Hedef doğru, yürü!

31 Ağustos 2003

Tezkere kazası, olmaması gereken bir yanlıştı, fakat ne yazık ki önlenemedi.ABD'nin Türkiye'den Irak'a asker talebi şimdi o yanlışı düzeltme fırsatıdır.Savaşa katılmayan Türkiye, istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaktan da uzak durabilir mi?Kuzey Irak'ta 4 bin kadar silâhlı PKK teröristi varken "Bunlar bizi ilgilendirmiyor" diyebiliriz..Ortadoğu yeniden şekillenirken "Biz bu oluşumda söz sahibi olmak istemiyoruz" diyebiliriz.Ama bunlar yanlış tercihler olur.Bugünün küçük risklerini yarının büyük tehditlerine kendi elimizle dönüştürmek olur.Eski Cumhurbaşkanı Demirel'in dediği gibi Türkiye'yi en az 30 yıl boyunca bölgenin önemsiz bir ülkesi olmaya mahkûm etmek olur.Terör tehdidi bir numaralı meseledir. Başbakanı Irak'a asker gönderme tercihine yönelten en önemli sebep budur.CNN, USA Today ve Gallup'un ortaklaşa yürüttükleri araştırmanın son ay bulguları uyarıcı mesajlar veriyor.Amerikan halkının savaştan bu yana Bush yönetimine desteği ilk kez yüzde 57'ye inmiş bulunuyor.Askerlerin bir kısmını veya tamamını geri çekmekten yana olan kitle yine ilk kez yüzde 46'ya tırmanmış görünüyor.Bu tablo, riski büyütüyor ama Türkiye'nin elini güçlendiriyor.Kuzey Irak'taki PKK terörist varlığının, yöneticileri de dahil silâhtan arındırılarak Türkiye'ye teslim edilmesi zaten ABD'nin taahhüdü idi.Ankara'da bu hafta yapılacak müzakerelerde bu senedin ödenmesini Türkiye'nin ön şart koşması haktır.ABD için de özveri değil, terörizmle savaş taahhüdü içinde yer alan bir borçtur.Asker göndermek için Irak'taki şartların elverişli olup olmadığını araştırmak irade zayıflığıdır. Bölgesinde güç iddiası taşıyan Türkiye için hedefler daha önemli olmalıdır.Hele o hedefler Irak'ın, bütünlüğünü koruyarak bu badireden çıkması amacıyla da örtüşüyorsa..Altın kıza gümüşSüreyya Ayhan, düşlerini fethetme şansının eşiğinden döndü dün.Ama yine de Dünya şampiyonasında gümüş madalya alan ilk Türk atleti olarak tarihe geçerken bu ülkenin bütün insanlarına gurur ve onur verdi.Ona yalnız ülkemize kazandırdığı başarı için değil, atletizme özendireceği yeni Süreyya'lar için de teşekkür ediyoruz.Azim ve bilgi, sevgi, disiplin ve alın teri ile birleştiği, hele başarma hırsının rüzgârına yelkenlerini de açtığı zaman neler yapabilir? Çankırı'dan çıkan köylü kızı dün Paris'te bunu ispatladı.Onun gelecek yıl yapılacak olimpiyatta, bize vaat ettiği altını alacağına inanıyoruz.

