Siyasi İslâm kökenli bir hareketten doğan muhafazakâr demokrat AKP dün önemli bir virajı döndü.Lider Erdoğan, oy kullanan tüm delegelerin oybirliği ile yeniden seçilirken, yine Genel Başkan'ın oluşturduğu liste ile yöneticilerinin yarısını değiştirdi. Muhalif bilinen isimlerin hiçbiri MKYK'ya giremedi.Bu durum, partinin Tayyip Erdoğan tarafından çizilen yolda hiçbir itiraz sesi duymadan ilerleme vizesi aldığını göstermektedir.Böyle bir sonuç zaten bekleniyordu. Merak edilen, Erdoğan'ın bu krediyi kullanırken değişim sloganına nasıl bir derinlik kazandıracağı ve hangi yeni hedefleri ekleyeceği idi.Kongre salonu, çağdaş pazarlama yöntemlerinin başanlı bir gösteri sahnesi haline getirilerek AKP'nin eski Milli Görüş partilerinden farkı "pes" dedirtecek kadar iyi vurgulandı ama Erdoğan'ın konuşması beklentileri cevaplamaktan uzak kaldı.Siz iktidarsınız..Amerika'da yurttaş haklarına öncülük eden siyah din adamı Martin Luther King'in "I have a dream" (Bir düşüm var) cümlesiyle belleklere yerleşen ünlü konuşmasından ilham alan çerçeve, bir yıldır iktidarda olan bir partiye ve liderine pek uymadı, hatta yakışmadı.Başbakan Erdoğan haksızlık da yaptı:"Türkiye'de demokrasiyi içine sindiremeyen, hakkaniyet değil ayrıcalık isteyen ve öyle alışmış bir zümre var. 'Siz iyi yaptınız, enflasyon canavarını dize getirdiniz, ülkeye güven getirdiniz, sönmek üzere olan ocaklara umut oldunuz' demeyeceklerdi, demediler, demesinler."İnsaf... AKP enflasyonla mücadele alanında hak ettiği takdir ve övgüyü almadığından şikâyet edemez.AB yolunu açacak olan reformlan gerçekleştirmekte gösterdiği başarının küçümsendiğini de söyleyemez.Bu alanlarda ve yolsuzlukla mücadelede atılan olumlu adımlar için muhalefetten bile destek görmüyorlar mı?İyi bir vaat olurTayyip Erdoğan'ın hatırda kalan sözlerinden biri de şu:'AK Parti, çatışma alanlarında değil uzlaşma alanlarında siyaset üreterek gerilim siyasetini bu ülkeden tasfiye etmiştir."Martin Luther King'in söylemine sahip çıkarak "siyah Türkler" ayrımında üstü kapalı türban ve imam hatip savunması yapan bir iktidar için Başbakan'ın bu sözleri, gerçekleşmiş bir olguyu değil, olsa olsa ve inşallah bir vaadi ifade edebilir.AKP başarı yolundadır ama kadrolaşma çabaları ve özellikle üniversitelere getirmek istediği yeni düzen nedeniyle yolunu kendi eliyle mayınlamaktadır.Kongre ile yenilenmiş ve güveni artmış AKP'nin "uzlaşma alanlarında siyaset üretme"yi boş bir övünmeden hak edilmiş bir erdem katına çıkardığını görmek, herkesin dileğidir.
