Mektuplar yağmur gibi. Neden bunların yarıdan fazlası İmar Bankası mağdurlarına ait; şimdi daha iyi anlıyorum.Tespitler tamamlanmak üzere. Uzanlar'ın bankasına el koyma kararını vermeden önce iktidar, bu işin faturasını, resmi kayıtlara bakarak 740 trilyon lira olarak tahmin etmişti."Ödenmeyecek bir rakam değil" diye düğmeye bastılar. Ama çifte kayıt sahtekârlığının örtüsü kalkınca korkunç bir tablo çıktı:350 bin vatandaşın İmar Bankası'nda 8,2 katrilyon lira parası yatıyordu!Daha önemlisi de şu: 30 milyar liranın altında mevduat bulunanların sayısı 315 bin...Yani devlet ilk aşamada küçük ve orta mevduatları ödeme kararı verse 4,8 katrilyon liralık bir kaynağa ihtiyaç doğacak.Mevduata devlet garantisini unutup, sabırsızlanan hak sahiplerini Başbakan'ın "paranızı devlet bankalarına yatırsaydınız" diye paylamasının ardında bu faturanın telâşı var.Sabır taşı çatladıBu insanlar böyle bir eleştiriyi hak etmiyor.Mektuplar gösteriyor ki büyük çoğunluk işsizlik ve geçim sıkıntısı nedeniyle vatını yoğunu paraya çevirmiş ve devlet garantisine güvenerek yüksek faiz veren İmar'a götürüp yatırmış.Amaçları ayda aldıkları 500 milyon, 1-1,5 milyar faizle yaşam desteği sağlamak.Üç aydır bu paraları alamıyorlar.Çoğunun okulda, askerde çocuğu var. Kiminin hastası var. Bakkal, kasap artık veresiye vermiyor. Bu sıkıntılar yetmiyor gibi, kamu otoritesinin sorumluluk duygusundan, saygı ve anlayıştan yoksun sessizliği, ana paralarını dahi kaybedecekleri korkusunu büyütüyor.Üç yüz binden çok evde milyonu aşkın insanın maddi ve manevi dayanma gücü patlama sınırına gelip dayanmıştır.Suçlu çocuk gibiHükümet bu meselede şeffaf ve hızlı davranamadı. Devlete güven duygusunu tahrip etti. Benzinlikte kibritle oynarken yangın çıkaran yaramaz çocuk şaşkınlığı hâlâ sürüyor. Durum nedir ve bu paralar hangi plana göre ne vadede ödenecek sorusu hâlâ cevapsız.Teknik ve politik günahlar ne kadar ağır olursa olsun bu paralar ödenecektir. Ödenmek zorundadır. Hükümet, bu kitlesel zulmü daha fazla devam ettirmemelidir.Evet, 50 milyar olan devlet güvencesini son anda sınırsız hale çeviren kararın sorumluları, devlete çıkan İmar faturasını 2,6 katrilyon lira büyütmüşlerdir.Bu kararı kim, niçin verdi? Bu sayede kimler korundu, kurtarıldı?Herhalde hesabı sorulacak, isimler ortaya çıkınca ilişkiler, bir kötü niyet ve kayırma varsa, aydınlatacaktır."Karanlığın uzaması, bu hesabın sorulmasını unutturabilir" deniyorsa boşuna.Bu niyetin yan ürünü zulümdür. Günahsız insanlara yapılan zulmün ahi da cezayı daha acımasız hale getirir!
