar var. 50 milyarın üstündeki paraları batsa hiçbiri hak iddia edemez. Buna rağmen onlar kurtarılıyor.Diğer tarafta devlet bonosu için para verenler; onlara "Banka sizin için bono aldıysa kurtuldunuz, almadıysa yandınız" deniyor.Böyle bir adalet anlayışı, "mağdur yaratmama" palavrasına kimseyi inandıramaz!Üstelik zehirli şüpheleri de tahrik eder. Tasarruf sahiplerinin büyük çoğunluğu en çok "50 milyar liralık mudiler"dir.Eğer 50 milyarlık garanti sınırı sonsuza çevrilmişse insanlar soracaklardır: Birilerini mi kolladılar? Devlet bonosundan bile daha fazla önemsenen bu torpilliler kimlerdir?Listelerin açıklanmasını merakla bekleyeceğiz.Bakalım Titanik gibi batan İmar'ın anaforu kaç kişiyi yutacak?

Devamını Oku

Yanlış hesap

10 Ağustos 2003

Öyle kararlar vardır ki onları alırken risk-kazanç hesabı yapamazsınız.Doğru kararı verir, sonra riski küçültüp kazancı büyütmenin tedbirini ararsınız.Hükümet Irak için doğru karan vermişti ama tedbirde kusur etti ve 1 Mart'ta tezkereyi meclisten geçiremedi.Bu büyük bir yenilgi idi.Evet, bu yüzden utanca boğulmadık ama Irak denkleminin dışında kaldık."Tezkerenin reddi itibarımızı arttırdı" yalanlarına, söyleyenler bile inanmıyor. Çünkü 1 Mart'ın sonuçları, bölgenin geleceğini şekillendirecek egemen güçler arasından Türkiye'yi saf dışı etmiştir.Dostlarına güven, düşmanlarına korku vermeyen bir ülke teferruat olur.Irak'taki istikrar gücüne Türkiye'den asker istenmesi, bu kaybın telâfisine fırsat yarattığı için hükümeti heyecanlandırmıştır.Irak'ın bütünlüğü için fedakârlık yapmaya Türkiye'nin eli mahkûmdur.Çünkü ulusal güvenliğimiz için asıl büyük tehlike, Amerika'nın Irak'tan çekilmesine sebep olacak şartların doğuracağı kaos yüzünden gelebilir.Kim karar verecek?"Aman Mehmetçik'i ateşe atmayalım.." Elbette atmayalım.Ama bundan sakınmak, yakın bir gelecekte Irak'taki ateşin bize atlamasına sebep olursa, pişmanlığın daha ağır bedellerini kim ödeyecek?Şu şartların Amerika tarafından kabulü halinde asker göndereceğini Ankara hemen açıklamalıdır:1. Türk askeri, Türk komutanın emri altında olacak;2. Bölücü örgütün Kuzey Irak'taki varlığı (süre belirtilerek) sona erdirilecek,3. Irak'ın siyasi ve ekonomik yapılanmasına Türkiye'nin katılması garanti edilecek.Irak'ta "Türk askeri nasıl karşılanır?" diye araştırma yapıldığına dair haberler, bu kadar hayati bir kararın hâlâ pamuk ipliğine bağlı olduğu şüphesini uyandırıyor.Mark Twain "Riske girmek insanı gerer, girmemek yok eder. Hayatta güvence yoktur, yalnızca fırsat vardır" demiş.Yedirme kültürüTürkiye'nin yaşamsal menfaati, bölünmemiş bir Irak'tır.Irak halkına Türk askerinin fiili işgal süresini kısaltacak fedakârlığın temsilcisi olarak tanıtılması, risk faktörlerini azaltacaktır. Sorumluluk bölgemizdeki su ve elektrik hizmetinin kısa zamanda işler hale gelmesi, sağlık alanında da etkin bir hizmetin devreye sokulması sempati ve güven duygusunu artıracaktır.Fakat orada her gün 50 bin kişiye yemek dağıtma düşüncesini abartılı bulduğumuzu söylemek zorundayız.Hükümet halktan çifte vergiler alıyor, yetmiyor, gelecek nesillerin mirası orman arazilerini para için satıyor.Her gün 50 bin Iraklı'ya yemek dağıtmak, yalnız nüfusunun yarısını açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan Türk halkına haksızlık ve saygısızlık olmaz...Türkiye'nin abartılı fedakârlığı ardında başka niyetlerin aranmasına da sebep olur.

