Askeri mahkeme, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'ndaki ihale yolsuzluğu ile ilgili dava için yayın yasağı koydu.Sivil mahkemelerin hızı, toplumun beklentilerini cevaplamıyor. Askeri mahkemedeki davanın, sivil yargıyı da olumlu etkileyecek bir örnek yaratacağını umuyorduk.Yazık ki bu beklenti boşa çıktı.Mahkeme "yayınların suçsuz kişilerin suçlu olarak anlaşılması ve gerçek suçluların kurtarılması tehlikesine yol açabileceği" gerekçesiyle aldı yasak kararını.Suçsuzluk ilkesini korumak başka, yayın yasağı başka iştir.Suçsuzluk ilkesini korumak adına halkın haber alma, medyanın haber verme hakkını ortadan kaldırmak kabul edilemez.Evet, yargıyı etkileyen ve suçsuz kişileri suçlu gösteren yayınlar suçtur. Bu suçu işleyenlerin cezası neyse verilmeli. Ama "suç işlenecek" diye yayın yasağı koymak hukukla, demokratik toplumun değerleri ile bağdaşamaz.Anayasa basının sansür edilemeyeceğini söylüyor. Sansür kararının mahkemece alınması sansürü meşru hale getirmez.Medyanın yolsuzluk olaylarında ölçüyü kaçırdığı, sık sık kırmızı çizgiyi aştığı doğrudur, ölçüsü kaçırılan yayınlar "sosyal alarm" yaratarak hakimleri bile etkileyebiliyor. Mahkeme salonuna doluşan kameralar tanık ve sanıklar üstünde korku yaratıyor, bazen şov eğilimlerini tetikliyor ve adalete zarar veriyor.Evet ama çare sansür değildir.Askeri mahkeme, halkın haber alma hakkını yok etmeden bu sakıncaları aşacak bir yaratıcılığı gösterebilirdi.Meselâ kameraları mahkeme salonuna almazdı, yayın suçu işleyen medya kuruluşları için suç duyurusu yaparak, sivil mahkemelerin de yararlanacağı örnekleri hayatımıza kazandırabilirdi.Bunu yine yapabilir, yapmalıdır..Tedbirsiz sürücüAdalet Bakanı Cemil Çiçek'in isyanı dinmek bilmiyor.Dün de banka batıranların mal varlıklarına el konulması için yargıyı cesur olmaya çağıran bir demeci Milliyet'te çıktı. "Hakimlere sesleniyorum, yasalar müsait gereğini yapın.. Hapiste bu işlerden dolayı kimse yok" diyordu.Çiçek'in isyanı aslında yaygın bir halk kitlesinin öfke ve sabırsızlığına iyi tercüman oluyor. Fakat hukuk kavramına biraz aşina olanları adalet adına korkutuyor.Acaba körüklediği "sosyal alarm" mahkemeleri etkilemez mi?Yaptığı çağnlar "Hiçbir organ, makam veya kişi mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz" diyen Anayasaya (madde 138) aykırılık oluşturmuyor mu?Diyelim ki "Adalet uğruna Anayasa'yı bir kez delmekle bir şey olmaz..."Peki mahkûm olanlar yarın bu demeç ve çağrıları kanıt göstererek "Hükümet mahkemelere baskı yaptı, adil yargılama yapılmadı" diye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvururlarsa ne olacak?Siyasi kişilerin çok daha sıradan açıklamalarını "adil yargılama hakkının ihlâli" sayan bir sürü AİHM kararı var.Mahkemelere talimat verir nitelikteki çıkışlarına Çiçek fren yapmalı.
