Bir yıl önce Alâaddin'in sihirli lâmbasındaki cin çıkıp da "dile benden ne dilersen" deseydi Tayyip Erdoğan ne isterdi?Eminim şu anda sahip olduklarını istemeye utanırdı.Erdoğan ve partisi umarız bu piyangonun farkındadır.Seçmenin üçte birinin oyu ile meclisteki sandalye sayısının üçte ikisine sahip olmuş, Ecevit koalisyonunun faturasını ödediği ekonomik programın meyvelerini toplamak onlara nasip olmuştur. İnsanlar gibi iktidarların da uyarılmaya ihtiyaçları vardır.Ortadoğu kültüründe yabancılardan gelen uyarı, telkin ve övgüler daha değerli oluyor. The Economist'in Erdoğan ve AKP iktidarı ile ilgili değerlendirmeleri sanıyorum hükümetin moral motivasyonuna olduğu kadar Türkiye'nin dışardaki görüntüsüne de olumlu katkı sağlayacaktır.Dört tane kozEvet, Özal'dan beri hiç bu kadar güçlü bir Başbakan olmadı. Uzanlar'ın başına gelenler en ciddi rakip Genç Parti'yi tehdit olmaktan çıkardığı için eli güçlü Erdoğan'ın üstüne bir de önü açıldı.IMF'den gelen borç ertelemesi, faizlerin 70'ler seviyesinden yüzde 40'a gerilemesini sağladı. The Economist, siyasetteki güçlü oyunculardan birinin askerler olduğunu, şahinlerin bu 30 Ağustos'ta emekliye ayrıldıkları için iktidarın rahatlayacağını yazdı.Üç tespit doğru ama, askerlerle ilgili dördüncü görüş isabetii değildir. Demokratik ve laik cumhuriyet değerlerini koruma kararlılığını vurgulayan sözlerin sadece emekliye ayrılan generallere ait olduğunu düşünmek vahim bir yanılgı olur. Herkes giden generallerin bu inancı, sancak gibi geride kalanlara devrettiğini bilmelidir. Aslında bu da, AKP'nin özel durumu nedeniyle iktidarın şansıdır. Çünkü tabanındaki Milli Görüş mirası çevrelerin ülkedeki istikrarı tehlikeye sokacak baskılarına karşı asker faktörü Erdoğan için güvenli bir sığınaktır.Ateşle oynamaBaşbakan Erdoğan ve hükümeti, piyangodan çıkan kozlarını iyi kullanarak başarılı olacak mı?Bu biraz da mayına basmamalarına bağlı.Üniversite ile oynamak ateşle oynamak gibidir. Eski Cumhurbaşkanı Demire!'in "Üniversite ile oynayan iktidarlar iflah olmamıştır. Üniversite tekin değildir" sözleri, yaşanmış deneylerden süzülmüş bir derstir.Milli Eğitim Bakanı Çelik'in dün Van'da yüksek öğrenim yasa tasarısı için uzlaşmaya yatkın mesajlar vermesi rahatlatıcı olmuştur.Umarız iktidar samimidir.Dileriz eline geçen tarihi fırsatı, İslamcı çevrelerin intikam ateşine feda etmeyecek kadar akıllıdır.
