DEHAP'ın seçimden altı ay önce en az 41 ilde teşkilâtlanması gerekiyordu.Bunu yapmadığı halde "yaptım" dedi ve 3 Kasım seçimlerine girdi.Şimdi DEHAP'ın sahteciliğini belirleyen bir mahkûmiyet kararı var. Bu karar bugün Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nde ya bozulacak veya kesinleşecek.Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Algan "Seçimin iptalini doğuracak bir karar kaos yaratır" diye bağırıyor. Tufan Algan hakimdir, bunu nasıl yapabiliyor?Bir hakim, gerekçesi ne olursa olsun adaletsizliği savunur mu?Haksızlıktan büyük kaos olur mu?Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk "Seçimlerin iptilanin iktisadi ve siyasi açıdan olumsuz etkileri olacağı yorumları yargıcı bağlamaz. Yargıçların görevi yasaları uygulamaktır. Aksi takdirde yargıçlar siyaset yapmış, hükümet etmiş olurlar" dedi.Çok haklı..Bu da bir gaspYargıcın görevi memleketi kurtarmak değil, adaleti korumaktır. En ağır bunalımların temelinde yargının siyasallaşması vardır.YSK, bir köy oy kullanmadı diye Siirt seçimini yeniden yaptırdı. Tayyip Erdoğan bu sayede milletvekili seçilip Başbakan oldu.Bu adaletsizliği düzelten YSK, milli iradeye yönelik gasp suçu kesinleştiği takdirde nasıl seyirci kalabilir?"Kaos olur" diyerek oyunu belli eden ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi'ni etkileyerek yönlendirmeye kalkışan YSK Başkanı yargıç, nasıl o makamda oturmaya devam edebiliyor?Yargıtay 6. Dairesi, kapkaç suçunu "gasp" sayan içtihadın yaratıcısı olan dairedir.Milli iradenin gasbına, baskı ve yönlendirme girişimlerinden etkilenerek boyun eğmez.Kazadan korurKaldı ki DEHAP hakkındaki mahkûmiyet kararının onaylanması halinde seçimin iptali alternatifsiz bir mecburiyet de değil.Niçin seçim iptal olsun?İptal edilecek olan DEHAP'ın oylarıdır.Yapılacak şey de bu partinin aldığı 2 milyona yakın oyun tenzil edilmesinden sonra geçerli oyların yeniden belirlenmesidir.O takdirde ülke barajı değişecek ve DYP üçüncü parti olarak meclise girecektir.Sahteciliğin yarattığı haksızlığın düzeltilmesinden kimse korkmamalıdır.Çünkü DYP meclise girse bile AKP, tek başına güçlü bir iktidar olma özelliğini kaybetmeyecektir. Kaybedeceği tek şey, kendi başına Anayasa'yı değiştirme çoğunluğudur.Geçerli oyların üçte birini alıp mecliste üçte iki çoğunluk elde etmesi zaten hak değildi.Herkes rahat olsun.Adaletten mazarrat doğmaz.Anayasayı tek başına değiştirme imkânından yoksun kalmak, AKP'yi de hak etmediği gücü yanlış kullanmanın kazalarından, belâlarından koruyacaktır.
