Bu olmadı!

Askeri mahkeme, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'ndaki ihale yolsuzluğu ile ilgili dava için yayın yasağı koydu

Haberin Devamı

Askeri mahkeme, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'ndaki ihale yolsuzluğu ile ilgili dava için yayın yasağı koydu.

Sivil mahkemelerin hızı, toplumun beklentilerini cevaplamıyor. Askeri mahkemedeki davanın, sivil yargıyı da olumlu etkileyecek bir örnek yaratacağını umuyorduk.

Yazık ki bu beklenti boşa çıktı.

Mahkeme "yayınların suçsuz kişilerin suçlu olarak anlaşılması ve gerçek suçluların kurtarılması tehlikesine yol açabileceği" gerekçesiyle aldı yasak kararını.

Suçsuzluk ilkesini korumak başka, yayın yasağı başka iştir.

Suçsuzluk ilkesini korumak adına halkın haber alma, medyanın haber verme hakkını ortadan kaldırmak kabul edilemez.

Evet, yargıyı etkileyen ve suçsuz kişileri suçlu gösteren yayınlar suçtur. Bu suçu işleyenlerin cezası neyse verilmeli. Ama "suç işlenecek" diye yayın yasağı koymak hukukla, demokratik toplumun değerleri ile bağdaşamaz.

Anayasa basının sansür edilemeyeceğini söylüyor. Sansür kararının mahkemece alınması sansürü meşru hale getirmez.

Medyanın yolsuzluk olaylarında ölçüyü kaçırdığı, sık sık kırmızı çizgiyi aştığı doğrudur, ölçüsü kaçırılan yayınlar "sosyal alarm" yaratarak hakimleri bile etkileyebiliyor. Mahkeme salonuna doluşan kameralar tanık ve sanıklar üstünde korku yaratıyor, bazen şov eğilimlerini tetikliyor ve adalete zarar veriyor.

Evet ama çare sansür değildir.

Askeri mahkeme, halkın haber alma hakkını yok etmeden bu sakıncaları aşacak bir yaratıcılığı gösterebilirdi.

Meselâ kameraları mahkeme salonuna almazdı, yayın suçu işleyen medya kuruluşları için suç duyurusu yaparak, sivil mahkemelerin de yararlanacağı örnekleri hayatımıza kazandırabilirdi.

Bunu yine yapabilir, yapmalıdır..


Tedbirsiz sürücü
Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in isyanı dinmek bilmiyor.

Dün de banka batıranların mal varlıklarına el konulması için yargıyı cesur olmaya çağıran bir demeci Milliyet'te çıktı. "Hakimlere sesleniyorum, yasalar müsait gereğini yapın.. Hapiste bu işlerden dolayı kimse yok" diyordu.

Çiçek'in isyanı aslında yaygın bir halk kitlesinin öfke ve sabırsızlığına iyi tercüman oluyor. Fakat hukuk kavramına biraz aşina olanları adalet adına korkutuyor.

Acaba körüklediği "sosyal alarm" mahkemeleri etkilemez mi?

Yaptığı çağnlar "Hiçbir organ, makam veya kişi mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz" diyen Anayasaya (madde 138) aykırılık oluşturmuyor mu?

Diyelim ki "Adalet uğruna Anayasa'yı bir kez delmekle bir şey olmaz..."

Peki mahkûm olanlar yarın bu demeç ve çağrıları kanıt göstererek "Hükümet mahkemelere baskı yaptı, adil yargılama yapılmadı" diye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvururlarsa ne olacak?

Siyasi kişilerin çok daha sıradan açıklamalarını "adil yargılama hakkının ihlâli" sayan bir sürü AİHM kararı var.

Mahkemelere talimat verir nitelikteki çıkışlarına Çiçek fren yapmalı.

DİĞER YENİ YAZILAR