Bill Clinton 21'inci yüzyılın kaderini büyük ölçüde Türkiye'nin kendisine biçeceği rolün belirleyeceğini söylemişti.Bırakalım bu kadarını ama hiç değilse yeniden şekilleneceği belli olan kendi bölgemizde söz sahibi bir güç olma imkânını yitirmeyelim. Tarih ve güncel gerçekler bize bu rolü lâyık görüyor; mesele Türkiye'nin ulusal çıkarları nerededir, onu doğru saptayıp kozlarımızı doğru oynamak.Hiçbir kaygı, tutku veya saplantı, ulusal çıkarlarımızın gösterdiği yönü karartmamalıdır.Suudi Arabistan eski Petrol Bakanı Zeki Yamani "Bu savaş her şeyden önce Irak petrolleri için yapıldı. Amerika bölgeyi kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirecek" diyor. Yeni dünya düzeninin karar merkezi BM Güvenlik Konseyi değil, beğensek de beğenmesek de Beyaz Saray'dır.BM'nin dışlanıp hakarete uğramasına veya aşırı askeri gücün adaletsizliği ile gelen vahşete baş kaldırabilirsiniz ama bunu yaparken bile bile kendinize zarar veremezsiniz.Risk ne zaman büyür?Amerika'nın Irak'ta ülkenin bütünlüğünü bozmadan vaat ettiği düzeni kurması, Türkiye'nin birincil menfaatidir. Bu menfaat riske sokulamaz, gerekirse bu uğurda fedakârlık yapılır. Neden?Amerika'nın Irak'tan çekilmeye mecbur kalması, Kuzey'de bağımsız bir Kürt devletinin doğması demektir. Petrol ve su kaynaklarına sahip, Amerika ve israil dostu bu küçük devletin, çevre ülkelerde kendilerini ikinci sınıf vatandaş gibi gören insanlar için ne kadar etkileyici bir cazibe merkezi olacağını, bu etkinin ne gibi güvenlik sorunları yaratacağını iyi hesap etmek lâzım.Mehmetçik'! asıl öyle bir durumda daha tehlikeli görevlerin bekleyeceğini görmek lazım.Ordu Komutanlığı görevini devrederken Orgeneral Doğan "Çıkarlarımızın korunmasının, gerektiğinde sınır ötesi güç kullanmaktan geçtiğini biliyorum. Yeter ki Mehmetçik 'green card' peşinde koşarak ABD güçlerine kişisel çıkarlar için katılanlara benzemesin" diyerek kafaları karıştırdı.Bu sözleri, Amerikan karşıtlığı şemsiyesi altındaki üç benzemez koalisyonuna sermaye olmayacak mı?Dostluk değil menfaatÇağdaş Fransız filozof Bernard Henry Levi, son NPQ Türkiye dergisinde çıkan mülakatında şöyle diyordu:"Amerika'ya karşı duyulan nefretin üç totalitarizm arasındaki yapısal bağları oluşturduğunu görürüz: Faşizm, komünizm ve İslamcılık.. Anti Amerikancılık günümüzün en kötü sapkınlıklarını şekillendiren yapısal bir tutkudur."Orgeneral Doğan, elbette bu koalisyonun değirmenine su taşımayı istemez, taraf olduğu bir polemiğin hasarını azaltmaya çalışırken belki kastını aşmıştır ama dedikleri bu çevrelerce kullanılacaktır.Irak'ın istikrarını istemek ve buna katkıda bulunmak için Amerika'yı sevmek gerekmiyor, Irak'a komşu olmak yetiyor.