Bir yanlış, başka bir yanlışla düzeltilebilir mi? YSK Başkanı Tufan Algan bunu yapıyor!3 Kasım seçiminden dört hafta önce DEHAP'ın seçime girme yeterliliğine sahip olmadığına dair Yargıtay C. Başsavcılığı uyarısını YSK dikkate alsaydı belki biraz zırıltı çıkacaktı ama seçimin aylar sonra iptalini gerektirebilecek bir risk baştan önlenmiş olacaktı.Şimdi o risk var. O gün "Yeterli delil yok" diye DEHAP'ı seçime sokan YSK'nın başkanı Tufan Algan şimdi müsebbibi olacağı kaosun kâbusunu yaşıyor.Kendine göre bir tedbir düşündü ama o da hukuk adına "kabahatinden büyük bir cürüm" doğurdu.Çünkü "Seçimin iptali kaos yaratır" sözü şu önyargının işaret fişeği sayıldı:"DEHAP'la ilgili sahtecilik kanıtlansa bile ben oyumu ve yetkimi, seçim sonuçlannı değiştirecek biçimde kullanmayacağım."29 Eylül'deki temyiz davası merakla bekleniyor. Çünkü Yargıtay 6. Ceza Dairesi, DEHAP'ın mahkûmiyetini onaylarsa YSK'nın "yok" dediği delil kesinleşmiş olacak.Ve YSK, Başkan Algan'ın o çok korktuğu kararı vermek zorunda kalacak.Eski Yargıtay C. Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun dün Cumhuriyet'te yayınlanan yazısı bu tartışmanın ortasına bomba gibi düştü.Çünkü Kanadoğlu, YSK'nın DEHAP'ı yeterliliğe sahip olmadığı gerekçesiyle geçen Mart'taki Çorum belediye meclisi seçimine sokmadığını ortaya koydu.Yani 3 Kasım seçimleriyle ilgili karar vermek için YSK'nın temyiz davasını beklemeye ihtiyacı yoktur. Aradığı kanıt kendi kararlan arasında mevcuttur.Hukuka sığmayan bir yargıcın adalet duygusuna verdiği zaran onarmak mümkün değildir.Erdemli insanlar, kurumlan ve değerleri korumak için böyle zamanlarda kendilerini feda ederler. YSK Başkanı Algan istifa etmeyi ne zaman akıl edecek?Hem sevgisiz, hem sorumsuzGalatasaray-Fenerbahçe maçının kansız ve kavgasız geçmesi için statta alınacak tedbirler dün saptandı.İki takımın taraftarları arasına, yurtlarda barınan kimsesiz çocuklar yerleştirilecekmiş.Sporu düşmanlık sebebi sayan insanlık dışı sapmanın yarattığı tehlikeye karşı çocukları "tampon" olarak kullanan böyle bir yaratıcılık bizden alkış değil "yuh" alır!Çok merak ediyorum: Bu karan verenler, top uğruna birbirlerinin kanına susayacak kadar çıldırabilen yaratıklann arasına kendi çocuklarını koyabilirler mi?Koyamazlarsa, devlet güvencesindeki çocukları da koymasınlar.Çünkü aklını kullanamayan insanları vicdanları da durduramaz ve olan çocuklara olur.Devlet can güvenliğini sağlama görevini yerine getirmek için masum çocukların ardına sığınmaz. Niyet iyi bile olsa kötü yollara başvurmaz.Bu örnekte iki uç var: Çocukları tampon yaparsınız veya çıkıp "Birbirinizi sevin ya da yok olun" diye bağırırsınız.Başka seçenek yoksa bizim seçimimiz ikincisidir!
