Atatürk'ün "en büyük eserim" dediği Cumhuriyet seksen yaşına geldi. Ulusumuza kutlu olsun!O, son günlerinde şöyle demişti:"Ölecek olursam, memlekete ait söyleyeceğim bir şey yoktur. Zira mevcut Cumhuriyet kanunları bu işlere kâfidir."Evet Atatürk Türk milletinin, güvenlik ve mutluluğunu garanti eden cumhuriyet değerlerine bağlı kalarak uygarlık yolunda ilerleyeceğine inanmıştı.Milli mücadeledeki acıların ve sonraki heyecanların bu değerleri millete mal ettiğine güvenmişti. Bu güvene ne kadar lâyık olduk, dürüstçe muhasebesini yapmalıyız.Cumhuriyetin halâ övündüğümüz hamleler ve başarılarla dolu dönemlerini özlemle anmak yetmiyor. O dönemlerin temeli olan fikir ve ruh birliğini yeniden kurmak gerekiyor.Her şeye rağmen 55 müslüman ülke içindeki tek demokrasi biziz.Uygar dünya ile ilişkilerimiz, AB üyeliği ile tam bir bütünleşmenin eşiğindedir.Bu başarı, laik ve demokratik cumhuriyetin ödülüdür.Yolsuzluk, haksızlık ve işkence ise onun yolundan sapmanın maliyetleri..Bu kötülüklerin zedelediği rejimi Atatürk'ün adıyla savunmak ne kadar riyakârlıksa, bu kötülüklerden yararlanarak rejimin laik karakterini bozmaya çalışmak da o kadar inkarcı bir fırsat düşkünlüğüdür.Cumhuriyetin eskiyen yanı ilkeleri değil, adalet ve ahlâk anlayışıdır. Yeni kuşakların ödevi, Cumhuriyete yeni bir ahlâk ve kültür temeli inşa etmek olmalıdır.Güvenli ve müreffeh bir geleceği müjdesine ancak böyle lâyık olabiliriz.Boykot neye ve kime?Sekseninci yılın coşkusu, keşke türban kavgası ile gölgelenmeseydi.Ama oldu.. Türbanlı eşler nedeniyle Çankaya'nın yaptığı ayırımcılık, Cumhurbaşkanı'nı hedef haline getirdi.Sezer bunu yapmasaydı, resepsiyon belki de türban konusundaki bir gövde gösterisinin zemini haline gelecek ve başka türlü bir bunalım yaşanacaktı.Sekseninci yıla türban yüzünden bölünmüş girmek, böyle bir görüntüyü önleme basireti göstermekte aciz kalanların ayıbıdır.AKP hükümetinin başkanı ve bakanları resepsiyona katılmaya, AKP'nin parti ve meclis temsilcileri ise boykot uygulamaya karar verdiler. Bu bir kişilik bölünmesi midir?Bir meselede bir doğru olur.AKP kendi doğrusunu seçmelidir.Bizim görmek istediğimiz AKP'nin Çankaya'da "tam temsil" edilmesidir.Türban meselesinde de siyasi gösterilerle değil, bilim ve hukuk temelinde bir çözüme yürünmesidir.