AKP iktidarı, acemiliğinden kurtuldukça daha verimli olacak. Bunun işaretleri görülüyor.Hükümetin IMF ile uzlaşma çizgisine erken gelmesi Türkiye'nin şansı olmuştur. Çürümenin baş sebebi olan enflasyonu dize getirme hayali gerçekleşmek üzeredir.Enflasyonu yıl sonunda yüzde 20'ye indirme hedefinin tutturulacağına beslenen güven artık dışarda da paylaşılıyor.Üretim artışından güç alan büyümenin hızlanması ve popülizmi reddeden harcama politikalarının yaklaşan yerel seçimlere rağmen sapma göstermemesi çok önemli.AB üyeliği yolundaki çabalara da en güvenilir destektir bu gidiş. Nedenine gelince...AB'deki muhaliflerimizin hayali şuydu:"Türkiye Kopenhag kriterlerine belki ulaşabilir ama enflasyon bağımlılığından kurtulamaz."Artık bu zor engelin de aşılacağına, Türkiye'nin 2004 sonunda enflasyonu yüzde 12 düzeyine indireceğine "Asla yapamaz" diyenlerin sesleri kısılıyor.Irak işi de düzeliyorİktidar, Türkiye'nin Ortadoğu'da belirleyici güç olma mecburiyetini de biraz geç kavradı. Tezkere kazası ardından duyulan gecikmiş pişmanlık, şükür ki ABD'nin Irak'taki zorlukları sayesinde işe yaradı.Hükümet şimdi Irak'a asker göndermekten yan çizmenin bahanelerini aramıyor, tam tersine denkleme dahil olmanın şartlarını hazırlamak yönünde mesai harcıyor.Irak'ın bütünlüğünü korumaya ve Kuzey Irak'taki PKK varlığının tasfiyesi şartını içeren hedeflere bağlılık doğrudur.Fakat şu bir gerçek:AKP'nin laik rejime sadakati konusundaki şüpheler, gizli gündemi olduğu tedirginlikleri, iktidarın arkasına alabileceği ulusal desteğin genişlemesini önlüyor.AKP'den milletvekili seçilen Emin Şirin dün partisinden istifa ederken "büyüklük kompleksine kapılan Tayyip Erdoğan"ı ve çeşitli kurum ve kurullarla kavga ortamı yaratan parti yönetimini eleştirdi.Kolay av olmamalıydıBaşbakan, Şirin'in gidişine "Gayet iyi olmuş" diye şirin bir yorum getirdi ama bizce o istifanın nedenlerine sırtını dönmemelidir.Hükümetin, üniversitelerle diyalog zemini oluşturmaya yönelik son manevrası, zamansız hatta gereksiz bir istikrarsızlık tehdidini ertelemiş, bu da iyi olmuştur.Ancak güç sarhoşluğundan kaynaklanan açıklar artık önlenmeli.Başbakan Erdoğan Almanya'da "dört kadın almanın şartları"nı anlatmaya çalışmak yerine, bu soruyla kurulan tuzağı bozmanın basiretini gösterebilmeliydi."Benden önceki bir Türk Başbakanı 'na böyle bir soru sordunuz mu ki bana soruyorsunuz?" diyebilirdi.Bu soruyu soranlar, laik hukuk düzeninin Türkiye'de değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek biçimde Anayasa güvencesi altında olduğunu, 80 yılda kökleştiğini bilmiyorlar mı?Çok iyi biliyorlar ama bir olta attılar ve avı yakaladılar.Türkiye'nin bu iktidarla yakaladığı büyük şans, Milli Görüş bakayası saplantılara rehin edilmesin. Yazık olur, günah olur çünkü!
Yargıtay Başkanı Özkaya Adli Yıl'ın açılışında önemli mesajlar verdi.Adalet özleminin gerçekleşmesi ve yolsuzluk batağının kurutulması da dahil, pek çok çözümün "yargı bağımsızlığı ile hakim güvencesi"nde yattığını belirten Eraslan Özkaya, hükümetin ve meclisin bu konudaki isteksizliğini "büyük talihsizlik" olarak niteledi.Bu güvencelerin yargıya tanınmış bir ayncalık değil, hak ve adalete ulaşmanın tek yolu olduğunu söyledi.