Devamını Oku

Dağbaşı ve duman

9 Ağustos 2003

Gelişmiş toplumların farkı, can ve mal güvenliklerini koruyan bir hukuk düzenine sahip olmaları..Biz de meclisimizi yasa üreten bir fabrika gibi çalıştırıyoruz ama "büyük balık küçük balığı yutar" diyen doğa yasasının acımasız egemenliğini bir türlü kıramıyoruz.İzmir'in saat kulesini sattığı adamın "dolandırıldım" diye davacı olması üzerine meşhur Fırıldak Ömer mahkemede şu unutulmaz savunmayı yapmıştı:"Asıl ben davacıyım. Saat kulesini satın alacak adamların yaşadığı bir yerde insan nasıl namuslu kalabilir!"Uzanlar da benzer şeyler yapmışlar.Bankalanna para yatıran vatandaşlara hesap cüzdanı vermişler ama kayda geçmemişler. Devlet kâğıdı satma yetkileri kaldırıldığı halde gümbür gümbür ilânlar vererek Hazine bonosu da satmışlar.Başlarına yıldırım gibi düşmesi gereken kamu otoritesini nasıl uyuttularsa, ağlarına düşürdükleri insanlar için almaları gereken bonoyu da almayıp parayı ceplerine indirmişler.Cem Uzan, ekmek içi dönerli, nutuk üstü konserli mitinglerini bir kaç kentte tekrarlasa ve paraları ile birlikte oylarını da aldıkları insanlara "Dağ başını duman almış" marşı eşliğinde ettiklerini bir güzel anlatsa...Anlatamaz, çünkü duman dağıldı.Cezaları neyse çeksinler.Ama devletin "banka" saydığı yere para yatırarak hesap cüzdanı ve Hazine bonosu makbuzu alan vatandaşlara, saat kulesini satın alan muhteris ahmak muamelesi yapmaya kimse cüret etmesin."Karşılığı var mı diye baksalardı onlar da!"Böyle diyorlar..Her şey yıllardır Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun önünde, hatta denetçiler bankanın içindeyken yapıldı. BDDK neyi düzenledi, neyi denetledi?Devletin, özellikle bu iş için kurduğu özerk kurumun bile yapmadığı veya yapamadığı işi vatandaştan beklemek ve bu yüzden onun kaybetmeye müstahak olduğunu söylemek, ayıp ve günah değil midir?BDDK, suçluluk kompleksinden kurtulup, karanlıkta beklettiği mağdurlarını aydınlatmalıdır!Ne bu acele?Milli Eğitim Bakanlığı, 81 ilin valisine "Acele" kayıtlı bir tamim çıkardı.Yazıda "Imam-Hatip Lisesi yaptıran vatandaşların bilinmesine ihtiyaç duyulmuştur" deniliyor ve bu kişilerin isim, adres ve telefonları ile özgeçmişlerinin 15 Ağustos'a kadar bakanlığa bildirilmesi isteniyor.Geldiği günden beri imam-hatip liselerini geliştirmek ve mezunlarına istedikleri her üniversiteye girme yolunu açmak için çırpınan AKP iktidarı, acaba ne gibi bir yeni sürpriz hazırlıyor?Milli Eğitim Bakanı, iktidarlarının gizli niyetler taşıdığından şüphe edenlere her fırsatta sitem ediyor. Kim, neden güvensin onlara?Nasıl "Arabın derdi kırmızı pabuç" ise belli ki AKP'nin derdi de İmam-Hatipler..

Devamını Oku

Rüşvete karşı asker yöntemi

8 Ağustos 2003

Yolsuzluk kansere benziyor. Girdiği bünyede sağlam uzuv bırakmıyor.VATAN'nın dün ve bugünkü manşetleri, yolsuzluk virüsünün sınır tanımadığını kanıtlıyor. Bunu doğal saymak lâzım.Yolsuzluğu ahlâk temelinde laik-dindar kıyaslamasının ölçüsü saymak ne kadar akıl dışı ise, sivil-asker ayrımına tabi tutmak da o kadar gerçek dışıdır.Kıyasa konu yapılacak ölçü, yolsuzlukları sezmekte ve müdahale etmekte gösterilen yetenek, sürat ve cesaret olmalıdır.Biz bu olayı haber vermeyi, öncelikle halkın gerçekleri öğrenme hakkına saygımızın gereği saydık. Asker kişilerin bu konuda dokunulmazlığı olamaz. Ayrıca bundan Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin halk katındaki güven reytingi zarar görmez.Olay karşısındaki kurumsal refleks, tam tersine Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin bu güveni boşuna hak etmediğini açıklıyor.Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Oramiral Özden Örnek 2000 yılında Kuzey Deniz Saha Komutanı idi. Yolsuzluk duyumları alınca, emrindeki bazı subayların mal varlıklarını araştırma inisiyatifini kullanmış, dengesizliği tespit edince de düğmeye basmıştır.Bütün âmirler, aynı cesaret ve duyarlılığı gösterebilse Türkiye temizlenirdi.Rüşvetin belgesi olmuyor. Dünya tecrübesi şunu öğretti: Kamu görevlileri mal varlıklarının kaynağını her an ispatlamakla yükümlü olmalı. Yozlaşmaya bundan daha etkili önlem yok.Sivil bürokrasiye her gün onlarca rüşvet ihbarı geliyor.Ankara'daki kaç üst yönetici, ihbar edilen kamu görevlisinin geliri ile mal varlığı arasında haram paralarla oluşmuş uçurumu araştırıyor ve hesabını soruyor?Başbakan'a destek lâzımBir kaç yıl önce cezaevine giren ve silindiği sanılan Tayyip Erdoğan Türkiye'nin Başbakanı oldu.Süre onun bu büyük bir sorumluluğa hazır olmasına yetemezdi. Kimseye yetmez. Attan düşmesi bile, ihtiyacı olan danışmanlığı almadığını gösteriyor.Öyle birileri olsaydı, mutlaka oğluna binlerce kişinin katılacağı bir "şehzade düğünü" yapmamasını söylerdi.Dün Çölaşan'ın yazdığı sakıncayı da baştan hatırlatırlardı:Zaten büyük oğlunun düğününden gelen bir kötü tecrübesi var. "Düğünde gelen altınlarla para akladı" dedikoduları hâlâ akıllarda.Bu defa davetiyelere bir dipnot koyabilirdi: "Hediye gönderilmemesi rica olunur. Arzu edenlerin, hayır kurumlarına yapacakları bağışı bildirmeleri, bizi mutlu edecektir."Yine de geç değildir. Başbakan bu çağrıyı bugün de yapabilir.