Devamını Oku

Türban gölgesi

29 Ağustos 2003

Kurtuluşu müjdeleyen büyük zaferin bugün 81'inci yıldönümünü kutluyoruz.Türkiye'nin temeli sağlamdır.Çünkü Cumhuriyet, askeri zafer üstünde kuruldu.Atatürk "Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idrakini gerçekleştirmek için harcamakta olduğumuz çabaların, yenilmesi imkânsız teminatıdır" demişti.Ama onun bağlı olduğu inançta ordu ulusla bütün oluşturan ve "milli iradenin emrinde" bir güçtür. O yüzden Kurtuluş Savaşı eleştiren ve denetleyen bir meclisin idaresinde yürütülmüştür.30 Ağustos, salt askeri zafer değil, Türk Ulusu'nun ortak zaferidir.Atatürk'ün altın değerinde bir uyarısı da şu: "Bir ordunun cevheri ne olursa olsun siyasete karışırsa, birlikte hareket ve savaşma yeteneğini kaybeder."Asker ve siyasetCumhuriyetin temel devrimi laikliğe karşı olanlar askerleri siyasetin içinde gösteriyorlar. Ordu bu suçlamayı hak ediyor mu? Hayır...Asker, anayasal MGK zemininde ülkenin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren siyasetlere her zaman katkıda bulunmuştur ama hiçbir zaman partiler arası rekabette taraf durumuna düşmemiştir. Güncel siyasete bu anlamda girmemeye özen göstermiştir.Hassasiyeti, milli güvenlik için tehdit oluşturan etnik ve dinsel bölücülükle sınırlı kalmıştır.Bu hassasiyet, siyasi iktidarın şikâyet edeceği bir durum olamaz. Çünkü Anayasa seçilmiş meclise ve onun içinden çıkan hükümete de Cumhuriyet değerlerini koruma görevi veriyor.Yani türbanı dayatmak amacına dönük niyet ve eylemler, askere değil anayasa ve yasalar temelinde oluşmuş yargı kararlarına tavır sayılır.Bu kararlar türbanı dinsel ve ideolojik bir simge sayıyor ve kamu alanında kullanılmasını kabul etmiyor.Tedbir ve tepkiGenelkurmay'ın 30 Ağustos resepsiyonunda bir türban oldu bittisi ile karşılaşmamak için almadığı tedbir, muhatapları için inciticidir.Belli ki askerler, türban konusundaki kararlılıklarını belli etmek için bu sakıncayı göze almışlar.Şimdi iktidar temsilcilerinin önemli bir kesimi, tepkilerini davete gitmeyerek gösterecekler.Türkiye AB üyeliğinin koşullarını yerine getirerek müzakere vizesi alacağı tarihi bekliyor, çağdaş demokratik bir bütünün parçası olmaya hazırlanıyor, fakat ulusal bir günün coşkusunu bir arada paylaşamıyor.Bu ayıbı taşımamalıyız.Cumhuriyetin, kadını hayatın her alanına dahil eden büyük kazanımını israf etmek dinin emri olamaz. İdeolojik bir inadı din olarak algılayan yanılgıyı yenmeliyiz.Böyle bir idrak, yalnız AKP'nin değil Türkiye'nin de önünü açacaktır.Türban artık çözülmelidir.