Cumhuriyetin 80'inci yılında türban yüzünden bölünmek ne kadar kötü bir kader?Bu yılın 23 Nisan Bayramı resepsiyonu, yeni bir türban oldu bittisi yaratılacağı korkusu yüzünden boykota uğramıştı.Yeni yasama yılının açılışı nedeniyle mecliste verilen davete de türban gerginliği damgasını vurdu.Şimdi AKP milletvekilleri, Cumhurbaşkanı'nın yaptığı bir hatayı, mağdur rolünün türban kavgasına ileri mevziler kazandıracağı düşüncesiyle kullanmaya hazırlanıyorlar.Çankaya'daki 29 Ekim resepsiyonuna, eşleri türban takmadığı bilinen bir kaçı hariç tüm AKP milletvekilleri eşsiz çağrıldı.Dün AKP Milletvekili Mehmet Yılmazcan (Eşi Adalet Bakanlığı'nda üst düzey bürokrat ve türban takmıyor) davetiyesini, eşi çağırılmadığı için geri gönderdi.İktidarın yarınki davette varlığı, sembolik bir temsil düzeyinde kalacak görünüyor.Bu tablo, Cumhuriyet'in 80'inci yılda mahkûm edildiği başarısızlığın azap verici bir yansımasıdır.Başbakan Recep Erdoğan sürekli "mukaddes değerler üzerinden siyaset yapmayacaklarını" söylüyor. Türban çatışmasının ön safında yer almamak suretiyle bu söylemlerine inandırıcılık da kazandırmaya çalışıyor.Ama son davetiye krizinde pozisyonunu değiştirmiş ve "Arkadaşlarıma illâ ki gidin diyemem" demiştir. Bu tavır, türban kavgasını siyasetin merkezine taşımak için fırsat kollayanlara cesaret vermiştir.İktidarın bir tercih yapması gerekiyor:Ulusal ve uluslararası yargı kuruluşlarının türban hakkında verdikleri karara saygı mı duyacaklar, yoksa siyasi istikran ve AB'ye giriş sürecini olumsuz etkilemek pahasına tartışmaya mı açacaklar?İkinci yol, asla göze alınmaması gereken bir maceradır.Bu kavgayı, siyasal İslamcılarla laikler arasındaki bir çatışmanın malzemesi olmaktan kurtarmanın çaresi bulunmalıdır.Türban din otoritelerinin ve din bilginlerinin arasında tartışıldığı takdirde, akla ve cağa uygun bir çözümün bulunması şansı yakalanacaktır.Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın ve yeni Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun yaklaşımlan bunun umudunu vermektedir.Türbanı, siyaset için kullananların ellerinden kurtarmak, çözümün yolunu açabilir.Görünen köyPazar gecesi spor programlarında pek çok yorumcu aynı şeyi söyledi.Fenerbahçe Stadı'nda seyirciler bir bez afiş asmışlardı: "Temiz bir lig istiyoruz.."Hakem o afişi kaldırtmadan maçı başlatmadı. Bir çok yorumcu bu alınganlığın sebebini anlayamadıklarını söylediler.Ben bunun sebebini, bilinen bir fıkrayı hatırlatarak açıklayayım..Komünist rejim döneminde "Kahrolsun diktatörlük" diyen birini Gizli Polis sorguluyor-muş. Sanık "Ben bizim yöneticilerimizi kastetmedim" diyecek olmuş.Sorguyu yapan şef "Yalan söyleme aşağılık herif" diye diklenmiş..."25 yıllık polisim. Ben kahrolası diktatörlük kimdir, nerededir bilmem mi!"
Kalplerin Allah ve insan sevgisiyle dolduğu mübarek Ramazan kutlu olsun, ülkemize barış ve bereket getirsin.Başbakan Tayyip Erdoğan dün yoksullara yardım amacıyla kurulan Deniz Feneri Derneği'nin bir etkinliğinde güzel mesajlar verdi.Toplumsal kültürün temelini oluşturan sevgi ve yardımlaşma geleneğini yüceltmek için Ramazan'ı, özündeki değerlere saygı göstererek yaşamayı önerdi.Bunun yolu yardımlaşma, paylaşma ve hayırlan gösteriş için değil Allah için yapmaktır. Ve asla dünyevi menfaatler uğruna sömürmemektir.Sözü bu noktada, Batı dünyasının en sevdiği Yakın Doğulu şair ve düşünür Lübnanlı Halil Cibran'a bırakmak istiyorum:Elinizdeki mallardan verdiğinizde çok az verirsiniz.Ancak canınızdan verdiğinde gerçekten vermiş olursunuz.Canınız gibi sakladığınız mallarınız, gelecekte muhtaç olurum korkusuyla bekçiliğini yaptığınız nesnelerden başka nedir ki?Yarının ne getireceği belli mi?Olur da bir şeylere muhtaç duruma düşerim korkusu, gerçekte muhtaç durumda oluşun ta kendisi değil midir?Su kaynaklarınız doluyken susuz kalırsam diye korkulara kapılmak en giderilmeyecek susuzluk değil de nedir?Kimileri, pek çok mal mülk sahibi olduktan halde ancak pek azına kıyıp verebilirler. Üstelik bunları da salt gösteriş olsun diye verirler. Oysa bu içten pazarlıklı veriş, verdiklerinde bereket komaz.Kimileri de ellerinde pek az olmasına karşın çıkarır, olanı biteni verirler.Bu gibiler hayata bağlanmış, inanç duyan kimselerdir ve onların ambarları hiç boş kalmaz.Sevecenlikle verirler ve edindikleri tüm armağan da bu olur.Tanrı, işte bu gibi kimselerin elleri aracılığıyla konuşur ve onların gözlerinin ardından yeryüzüne bakarak gülümser.