Özkaya'nın konuşması, gerçekçi ve yapıcı tespitler ve öneriler içerdiği halde laiklikle ilgili yorumu, tören sonrası bir soru üzerine tedbirsizlik tuzağına düşen Başbakan Erdoğan'ın tepkisine hedef oldu.Yargıtay Başkanı "Ne pahasına olursa olsun sınırsız din ve vicdan özgürlüğü isteyenlerle İslâmî devlet kurma heveslilerinin aynı amaçta birleştikleri kuşkusuzdur" dedi konuşmasında.Bu görüş hakkındaki fikrini soran bir gazeteciye Başbakan şu cevabı verdi:"Çirkin ve olumsuz bir yaklaşım... Din ve vicdan özgürlüğünü savunmak, hiçbir zaman din devleti kurmak değildir."Erdoğan'ın çıkardığını söylediği eski Milli Görüş gömleğine yakışan militan bir sertlik, sözün özüne inmeyen bir acelecilik var bu tepkide. Laiklik, bütün olumlu değişimine rağmen Tayyip Erdoğan'ın "bam teli" olmaya devam ediyor.Çünkü Yargıtay Başkanı, din ve vicdan özgürlüğünü savunmanın, demokrasinin temel değeri olan laikliğin emri olduğunu uzun uzun anlatmış, yanlışın "Ne pahasına olursa olsun sınırsız din ve vicdan özgürlüğü istemek" olduğunu belirtmiştir.Bunun nesi çirkin ve olumsuz?Demokrasiyi "Doğru ile yanlış, özgürlükle baskı, uzlaşma ile kavga arasında seçim yapma olanağı sunan gündelik bir plebisit" gibi algılayan anlayış var mı bugünün dünyasında?Din özgürlüğü de diğer özgürlükler gibi başkalarının özgürlükleri ile sınırlıdır.Sınırsız özgürlük yok.Amerika, Fransa, Almanya niçin okullarda haç bulundurulmasını yasakladı?İsviçre'de niçin öğretmenlerin başörtüsü takmaları yasaklandı? AİHM neden bu yasağın haklılığını onayladı?Neyse, "acele işe şeytan karışır" sözü demek ki sınır ve sınıf tanımıyor!Yeni Adli Yıl dileriz övünülecek ilerlemeler getirir.Adalet ve atalet!Anayasamıza göre seçimlerin yönetim ve denetiminden yargı organı sorumlu.Yargı bu işlevini Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle yerine getiriyor.3 Kasım seçimlerine sahte evrakla girdikleri gerekçesiyle DEHAP yöneticilerini mahkûm eden mahkeme kararına yapılan itiraz 11 Eylül'de Yargıtay'da ele alınacak.Yargıtay itirazı reddedip mahkûmiyeti onaylarsa YSK önemli bir karar vermek zorunda kalacak.YSK Başkanı Tufan Algan Tercüman'a özel demeç vermiş. Diyor ki:"YSK seçimi iptal ederse milletvekillerinin hepsinin üyeliği 3 Kasım'dan itibaren düşer. Hükümet de düşer. Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı da düşecek. Bunun nasıl bir kaos yaratacağını düşünün..."Bu açıklama, eskilerin "ihsas-re'y" dedikleri şeydir. Düşüncesini hissettirmedir, oyunu önceden belli etmedir. Böyle şey olur mu?Bağımsız yargının görevi, adalet ülküsüne bağlı kalarak karar vermek, hakkı ve adaleti korumaktır.Siyaseti belirsizlikten korumak adına atalet göstermek değil!
Tuhaf geliyor insana ama AKP iktidarı yabancıların güvenini içerdekilerden daha erken kazandı.Başbakan Erdoğan'ın Avrupa turu Türkiye'nin imajına olumlu katkı sağlayan bir başarı hikâyesi sayılabilir.Batı basınında Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almayı hak ettiğine dair inancın yaygınlaştığı gözleniyor. Erdoğan bu avantajı kullanarak AB'nin geleceği için değer taşıyacak yönlendirici uyarılar yapıyor.Ambrosetti Forumu'nda AB Anayasası'nın din temeli üstüne oturmamasını isteyen Erdoğan "AB Anayasası'nda Hıristiyanlığa atıf yapılması, kültürel etkileşimi sınırlar" dedi.Böyle bir anlayışın AB'yi Avrupa'ya hapsedeceğini, oysa Türkiye sayesinde AB'nin stratejik derinlik kazanacağını savundu.Bu uyarının yankı bulmasını bekliyoruz.Türk halkı hem çağdaşlığın nimetlerinden yararlanmak