Almanya İçişleri Bakanı Otto Schilly, sırf şeriatçı terör örgütü elebaşı Metin Kaplan için Türkiye'ye geldi.Metin Kaplan'ı Türkiye'ye iade ederlerse ona burada işkence yapmayalım, poliste yeniden ifadesini almayalım, o ifadeleri mahkemede kullanmayalım ve bütün bunları kendilerine garanti edelim diye Alman bakan bu büyük zahmete girdi.Ne kadar önemli adammış bu Metin Kaplan?!Metin Kaplan, ölen babasının lâkabı ile anılıyor. Ona "Kara Ses" diyorlar.Bir terör suçlusunu iade etmek için sömürge valisi edasıyla şart dayatan Alman bakanın sesi sanki berrak ve ak mı?Hayır, onunki de kara, daha kara!Türkiye, AB'ye üyelik müzakerelerine hazır olmak için Batılıları sözde hayran bırakan bir sürü reform yaptı. Yedi paket meclisten geçerken idam cezası kaldırıldı, işkence cezaları arttırıldı.Bunları görmezden gelip yasaların güvence altına aldığı şartlan devleti dışlayarak İçişleri ve Adalet bakanlarının kişisel taahhütlerine bağlamaya kalkışmak, küstahlığın daniskasıdır!Türkiye muz cumhuriyeti mi?içişleri Bakanı Aksu'nun talep edilen şahsi teminatı verdiği bildiriliyor. Yasaların zaten suç saydığı bir eylem ve işlem için güvence verdiyse içişleri Bakanı yanlış yapmış, tuzağa düşmüştür.Yarın AB ile üyelik müzakereleri için tarih isteme zamanı geldiğinde, Başbakan Erdoğan "Vallahi billahi uyum yasalarına sadık kalacağız" diye ayrıca kişisel garanti belgesi mi verecek?AB üyeliğinin birinci şarü ciddi devlet olmaktır. Ankara böyle küstahlıklara cesaret vermemeli, yasaların uygulanmayacağı yolundaki şüphelerin muhatabı olmayı asla kabul etmemelidir. Çünkü bu AB yolumuza mayın döşemek olur.İşkence ve kötü muamele konusunda düzgün bir sicile sahip değilsek de iyi niyetimiz ve çabalarımız var. Cezaevindeki iki terör elebaşını hücrelerinde temize havale edip sonra "intihar ettiler" diyen bir devletten akıl almaya hiç ihtiyacımız yok.Kara Ses'in iade edilmesi eğer Türkiye'nin egemenliğine yapılmış saygısızlığı kabullenme pahasına gerçekleşecekse eksik olsun.Kara Ses Almanya'da dursun!Adresi seçebilmekHükümet akaryakıt fiyatlarında az da olsa indirime gitti.Bu iyi ama sonuçta orta kesime soluk aldıracak bir adım değil. Aynı kaynak fedakârlığı ile çok daha yaygın bir kitleye daha anlamlı bir destek verilebilirdi.Geçen gün Güngör Uras yazdı, okullar açılırken New York'ta eyalet yönetimi yüzde 8,5 oranındaki satış vergisini okulla ilgili alışverişlerde iki haftalığına kaldırmış.Bizim hükümet de okulların açılışına bir hafta kala başlayacak şekilde eğitimle ilgili kılık kıyafet ve malzeme satışlarında uygulanan yüzde 18 KDV'yi süreli olarak kaldırabilirdi.Bu öneriyi hiç değilse gelecek yıl için bir yere not etmeyi düşünürler mi?