İki tarafa da övgüler..Hükümet ve üniversiteler temsilcilerinin dün sağladıkları uzlaşma, Cumhuriyet kutlamalarını gölgeleyen bir gerilimi ortadan kaldırdı.Bu sonucun elde edilmesini iktidarın gösterdiği özveri sağlamıştır.Evet, meseleye "Madem ki razı olacaklardı, niçin üniversitelerle kavgaya girerek gerginliğe sebep oldular" diye sorulabilir.Hatadan dönmek erdemdir. inatlaşmanın ülkeye ve inat edilen amaçlara sadece zarar verdiğini öğreten geçmiş tecrübeler iktidan, zararın neresinden olursa olsun dönmeye ikna etmişse bunu övmek gerekir.Dünkü toplantıda, YÖK reformunun Anayasa değişikliği gerektiren konulan ileri bir tarihe bırakılmıştır.Üniversitelerin mali ve idari özerkliğini geliştirme amaçlı konular için bir çerçeve yasa hazırlanması kabul edilmiştir.Bunun hazırlığını da üniversiteler yapacak, hükümet tasarıyı bu hazırlığa dayanarak oluşturacaktır.Sonuçta galip, mağlup yoktur. İki taraf da kazanmıştır.Üniversite, siyasi egemenlik heveslerine karşı kendini koruyacağını kanıtlamış, AKP de ezici çoğunluğa bile sahip olsa, iktidar gücünün sınırlarını öğrenmiştir.İki taraf da kutlanmayı hak ediyor.
Sekseninci yılda halâ cumhuriyeti demokrasiye dönüştürme çabalarına direnenlerin yarattığı gerginlikleri yaşıyoruz.Komünistler ve siyasi islamcılar, parti kurma hakları olmadığı için Türkiye'de yıllarca takıyye yöntemini kullandılar.Takıyyenin sermayesi yalandır. Siyaseti, gerçekle yalanın karşılaştığı bir çatışma alanına çevirmenin her türlü köktenciliğe davetiye çıkardığı kuralı, kendini ülkemizde de tekrarlamıştır.Demokrasi, farklı siyasi ve dini inançlara sahip insanları bir arada yaşatır. Atatürk akıl ve bilim yoluyla çağdaş uygarlığı hedeflemişti.Seksen yıllık maceramız yine de bir mucizedir ve İslâm dünyasındaki tek örnektir.Fakat elde ettiğimiz aşamalara rağmen, demokratik kurallar temelinde istikrarlı bir bütünlük kazandığımız söylenemez.Birleşen uçlarEvet Milli Görüş'ten türeyip Milli Görüş'ü reddeden bir parti iktidara gelmiştir ama İslâmi radikalizm tehlikesinin doğurduğu endişeler aşılamamıştır.AKP'nin oy kaygıları ile İslâmi seçmen tabanını tatmine yönelik çabaları, bu endişeleri canlı tutmakta, daha fenası, laik köktenciliğe sermaye üretmektedir.Düne kadar bu iki hasım grup Türkiye'nin Batı ile bütünleşmesine ve AB'ye üye olmasına karşı olmakta birleşiyorlardı.Köktenci laikler, Cumhuriyet kutlamaları nedeniyle düzenlenen panellerden belli ki "Üçüncü Dünyacılık" ideolojisine takılı kalmakta, Atatürkçülük adına, Atatürk'e haksızlık pahasına direnmektedir ama "gizli kökten dinci" diye suçladıkları iktidar partisi, AB ile bütünleşmenin bayraktarlığını yapmaktadır.Darbeci kafaDün Ankara'da rektörlerin ve üniversite hocalarının katıldıkları yürüyüş, gerginlik zeminlerinin, zararlı ve utanç verici niyetler için ne fırsatlar yaratabileceğini gösteren bir ibretti.Atatürk'e, cumhuriyete ve eserlerine bağlılık için yapılan yürüyüşte "Ordu göreve" bez afişleri ve pankartlarının amacı ve anlamı nedir?Orduyu darbeye kışkırtan bu utanmazlık Atatürk'e ve Cumhuriyet'e yapılabilecek en ağır ihanet değil midir?Elli yılda yaşanan üç askeri darbenin Cumhuriyet'i korumadığını, sadece hastalıklarını azdırdığını görmeyen kaldı mı?Rektörler keşke demokrasiye ihanet belgesi olan o pankartları kınamaktan daha fazla bir şey yapabilmenin, o gölgeyi defetmenin cesaretini gösterebilselerdi.Çünkü bir gericiliğe meydan okumak için, öbür gericiliğin desteğini kabul etmek, Atatürkçülük ülküsüne ve onun değerini bilen milletin gücüne güvenmemektir.Oysa millet bu güveni hak ediyor. Ona bayramı zehir etmeyelim!