Devamını Oku

Örnek temizlik

28 Ağustos 2003

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini devralan Oramiral Örnek'in şu sözü beni etkiledi:"Artık bağımsızlık, güçlü bir ekonominin yanında ulusal kaynakların kullanımına bağlı hale gelmiştir."Doğrudur; yolsuzluk, ulusal kaynakların israfına, kamu açıklarının büyümesine, işsizliğe, yoksulluğa ve halkın devlete saygısını kaybetmesine sebep oluyor.Başka biri söylemiş olsaydı o kadar anlamlı olmayabilirdi. Ama Oramiral Örnek 2000 yılında Kuzey Deniz Saha Komutanı iken, yolsuzluk duyumları alınca suçlanan subayların mal varlıklarını araştırma inisiyatifini kullanmış, dengesizliği belirleyince de yargıyı harekete geçirmiş bir askerdir.Yani şimdiye kadar yaptıkları, örnek bir anlayışı ve kararlılığı temsil ediyor:İlkel bir savunma refleksi ile kurumu korumak adına yolsuzluğu örtbas etmek yerine kirlenmenin üstüne -nereye varacağını düşünmeksizin- cesaretle yürümek...Çünkü kurumun saygınlığı, yolsuzluğu içinde barındırmama iradesinden dolayı zedelenmez, tersine yücelir.Kuzey Deniz Saha'daki ihale yolsuzluğunu VATAN 8 Ağustos'ta duyurmuştu, izleyen gün manşetimiz, denetimlerin gevşetilmesini sağlamak amacıyla müteahhitlerin, aralarında topladıkları 1 milyon doları eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil'in emir subayına verdikleri iddiasını belgeliyordu.VATAN muhabirleri dün yeni bir bilgiye ulaştı: İhale Komisyonu Başkanı Albay Bahri Mısırlı, emir subayının müteahhit olan kardeşini kayırması için eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Erdil'den, sağlığını tehdit edici boyutlara ulaşan baskılar gördüğünü ifadesinde iddia ediyor.Tabii bu suçlama, hedefi büyüterek korunma kurnazlığının taktiği de olabilir. Ama en azından şuna güvenme şansımız var:Yeni komutanın anlayışı ve kararlılığı, soruşturmanın kırmızı çizgiler tanımadan sonuna kadar götürülmesini sağlayacaktır.Ve rüşvete karşı askerin yöntemi, yolsuzlukları siyasetin labirentlerine sokarak unutturan sivillere de iyi bir örnek olacaktır.Artık bilmek zorundayız: Toplumda en tehlikeli bölünmeyi yolsuzluklar ve yolsuzlukların ürettiği adaletsizlikler körüklüyor.Etnik ve irticai bölücülük bile bu bataklıktan yararlanıyor.Başbakan'a çağrı!Evlilik dışı bebek dünyaya getirdiği için Nijerya'da taşlanarak öldürülme cezasına (recm) mahkûm edilen Emine Lawal 25 Eylül'ü bekliyor.Şeriat Temyiz Mahkemesi son kararını o gün verecek.İnsanlık suçu olan bu ceza, İslâm için büyük bir kötülüktür. Sessiz kalanlar bu suçun utancına ortak olacaklardır.Cinayeti durdurmak amacıyla bir şeyler yapması için Başbakan Erdoğan'a çağrı mesajları yağdığını biliyoruz.Ama Hükümet bir inisiyatif alacak mı, bunu bilmiyoruz.Gönlümüz, İslâmı demokrasi ile bağdaştıran örnek bir toplum olma ayrıcalığını ve onurunu ispatlamak için bu fırsatın kaçırılmamasını arzu ediyor.Nijerya hükümetine "Bu cinayet bütün İslâm alemiyle birlikte bizim de üstümüze kan sıçratacak. Dinimize bu kötülüğü yapmayın" diye uyanda bulunacak bir Başbakan görmek istiyoruz.

Devamını Oku

Özgürlük korkusu

27 Ağustos 2003

Demokratik özgürlükleri genişleten uyum paketlerini bir kesim tedirginlik içinde izliyor.Çünkü bu insanlar, demokratikleşme adımları atarken AKP'nin gizli gündemindeki hedefine yürüdüğünden şüphe ediyorlar.Yani özgürlüklerin şu anda sadece "korkma hakkrnı kullanıyorlar.Oysa özgürlüğün asıl erdemi, insanoğlunu korkunun esaretine karşı korumasıdır.Esareti bitiren, cesareti büyüten özgürlük, içi dışı bir insanlar yaratır.Meselâ ifade özgürlüğü ikliminin yüreklendirici etkisi olmasaydı, Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu'nun başına "Allah faizi yasaklamış" diyen birinin getirilmiş olduğunu belki öğrenemeyecektik.Başkan Zeki Sayın eskiden olsa başının derde gireceğinden korkacağı için televizyona çıkıp "Halk Bankası ve Ziraat faizsiz çalışsa çok daha büyük paralar yatırılır bu bankalara" demeyecekti.Özgürlüğün verdiği cesaret asıl, akla ve çağa karşı kürek çekenler için tehlikedir.Demokrasi ve özgürlük, gizlenmiş tehlikeleri açığa çıkararak korur toplumları. Asıl korkutucu tehlike gizlenmiş olandır.Şimdi CHP Grup Başkanvekili Özyürek'in dediği gibi işi faizle mevduat toplamak olan bir kurumun başında "Allah faizi yasaklamış" diyen birinin oturduğunu biliyoruz.Başı kapalı eşinin kamuda çalışma hakkı olmasını savunduğunu öğreniyoruz.Orgeneral Kılınç, MGK Genel Sekreterliği görevini devrederken devlet içinde hilâfet ve şeriat özlemcileri bulunduğunu iddia etmişti.Zeki Sayın, Orgeneral Kılınç'ı kanıt gösterme zahmetinden kurtarmıştır.Halil Cibran "Özgürlüğünüz, kendisine vurulmuş olan zincirlerinden kurtulduğunda daha büyücek bir özgürlüğe zincir olur" demiş.Çünkü özgürlükler sınırsız değildir.Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını söyleyen Erdoğan "Referansımız Anayasa" diyor.Abdullah Gül, AKP'den şüphe edenlerin hükümet icraatını gördükçe rahatlayacaklarını iddia ediyor.Şimdi hep birlikte göreceğiz...Özgürlüğün bir kamu görevlisine verdiği cesaret, iktidarı çok erken bir samimiyet sınavına sokmuştur.Daha ne istiyoruz?Uzlaşmak iyidir"Diyalog içinde ortak bir aklı meydana getirmek istiyoruz..."Başbakan Erdoğan, ülkenin istikrarına ciddi bir tehdit potansiyeli olan Yüksek Öğretim yasa tasarısı konusunda sağduyulu bir adım attı.Tasarıyı Üniversitelerarası Kurul ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın ortak çalışması ile olgunlaştırmak istediklerini bildirdi.Başbakan'ın dün rektörleri kabulünde ortaya çıkan uzlaşma havası dileriz kalıcı olur.Çünkü öğrencisi ve öğretim üyesi ile üniversiteyi tatmin etmeyecek bir oldu bittinin nelere mal olabileceğini yaşadığımız tecrübeler bize öğretmiştir.Karşıt görüşlerin sürekli çatışmasında okunamaz hale gelen üniversitelerden polisin içeri girmediği üniversitelere geldik.Yanlış bir adım bu ortamı değiştirirse iktidar bu günahın altından kalkamaz.Başbakan dün rektörlere "YÖK ideolojik malzeme veya bir siyasi istismar nedeni haline getirilmesin" demiş. Bu çağrının ilk adresi kendi partisi olmalı.Gandi'nin ünlü sözüdür: Dünyayı nasıl görmek istiyorsan öyle ol!