Çağdaş toplumlar tartışmayı, çözümlerin anahtarı olarak kullanırlar. Biz kördüğüm ve kavga üretiyoruz.İktidarın üniversitelere yönelik niyeti, çatışma risklerinin tohumlarını taşıyordu. İki taraf da gergindi ve eninde sonunda patlayacağını bildikleri kavganın suçlusu görünmemek için ilkeli uzlaşmalara acıkmış gibi rol yapıyorlardı."İçinde bastırdığı şahinleri tutamayacağı an ne zaman gelecek" merakında olanları Başbakan Erdoğan çok bekletmedi.Önce Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü, imam hatipleri "arka bahçe" olarak gören zihniyetin devam ettiğini söyledi.Ardından 9 Eylül Üniversitesi Rektörü "Hepimiz birer Kubilay olmaya hazırız" dedi.Ve Kasımpaşalı Başbakanımız parladı:"Üniversite rektörü olmak insana edep dışına çıkma yetkisi vermez. Önce edep öğrensinler ve ona göre hükümeti eleştirsinler!"Kelle koltukta..Amaç, kavga çıkararak özü karambole getirmek ise, başarılmıştır. Çünkü bu üslupla hiçbir sorun çözülemez.Hemen söyleyelim: İki tarafın üslubu da toplumun özlemlerine uygun düşmüyor.Kubilay örneği talihsizdir. Kubilay'dan 73 yıl sonra cumhuriyet, bu ülkenin vatandaşlarından hâlâ kelleyi koltuğa alma fedakârlığı mı bekliyor?Bazı rektörler, sahte mehdi Derviş Mehmet zihniyetinin bu iktidarla hortladığına mı inanıyor?Bu kadarı fazla. Çünkü bu üslup eleştiri değil, hakaret ve tahriktir. Böyle bir iklimde akılcı tartışma ve uzlaşma olmaz.İbretli geçmişİktidar da hem temeldeki yanlışını, hem zamanlama hatasını görmelidir artık.Cumhurbaşkanı "Üniversitelerin siyasallaştırılmasına ve siyasal gücün etki alanına girmesine olanak verecek yöntem ve yaklaşımlar kabul edilemez" diyor.Başbakan bu uyarıya cevap olarak, öğretim üyelerine partilerin üst kurullarında, öğrencilere de siyasi kuruluşlarda görev alma hakkı tanındığını hatırlatıyor ve üniversitelerin zaten siyasetin içinde olduğunu söylüyor.Hayır, aynı şey değil...Bu haklarla kanun koyucu, üniversite hocalarına ve öğrencilere "Siyaset yapacaksanız üniversitede değil gidin partilerde yapın" demek istemiştir. Bu tedbirle üniversiteleri korumuştur.Üniversiteleri siyasi ve ideolojik çıkar çatışmalarının arenası haline getirmenin ibret dolu tecrübelerini bu millet unutmadı.Hocalar bunu tahkir ve tahrike başvurmadan hatırlatmanın, iktidar da bunu anlamanın basiretini göstermek zorunda.
Kamuoyu araştırması yapan SONAR'ın Eylül anketinden iktidara önemli uyarı mesajları çıktı.Tercihini söylemeyenlerle kararsız oyların özel bir yöntemle dağıtılması sonucunda şöyle bir tablo oluşuyor:AKP yüzde 33.2, CHP 22.9, GP 13.5, DYP 9.9, DEHAP 7.9, MHP 5.4..Yani bugün bir seçim yapılsa AKP'nin Anayasayı değiştirecek çoğunluğu kaybetmesi kesin olacağı gibi tek başına iktidara gelmesi bile zor olacak.Bu durum, AKP'nin güç yitirmesinden değil Genç Parti'nin barajı aşıyor görünmesinden kaynaklanıyor.Birinci ders: İktidar bu sonucu yaratan sebepler içindeki günahını saptayıp düzeltmelidir.Yüz binlerce vatandaşın maddi mağduriyetinden lideri sorumlu tutulan bir parti, nasıl olur da oylarını arttırır?Bunu ancak basiretsiz ve acemi bir rakip yaratabilir.Bir milyon oy eder..Devlet garantisi altındaki paralarını üç aydır alamayan insanlar, artık şuna inanıyor:"İktidarın asıl amacı, tehlikeli rakip gördüğü Cem Uzan'dan kurtulmaktı. Elektrik şirketlerine el koyarak İmar Bankası'nı boğdular. Bankanın hesaplarında mevduat 740 trilyon lira görünüyordu. Bu ödenmeyecek rakam değildi. Uzan'in ipi çekildi.Ya birilerini korumak veya ucuz kahramanlık yapmak için 50 milyar liralık devlet garantisinin sınırını bir gün önce kaldırdılar. Sonra çifte kayıtla ortaya çıkan tablodan ürküp halka 'Paranızı devlet bankasına yatırsaydınız' demeye başladılar. Siyasi rakip için kazdıkları kuyuya yüzbinlerce mağdur yaratarak kendileri düştüler."ikinci ders: İmar Bankası yüzünden perişan edilen mevduat sahiplerinin aile fertleriyle birlikte en az bir milyon oya yön verdikleri unutulmamalıdır.Çözümün acil adımı şu olmalı: Bankaya el konulmasından bir ay öncesine kadar yatan 50 milyarın altındaki paraları derhal ödemek!Sezer'le takışmak..SONAR araştırması, iktidarın ekonomi politikasına desteğin AKP seçmen oranından daha fazla olduğunu gösteriyor.Buna rağmen IMF ilişkisini onaylamayanların yüzde 62 çıkması; "Irak'a asker gönderilmemeli" diyenler yüzde 72.5'i bulurken, halkın yüzde 62'sinin Irak konusunda gerekenin yapılmadığını söylemesi... Bunlar AKP tabanındaki farklı eğilimlerin doğurduğu çelişkiler.Üçüncü ders: İktidarın dış ilişkilerini, halka kendi tercihi olarak daha açık biçimde ve cesaretle savunması gerekiyor.Araştırma, ormanla ilgili yasanın halkoylamasına sunulması sonucunu doğuracak adımlardan sakınması için iktidara alarm vermiştir. Anket, yasa çıkmasın diye "hayır" oyu vereceklerin yüzde 54.5, "evet" diyeceklerin yüzde 30 olduğunu göstermiştir.Dördüncü ders: Cumhurbaşkanı'nm "karşı taraf" olduğu meseleler, iktidar için ciddi riskler taşıyor.