Devamını Oku

Bu da yolsuzluk

7 Ağustos 2003

Yolsuzluk yalnız parayla pulla yapılmaz, değerler sistemine zarar verilerek de yapılır.Meclis Yolsuzluk Komisyonu, raporunun bir yerine şöyle bir yorum sokuşturmuş:"Yolsuzluk, dini olmaktan çok laik ahlâkla ilişkili bir sorun olarak görülmektedir."Yani demek istiyorlar ki bu ahlâksızlık, laik kesime özgü bir hastalıktır!Şimdi bunun ışığında düşünmek lâzım:Fazilet'in trilyonluk Hazine yardımını hokus-fokuslayıp Saadet'e kavuşanlar;Belediyelerdeki yolsuzlukların hesabını vermekten milletvekili dokunulmazlığı sayesinde kurtulanlar;Mercümek'ler, Darçın'lar;Oğlunun gemi sahibi olmasına 200 bin Euro vererek yardımcı olan "eski dost" şirkete devletin gemisini babasının malı gibi ihalesiz teslim eden Ulaştırma Bakanı;Ve adlarını bu sütuna sığdıramayacağım eski-yeni bir sürü Milli Görüş'çü...AKP iktidarı bunları laik rejime bağlılığını göstermek için mi kolluyor?İnsanda biraz sıkılma olur.Laikliği savunmalarından vazgeçtik, bir de sinekten yağ çıkarma metodu ile laikliği çürütmek için kurnazlık yapmışlar.Bunlar, halkın haklarını, özgürlüklerini ve ülkenin zenginliklerini çalan despotların, kralların, diktatörlerin, egemenliklerini din adına dayattıklarını, iki dünyada en büyük yolsuzluğun bu olduğunu iyi bilirler aslında...Bilmedikleri bu tür kurnazlıklarla hizmet ettiklerini sandıkları dine zarar verdikleridir!Sezer'in sürpriziCumhurbaşkanı, Türkiye'nin AB'ye siyasi uyumunu sağlayan en dramatik pakete onay vererek sürpriz yaptı.MGK'yı AB ülkelerindeki gibi danışma organına dönüştüren düzenlemeyi veto etmesi için Cumhurbaşkanı Sezer, uzun zamandır AB karşıt çevrelerin entrikalarla örülmüş baskılarına hedef oluyordu.Cumhurbaşkanı, devrim niteliğinde birçok demokratik açılımı hayata geçirecek olan 7'nci Uyum Paketi'ni, hakkı olan 15 günlük inceleme süresini sonuna kadar kullanmadan onayladı.Bu sayede, ordunun üst kademelerinden uydurma itiraz haberleri üreterek tabanı kışkırtmaya çalışanların heveslerini kursaklarında bıraktı.Hepsine geçmiş olsun!Türkiye, AB üyeliği istek ve iddiasını temellendiren bu güçlü adımla yeni bir aşamaya gelmiştir.Veto hakkını kullanacağından korkulan Cumhurbaşkanı'nın tavrı, AB'nin artık günlük siyasetin ve geçici rekabetlerin çok üstüne çıktığını göstermiştir.Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne tarihi götürüyor, demokratik geleceği çağırıyor.Bunu halk istiyor, iktidarla beraber muhalefet de destekliyor.Askerin bu ilerleyişe karşı olduğu yolundaki iftiralar artık sadece, ufuktaki başarının kolay elde edilmediğini gösteren kötü anılar olarak hatırlanacaktır.

Devamını Oku