Laiklik demokrasinin temeli ve sigortasıdır. Dinin ve siyasetin ayrı olması ikisini de korur.Politikayı dogmalardan, dini ve din adamlarını aşağılık siyasi hesapların maşası olmaktan koruyup kurtaran daha etkili bir çare üretememiştir bilim.İslâm dünyasında bu olanağı kullanarak insan onuruna çağdaş güvenceler kazandırmış tek ülke Türkiye.Yazık ki Cumhuriyet'in 80'inci yılında bu zenginliğe din adına muhalefet edenler çıkabiliyor.Cumhurbaşkanlığı'nın 29 Ekim davetiyelerinde uyguladığı çifte ölçü, laiklik karşıtı çevrelere fırsat tanıdı.Eşleri türbanlı milletvekillerini tek, takmayanları "eşli" çağırmak yerine davetiyenin altına "Meclis genel kurulu kıyafet kuralları uygulanır" notu düşülseydi, bu sömürü kapısı açılmayacaktı.Şimdi türbanı "koçbaşı" olarak kullananlar, mağduriyet sömürüsü ile husumet körüklüyorlar. "Kamu alanında dini simge olan türban takılamaz" diyen yargı kararını tartışmaya açıyorlar.Çankaya ne alanı?Meclis Başkanı Arınç yeni bir çıkış yaptı: "Bana bir Anayasa veya kanun maddesi gösterilsin ki kamusal alan tarifi yapılsın ve başörtülü olarak bulunmanın yasak olduğunu söylesin.."Daha önce de "Atatürk iyi, Atatürkçülük değil" demişti.Atatürk'ün yarısını seven Meclis Başkanı'mız, Çankaya'yı kamusal alan saymadığını ve türbana kapatılamayacağını anlatmaya çalışıyor.O zaman sarıklı, cüppeli mollara Başbakanlık konutunu açan Erbakana'ın günahı neydi?İbadet eden insanlar bu ülkede hep saygı görmüştür. Sıkıntı çekenler sadece, dini duyguları siyasi amaçla sömürerek hem dine, hem demokratik rejime zarar verenlerdir.Yıllardır kadını kullanıyorlar ve mesafe de alıyorlar.Gazetelerde bir resim çıktı. AKP'li bir bakanın türban takmayan eşi, Başbakan'ın eşinin yanında türban takmıştı. Dün Okay Gönensin "Bu, türban konusundaki manevi baskının kaçınılmaz yönünü göstermektedir" diye yazıyordu.Kadını örtmenin, kadın kişiliğini geliştiren ve hayata katılma haklarını genişleten bir iyiliğe hizmet ettiğini bilen, duyan, gören kimse var mı?