Kurulduktan bir yıl sonra tek başına iktidar olan AKP bugün birinci büyük kongresini yapıyor. Partinin kuruluş aşamasında Tayyip Erdoğan'ın kontenjanından MKYK'ya giren Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'in gözlemleri ciddi uyarılar taşıyor: "Partide bütün akıllar iptal oldu, tek akıl kaldı. Tayyip Bey padişah gibi gelecek ve delegelerin hepsinin oyunu alacak. Bu partinin kuyusunu kazmaktır. Türkiye'nin en büyük partisi kongre yapıyor, ne kulis var, ne rekabet. Muhtar seçimi bile bundan heyecanlı olur.." Bu durum bir demokrasi eksiği olabilir ama partinin tek başına iktidara gelme başarısını borçlu olduğu lidere, projesini tamamlaması için açtığı kredi de sayılabilir.Büyük değişimTayyip Erdoğan'ın bu krediyi hak ettiğini kimse inkâr edemez. "Milli Görüş" gömleğini çıkarmasaydı Türkiye bugün siyasal, ekonomik ve sosyal karmaşanın sancıları içinde kıvranan bir ülke olacaktı. Erdoğan, Amerika ve AB karşıtı bir siyasi çekirdeği, ateşli bir ABD, IMF ve AB savunucusu iktidara dönüştürmenin mucizesini yaratmıştır. Tek seçici Erdoğan'ın bugünkü kongreden çıkaracağı yeni yönetici kadrolar "değişim" sloganının vitrin süsü mü yoksa bilinçli bir tercihin ifadesi mi olduğunu ortaya koyacaktır. Değişimin karakterine uygun bir kadro yenilenmesi, yalnız görüntüyü kurtarmanın değil, önümüzdeki güçlüklerle dolu dönemi başarı ile aşmanın da dayattığı bir mecburiyet olacaktır.Ve büyük sınavIrak denklemine dahil olmak.. Enflasyonla mücadeleyi terk etmeden ekonomik büyümeyi başlatmak ve işsizliğe çare bulmak.. 2004 sonunda AB ile büyük randevuyu kaçırmamak.. Üniversitelere yönelik niyetlerin, sosyal gerilimi patlatacak fitili ateşleyeceğini gören bir basireti 28 Şubat intikamına tercih etmek.. Bu işler, hükümet etmeyi hükmetmek zanneden ve üç söylevinin birini "Bu böyle biline" diye bitiren bir "tek adam" tarafından başarılamaz.Evet, AKP lider partisi olarak doğmuş ve Tayyip Erdoğan başarısını hak etmiştir. Ama geleceğini, paylaşma duygusundaki cömertiiği ve yönetici kadroları seçmekteki isabeti belirleyecektir. Dileriz uyandırdığı umutlara lâyık olur.
Başbakan Erdoğan dün "Türkiye'ye hükümet edenler, Türkiye'de bellidir" dedi. Ne demek bu? Tayyip Erdoğan'ın "milli görüş" gömleğini giydiği dönemdeki düşüncelerini hatırlatan bu sözlerin hangi vesile ile söylenmiş olduğuna bakmak belki şifreyi çözmemize yardım edebilir.Bilindiği gibi hükümet, reform adına bir YÖK yasası hazırladı. Bu taslak üniversitelerden tepki görünce ortak bir zeminde uzlaşma aramaya karar verildi. Fakat iktidar, imam hatiplerin üniversitelere giriş yollarını açmak için bu konuyu yasa taslağından ayırıp özel bir tasarı halinde meclise sevketti. Rektörler de önceki gün sert bir bildiri ile hükümete tasarıyı geri çekmesi çağrısında bulundu. Dün gazeteciler "Şimdi ne yapacaksınız?" diye sorunca Başbakan o sözleri söyledi. Eğer dil sürçmesi değil de düşüne taşına söylenmiş bir sözse bu, gereksiz ve zamansız bir bunalımın habercisidir. "Hükümet etme"yi "hükmetme" zanneden bir iktidar anlayışı, Türkiye'yi acı tecrübelerin yaşandığı "zaman tüneli"ne sokar çünkü.. AKP'nin yarın kongresi var. İmam hatiplerle ilgili tavizin YÖK taslağından ayrılıp acele meclise sevkedilmesi, "Milli Görüş"ten gelmiş delegeleri tatmine yönelik bir kurnazlık mıdır acaba? Eğer öyleyse, genişleyeceği belli olan tepkiler bahane edilerek tasan kongreden sonra geri çekilebilir. Çekilmezse bu defa, iktidarın yüksek öğretimdeki reform girişimi ağır yara alır. YÖK Başkanı Gürüz, daha yolun en başında şunu söylemişti: "Niyet reform değil. Tek dertleri imam hatipleri yaygınlaştırıp üniversitelere girişte yollarını açmak.."