Allah garip kulunu sevindirmek için önce eşeğini kaybettirir sonra semersiz buldururmuş.Almanya'daki "Kürt Festivali" ne ilişkin soruşturma kapsamında iki parti başkanı ile üç müzisyenin gözaltına alınması, AB ile üyelik müzakerelerine başlamak için hazır hale geldiğimize inanan herkesin yüreğini ağzına getirdi.Acaba kriterleri yerine getiren uyum yasaları, bu sınav sonunda göstermelik birer "teftiş fırçası" durumuna mı düşecekti?Şükür ki öyle olmadı.DGM Savcısı müzisyenleri, tutuklanmalarını talep ettiği iki parti başkanını da Ankara 1 No'lu DGM Yedek Hakimliği serbest bıraktı.Gözaltı kararları belki yine de aleyhimize kullanılacaktır ama çektiğimiz heyecana değecek önemli bir kazanım bu tecrübe sayesinde tescillenmiştir:Uyum yasaları süs eşyası olmayacak, Türkiye bundan böyle hak ve özgürlükleri teminat altına alanbir uygarlık iklimine nihayet kavuşacaktır.Bunda "Hakimlerimiz, savcılarımız yasaları, çıkış muradına uygun yorumlamalı" diyen Adalet Bakanı Çiçek'in siyasi iradeye tercüman olan teşvikleri elbet rol oynamıştır.Ama yargı kurumunun uyum yasalarını algılayış biçimi daha önemlidir. Yargıtay Başkanı Özkaya'nın Yargı Yılı'nı açış konuşmasında yaptiğı çağn, Türkiye ile ilgili tereddütler dönemine son verecek iyi bir işaretti:"Yasaları değiştirmek ve yenilemek zaman almaktadır. Savcıların ve yargıçlann, elverdiği ölçüde yasaları daima insan hak ve özgürlüklerinin daha geliştirilip yerleştirilmesi yönünde daha ilerici, daha çağdaş, daha geniş ufuklu yoruma tabi tutarak uygulamaları gerekmektedir."Evet, gözaltı oldu ama olsun.Bu fırsat, yargının uyum yasalarına hayat vermesini sağladı.AB yolunda çok güçlü bir adımdır bu...Topu taca atmak!İmar Bankası mağdurları inlerken BDDK Başkanı Dubai'de ne arıyor, merak ettim.Amaç "Bizden ibret alın" diyerek insanlığa hizmet etmekse, bunun ülke ve paralarını isteyen yüz binlerce aileye hiçbir yararı olmaz.Pazar günü İmar'daki mevduatın 50 milyar liraya kadar olan kısmının derhal ödenmesi için çağrı yaptık.Çünkü devlet, 3 Temmuz öncesi, yani bu hesapların açıldığı tarihte 50 milyar liraya kadar olan mevduatı garanti ediyordu.Niçin bu garanti sonra sınırsız hale çevrildi? Birileri mi korunuyor?O birkaç kişi yüzünden yüz binlerce küçük tasarruf sahibi harcanacak mı?Dubai'ye değil Fizan'a da gitse bu sorular BDDK Başkanı'nı kovalayacaktır!