istiyor hem de kendi değerleri ile oluşmuş kimliğine saygı bekliyor.Ayrımcılığın böldüğü kültürler arasındaki tek ilişkinin savaş olduğunu tarih bize öğretti.Avrupalı TürkiyeTayyip Erdoğan'ın forumdaki şu sözleri de dikkat çekici:"Türkiye'yi Avrupalı yapan, Avrupa'nın temsil ettiği değerleri benimsemesidir..."Bunu herhalde şöyle tercüme edeceğiz:"İnsan yalnız aklıyla yaşayamaz. Din lâzımdır. Ama aydınlanma tecrübesinin çizdiği sınırlar içinde ve medeniyetler uyumunun inşasına zarar vermeyecek biçimde."AKP iktidarının dışarda çizdiği bu çağdaş ve uzlaşmacı görüntüyü şimdi içerde hayata geçirmesi gerekiyor. Çünkü başarı ancak AKP'ye oy vermemiş vatandaşlann da güven kazanmasıyla sağlanabilir."Değiştik" sözü yeterli olmayacaktır.Nedenine gelince...Yapılanlara bakanlar kurnaz bir kuşatmanın yürütüldüğü şüphesinden kendilerini kolay kurtaramıyor.Uyumsuz icraatCumhurbaşkanı'nın yetkilerini kısıtlayarak yüksek yargı organlarına tayinlerde etkili olmaya çalışmak;İmam hatiplerin yolunu açmak için YÖK sistemini ezip geçmek istemek;Değerlendirilecek boş kamu kontenjanları varken yoksul aile çocuklarını tarikat okullarına yönlendirmeye, üstüne o okullara devlet kesesinden para vermeye uğraşmak;Baş örtüsünü tek tip dinsel simge formunda eşleri, çocukları ve gelinleri vasıtasıyla sürekli gündemde tutmak suretiyle halkı alıştırmaya çalışmak...Bütün bunlar güven temelinde gedikler açıyor. "Bunların gizli niyeti dinci atamalarla devletin köşe başlarını tutmak, yeni militanlar yetiştirmenin yollarını aramak ve dinci çoğunluk sağlamak" yargısını pekiştiriyor.Tayyip Erdoğan, Hıristiyanlara verdiği aklı asıl Türkiye'de kullanmalıdır. Başarının ve uyum içinde yücelmenin yolu buradan geçiyor.
Ankara Ticaret Odası'nın "Türkiye'de dar gelirli olmak" konulu araştırması, iç karartıcı bir tablo çıkardı.Ama boy aynasındaki görüntümüz, bizi pazar günleri bile gerçeklerimizle yüzleşmeye mahkum ediyor.ATO araştırması halkın yansının gecekonduda, yüzde onunun susuz ve tuvaletsiz evlerde oturduğunu, veresiye yazan bakkallara dönüşün hızlandığını, ikinci el pazarlarına talebin arttığını gösteriyor.Oda Başkanı Aygün yaşam kalitesindeki erozyon ve işsizlik nedeniyle kapkaç suçlarında patlama yaşandığını, aile yapısının ve çocukların tehdit altında olduğunu söylüyor.Türkiye böyle bir kadere mahkum olacak ülke değildi.Ama kaynakları ekonomik ve insani gelişme amacında kullanmayan iktidarlar bu yüz kızartıcı suçun ortağı oldular.Payımızı istemekÜlkenin kaderini değiştirmek için ihtiyaç duyduğu şey, aklın emri tercihler yolunda cesur olmak ve daha çok zaman kaybetmemektir.Bir yandan yolsuzluklara savaşmak, bir yandan da Türkiye'nin bölgedeki rollerini korkusuzca oynayarak uluslararası dayanışmadan hak ettiği payı almasını sağlamak..AKP iktidarı ülkeye AB yolunda şimdiye kadar görülmedik hız kazandırmıştır."Türkiye'nin AB üyeliği, bir gerçeğin sembolüdür. Bu gerçek de demokrasi ve insan haklarının bir Hıristiyanlık meselesi olmadığıdır."Başbakan Erdoğan'ın ziyareti nedeniyle Alman medyasında yer alan bu ve benzeri yorumlar, artık kuruntuların freninden kurtulmamız için bizi cesaretlendirmelidir.Irak'ta barışıın inşasına yönelik çabalar da bizden aynı eylem cesaretini bekliyor.Savaşa girmemenin bir bahanesi bulunsa da Irak'ın bütünlüğünü korumaya yönelik çabalara katılmamanın mazereti