İmam hatiplerle ilgili tasarıyı acele meclise sevkeden AKP iktidarı, Prof. Gürüz'ü haklı çıkarmıştır. Dileriz "hükümet etme"nin "hükmetmek" demek olmadığını anlayacak kadar zamanı kendilerine tanırlar!Yasemin ölmesin"Para yatırmadığın için tedavimi yarım bıraktılar. Baba ne olacak şimdi, ölecek miyim ben?" Anadolu'nun çaresizliği her adımda isyanını "Yoksulluğun gözü kör olsun" yakınmasıyla dışa vurur. Oysa Anayasamız Türkiye Cumhuriyeti'nin "demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" olduğunu yazıyor. Sosyal devlet, yoksulluğu ölümcül bir kader olmaktan kurtarmak için vardır.Edirne Tıp Fakültesi Hastanesi'nde üç yıldır lösemi tedavisi gören 16 yaşındaki kızın telefonda babasına "Baba ne olacak şimdi, ölecek miyim ben?" diye ağlaması, bu ülkeyi yöneten gelmiş geçmiş bütün iktidarların yüz karasıdır, hezimetidir. Yoksulluktan önce onların basiretsizlik ve beceriksizliklerinin gözü kör olsun! Bağ-Kur bir sosyal güvenlik kurumu.. Görevi, üyelerine böyle günlerde yardımcı olmaktır. Eğer çocuğu lösemili bir üyesinin ilâç parasını ödeyemiyorsa niçin vardır? Bu görevi yapacak parayı bulamıyorsa, memuruna ödediği parayı nereden bulur? Yasemin Göncagül'ün çığlığı, tüm ülkeyi alarma geçirmeli. Sosyal devletin ölümünü seyredemeyiz!
Güçlülerin zayıflara boyun eğdirdiği bir ülkede mağdurlar, yaşadıkları cehennemin aynı zamanda suçlusudur!Hak, hukuk, adalet, ilâhi bir ikramın değil, halkın bu uğurda verdiği, vereceği mücadelenin kazanımıdır.Anayasa Mahkemesi, ek taşıt vergisini iptal etti.Vergiyi ödemeyenler her zaman olduğu gibi kazançlı çıktı.Peki ödeyenler, iyi vatandaş olmanın yine cezasını mı çekecekler?Başbakan Erdoğan, vergisini ödeyenlerin mağdur edilmeyeceğini, Başbakan Yardımcısı Şener, ödemeyi yapan mükelleflerin gelecek yılın vergilerinden mahsup edileceğini söylediler.Fakat Maliye Bakanı Unakıtan direniyor. Dün "Mahsup yok, ne yapılacağına daha sonra karar vereceğiz" dedi.Acaba iktidar, mağdur vatandaşların dava açma haklarını kaybetmeleri için bir aylık süreyi oyalama taktiği ile geçirmeyi mi planlıyor?Türkiye'de her şey mümkündür, sivil toplum hazırlıklı olmalıdır.Hükümet, ödenmiş vergilerin önümüzdeki yılın vergisine sayılacağına dair bir hafta içinde meclise kanun sevketmediği takdirde Barolar halkın önüne düşmeli, dava açmak için herkese yardım etmelidir.Asıl mesele, bu paranın değil, hukukun iktidara yedirilmemesidir!Beş milyon vergi mükellefine bu haksızlığı yapma cesaretini gösterebilen bir iktidardan korkmak lâzım.Korkunun ecele fayda etmediği cüret çizgisine gelmeden onu durdurmak lâzım!Bu acele neden?Üniversitelerarası Kurul dün ültimatom verdi.Kurul, imam hatip mezunlarının önünü açmak için ÖSS rejimini değiştiren tasarıyı hükümetin geri çekmemesi durumunda YÖK yasası için yürütülen ortak çalışmanın "imkânsız" hale geleceğini açıkladı.Bildiride rektörler imam hatiplere üniversiteye girişte üstünlük sağlayacak düzenlemenin "çağdışı sisteme dönüş" olacağını savundu.Üniversitelerle kurulan diyalogu iktidar niçin bozdu acaba?Eğer iktidarın hesabı, Irak'a asker gönderme kararının seçmen tabanında yarattığı tepkiyi, imam hatip rüşveti ile dengelemek ise bu akıllı bir alışveriş değildir.Eğitim, üniversite ve gençlik, iktidar gücünün sınanacağı alanlar olmamalı!