Türkiye IMF'in yardımı ve AB'nin üyelik için şart koştuğu demokratikleşme projeleri ile önünü açmaya çalışıyor.Ama bir toplumun ilerlemesi, onu geri bırakan sebeplere meydan okuması ile mümkündür.Türk halkı yıllar süren soygunlar ve çatışmalarla hırpalandı, kuşkular ve belirsizlikler yüzünden bunaldı, enerjisini ve umudunu kaybetti. Yasalara saygı duygusu ve ortak ahlâk anlayışı çöktü, yenilgiyi kabullenen bir çoğunluğunluk oluştu.Tehlike sınırına böyle geldik.Son zamanlarda artan iyimserliğin haklı nedenlere dayandığını söylemek mümkündür ama kader çizgimizi değiştirecek dönüşümün anahtarı ne IMF'de, ne AB'de, hatta ne de hükümettedir.Toplum, yitirdiği değerleri yeniden kazanmak konusunda ne kadar istekli, ne kadar kararlı? Asıl mesele bu!Ölüm meleği avukatEylem Göktaş, F tipi cezaevlerini protesto amacıyla ölüm orucu eylemine katıldığı için 15 yıl hapis istemiyle yargılanıyor. Avukatları onu niçin yapayalnız bıraktılar?"Ölüm orucu eylemini bıraktığı için Göktaş'ı savunmaktan vazgeçtik!"Bu avukatlar sanığı mı, yoksa onun kendini öldürme hakkını mı savunuyorlar?Kutsal bir mesleğin okumuş insanlan arasından da çürükler çıkabilir, ama meslek camiası bu sapmanın lekesine ortak olmamak için ne yapacak; onu görmek lâzım.Tavır, meslek etiğine yönelmiş ağır bir ihlâldir. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Biçici, aynı ihlâlin daha önce pek çok benzer olayda yaşandığını söyledi dün."Avukat ile müvekkili arasındaki ilişki, doktorla hasta arasındaki ilişkinin benzeridir. Savunmanın yarım kesilmesi, sanığın savunma hakkının elinden alınmasıdır" dedi.Tutacak yerimiz yokYazık ki Biçici'nin avukatları utandırmak için verdiği doktor-hasta örneği de erdem yetmezliğinden yatağa düşmüş halde. En kutsal meslek alanları "tencere dibin kara, seninki benden kara" dedirtecek çürümelerle malûl durumda.Geçen gün VATAN'da manşet oldu:Yalova SSK Bölge Hastanesi'nde bir operatör doktor, ameliyat ettiği hastadan "bıçak parası" adı altında rüşvet aldığı gerekçesiyle tutuklandı.Doktor ertesi gün kefaletle tahliye edilirken şikâyetçi vatandaş, bir tetikçi tarafından topuğundan vuruldu. Bu yetmedi, "şikâyetini geri al yoksa kızını hastanede bir şırıngayla öldüreceğiz" diye tehdit edildi.Türkiye, güçlülerin zayıflara egemen olduğu, siyasetin ekonomiye, gizli ilişkilerin hukuka baş eğdirdiği, hak aramanın mutlaka bir şekilde cezalandırıldığı, insanların hor görüldüğü bir ülke haline geldiği için krizlere sürüklendi.Yabancı dostlar bize yardım edebilir ama kurtuluş bizim irademize bağlı.Bu varsa ne âlâ, yoksa yaşadığımız iyimserlik geçicidir!