Devamını Oku

İyi düşünelim

26 Ağustos 2003

Talabani'nin son açıklamaları 1 Mart'ta tezkereyi meclisten geri çevirenlerin yüreğini sızlattı mı acaba?Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri "Savaş öncesinde ittifak güçleri tarafından Türkiye'den yardım istendi. Türk Ordusu'nun gelmemesi bizim açımızdan büyük kazanımdı. Türkler gelselerdi Irak'ın ağası olurlardı" dedi. Talabani'nin "büyük kazanım" dediği oldu-bittiler bugün "kırmızı çizgi"lerimizin üstünde halay çekiyor:Musul ve Kerkük Kürt bölgesine dahil edilmiş, Kerkük'e bir Kürt vali getirilmiştir;Kerkük'ün 2500 kişilik polis örgütünde 2 bin peşmerge görevlendirilmiştir;Talabani'nin dünkü demecinde belirttiği tank ve top gibi ağır silâhlar onlarda duruyor, fakat Türkmenlerdeki hafif silâhlar bile toplanmıştır.Dervişin fikri-zikriTalabani "Türk Ordusu'na bizim bölgede görev verilmesine karşı çıktık. Güney Kürdistan'a girmeleri durumunda yapacaklarını açığa vurmuş durumdadırlar: Peşmergelerin silâhlarına el koymak" diyor.Bu sözler iki önemli noktayı hatıra getiriyor:1. Talabani resmi demeçlerinde Irak'ın bütünlüğünü koruyan bir çözümden söz ediyor ama kafasındaki tilkiler birbirine dolaştığında Kuzey Irak'a "Güney Kürdistan" diyor. Peki Kuzey Kürdistan neresi? Cevabı geçen gün Demirel verdi: "Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulursa Türkiye'nin 17 ilinde devlet iddiasını önleyemezsiniz."2. Talabani Türk askeri giderse Kürt grupların elindeki silâhlara el koyacağından korkuyor. Tezkere kazasına uğramasaydık bu kendiliğinden olacaktı. Çünkü Türk askeri savaşta Kuzey Irak'a girecek ve peşmergelerin elindeki silâhları toplayacaktı. O önlem anlaşmaya konulmuştu.Tezkereye "hayır" oyu verenler arasında bugün gelinen noktayı öngörenler var mıydı bilmiyoruz. Ama Türkiye'nin menfaatini samimi olarak "hayır" demekte görenlere bugün ciddi bir vicdan muhasebesi yapma sorumluluğu düşüyor.İş işten geçmedenDoğrudur, bugün Irak'a asker göndermek, daha büyük riskler taşıyor.Ama bu riskler gözümüzü korkutur da seyirci kalmayı tercih edersek, doğacak tehlikeler bizi ateşin içine çektiğinde iş işten geçmiş olacağını şimdiden hesaplamak zorundayız.Türkiye'nin Irak'a asker göndermesi, Amerika'nın kendi halkına bile meşruiyetini savunamadığı bu savaşı onayladığımız anlamına gelmez. Ama olan olmuştur ve bu ülkede despot bir rejim yıkılmıştır.Şimdi yeni rejimin nasıl kurulacağı, Irak'ın bütünlüğünün korunup korunmayacağı en çok Türkiye'yi ilgilendiriyor.Türk askeri giderse Amerika'ya iyilik için değil, Irak'ın bütünlüğü için, Türkiye'nin hayati güvenlik çıkarları için gidecektir.