Hayat, doğru yolda gösterilen cesareti ödüllendirir. Dış politikada da bu böyle..Irak'a asker göndermek konusunda yaşadığımız belirsizlik, hükümetin talep ettiği izni meclisten almasıyla son buldu.Karar, Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğini kaplayan bulutları dağıtırken, başımızı ağrıtan bu sorun, bir günde Amerika'nın meselesi oluverdi.Türkiye güvenilir bir müttefik olduğunu kanıtlamıştır. Ama askerini Irak'a şartlar ne olursa olsun göndermek gibi bir mecburiyet atanda değildir. Bu özverinin Irak halkı tarafından şükranla kabul edilmesini sağlamak artık ABD'nin sorumluluğudur.Bizim hedeflerimiz baştan beri belli:Irak, siyasi bütünlüğü zarar görmeden demokratik bir yönetime kavuşsun ve Kuzey Irak terörden temizlensin..Türkiye'nin güvenlik menfaatleri Irak halkının çıkarları ile bire bir örtüşüyor.Buna rağmen Amerika'nın kurduğu geçici yönetim eğer Türk askeri istemiyorsa, o zaman itirazın nedenlerini daha şüpheci bir gözle aramak lâzım.Türkiye'nin rolü..Geçici yönetim içindeki Kürt ve Şii unsurların bu muhalefete önderlik ettikleri biliniyor. Ve onların, Irak'ı bu badireden bütünlük içinde çıkarma hedefine inançla bağlı olduklarını iddia etmek kolay değildir.Türk askerinin Irak'a gitmesini sağlayacak şartları yaratıp yaratmamak, Irak'ın siyasi geleceğine ışık tutacaktır.ABD Savunma Bakanı Rumsfeld dün, Bağdat'taki geçici yönetimin karşı çıkmasına rağmen Türk askeri için kararlı oldukları konusunda açık bir mesaj verdi.ABD'nin Irak politikasına Almanya karşıdır. Buna rağmen Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthard Born, birçok Türk siyasetçinin göremediği gerçeğe ışık tutan bir değerlendirme yaptı dün:"Irak'taki belirsizlikler nedeniyle bu karar Türkiye için önemlidir.. Türkiye'nin Irak'a asker gönderme kararı, Irak'ta demokrasinin sağlanması açısından önemlidir.."Bizim meselemizKararı eleştirenler, halkın Atatürk'e beslediği inanca dayanarak iktidara yükleniyor.İktidarın, Atatürk'ün özlem ve hedefleriyle çelişen niyet ve eylemleri vardır fakat Irak konusundaki eleştiri, onun şu sözleri karşısında boşlukta kalıyor:"Türkler bu topraklarda tam Batı medeniyetli 25 milyonluk bir toplum olunca kendi kendilerini savunacaklar. Elli milyona çıkınca, eğer çevrelerinde bazı meseleleri varsa, o vakit onlara bir göz atacaklar.""Irak'ta olan bitenler Türkiye'nin meselesi değildir" diyebilecek kimse var mı?Bu tartışmayı, iç politika didişmelerinin bıkkınlık veren kısırlığından kurtarmak lâzım.Türkiye iyi niyetlerini kendi halkına anlatamazsa Irak halkından ne hakla anlayış bekleyebiliriz?
Millet Meclisi dün Türkiye için tarihi bir karar verdi. Türk askeri Irak'a gidiyor.Bu kararı yalnız Irak'ı işgal sonrası karmaşadan siyasi bütünlüğünü koruyarak çıkarmak ve Kuzey Irak'taki PKK varlığını tasfiye etmek gibi hedeflerle sınırlı görmemek lâzım.Asıl hedef, Amerika ile stratejik ortaklık ilişkisini ihya etmek ve Ortadoğu'nun yeniden yapılandırılması sürecinde bu avantajı kullanmaktır.Nitekim Bağdat'ta ABD'nin kurduğu Geçici Hükümet Konseyi, Türk askeri istemediğini dün ilân etmiştir. Bu sürpriz değildir çünkü geçici otorite, içindeki Iraklı Kürt liderlerin etkisiyle bu projeye baştan beri karşıydı.Talabani ve Barzani'nin hayali bu badireden hemen değilse bile orta vadede bağımsız bir Kürt devleti çıkarmaktır. Irak'ın bütünlüğünü koruyan bir son, çok istedikleri bir şey değildir.Dün ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Boucher "Türk hükümetinin kararını memnuniyetle karşılıyoruz. Irak'ta Türkiye'nin oynayacak önemli bir rolü vardır" dedi.