Sürüklendiğimiz bunalımın kökleri sandığımızdan daha derinlere gidiyor.
Unutmuyorum; Özal "Anayasa'yı bir kez delmekle bir şey olmaz" ve "Benim memurum işini bilir" dediğinde itirazım şu endişeye dayanıyordu:
"Bir gün enflasyonu yenebiliriz ama hak, hukuk, ahlâk ve faziletin hor görüldüğü, bu değerlere saygının aptallık olduğuna inancın kök saldığı bir toplumla nereye gideceğiz?"
Bir tek günün üç olayı bile çok sesli bir cevaptır: Toplumsal ahlâk zemininde vardığımız yer cehennemin dibidir!
Dün okullar açıldı. Eyüp'teki bir ilköğretim okuluna önlük giyerek öğrenciymiş gibi giren dört kız çocuğu, öğretmenlerin çantalarını çalarken yakalandı.
Gece Bakırköy'de bir kaza oldu. Çarpılan arabanın içinde canıyla uğraşırken bile çantasını bırakmayan yaralı kadına biri "Çantanı tutayım" diyerek uzandı, aldı ve kaçtı.
Din-iman aman aman
Rüşvet ve yolsuzluklar krizi, kriz işsizliği, işsizlik yoksulluğu getirdi.
Filozoflar insan doğasının iyi olduğunu söyler. Örneğin Halil Cibran "Kötü, kendi açlığı ve susuzluğu nedeniyle işkence çeken iyiden başka nedir ki?" diye soruyor.
"İyi, acıktığı zaman en karanlık mağaralarda bile yiyeceğini arar ve susadı mı en pis suları bile içer" diyor.
Peki, din-iman ticareti yapan bir partinin adayı olarak Sultanbeyli'ye belediye başkanı seçilmiş adamın yaptığına ne diyeceğiz?
Bu adama ait bir seks kasedi Sultanbeyli Savcısı'nın elindedir. Kaset, belediyenin maddi yardımına muhtaç yoksul bir kadının düşürülebileceği en acıklı, en vahşi ve en aşağılık tuzağı belgeliyor.
Yardım fonundan para alacak yoksulları belirleme konusundaki takdir hakkını Belediye Başkanı'nın nasıl kullandığına bakar mısınız?
Temelden başlamak
Ahlâk, fazilet ve namus değerlerini yeniden yücelten uzun dönemli, zahmetli ve özverili bir toplumsal dirilişi gerçekleştiremedikçe kurtuluşumuz yoktur.
Çünkü bu değerlerin çürüdüğü bir toplumda yasalar işlemez. Ne kadar artırırsanız artırın cezalar caydırıcı olamaz.
Kimseyi inandıramazsınız.
Nitekim bunun ibretli bir sonucunu Anayasa hocası Prof. Süheyl Batum dün VATAN'daki köşesinde yazdı:
Almanya İçişleri Bakanı Schilly, şeriatçı terör örgütü elebaşı Metin Kaplan'in iadesi konusunda geçen gün "işkence görmeyeceği ve işkence ile elde edilecek bilgilerin yargılamada aleyhine kullanılmayacağı yönünde Türkiye'den güvence isteyeceğini" açıklamıştı.
Prof. Batum, önümüze konulan iade şartının şunu gösterdiğini söylüyor:
İdamı kaldırdık, işkenceyi önleyen ve insan haklarını güvence altına alan bunca uyum yasası geçirdik ama kimseyi inandıramadık.
Kusurunu kendimizde aramalıyız. Çare bulmak için çok zamanımız yok!
Cehennemin dibi!
Sürüklendiğimiz bunalımın kökleri sandığımızdan daha derinlere gidiyor...
Haberin Devamı