Devamını Oku

Devir - teslim

25 Ağustos 2003

MGK Genel Sekreteri Orgeneral Kılınç, bulanık suda balık avlama meraklılarını düş kırıklığına uğrattı.Çünkü onlar komutanın emekliye ayrılırken tozu dumana katan bir konuşma yapacağını bekliyorlardı. Orgeneral Kılınç, düşündüklerini açıklıkla ifade etmekle beraber, demokrasiye saygılı bir askerin vakarını korumasını bildi ve gerginlikle beslenen çevrelerin beklentilerini boşa çıkardı.Kendisi daha önce güvenlik stratejileri arasında Rusya-İran eksenini alternatif gösterdiği için AB üyeliğine karşı olduğu izlenimi uyanmıştı. Orgeneral Kılınç bunun doğru olmadığını, çok uluslu güvenlik anlayışının kaçınılmazlığı içinde AB üyeliğinin yarar getireceğini söyledi.Yalnız devrettiği güvenlik sorunları üstündeki düşüncelerini açıklarken, ulusal bütünlüğümüze yönelik tehditler konusunda uyarılarını tekrarlamayı ihmal etmedi.Türkiye'nin en önemli meselesi, ulusal bütünlüğünü korumaktır. Bu hedefin önündeki tehdit irtica ve etnik bölücülüktür. Bölücü terörü Baü hâlâ desteklemeye devam ediyor. "PKK'nın devamı olduğu halde Avrupa KADEK'i terör listesine almadı, almaya da niyetli görünmüyor.."Bu tespit, hükümete yönelik bir görev uyarışıdır.İkinci uyarı da şeriat arayışında olanlarla ilgilidir. Orgeneral Kılınç, milleti cemaat ve tarikatla bölmeye yönelik çabaların, siyasetten ve medyadan teşvik görmemesi gerektiğini belirtirken kuşkusuz askerlerin ortak hislerine tercüman oluyordu.Bu arada son uyum paketi ile MGK Genel Sekreterliği için yaptığı "içi boşaltıldı" yorumunu biraz da duygusallığına vermek lâzım.Çünkü icra yetkileri daraltıldığı halde MGK'nın ulusal güvenlik politikalarının oluşturulmasındaki işlevi sürecektir. Bu görevin demokratik normlara uygunluğu sağlanmış bir zeminde yürütülmesi Türkiye'nin güvenliğine zarar vermez ama AB yolundaki iddiasına güç kazandırır.Eski komutana emeklilik yaşamında esenlik, yeni komutana başarılar diliyoruz.Yapsınlar görelimAdalet Bakanı Cemil Çiçek, kamu vicdanına tercüman oluyor:"Bir banka batsa, bazı şeyler gözden kaçmış dersiniz. Ama 20 tane battı. Bunlar hiç mi denetlenmedi? Denetlendi ama kurullardaki kişiler mi görevini yapmadı?"Banka soygunları, topluma karşı en büyük adaletsizliktir. İsyan etmek herkesin, hepimizin hakkı.Ama siyasi iktidarların görevi şikâyet etmek değil çare bulmaktır. Hele Adalet Bakanı, yargı denetiminin yetersizliğine çare üretirken "sessiz ve derinden" ilerlemek zorundadır.Çünkü yargıdan ve kolluk kuvvetlerinden sorumlu bakanlann siyasi getiri sağlayan çıkışları adalete yardımcı olmuyor. Sadettin Tantan döneminde olduğu gibi hukukun gösteriye feda edilmesi, yanlışlara ve haksızlıklara davetiye çıkarıyor.Halkın ahının yakında alınacağına dayanan vaatleri dinlemekten bıktık. Artık bunun gerçekleştiğini görmek, yağmanın ceremesini ödemekten kurtulmak istiyoruz.Anayasayı bile değiştirecek çoğunluğa sahip AKP iktidarının hiçbir mazereti yoktur.