olamaz.Hele bu destek, Türkiye'ye yönelik PKK tehdidinin Kuzey Irak'ta tasfiye edilmesi şartını Amerika'ya kabul ettiriyorsa.Risk yok hayat yokBir ülkenin rolünü tarihi, coğrafyası ve sahip olduğu iddia belirler.Başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın Avrupa'daki açıklamaları, Türkiye'nin üstüne düşen rolü üstlenmekten bu kez yan çizmeyeceğinin işaretini veriyor. Doğru olan budur.Meclisin savaş tezkeresini reddetmesi ABD'yi küstürüp AB'yi mutlu etti. Bu durum Türkiye'nin demokrasi kalitesini kanıtladığına delil sayıldı.Ama bugünün Irak gündemi barıştır.İkinci kez "hayır" demenin AB yolunu daha çok açacağına inanmak büyük yanılgı olur.ABD'nin defterden sildiği pasif bir Türkiye'nin AB gözünde hiç bir çekiciliği olamaz.Temel mesele şudur:Ankara Ticaret Odası araştırmasının önümüze koyduğu Türkiye fotoğrafına razı mıyız, değil miyiz?Sevgili okurlar;Rahatsızlığım nedeniyle gösterdiğiniz ilgi ve gönderdiğiniz yüreklendirici sevgi mesajları için çok teşekkür ederim.İşte birinizin "Daha birinci günden özledik" notunu ciddiye aldım ve ameliyatın üçüncü günü yerime döndüm.
Bağımsız gazetecilerin yarattığı VATAN bugün birinci yılını tamamladı.Gazetenin başlığı yanındaki "Bu Vatan Hepimizin" sloganı bir yıl önce hayalini kurduğumuz hedefti. VATAN bir yılda bu hayalin gerçekleştiğini kanıtlayan büyük bir okur kitlesine ulaştı.Güven ve sevgi temelinde yükselen bu başarı bize onur veriyor.VATAN ulaştığı yere, gerçekleri "Halktan kopmadan, kimseden korkmadan" arayarak ve gazetecilikten başka hiçbir çıkar kaygısına bağımlı olmamanın özgürlüğünü kullanarak geldi.Güveninize daha çok lâyık olacağız.Kendini halkın ve ülkenin menfaatlerine adayan bu gazete Türkiye'nin yolsuzluklardan arınması ve çağdaş bir refah toplumu olması yolundaki öncü ve örnek yolculuğuna azim ve cesaretle devam edecek.Misyonumuzun garantisi bağımsızlığımızı korumaktır. O nedenle, vaat ettiği menfaat ne kadar büyük olursa olsun gazetecilik dışında bir alana girmeyeceğimiz taahhüdünü, birinci yıldönümünde tekrar ilân ediyoruz.Ve en iyisini yapmamak için hiçbir bahanemiz olmadığını biliyoruz.Türkiye, demokratik geleceğini ve toplumsal refahını güvence altına alacağına inandığı AB üyeliğine ilerlerken, çağdaş değerleri tavizsiz savunan güçlü ve itibarlı bir medyaya muhtaçtır.Tecrübelerimiz şunu öğretti ki medya, ticarileştikçe kirleniyor. Siyasi ve ekonomik menfaat bağlan onu halktan, toplumsal ideallerden, hatta Cumhuriyet değerlerini savunma ödevlerinden uzaklaştırabiliyor.VATAN bağımsız kimliği ile medya sorumluluğunun en iyi örneği olmaya çalışırken, halktan gördüğü destek sayesinde sapma gösterenleri de terbiye edecektir.Şunu güvenle vaat edebiliriz ki, VATAN'ın tahdit kabul etmeyen güçlü projektörleri gerçekleri aramaktan hiç vazgeçmeyecektir.Halkın büyük çoğunluğunun hissettiği fakat adını koyamadığı ve küçük bir azınlığın ulaşıp da seslendiremediği gerçekler her gün VATAN'ın gündemi olacaktır.Biz hayatım yüksek sesle yaşayan bir toplum istiyoruz.Bize büyük bir aile verdiğiniz için hepinize teşekkür ediyoruz.