Güçlü bir ordu güvencedir ama daha önce ülkeyi kurtarıcı aramaya mahkûm etmeyecek bir sivil yönetim lâzım.Takıntısı olmayan bir iktidar, görevine bağlı, yürekli, temiz bürokrasi, hiçbir etkinin saptıramayacağı savcılar ve kolluk gücü..İmar Bankası olayı bu konuda yeteri kadar güçlü bir devlet aygıtına sahip olmadığımızı gösteren pahalı bir tecrübedir.Önümüzde bir dosya var: Yasaların suç saydığı fiillerin neredeyse tümü işlenmiş. Ama devletin fail olarak aradığı kişiler, egemen bir devletin sınırlan içinde günlerdir bulunamıyor. Arananlar Saddam mı, burası işgal altındaki Irak mı?Ortaya çıkan kanunsuzluklar kimse için şaşırtıcı olmamıştır. Zaten herkes Uzanlar'ın yasaları ve iş ahlâkını umursamayan faaliyetlerine, ellerindeki medya gücünü benzersiz bir cüretle kullanarak caydırıcı bir koruma kalkanı inşa ettiklerini biliyordu.Karar mevkilerinde oturanların birçoğu açığı olan insanlarmış ki bu yöntem onlan yıllarca korudu.Cesur ama acemiAKP hükümeti, geç kalmış bir devlet görevini yerine getirmiştir.iktidar yürekli davranmıştır ama bu çapta bir organize suça müdahale etmenin acemiliği yüzünden zararın büyümesini önleyememiştir. Belki bunda, yaptığı işin aslında Genç Parti'ye karşı bir siyasi linç girişimi olarak algılanacağı korkusu etkili olmuştur.Uzanlar'ın elektrik şirketleri ile beraber İmar Bankası'na da el konulmalıydı. BDDK Yönetim Kurulu üyeliğine atamanın gecikmesi, Uzanlar'a üç haftalık bir zaman kazandırmış, bu da devletin zararını büyüten yeni suçların işlenmesine ve delillerin yok edilmesine fırsat yaratmıştır.Artık olan olmuştur. Kurumların birbirlerini suçlamalarına son vermeli, yakalama, soruşturma ve hasar tespiti çalışmalarına hız verilmelidir. İhmalden veya korkutmadan kaynaklanan görev kusurlarının nasıl olsa hesabı sorulacaktır.Başka çaresi yokÖncelik taşıyan bir karar da, kamu otoritesinin yarattığı denetim boşluğu yüzünden mağdur duruma düşmüş olan vatandaşlarla ilgilidir.Çifte kayıtla veya hayali Hazine Bonosu satışı ile dolandırılan insanlar kara paralarını kumara yatırmadı. Tasarruflarını, devlet denetiminde olan, devlet garantisindeki bir bankaya götürdü. O bankayı Hazine Bonosu almak için aracı olarak kullandı.Hükümetin bu gerçeği kabul ettiği anlaşılıyor. Yasal kayıtlardaki mevduatın hemen ödenmesi, Hazine Bonosu için yatırılanlar da dahil geri kalanlara 3 yıl sonra ödemeli özel tertip tahvil verilmesi düşünülüyor.Evet, bu işe bulaşmamış vatandaşlara haksızlık da olsa başka bir çıkış yolu yoktur.Bu bir ceremedir. Suç örgütlerinin, devlet kurumlarını bile korkutacak boyutlara ulaşmasına göz yuman gafletin ve hıyanetin ceremesi...Umalım ki ders olsun ve artık son olsun!
Demirel "Türkiye bu tecrübeden geçecek, başka çare yok" diyor.Sözünü ettiği tecrübe AKP'nin iktidar dönemidir. Tecrübeli devlet adamı, bu durumun kimseyi tedirgin etmemesi gerektiğini düşünüyor. "Sanal suçlamalar bizi aceleci kararlara götürmemeli" diyor.Gerekçelen ve güvenceleri şunlar:AKP "Biz Milli Görüşten koptuk, muhafazakâr demokratız" diyor. Bunu diyerek kendini düzeltiyor. Fırsat tanımak lazım. Dediğini yaparsa ne âlâ; yapmazsa..."Cumhuriyetin sahiplerinden şüpheye düşmeyin. Cumhuriyeti savunma ihtiyacının alâmetleri ortaya çıktığı zaman cumhuriyet hiç sahipsiz kalmaz. Onun tek sahibi de asker değildir."AKP