Devamını Oku

Önce garanti

24 Ağustos 2003

Kuzey Irak'taki Türkmen kasabası Tuzhurmatu'da tezgâhlanan kanlı tahrik, zamanın zararımıza işlediğini dileriz herkese göstermiştir.1 Mart'taki tezkere kazasına uğramasaydık, Talabani güçleri bu cüreti bulamazlardı. Çünkü Türk askerinin bir misyonu da Irak'taki Türkmenlerin güvenliğini sağlamak olacaktı.Talabani'nin adamları önce Türkmenlerin kutsal saydığı İmam Musa Ali Türbesi'ni yıkıyor, sonra da camiden çıkanlara ateş açıyor. Ertesi gün olayı protesto eden Türkmenleri durdurmak bahanesiyle yine terör. Toplam on ölü, onlarca yaralı...Irak'taki işgal uzadıkça bu tür kanlı entrikalar ve terör olayları azalmayacak, artacaktır.Kerkük Kent Konseyi Türkmen Temsilcisi Mustafa Kemal Yaycılı "Türk Ordusu gelmesin havası estirmeye ve gözdağı vermeye çalışıyorlar" demiş.Acaba bu tür kışkırtmalar, Türkiye'yi Irak'a asker göndermekten caydırır mı, yoksa Türkmen varlığına yönelik niyet ve cüretler gemi azıya almadan Türkiye'nin Irak denklemine dahil olma kararını cabuklaştırır mı?Dostluk yok, çıkar varBakanlar Kurulu, çarşamba günü için planlanan toplantısını, Irak'taki gelişmeler nedeniyle bugüne aldı. Türkmenlere yönelik saldırılar Irak'a gitmekten vazgeçmenin değil, gitme kararını çabuklaştırmanın sebebi olmalıdır.Riskin büyümesi uzaktaki Japonya'yı asker göndermekten caydırabilir ama Türkiye'yi eninde sonunda içine çeker. O nedenle kararın geciktirilmemesinde yarar vardır.Irak'taki misyonumuzun iyi tarif edilmesi, siyasi ve askeri hedeflerle birlikte komuta kontrol konusundaki tüm ayrıntılar üstünde ABD ile bir an önce anlaşmaya vanlması gerekiyor.Amerika'nın süper devlet kibiri bu müzakerelerde bizi düşündüğümüzü söylemekten alıkoymamalıdır. 1 Mart'taki tezkere olayı nedeniyle Beyaz Saray yönetimi Türkiye'ye güvenini kaybettiğini söyledi. Amerika sanki bize güven mi veriyor?Parlamentonun aldığı karar yüzünden 50 yıllık ittifak geçmişini bir kalemde silmeye kalkan, askerlerimizin başına çuval geçiren dost olur mu?Güç adil değilse dur!Tuzhurmatu'daki kanlı tuzakta, Türkiye'nin kararını çabuklaştırmak isteyen Amerika'nın payı yoksa bile işgal otoritesi olarak sorumluluğu vardır.Amerika adaletten yoksun bir güç olmaya devam ederse utanç içinde Irak'ı terk etmeye mahkûm olur.Washington hiç değilse Amerikalı stratejist Brzezinski'nin uyarısını dinlemeli:"Irak hakkında sadece kendi çıkarları (petrol) açısından karar veren bir Amerika, savaşın sonuçlarının ve yan etkilerinin maliyetini ve yükünü üstlenmekte kendini yalnız bulur. Ona karşı yükselen ve yaygınlaşan düşmanlık da cabası olur."Türk askeri Irak'a gitmeli. Ama Kuzey Irak'taki bölücü terör kalıntılarının temizleneceği ve Türkmenlerin güvenliğinin garanti altına alınacağı teminatları verilmedikçe adımını almamalıdır!