Sürüklendiğimiz bunalımın kökleri sandığımızdan daha derinlere gidiyor.Unutmuyorum; Özal "Anayasa'yı bir kez delmekle bir şey olmaz" ve "Benim memurum işini bilir" dediğinde itirazım şu endişeye dayanıyordu:"Bir gün enflasyonu yenebiliriz ama hak, hukuk, ahlâk ve faziletin hor görüldüğü, bu değerlere saygının aptallık olduğuna inancın kök saldığı bir toplumla nereye gideceğiz?"Bir tek günün üç olayı bile çok sesli bir cevaptır: Toplumsal ahlâk zemininde vardığımız yer cehennemin dibidir!Dün okullar açıldı. Eyüp'teki bir ilköğretim okuluna önlük giyerek öğrenciymiş gibi giren dört kız çocuğu, öğretmenlerin çantalarını çalarken yakalandı.Gece Bakırköy'de bir kaza oldu. Çarpılan arabanın içinde canıyla uğraşırken bile çantasını bırakmayan yaralı kadına biri "Çantanı tutayım" diyerek uzandı, aldı ve kaçtı.Din-iman aman amanRüşvet ve yolsuzluklar krizi, kriz işsizliği, işsizlik yoksulluğu getirdi.Filozoflar insan doğasının iyi olduğunu söyler. Örneğin Halil Cibran "Kötü, kendi açlığı ve susuzluğu nedeniyle işkence çeken iyiden başka nedir ki?" diye soruyor."İyi, acıktığı zaman en karanlık mağaralarda bile yiyeceğini arar ve susadı mı en pis suları bile içer" diyor.Peki, din-iman ticareti yapan bir partinin adayı olarak Sultanbeyli'ye belediye başkanı seçilmiş adamın yaptığına ne diyeceğiz?Bu adama ait bir seks kasedi Sultanbeyli Savcısı'nın elindedir. Kaset, belediyenin maddi yardımına muhtaç yoksul bir kadının düşürülebileceği en acıklı, en vahşi ve en aşağılık tuzağı belgeliyor.Yardım fonundan para alacak yoksulları belirleme konusundaki takdir hakkını Belediye Başkanı'nın nasıl kullandığına bakar mısınız?Temelden başlamakAhlâk, fazilet ve namus değerlerini yeniden yücelten uzun dönemli, zahmetli ve özverili bir toplumsal dirilişi gerçekleştiremedikçe kurtuluşumuz yoktur.Çünkü bu değerlerin çürüdüğü bir toplumda yasalar işlemez. Ne kadar artırırsanız artırın cezalar caydırıcı olamaz.Kimseyi inandıramazsınız.Nitekim bunun ibretli bir sonucunu Anayasa hocası Prof. Süheyl Batum dün VATAN'daki köşesinde yazdı:Almanya İçişleri Bakanı Schilly, şeriatçı terör örgütü elebaşı Metin Kaplan'in iadesi konusunda geçen gün "işkence görmeyeceği ve işkence ile elde edilecek bilgilerin yargılamada aleyhine kullanılmayacağı yönünde Türkiye'den güvence isteyeceğini" açıklamıştı.Prof. Batum, önümüze konulan iade şartının şunu gösterdiğini söylüyor:İdamı kaldırdık, işkenceyi önleyen ve insan haklarını güvence altına alan bunca uyum yasası geçirdik ama kimseyi inandıramadık.Kusurunu kendimizde aramalıyız. Çare bulmak için çok zamanımız yok!
VATAN'ın 28 Şubat dizisi büyük yankı uyandırdı. Değişik çevreler çıkarlarına uygun mesajlar ürettiler.Dizi, 28 Şubat'a ilerleyen günlerde azgınlık boyutlarına ulaşan "karşı devrim" hayallerini, bunlara yönelen tepkileri ve çare arayışlarını gün ışığına çıkardığı için bazı kesimleri hoşnut, bazı çevreleri rahatsız etti.Gerçeği arayan gazetecilik anlayışı için bunların önemi yoktur. Bağımsız gazeteciliğin hedefi gerçeği aramaktır.Çünkü toplumların gelişmeye açık tecrübeler üretmesi, geçmişe ait gerçeklerin objektif bir şekilde aydınlatılmasına bağlıdır.Bilâl Çetin'in araştırmasını bu misyona önemli bir destek sayıyoruz.Dizinin, MGK'yı AB normlarına uygun hale getiren reformun gerçekleştiği günlere denk gelmesi bir bakıma iyi oldu.