İşgal otoritesi Washington'dan "memnunuz" diyor, Bağdat'taki kuklası "İstemezük" diye bağırıyor. Bu çelişkinin nedenini "Türkiye Irak denklemine hangi sebeple dahil oluyor?" sorusunun cevabında aramak gerekir.Türkiye Irak'ın toprak ve siyasi bütünlüğü asla bozulmasın istiyor. Bu, petrol ve su kaynaklarına sahip bir Kürt devleti kurma hayalinin engelidir.ikinci hedef, PKK'nın Kuzey Irak'tan tasfiye edilmesidir. Bu da Türkiye'ye karşı kullanılan etkili bir tehdit kozunun kırılması demektir.ABD Dışişleri Sözcüsü dün Amerika ve Türkiye'nin Kuzey Irak'ta PKK/KADEK'e karşı "devlet gücünün bütün unsurlarını" kullanacaklarını, altinı çizerek belirtmiştir.Bundan sonra yapılacak şey, Türk askerinin Irak'ta istikrara riskleri en aza indirerek en yüksek katkıyı sağlayacak şartları hazırlamak, bir yandan da iki ülkenin menfaatine hizmet eden bu fedakârlığı Türk ve Irak halklarına iyi anlatmak olmalı.Hayırlı olsun. Allah utandırmasın..Kim aptal?Anayasa Mahkemesi, motorlu araçlardan alınan ek vergiyi iptal etti.Eğer bu adaletse, geciktiği için yine işe yaramadı. Çünkü 30 Eylül'de vergi ödeme süresi sona ermişti.Vergiyi ödemeyenler kurtuldu, itiraz şerhi ile yatıranlar paralarını geri alabilir, "devlet istedi, vardır bir hikmeti" diyen uslu çoğunluk ise avucunu yalayacak.Fakat yine bir umut var: Meselâ hükümet, fazladan ödenen bu vergileri, 2004 yılının araç vergisine sayabilir.Aslında bu, hükümet için bir tercih değil mecburiyet olmalı.Vergisini ödemeyenlerin hep kârlı çıktığı bir toplumda, devlet saygısı ve kanun korkusu duyan yığınlar "aptal" yerine konuldukça dirlik ve düzen kalmaz. Türkiye'nin düştüğü batağı hep bu adaletsizlik suladı.Vergisini zamanında ödeyen yurttaşını "aptal" yerine koyma aptallığına dileriz bu iktidar düşmez!
Hükümet Irak'a asker gönderilmesi için düğmeye bastı. Tezkere mecliste bugün görüşülecek.Kriz bölgesine asker göndermenin piyasalarda düğün bayram yarattığı herhalde dünyada görülmemiştir.Hükümetin bu konudaki hazırlığı, ekonomideki olumlu gelişmelerden etkilenerek yükseliş gösteren borsayı dün adeta uçurdu.İş dünyası, ABD ile ilişkilere stratejik ortaklık derinliğini yeniden kazandıracak olan bu kararın, Irak'ta ateşe atılmaktan doğacak riskleri misliyle karşılayacak menfaatler getireceğini bekliyor.Türkiye'nin güvenlik menfaatleri de bu denklemin içinde bulunmasını gerektiriyor.AKP iktidarı bu gerçeği daha başta görmüş fakat tezkereyi meclisten geçirememişti.Türkiye'nin Irak'taki hedefleri aslında Irak halkının menfaatleri ile örtüşüyor. Bizim iki vazgeçilmez hedefimiz vardı.Biri Irak bölünmesin ve petrol kaynakları Irak halkının ortak zenginliği olsun.. Öteki ise Kuzey Irak'taki bölücü terör grupları, kendi askerlerimiz tarafından temizlensin.Telâfi tezkeresi..1 Mart'ta tezkerenin meclisten dönmesi, bu hedeflere zarar vermiştir.Bu yüzden Irak Kürtleri ABD'nin yakın müttefiki olmuş, Kürt siyasi oluşumu petrol kaynağına sahip bir bölgede otoritesini kurmuştur. Türkiye'nin devre dışı olduğu bir süreçte bu gidişin nereye varacağını tahmin etmek kolay değildir.Aynı şekilde 1 Mart kazası olmasaydı Kuzey