İktidar rüzgâr ekiyorAKP iktidarı Anayasa'da siyasi yapıyı sarsacak değişikliklere hazırlanıyor.Hedef Sezer... İstenen, Cumhurbaşkanı'nın anayasa değişikliklerini referanduma götürme yetkisini budamak, Anayasa Mahkemesi'nin tüm üyelerini atama yetkisini meclis ve hükümetle paylaştırmak, ayrıca görev süresini, üst üste iki kez seçilebilme hakkı tanıyarak 7 yıldan 5 yıla indirmek...O zaman AKP, vetolardan ve yasaların Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi tehlikesinden kendini koruyacak.Bunlar siyasi tercihtir ve yeterli çoğunluk mecliste bulunursa gerçekleştirilmesine hukuk izin veriyor. Ama şu sorulmalı:AKR iktidar ihtirasının doğuracağı yanlışlara karşı konulmuş sigortaları yok ederek önünü mü açıyor, yoksa başına çorap mı örüyor?Uzlaşma iklimini öldürecek olan güç siyaseti yakın vadede ve AKP muhalefete düştüğü zaman ne gibi sonuçlar verir?Sonra.. Bu değişiklik, 7 yıl için seçilmiş olan Sezer'i 5 yılda indirmenin çaresi olamaz. Ayrıca da Sezer, bu anayasa değişikliğini referanduma götürme yetkisini -son kez bile olsa- kullanmaktan men edilemez.AKP tehlikeli sularda gezinirken fırtına biçeceğini bile bile rüzgâr ekiyor. Ekonomi yoluna girerken, AB tünelinin ucundaki ışık güçlenirken zoru ne acaba?
Holbrooke, Yugoslavya'nın parçalanması sırasında önemli görevler üstlenmiş etkin bir Amerikalı diplomattır.Fox News televizyonuna Irak konusunda yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin hassasiyetle dikkate alması gereken gözlemler, niyetler ve tahminler içeriyor.1. Richard Holbrooke "1922'de Irak yanlış sınırlarla kuruldu" dedi; "Osmanlılar Kürtleri, Sünnileri, Şiileri 400 yıl boyunca üç vilâyet halinde (Musul, Bağdat, Basra) yönetti. Doğru çözüm buydu.."2. Amerikalı diplomat, sonuca ulaşmamış bir niyeti de açık etti: "Sanırım 1991'de ilk Bush yönetimi Türklerle çalışarak bunu çözebilirdi.." Birinci Körfez Savaşı'na Türkiye'yi sokmak için Özal'ın neden o kadar ısrar ettiği şimdi daha iyi anlaşılıyor.3. Ve cehennem senaryosu: "Komşuları Irak'tan parçalar koparmaya başlayabilir.. Üzüntüyle söyleyebilirim ki Churchill'in 1922'de yaptığı hatayı düzeltmenin zamanı geçti."Türkiye'nin menfaati, farklı etnik ve mezhep kavimlerinin uzlaşarak bütünleşeceği demokratik bir Irak'tır bugün. Bu hedefe dua ederek ulaşamayız.Irak barışından esirgenecek fedakârlığın yarın önümüze ne ağır faturalar koyacağını şimdiden görmek gerekiyor.İki senaryo var. Birinde ABD utanç içinde Irak'tan çekilirken Türkiye'yi ihanetle suçlayacaktır. Giderken Kürtlere şükran borcunu Kuzey'de bir Kürt devletinin kuruluşuna hamilik ederek ödeyecektir.Barzani ve Talabani PKK'yı neden koruyor? PKK niye ateşkesin bittiğini ilân ediyor?İkinci senaryo ise, barışa katkı sağlamak amacıyla Türkiye'nin Irak'a asker göndermesi ve bunun karşılığında Amerika'nın Kuzey Irak'taki PKK teröristlerini silâhtan arındırarak Türkiye'ye teslim etmesidir.Asker gönderme tercihini 'Amerika'ya yardım" sayan anlayışın galebesinden Allah Türkiye'yi korusun!Başbakan'dan işaret fişeğiBaşbakan Erdoğan "İmar Bankası'nda vatandaşın parası mutlaka ödenecek" dedi.Kanal D'nin Teke Tek programındaki bu söz, bir çoğu çıldırmanın eşiğine gelmiş onbinlerce İmar Bankası mağdurunu rahatlatacak garanti sayılabilir mi?Henüz hayır.. İktidar iradesinin adalete dönük oluştuğunu öğrenmek önemlidir ama Başbakan'ın "mutlaka ödenecek" dediği paralara, çifte kayıta tabi mevduatlar, off shore'lar ve hayali bonolar da dahil mi? Bunu bilmek lâzım.Hükümet bu gri noktaları en kısa zamanda aydınlatmalıdır.Ve bunu yaparken halkın, devletin gözü önünde dolandırılmış olduğu gerçeğini unutmamalıdır!