Çünkü 28 Şubat'a yönelik intikam naraları bu reformun rejimi güvencesiz bırakacağı tedirginliğini yaratabilirdi toplumda.Dizi, böyle bir güvenlik boşluğunun hiçbir zaman doğmayacağı inancını sağlamlaştırmıştır.Mezara giden çiçekBir anayasal zemin olan MGK'nın, tehlike dönemlerinde sigorta görevi yaptığı, hem irtica ve bölücülük tehdidine, hem de askeri müdahale tehlikesine karşı güvence olduğu görülmüştür.Evet, tehlikeyi göğüsleyen toplumsal güçte Silâhlı Kuvvetler'in payı ve rolü büyük olmuştur. Ama bundan bir eleştiri çıkarmak gerekiyorsa hedef asker değil "Nasıl olsa asker var" güveninin gölgesinde yatan ve risk almayan sivil aydınlar olmalıdır.Geçen gün bir hanım okuyucu telefonda Oramiral Güven Erkaya'nın nerede yattığını sordu. Cevabımı beklemeden sebebini söyledi:"Mezarına çiçek koyacağım.."Kim ne derse desin 28 Şubat, büyük bir tehdidin Anayasa ve demokrasi kuralları içinde bertaraf edildiği bir başarıdır.Şeriatçı bir kalkışma teşebbüsü karşısında laik rejim, geçit vermezliğini kanıtlamıştır. Bu gerçek, hayal peşinde koşanların bir kesiminde uyanış süreci başlatmış ve değişimin ilhamını yaratmıştır.İntikam meleği değilEvet AKp iktidarını bir anlamda 28 Şubat'a borçludur. Ama bu parti intikamın değil pişmanlığın bir ürünüdür.Referansını "demokratik, laik, sosyal hukuk devleti'nin teminatı olan Anayasa'dan aldığını söyleyen AKP taahhüdüne bağlı kalırsa 28 Şubat'lar bir daha hiç olmayacaktır.TŞK'yı iktidarın önünde engel gibi görmek ve göstermek, ancak AKP'nin gizli bir gündeme sahip olduğuna inanan ve gerçekleşmesini isteyenlerin amacı olabilir.Ordu ulusal egemenliğin güvencelerinden biridir. Elbette iktidar emri altındaki bu güçten yararlanacaktır.Uyup uymama tercihi kendisinde ait olmak üzere yasal zeminlerde görüşlerini gerek bulduğu zamanlarda soracaktır.Nitekim tartışmalı YÖK yasa taslağı üstündeki fikrini sormuş, cevabı da almıştır.İktidar bu cevaba, "halkın en çok güven duyduğu kurumun görüşü" gözüyle bakmalıdır.
Parasını Dünya Bankası'nın verdiği TESEV araştırması, rüşvet yiyen kamu görevlileri listesinde trafik polisinin "1 numara" olduğunu saptamıştı.Geçen yıl gerçekleştirilen araştırmaya katılan her yüz kişiden 53'ü trafik polisine rüşvet verdiğini söylüyordu.Onu gümrükler, tapu idaresi, asayiş polisi belediyeler ve devlet hastaneleri izliyordu.Türkiye'de rüşveti uluslararası bir sorun olarak gören Dünya Bankası'nın teşvik ve finanse ettiği araştırma ne yazık ki üç gün önce trafik polisleri arasında meydana gelen çifte cinayetli rüşvet kavgası kadar bile yer kaplamadı.Ne çıkıyor bundan?Toplumun aynası olan medya rüşvet gerçeğini kabullenmiş, sadece kana bulanmasına karşı çıkıyor!"Yiyorsunuz şu mereti, bari birbirinizin başını yemeyin" demek istiyor!Tepkisiz toplumPeki dökülen kan, şimdiye kadar esirgediğimiz dikkati bu mesele üstünde toplamamızı sağlayacak mı?Hiç umudum yok.Adalet Bakanı Çiçek bile havlu atmış:"Toplum adalet istemiyor. Hesap sorulmasını talep ediyor ama konu kendisiyle ilgili olduğunda yolsuzluğun yapılmasında bir beis görmüyor.."Rüşveti alan varsa veren de vardır.Alanlar gibi verenler de razı ise elbette devlet ve halk, kanını emen asalaklara razı olacak, geleceğini bile tepkisizliğine rehin edecektir. Tabanda başlayan yozlaşmanın en tepeye tırmanmasına kim şaşabilir?Böyle bir toplumda cezaların arttırılması çare olmaz, sadece rüşvetin tarifesini yükseltir.Bir toplumsal uyanış gerçekleşmediği sürece soyulmaya devam edeceğiz.Vicdanlar iyi ahlâkın ışığını kaybettikten sonra kul yapısı hangi kanun kimi korkutur ki?