dokuz aydır iktidarda ve iktidara gelişi ile yükselen endişeleri haklı çıkarmadı. İslamcı partilere musallat virütik saplantılara mahkûm görünmüyor.AB yolunda eski iktidarlardan dahacesur ve kararlı bir ilerleyiş var. IMF ilişkileri rayına oturmuştur, tezkere kazasının bozduğu Türk-Amerikan ilişkileri düzelme yoluna girmiştir.Oluşan ümitvar iklimi kısa vadede iki şey bozabilir.Biri Kuzey Irak'a asker göndermekten yine son anda caymak.. İkincisi de üniversiteleri iktidar denetimine sokacak düzenlemede ısrar etmek.Sonradan görme zenginler gibi gücü çok bekleyip birden edinenler aceleci ve zalim olurlar.Birikmiş hınçlarını almanın şehvetine kapılıp hata yaparlar önce, direnme görünce de öfkelenip aklın kontrolundan çıkarlar. Ve bu sarhoşluğun girdabında döne döne aşağı giderler.İktidar bu hatalara düşmemelidir.Çünkü önlerindeki fırsat, bir kumar kozu değil, milletin sabrederek hak ettiği yeni bir dirilme şansıdır."Sil baştan" döngülerinde yorulduk ve usandık artık!Nalıncı keseri ile yasa yapmak"Avanta Koalisyonu" başlıklı haberi okuyun ve vatandaş olarak elinizden geleni yapın.Aksi halde çocuklarımıza asla onurları ile yaşayacakları bir ülke bırakamayacağız.Bu millet, yolsuzluklar bitsin diye tek parti iktidarı çıkardı. Ama haber gösteriyor ki bu demokratik ihtilâl, siyasetçilerin menfaat söz konusu olduğunda geniş tabanlı koalisyonlar oluşturmak huyundan vazgeçmeyeceklerini gösteriyor.AB anketi, Türkiye'de halkın meclise güveninin yüzde 20'den yüzde 72'ye yükseldiğini belirlemişti.Menfaatleri için yasa uyduran milletvekilleri şimdi bu güvene ihanet etmiş olmuyor mu?Meclisin geri kalanı bu ihanete seyirci mi kalacak?
Polis Uzanlar'ı bulamıyor. Baskınlar sonuç vermiyor. Bankanın amblemi, koşan attı. Kaçmışlardır.Ne işe yarayacak? Dünya küçük, nereye kaçacaklar?Herkesten iyi kendileri biliyor ki onları dışarda arayanlar, içerdekilerden daha anlayışlı olmayacak.Uzan ailesinin 5 ferdi (Cem Uzan hariç) ve 7 banka yöneticisi için süren insan avı nasıl bitecek?Yolun sonuna geldiklerine dair tahminler gerçekleşse bile İmar Bankası'na paralarını kaptıranların kâbusu ne zaman bitecek?Çünkü bilgisayar kayıtlarının çözülmeye başlamasıyla beliren tablo, tahmin edilenden daha korkunç çıktı. Bankanın son bilançosunda mevduat 800 trilyon lira görünüyordu. Çağrı üzerine Pamukbank'a kayıt yaptıran 221 bin kişinin 6,5 katrilyon liralık mevduat bildirdikleri öğrenildi.Bunun ne kadarı çifte kayıt, ne kadarı hayali hesap?Batarken bile devleti tokatlamak için uydurulmuş mudileri nasıl ayıracaklar? Bunu ne kadar zamanda yapacak ve paralarını kurtarmak için bir ışık bekleyen insanlann karanlığına ne zaman son verecekler?Ya devletten bono aldıklannı zannederken dolandırılan bahtsızlar?İlk araştırmalar bu alandaki sahtekârlığın da inanılmaz boyutlarda olduğunu ortaya koymuştur. Karşılıksız bonoya kaptırılan paranın 2 katrilyon lira dolayında olduğu bildiriliyor.Kamu otoritesi, on binlerce mağdurun günahını taşıyor. Hizmet kusurunun cezası, çoğu ele güne muhtaç olmamalarını sağlayacak mütevazı bir faiz geliri için küçük tasarruflarını İmar'a yatıran veya Hazine bonosu aldığını zannederken dolandırılan emekliye, dula, işsize kesilemez.Devlet bu insanların çektiği işkenceye son verip onları huzura kavuşturacak açıklamayı yapmalıdır."