Önemli bir nedeni yoksa bir iktidara yolun başında kötü damgasını vurmamak lâzım. Öğretmen bile öğrencinin değişik derslerle ilgili performansını tek tek derecelendirir ve "kanaat notu" nu dönemin sonunda verir. Bu anlayış siyasette de geçerli olmalı.Yani toptan kötülemek yerine iyiye iyi, kötüye kötü diyebilmek.. Çünkü iyinin takdir edilmesi, kötüye yönelik eleştirinin de anlam kazanmasına ve akılcı önerilerin dikkate alınmasına yardımcı olur. CHP'li Milletvekili Kemal Derviş iyi bir örnek sergiledi. CNN Türk'e verdiği mülakatta Türkiye'nin yakaladığı tek parti iktidarı şansını AKP'nin doğru ve etkin bir şekilde kullandığını teslim etti. Başlattığı ekonomik programı AKP'nin kararlılıkla uygulandığını, enflasyonun ve faizlerin inmesiyle programın ilk hedefine ulaştığını belirterek şu uyarıda bulundu: "Önümüzdeki aylarda hükümetin ekonomik programa ve enflasyonla mücadeleye aynen devam etmesi gerekiyor. Yatırım ve istihdam sağlayacak projelere ortam hazırlanması gerekiyor."İktidar başarının nedenini gördüğü için tehlikeli sapmaların riski azalmıştır. Başbakan Erdoğan Dubai'de bunu övünçle ifade etti dün: "Türkiye, çok köklü bir yapısal dönüşüm içersindedir. Bunlar, mevcut ekonomik programı ciddiyetle, kararlı bir şekilde götürmenin neticesidir." Derviş AKP'nin tek parti iktidan avantajını yolsuzlukla mücadelede de etkili kullandığını, bunun çok önemli olduğunu söyledi. Derviş'e göre İmar Bankası sorunu bankacılıktan ziyade polisiye bir olaydır ve üçlü koalisyonda bugünkü kararlılığı bulmak çok zordu. Derviş'in farklı siyasi üslubu önemlidir. Tabanındaki tutucu kesimden gelen talep ve baskılara karşı AKP'nin, dayanıklılığını arttıracak desteklere ihtiyacı var. Bu destek gelirse parti, iyi giden işleri din sömürüsüne dayalı siyasetlerle riske sokmak istemeyecektir. Türkiye'nin birinci meselesi ekonomik büyümeyi sağlayıp işsiz yığınlarda ümit ve heyecan yaratmaktır. Başarı hayatı değiştirdikçe, bugün tehdit diye algılanan pek çok sorunu, sorun olmaktan çıkarabilir.Direniş bitsin artıkYolsuzlukla mücadele için hazırlanan yeni tasarı etkili önlemler içeriyor. Savcı gibi soruşturan Hazine avukatları, bilgi ve belge saklayanlara yönelik ağır cezalar, yolsuzlukla suçlanan kişilere getirilen mal varlıklarını ispatlama yükümlülüğü iyi düşünülmüş çarelerdir. Fakat ispat yükümlülüğü, sadece mal kaçıran kişilere değil, yolsuzlukla suçlanan bürokrat ve siyasetçilere de genişletilmelidir. Dünya tecrübesi şunu kanıtladı: Siyasetçi ve bürokrat sınıfının sahip olduğu zenginliği helâl kazançla sağladıklarını ispat yükümlülüğü altında olmaları, temizliğin ilk şartı. AKP dokunulmazlıklar için direnmekten artık vazgeçmeli!
Toplum istismara karşı kendini koruyabildiği ölçüde gelişir ve güçlenir. Cennetini de, cehennemini de toplumlar kendi bilinçleri ve duyarlılıkları ile inşa ederler. Ekonomi yavaş yavaş ayağa kalkıyor. Krizin yükü adaletsiz dağıldı, hiç değilse düzelmenin kazanımları hakça paylaşılsın değil mi? Ama hayır, dayanışma kabiliyeti eksik toplumlar her dönemde "alacağına şahin, borcuna karga" anlayışların saldırganlığından kurtulamıyor. Meselâ faizler düştü ve bankalar halktan topladıkları paraya ayda yüzde 2 faiz veriyorlar fakat kredi kartı borçlularından yüzde 9.95'e varan oranlarda faiz alıyorlar.Bu tecavüz değil mi? Türkiye'de 11-12 milyon kişi 17 milyon kredi kartı kullanıyor. Bu kartlarla yılın ilk altı ayında 17 katrilyon liralık alış veriş yapıldı. Geçmişte Bankalar Birliği ve Rekabet Kurulu başkanlıkları yapan Aydın Ayaydın "Uygulanan faiz fahiştir. En çok yüzde 3,5 düzeyinde olmalı" dedi. Oysa bankalar bunun iki, bazıları üç katını alıyor. Kredi kartlarını, "veresiye bakkal defteri" niyetine kullanan milyonlarca dar gelirlinin, ne büyüklükte bir istismara kurban edildiğini varın siz hesap edin! Devlet, serbest sözleşme düzenine müdahale edemiyor. Ümit, Bankalar Birliği'nin insaf çağrısı yapması ve bankalar arası rekabetin işlemesidir. Bu alanda iyi işaretler var ama asıl çare, tüketicinin bilinçlenip piyasayı terbiye etmesidir. Yolu da vatandaşın düşük faiz uygulayan bankaların kredi kartlarını kullanarak rekabeti teşvik etmesidir. Kazıklana kazıklana öğreneceğiz inşallah!Bu zulüm bitsin artıkBDDK Başkanı'nın önünde bir mektup var:"Biz varı-yoğu İmar Bankası'nda yatan 25 milyar lira olan bir aileyiz. Kızım böbrek hastası, hastanede. Oğlum asker. Faiz gelirimiz durdu, şimdi çocuğum imkânsızlıktan eriyip ölüyor. Kiramı ödeyemedim ve bakkal artık veresiye vermiyor. Başbakan ile Cem Uzan arasındaki rekabete niye bizleri kurban ediyorlar ki? Biz can derdindeyiz. Lütfen anlayın bizi..."Bu insanları niçin süründürüyorlar? Bilinen bahane "Uzanlar son bir kaç günde binlerce kişiye hesap cüzdanı verdi. Bunları belirlemek lâzım..." Peki, bankaya el konulduğu tarihten diyelim ki bir hafta veya bir ay öncesine kadar açılmış hesapların 50 milyara kadar olan kısmını hemen ödemek niçin kimsenin aklına gelmiyor? Korkarız eksik olan akıl değil iyi niyet!