Uzanlar'ın kara delikleri büyüdükçe dolandırılan mağdurların korkuları artıyor, hayatları kararıyor.Ayda birkaç yüz milyon liralık faiz desteği uğruna paralarını İmar Bankası'na kaptıran binlerce dar gelirlinin yüreğine su serpecek bir açıklamayı aylarca yapmamak zalimlik değil midir?AKP iktidarı, yıllardır devam ettiği anlaşılan bu soyguna yataklık etmedi, tam tersine soygunu durdurma cesareti gösterdi.Ama bu erdemin getirişini, karanlıkta azap çeken mağdurların ahları alıp götürebilir, dikkat!Ah almamakUzanlar Türkiye'nin en kârlı şirketlerini ve bunların küçük ortakları soymuşlar. Çukurova ve Kepez Elektrik'in paralarını düşük faizle bankalarına alıp aynı paraları bu şirketlere yüksek faizle vermişler.Topladıkları katrilyonlarca liralık mevduatı çifte kayıt yöntemi ile vergiden ve öteki yükümlülüklerden kaçırmışlar.On yıldan uzun bir süre hayali devlet kâğıdı satmışlar.Yasalara açıkça meydan okuyan bu suçlara kamu otoritesi bile bile göz yummuş.Şimdi bunun ceremesi, devlete ve devletin garantilerine güvenerek Uzanlar'ın bankasına para yatıranlara ödetilebilir mi?Devletin hikmeti, yasa koymaktan önce adaleti sağlamaktır.Suç işleyene ceza vermek adaletin görevi ise, en az o kadar önemli bir diğer görevi de mağdurlan korumaktır.Suçluların çetin ceviz olması, mağdurların değil kamu otoritesinin ayıbıdır.Çünkü bu batağı derinleştiren, kanunsuz güç karşısında görevini yapmayan, korktukları veya satın alındıkları için soyguna seyirci kalan sorumlulardır.Kimin yavrusu?Şimdi bu günah zincirine "Yavru Vatan" da eklenmiş görünüyor.Kıbns'taki İmar Off-Shore, nakit ilişkileri içinde stratejik bir role sahip. Fakat Türkiye para göndermese maaş bile alamayacak KKTC memurları BDDK'nın Kıbrıs'ta inceleme yapmasına izin vermiyor.Böyle rezalet olur mu? Bu rezalet "Korkmayın, paranız batmayacak" haberi bekleyen on binlerce mağduru kahır içinde bekletmenin bahanesi olabilir mi?Mevduat devlet garantisinde; belgesini gösteren herkese devlet paralarını ödeyecektir. Hayali bono satışına gelince...Uzanlar bu dolandırıcılığı yaparken para topladılar. Karşılığında bono almadılarsa bunun da adı mevduattır.Bu paralar da ödenmelidir. Adalet, ceza için sabırlı ama hak için sabırsız olur.AKP'nin A'sı Adalet'ti değil mi?