PKK'nın yaptığı "ateşkese son verdik" açıklaması bir meydan okumadır.Lideri ile beraber çevre ülkelerden aldığı desteği de büyük ölçüde kaybeden terör örgütüne bu cüreti kazandıran sebep, Amerika'nın Irak'ı işgal ermesiyle doğan yeni şartlardır.Uluslararası terörizmin başını ezmek bahanesiyle işgal ettiği Irak'ta, beli kırılmış terör örgütünün yeniden tehdit unsuru haline gelmesi Amerika'nın kusurudur.Çözmek de ABD'nin borcudur.Çünkü PKK-KADEK Amerika'nın terör listesindedir ve aftan yararlanarak Kuzey Irak'tan Türkiye'ye dönmeyen terörist unsurları güç kullanarak ortadan kaldıracağına dair Washington'ın Ankara'ya taahhüdü vardır.Amerika Türkiye'den Irak'a asker istiyor fakat bu taahhüdünü yerine getirecek adımları atmaktan kaçınıyor.Amerika'nın borcuDün Ankara'ya gelen ABD heyetine, Washington'in Türkiye ile PKK arasında seçim yapma mecburiyetini daha fazla erteleyemeyeceği açıkça anlatılmış olmalıdır.Ankara, Amerikan savunma ve dışişleri bakanlıkları ile CIA temsilcilerinden oluşan heyete Türkiye'nin Kuzey Irak'ta artık eylem beklediğini bildirmiştir.Amerikan heyeti dünkü görüşmelerde şunu öğrenmiş olmalıdır ki ABD Kuzey Irak'ta PKK'nın tasfiyesi ile ilgili taahhüdünü yerine getirmek yolunda harekete geçmedikçe Türkiye Irak'a asker gönderemeyecektir.Çünkü PKK tehdidi sürerken Irak'a asker gönderilmesi talebini hiçbir hükümet TBMM'ye kabul ettiremez.Düğümü çözme sorumluluğu tamamiyle Amerika'dadır.ABD'nin çıkan Türkiye'yi kaybetmemek ve Irak denklemine dahil ermektir. Aynca terörle mücadele konusundaki iddiasının samimiyetini kanıtlamak da buna bağlıdır.İkna edici gerekçeŞimdi mesele, Irak'ta Türk askeri görmeye sıcak bakmayan Irak Geçici Hükümet Konseyi'ni ikna edecek formülü oluşturmaktır.Bu çözümün temeli ABD'nin terör listesindeki PKK'yı Irak'tan atma mecburiyetinden hareket eden bir plan üzerinde uzlaşmaktır.0 zaman Amerika'nın Türkiye'ye "Kuzey Irak'a PKK için kaydıracağımız kuvvetin yaratacağı güvenlik boşluğunu doldurmak amacıyla asker gönderin" talebinde bulunma hakkı doğacaktır.Bağdat'taki geçici yönetimin reddedemeyeceği bu gerekçe, TBMM'ye gelecek olan asker gönderme tezkeresinin de önünü açacaktır.1 Mart'taki tezkere kazasından ders alan hükümet bu defa daha sağlam basıyor.PKK'yı terör örgütü kabul etmeyen İran'a yapacağı ziyareti Başbakan Erdoğan'ın süresiz ertelemesi yerinde olmuştur.Türkiye'nin PKK sorununa verdiği önemin ağırlığını vurgulayan bu tavır, Tahran dışındaki merkezleri de uyaracaktır.
Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Sayın milletin ikrah getirdiği bir tespiti tekrarladı:"Ziraat, Emlâk ve Halk Bankası'nda geri dönmeyen krediler 6 katrilyonu aşıyor. Bu paranın yüzde 95'i 150 kişiye gitmiş. 'İflâs ettim' diyenlerin simitle geçindiklerini görmedim. Hepsi yatlarda, katlarda kalıyor."AKP'yi iktidara getiren sebep, bu çürümenin yarattığı tabloya duyulan öfkedir.Yeni iktidar bu öfkenin köpürttüğü dalgaların üstünde sörf mü yapacak, yoksa haksızlığı, yolsuzluğu ve kirli ilişkileri sonlandıran adımlar mı atacak?Yolsuzluğun bir kısım işadamı, belli başlı siyasetçiler ve bürokratlar arasında kurulu sacayağında ürediğini, kamu kaynakları ile müteşebbis yaratıp onların sırtından siyaset sınıfının yemlendiğini herkes biliyor.Millet iktidardan arük, yolsuzluk ve yoksulluk üreten bu çarkı kırmasını istiyor.Partiler ve düzen"Bizde önseçim yok. Milletvekili listesini denetlemek için parti üst yönetimini ele geçirmek gerekiyor. Bu, delegeleri satın almak demek oluyor ve partilerin yasa dışı yollardan finansmanına yol açıyor.Ne kadar paranız varsa partide o kadar güçlü oluyorsunuz. Ne kadar güçlüyseniz o kadar mevki sahibi oluyorsunuz. Ne kadar mevki sahibiyseniz o kadar yolsuzluk yapıyorsunuz. Ne kadar yolsuzluk yaparsanız o kadar güçlü oluyorsunuz."Yukardaki satırlar İtalya'daki Temiz Eller savcılarından Davigo'ya ait olsa da tam tamına Türkiye'yi anlatıyor.Bu çark, temizlik iddiasıyla işbaşına gelen bütün iktidarları kapıyor ve kirletiyor.Dünya tecrübesi şunu gösterdi:Yargı bağımsız değilse, siyasetçiler ve bürokratlar dokunulmaz ise, devlet ekonominin ve bankacılığın içinde ise bu çarkı kırmak mümkün değil.Klasik parti ayrımı kalktı artık.Bir cephede hukuk, ahlâk ve çağdaş aklı temel alan partiler, karşı cephede ekonomiyi devletin kontrol ettiği, kanunsuzluklara! rüşvetle, siyasi baskılarla korunduğu ve dokunulmazlıklarla sigorta edildiği düzeni savunan partiler var.Mısırlı komandoAKP hangi tarafın partisi olacak?Buna çabuk karar vermesi lâzım. Çünkü iktidar sarhoş eder, gücün ürettiği haram kazanç iktidar sahiplerini esir alır.AKP bir yandan dokunulmazlıkları kaldırıp bir yandan yargının önünü açarken bir yandan da özelleştirmeleri hızlandırmak zorundadır.Tabii bir de krizden zarar gördüğü halde hâlâ ekonomiye kazandırılabilecek durumdaki işletmeleri gösteriş uğruna katletme yanlışından korunmak gerekiyor.Kamu bankalarının başındaki Zeki Sayın, bu borçluların tesislerini hurda fiyatına satmak yerine onların hem devlete borçlarını ödemeleri, hem de üretim ve istihdam yaratmaya devam etmeleri için neler yaptılar, yapıyorlar, onu da söylesin."İstanbul Yaklaşımı" denilen formül ne oldu, buna inanıyorlar mı?Mısırlı komandolar da bir tarihte uçak kurtarmışlardı.Ama hava korsanlarıyla beraber yolcuları da öldürdüler!