Güzelim İstanbul cana ve mala yönelik tehlikelerin cirit attığı bir korku kenti haline geldi.Muhabirlik yıllarımızda Emniyet Müdürlüğü'nü aradığımız zaman nöbetçi memurdan en çok duyduğumuz cevap "Asayiş berkemal" sözü olurdu. Şimdi suç dizboyu...Bu yılın ilk 6 ayında İstanbul'da 21 bin 351 olay polis kayıtlarına geçti.216 cinayet işlendi, silâhlı saldırılarda 2.426 kişi yaralandı. İstanbul'da her 20 saatte bir kişi öldürülüyor.Kapkaç olayları geçen yıla oranla ikiye katlanıp 1.370'e dayandı. 739 gasp olayı yaşandı, 4 bin ev, 4 bin işyeri soyuldu ve 8.350 otomobil çalındı.Sağlıksız kentleşmenin, yoğun göçün ve artan işsizliğin çarpan etkileri, suça eğimli insanlarda cüret ve cinnet hali yaratırken geniş yığınları güvensizliğin mutsuzluğuna sürüklüyor. Bu duygu, tehlike anlarında dayanışmayı unutturuyor, insanları bencil yaratıklara dönüştürüyor.Önceki gün İstanbul'un asayiş bakımından en az sorunlu semtlerinden Ataköy'de kardeş olan üç genç adam gün ortasında kurşun yağmuruna tutuldu.Üçü de bacaklarından vurulan Güleroğlu kardeşlere kimse yardım etmedi, 25 dakika ambulans beklediler.Büyük mafya sahneden çekilmiş gibi görünse de küçük çetelerin tehditkâr bir şekilde çoğaldıkları izlenebiliyor. Çete tetikçilerinin işlerini iyi yapıyor olması, aldıkları "ayaklarından vurun" emrini ölümcül bir kazaya meydan vermeden yerine getirmeleri Güleroğlu kardeşler için belki bir teselli olabilir.Ama bizler ne yapacağız?Çetelerin av sahasına dönen İstanbul'da korkusuz yaşama hakkımıza ne zaman kavuşacağız? Çocuklarımızın, yakınlarımızın sağ salim eve dönmelerini her gün merak içinde beklemekten ne zaman kurtulacağız?Halkın can ve mal güvenliğinin garantisi olan devleti İstanbul'da ne zaman göreceğiz?Şeytan üçgeniTÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan dün iktidara sağduyunun gereği olan uyarılarda bulundu.TÜSİAD'a göre Türkiye tartışma enerjisini ekonomiyi düze çıkarmak, AB sürecini güçlendirmek ve Kıbrıs sorununu çözmek amacında kullanmalıdır.İlk hedef, ekonomideki olumlu gidişi desteklemek ve siyasi istikrarı korumak olmalı.Rahat bize batar. "Dertsiz başına dert açmak" bizim ulusal karakterimizdir.Potansiyel tehlikeler pusuda bekliyor.Başkan Tuncay Özilhan bu tehlikeleri doğru teşhis ederek uyarılarını yapmıştır.1. Orman yasası referandum inatlaşması doğurmamalıdır;2. Temyizdeki DEHAP davasının sonucu asla bir erken seçim ihtimali ve tartışması yaratmamalıdır;3. Yüksek öğretimde ve kamu kesiminde kadrolaşma çabalarından vazgeçilmelidir.Bakalım iktidar bu "şeytan üçgeni"ni çalımlayan aklı ve basireti gösterebilecek mi?