Önce şunları bir yakalayalım, sonra bakarız" demek olmaz.Uzanlar'ın dün, Göcek'teki adalarından denize açıldıklarına dair haberler geldi. Polis baskınlarının sonuçsuz çıkması "Uzanlar'ın içerde köstebeği var" şüphesinin doğmasına sebep oldu.İhtiras, ihtişam, entrika, kaçma ve kovalama.. Bu macera filminde devlet rolünü oynasın ve filmin sonunda adalet yerini bulsun. Tamam ama geçmiş birikimleri ile birlikte istikballerinin de kara kayıplara karışacağından korkan insanlara iyi şeyler ifade etmiyor olan biten."Bizi uyutmak ve oyalamak için mi uzuyor bu işler?" diye soruyorlar. Polisiye heyecan onları ilgilendirmiyor. Haklı olarak onları bir tek şey ilgilendiriyor:Paralar ne olacak?Değerli adam lâzımÇetin Altan haklı.. Bir ülkenin iyiliği "önemli insanlar"ın değil, "değerli insanlar"ın çoğalmasına bağlı.Güç, şöhret ve servet insanı önemli yapar. Bir de sahip olduğu güç, şöhret ve servetin toplamından daha fazla bir şey olan insanlar vardır. Değerli olanlar da onlar.AKP iktidarı İhale Yasası'nı değiştirdi. Niye?Ecevit hükümeti yolsuzlukları önlemek amacıyla bu yasayı getirdiğinde muhalefetteki AKP hararetle destekledi. İktidara gelince devlet parasını harcamanın dayanılmaz cazibesinden kendini koruyamadı, İhale Yasası'nı delik deşik etti.Tayyip Erdoğan, yolsuzlukları gerçekten ortadan kaldırmaya niyetli olup olmadığı konusunda tekrar şüphe yarattı."Değerli adam" olma fırsatı varken "önemli adam" olarak kaldı!
AKP iktidarı orman niteliğini kaybetmiş arazilerin satışını veto eden Cumhurbaşkanı'nı hedef tahtasına koydu.Genel Başkan Yardımcısı Ürün'ün sözleri iktidarın bu alanda referandumla bitecek bir hesaplaşmaya hazırlandığını gösteriyor:"Mecliste bir muhalefet var, CHP.. Bir muhalefet daha var, o da tepede, Çankaya'da."Evet bu meselede iktidar ve Çankaya aynı safta değiller. Ama bu yüzden Cumhurbaşkanı, CHP paralelinde bir siyasi muhalefet olarak nitelenmeyi, yani tarafsızlığını yitirdiği suçlamasını hak ediyor mu? Hayır.Cumhurbaşkanı'nın görevi "Anayasa'nın uygulanmasını gözetmek"tir.Anayasa'nın 169'uncu maddesi de şu hükümleri koymuş:"Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir" diyor. Devredilemeyeceğini, başka amaçla kullanılamayacağını, zaman aşımı ile bile mülk edinilemeyeceğini, orman suçlarının affedilemeyeceğini söylüyor.Muhalefet kim?Fakat öte yanda kanserleşmiş, ameliyat gerektiren bir yara var:Sadece İstanbul'da 18 milyon, tüm ülkede 5 milyar metre kare kamu arazisi, 22 yıl öncesinde orman niteliğini kaybetmiş.Buralar işgal edilmiş. Üstüne yüz binlerce bina yapılmış. Gelip geçen iktidarlar, el koyacak, kaçak yapıları yıkacak yerde buralara yol, su, elektrik götürmüş.İşgalciler bedava kullandıkları gibi emlâk vergisi bile ödemiyorlar.Önceki iktidarlar, istedikleri halde AKP'nin yaptığını yapamadılar. Bu kanunsuzluğa bir çizgi çekip yeni bir sayfa açarken devlete büyük bir kaynak kazandırmaya yeni iktidar cesaret edebildi.AKP doğru bildiğini zorluyor, Cumhurbaşkanı da Anayasa'nın emrine uyuyor.Bu durum Cumhurbaşkanı'nı "muhalefet" yapmaz. Doğru yerde kimin durduğuna bakmak lâzım değil mi?