Devamını Oku

Kontrollü güç iyidir

23 Ağustos 2003

Tek parti iktidarı ve iki partiye dayalı meclis, istikrar içinde ilerleme yolunda avantaj ama sağduyuyu sigorta eden güçlü bir sivil toplum varsa...Bizde miras olarak devraldığı taban nedeniyle niyetlerinden şüphe duyulan, iyi niyeti sınavdan geçen, gücü fazla ve eli ağır olduğu için hata yaptığında hasarı da büyük olan bir iktidar var.Muhalefetteki CHP'nin, partileri baraj altında kaldıkları için temsilcilerini meclise sokamamış seçmen yığınlarına da sahip çıkması, onların seslerini de parlamentoya taşıması gerekir. Ama CHP bu vizyon ve misyonun çok uzağında.Sivil toplum Türkiye'de yeni yeni kendini buluyor. İktidarı yönlendirecek işbirliklerini henüz kuramıyor.Geriye ne kalıyor?Tarafsızlığına güven duyulan bazı kurumların ve kişilerin iktidara yönelik önermeleri, uyarıları.. Bir anlamda "Memlekete de, kendinize de zarar vermek istemiyorsanız onu yapmayın, şunu yapın" diye yalvarmaları...Tarikat okullarıHiç değilse bu kanal işliyor. İşler şimdilik iyi gittiği ve iktidar da istikrarın bozulmasından sakındığı için çağrılardan etkileniyor.Çünkü işler bozulursa iktidar dış çağrılara kapanacak, anayasa değiştirmeye yeterli çoğunluğun verdiği güç, sağduyunun kaybolduğu bir ortamı toz-duman edecektir.Dileriz kargaşa tohumları ekecek güç sarhoşluğuna iktidar sonuna kadar kapılmaz.Yüksek Öğretim Yasa Tasarısı konusunda üniversitelerin çağrısına iktidann olumlu tepki vermesi, ümit uyandıran bir işaret sayılabilir. Hükümet umarız sonuna kadar uzlaşma arayışından vazgeçmez.İktidann aynı anlayışı yoksul öğrencilerin özel okullarda okutulması projesi bağlamında da saplantıya kapılmadan tekrarlamasında yarar vardır.Cumhurbaşkanı, başarılı yoksul çocuklar tarikat okullarına teslim edilmesin ve Hazine'den bu tür okullara para aktarılmasın diye yasayı veto etti.Acaba bu sakıncalar mevcut olmasaydı proje desteklenmeyi hak ediyor muydu?İngiltere deneyiBenzer bir destek programı Başbakan Thatcher döneminde İngiltere'de uygulandı. Geliri 10 bin Sterlin'in altinda olan ailelerin başarılı çocukları seçkin özel okullarda eğitim gördü. 16 yılda 80 bin öğrenci için 800 milyon Sterlin harcandı.Blair hükümeti, Thatcher Bursu'na 1997'de son verdi. Çünkü;1. Özel vakıflar ve burs programları zaten parlak öğrencilere bu olanağı sağlıyor. (Türkiye'de bu desteği devlet de geniş çapta veriyor.)2. Hükümet, devlet okullarının eğitim standartlarını yükseltmek, sınıflarda öğrenci sayısını düşürmek ve eğitim kalitesini standart bir duruma getirmekle yükümlüdür.3. Öğrenciler arasında sınıf farkı yaratmak yerine tüm eğitim sistemini geliştirmek amacında bu kaynağı kullanmak daha yararlıdır.4. İktidar İngilizlerin deneyini incelemelidir. Öncelikle, kullanılmayan 50 bin parasız yatılı kontenjanını bu yıl değerlendirmeli, "son karar" ını önümüzdeki yıla ertelemelidir.Tabii tarikat okullarına "dönüşü olmayan bir söz" vermedilerse...

Devamını Oku