Irak'taki PKK tehdidi, kendi irademize bağlı bir önceliğin hedefi olacakken şimdi Amerika'nın ahde bağlılık duygusuna emanet edilecektir.Ama yine de Türkiye'nin menfaatleri Irak'ta bulunmayı, istikrarına katkı sağlamak için risk alan bir koalisyon gücü sıfatıyla "karar vericiler" arasında yer tutmayı gerektirmektedir.Birinci tezkerenin reddi büyük hataydı.Bu hatanın büyük kayıplarını telâfi amaçlı bugünkü tezkere, kaza riski kaldırmayacak kadar önemli bir "son fırsat"tır.Yine tedbir yok..İktidar partisi bugün tezkereyi "grup kararı" ile garanti altına alma tedbirine yine başvurmayacak. Dileriz ikinci kez pişman olmalarına yol açacak bir sonuç doğmaz.Eski Cumhurbaşkanı Demirel Amerika'da arkadaşımız Savaş Süzal'a önemli bir açıklamada bulunmuştu geçen hafta:"Amerika bizden Irak'a asker istememiş. Biz gelip Amerika'ya söylemişiz 'Irak'a asker gönderelim' diye.. Onlar da 'gönderin' demişler.."Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek dün "Tezkereyi meclise gönderme kararını verirken gelecek 20-30 yıllık bir dönemi dikkate aldık" diyordu.Doğrudur.. Şimdi mesele, bugünkü tarihi oylamanın önemine, iktidar milletvekillerini inandırmaktır.
Erken seçim tehlikesi aşıldı ama aynı tehdit el bombası gibi duruyor.Pimi çekildiği an patlar..YSK'nın 3 Kasım seçimlerine yönelik itirazlara ret karannın gerekçesi açıklanmadı, tahminler var:1. Seçime itiraz süresi sona erdi, ceza davasının sonuçları seçim hukukunu etkilemez..2. Verilecek bir iptal kararı, ilerdeki seçimlerde kasıtlı sahtecilikleri özendirir.Tarafsız hukukçuların çoğu "tam kanunsuzluk" diye tarif edilen suçun, birinci maddedeki gerekçeleri geçersiz kıldığını savundular.Onlara göre DEHAP'ın hilesi "tam kanunsuzluk"tu. Yapılacak şey ya seçimin iptaline veya DEHAP oylan geçersiz sayılarak belirlenecek yeni baraj rakamıyla milletvekilliklerinin partilere yeniden dağıtılmasına karar vermekti.Oy çöpe gitmemeliYSK kararı, hukuka uygunluğu tartışılsa da büyük çoğunluğu mutlu etmiştir. Buna rağmen karar, ilerdeki seçimleri benzer tehlikelerden koruyacak bir içtihat yerine geçmeyebilir.Yeni hakimlerden oluşacak bir YSK "tam kanunsuzluk" durumunda "benim işim siyaset yapmak" değil deyip seçimleri iptal edebilir.Meclis, işte buna çare bulmalıdır. Çare vardır.Seçimde ülke barajı, kullanılan geçerli oylara bakılarak saptanıyor. Nitekim son olayda YSK, hile nedeniyle DEHAP'ın oylarını iptal ederek baraj sınırını indirebilir ve DYP'ye 66 milletvekilliği verebilirdi.Bu seçim hukukuna belki uygun olurdu ama demokrasinin adaletine ters düşerdi. Ortağı olmadığı bir suç, 2 milyon DEHAP seçmeninin oyunu niçin çöpe götürsün?Bundan dolayı niçin başka bir parti menfaatlensin?Baraj hesabı yanlışBirçok küçük parti seçime girmek için böyle hilelere başvuruyor. İlerde seçimi sabote etmek isteyenler bunu sürekli yapabilir.Çare, yasaya bir cümlelik ektir:"Ülke barajı, seçmenlerin kullandıkları oy sayısına (geçerli oy sayısına değil) bakılarak hesaplanır."Bu değişikliğin Türkiye'ye özel bir demokratik mantığı da var.Bizde oy vermek zorunlu. Batı'daki gibi "vicdani ret" hakkını sandığa gitmeyerek kullanmak suç.. Protesto hakkı, sandığa boş veya geçersiz oy atarak kullanılıyor. Bu oyları nasıl verilmemiş sayabiliriz?Bu kural şimdi işliyor olsaydı, ucuz atlattığımız tehlike gündemimize belki hiç gelmiş olmayacaktı.