Çaresi var ama..Kamu vicdanını asıl bu arazilerin işgalcilerine satılacak olması rahatsız ediyor.Peki kangreni, adalet duygusunu rencide etmeden kesmenin yolu yok muydu?"Hocaların hocası hukukçu" Prof. Dr. Hayri Domaniç "vardır" diyor. (Manisa Barosu Dergisi ek yayını.)Prof. Domaniç'e göre ormandan kazanılan alanlar ve üstüne yapılan binalar devlete aittir ve devlet bunları "dilediği gibi satar ve Anayasa değişikliğine gerek yoktur."Fakat şu şartla:Tarım için kullanılan araziler, kullanıcılarına satılabilir fakat binalar sahiplerine verilmeyecek. Önce devlete mal edilecek, sonra usulüne göre satışa çıkarılacak.Böylelikle kamu vicdanı tatmin edildiği gibi iktidarın hedeflediği kaynak da, orman yağmasına karşı etkili caydırıcılık da sağlanacak.Görüleceği gibi Köşk-İktidar ayrışmasını hukukun mantığı ile siyasetin çıkar hesabı arasındaki fark yaratıyor.Bu bir kördüğümdür.Hukuki çözüm, milyonluk oy devşirme amacına ters düşeceği için iktidar düğümü referandumda halka kılıçla kestirecek.Kılıcın, iki ağzı keskin bir kılıç olduğunu bile bile.
O çağrı, o çığlık, dört yıldır zihinlerimizde yankılanıyor: "Orada kimse var mı?"17 Ağustos'un yıldönümünde "Büyük İstanbul Depremi"ni bekleyen toplum şimdi hükümete, meclise, belediyelere bağırmalı:"Orada kimse yok mu?"Hacettepe Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ercin Kasapoğlu, dört yılda elde edilen tek kazancın, toplumdaki uyanış olduğunu söylüyor. Ama hepsi bu kadar."Depremin yaratacağı can ve mal kayıplarını önlemeye yönelik olumlu hiçbir çalışma bu dört yıl içinde yapılmadı!"Deprem bir doğa olayıdır, onu korkunç yapan gaflettir, cehalettir..Gelişmiş toplumlar depremlerde 50 ile 75 yaralıya bir ölü veriyorlar. Bizim kayıplarımız onlardan on kat fazla.Stratejimiz "yara sarma" üzerine kurulu. Bunu "yara almama" stratejisine dönüştürmek zorundayız. Depremin zararlarını azaltıp direnci arttıracak topyekûn bir hazırlık gerekiyor.Deprem paralarıBilim, İstanbul'u 7'nin üstündeki şiddette bir depremin beklediğini biliyor. Bilemediği yarın mı, on yıl sonra mı olacağıdır.Bilim adamları şunu da hesapladı:Deprem bizi gafletin kucağında yakalarsa İstanbul'u ayağa kaldırmak için en az 50 milyar dolar gerekecek. Türkiye'nin sonu olur bu.Kader şans mı, yoksa bir seçim sorunu mu?Marmara depreminden sonra devlet 9,4 katrilyon lira deprem vergisi topladı. 4 katrilyonu, konut ve yardım gibi "yara sarma" çalışmalarına harcandı. Gerisi, müsrif devletin kara deliklerinde kayboldu.O para "geliyorum" diyen İstanbul depremine karşı kamu yapılarını güçlendirmek ve çürük zeminde kurulu yerleşimleri nakletme amacı için harcanmış olsaydı şimdi sınıf atlamış bir toplumun güveni içinde yaşayacaktık.İnşallah-maşallahDeprem Konseyi Başkanı Prof. Tankut "bilimsel çalışma var yapılan bir şey yok" diyor.İktidar sorumluları "deprem zararlarını azaltma" tedbirlerini içeren raporu aldıklarında "Hoca biz bunları biliyoruz" diyorlarmış.- E peki yapacak mısınız?- Yaparız inşallah!Önümüzde yerel seçimler var. İktidar ve belediyeler, devletin parasını halkın gözünü boyama amaçlı yatırımlara savuracakür. Sivil toplum örgütleri avaz avaz bağırmalı ve halk da arkasında durmalı:Gereksiz asfaltlamalar, renkli yaya kaldırımları, depremde kurtarılacak hayatlara kastetmektir. Önümüzdeki seçimin belirleyicisi depreme hazırlık olmalıdır.Enkazların altında veya üstünde "Orada kimse var mı?" diye bağırmanın bahtsızlığına uğramaktan kurtulmak istiyorsak...Deprem bizi silkelemeden biz siyaseti silkelemeliyiz!
Cumhurbaşkanı'nın "tarikat okulları var" gerekçeli vetosu, yaydan çıkmış bir oktur, geri alınamaz.Tarikat okulları varsa devletin başarılı yoksul çocukları göndermemesi yetmez, bunları kapatması gerekir. Çünkü bu tespit, o okullarda binlerce öğrencinin üstüne para ödeyerek zehirlenmeye devam ettikleri iddiasını içeriyor.Onlan korumak da devletin görevi.Eski Cumhurbaşkanı Demirel'le konuşurken, Sezer'in vetosunu haklı bulmadığını anladım.Demirel'e göre Cumhurbaşkanı, tarikat okutulan okulların listesi önüne geldiğinde "Neden harekete geçmiyorsun, kör müsün arkadaş?" diye sormalıydı sorumlulara.Çünkü devlet, denetlemekle yükümlü olduğu okullar arasında sağlam-çürük ayırımı yapamaz, çürükleri ayıklar.Demirel yasayı "parasız yatılı" okutmaktan farkı olmayan iyi bir proje olarak görüyor, feda edilmemesini diliyor.Peki hükümet, fakir öğrenciler için tüm imkânları kullandı da yetmedi mi?Yazık ki cevabı iç açıcı değil.Devlet parasız yatılı programı, köklü bir destek geleneğidir. Demirel ve Özal da buralardan geliyor. Ama ilk ve orta öğretimde 50 bin kontenjan açıkta bekliyor.Daha önemlisi de şu:Özel okulların yüzde 10 ücretsiz kontenjan zorunluluğu var. Yüzde 3'ünü okullar seçiyor, geri kalan yüzde 7'yi saptamak Bakanlığın yetkisinde bulunuyor. Ve Bakanlık bu hakkı kullanmıyor.Böylece "Niyetleri fakir öğrencileri okutmak değil, tarikat okullarını beslemek" suçlamasına boy hedefi oluyor.Hükümet ısrar edecekse, önce devleti "Tarikat okulları var" iddiasının gölgesinden kurtarmalıdır.Sen de haklısın, sen de..Orman niteliğini yitirmiş arazilerin satışı ile ilgili Anayasa değişikliği de Çankaya'dan döndü.Cumhurbaşkanı'nın veto gerekçelerine hak vermemek mümkün değil:"Ormanların yakılıp yıkılması özendirilecek. Yağma artacak. Yağmacılar ödüllendirilecek. Yasalara saygılı yurttaşların devlete, hukuka güvenleri sarsılacak." Hepsi doğru ama iktidarın gerekçeleri de haksız değil:Bu alanlarda kentler kurulmuş. Yüz binlerce bina yapılmış. Devlet hizmet götürerek buraları kabullenmiş. 25 yılın iktidarları bunları yıkamamış. Yağmalayanlar bedel ödemediği gibi emlâk vergisi de ödemiyor.En önemlisi sorun, yıkımla çözüm sınırını çoktan aşmış.Parasını tahsil etmekten ve tekrarlanmasına imkân tanımayan bir güvence ile geçmişe bir çizgi çekmekten başka çare var mı?Hastalık, suçların başedilemeyecek kadar birikmesine sebep olan gaflettir. Dokuz aylık AKP iktidarı herhalde bundan sorumlu tutulamaz.