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan dün "Bizi yolumuzdan kimse çeviremez" dedi.Sözünü ettiği yol, Baltalimanı yolu..İstanbul Oniversitesi'ne tahsisli Baltalimanı Sahil Sarayı'nı mutlaka geri alacaklarını söyleyen Unakıtan "bizi korkutamazlar" diyor.Bu sözü bile korku duyulması normal sayılabilecek bir işe kalkışmış olduklarının itirafıdır.Çünkü üniversite "Bu tesisi bize 1933'te Atatürk vermişti" diyor.Geri alma kararının, üniversiteleri iktidar kontrolü altına almaya yönelik YÖK tasarısına en sert direnişi gösteren İstanbul Üniversitesi'ne karşı gözdağı olduğu söyleniyor.YÖK tasarısında üniversite iktidara boyun eğseydi, yabancı konukları ağırlamak, bilimsel ve sosyal etkinliler için kullanılan bu saray geri istenecek miydi? İstenmeyecekti.Bakan Unakıtan, niyet deşifre eden bu yargının sonuçlarından korkmadıklarını ilân ediyor ama "Diğer kuruluşlara yapılan tahsisleri de kaldıracağız" diyerek minareye kılıf hazırlıyor.VATAN muhabirleri "üniversiteye yönelik intikam" görüntüsünü silmek için iktidarın, yine Baltalimanı'nda yer alan Polisevi tesislerine el koymaya hazırlandığını belirledi.Bunu yapmasınlar. Çünkü bir yanlış, başka bir yanlışla düzeltilemez.Haksızlık temelinde eşitlik sağlamaya kalkanlara "korkmuyoruz" deseler bile kimse inanmaz.Polisevi, çoğu varoşlarda yoksulluk sınırında yaşayan polislerin uygar bir sosyal ortamla ve denizle buluştukları yegâne yerdir.Üniversiteye göz dağı vermek uğruna onlan da mağdur etmek, devlet gücünü kötüye kullanmaktır.Yasal kılıf bulunsa bile ahlâka sığmaz.İktidar, kamu sosyal tesislerinin bazı sınıflara ayrıcalık sağladığını, devlete pahalıya mal olduğunu düşünüyorsa, eşitlik ve genellik kuralına uygun bir yasa çıkarsın.Buna gücü yetmiyorsa, gücünün yettiğine yüklenmesin.Çünkü adaletsiz güç zulümdür!Bayrama kıymayınCumhuriyet Bayramı'nı amacından ve anlamından saptıracak tehlike işaretleri alıyorum..Pek çok kutlama etkinliği zemininde öne çıkarılacağı görülen laiklik vurgusu, bayramı AKP iktidarına yönelik bir saldırı ve meydan okuma havasına çevirirse, bu büyük hata olur.Cumhuriyetin temel ilkesi laiklik elbette söylev ve konferansların konusu olacaktır. Ama asla çatışma sebebi haline getirilmemelidir.Ulusal bütünleşmenin mayası olan Cumhuriyet ve Atatürkçülük, siyasi amaçlarla halkın içinde korku ve vehim üretme bahanesi yapılmamalıdır.Bayram insanlarımıza, sahip oldukları değerleri sevdirmeli, korkuya düşürmeden düşündürmeli ama mutlaka ve mutlaka sevinç, umut ve mutluluk vermelidir.Bayram havasını bir avuç kötü niyetli ve geri kafalı yüzünden zehirlemek, 80 yıllık cumhuriyete güvensizlik ve haksızlık olmaz mı?
Halkın yüzde 60'ı seçimdeki baraj engeli nedeniyle parlamentoda temsil edilmiyor.CHP bu mecliste, partileri dışarda kalmış yığınların da desteğini alan bir muhalefet olabilirdi. Ve CHP Kurultayı büyük umutların, heyecanların da kaynağı olurdu. Olamadı.Çünkü manzara eski tas, eski hamamdır.Değişim projelerinin yarışacağı bir kurultay değil, yine adamların, grupların birbirlerini yiyecekleri bir mücadele izleyeceğiz.Sürekli kendini tekrar eden bu oyundan halk bıkmıştır.Oysa Kemal Derviş bir fırsattı. CHP'nin ideolojik berraklık sorunu yaşadığını söyleyen ve çıkış yolunu "Atatürkçü gelenekle çağdaş sosyal demokrat değerlerin sentezi" olarak gösteren Derviş bir beklenti yaratmıştı.Ama sistem bütünlüğü taşıyan bir proje sunamadı. Sözleri "hayırdır inşallah" dedirten düşler düzeyinde kaldı.Cumhuriyetin eşitliğini demokrasinin özgürlüğü ile birleştiren, piyasa ekonomisini, üretimi, rekabeti, kazancı savunan, tüketici haklarına ve çevreye duyarlı, devleti ahlâksızlıktan ve pahalı hantallıktan kurtarmayı amaç edinmiş bir sol partiye ihtiyacımız var.CHP bugün böyle bir parti değil.Batı Avrupa'nın solundan etkilenmeyenleri, komünist rejimlerden kurtulan Doğu Avrupa ülkelerinin on yıllık büyük serüvenleri bile değiştiremediyse bu halk CHP'ye bakıp niçin umutlansın, heyecanlansın?Oysa değişmek CHP'nin tercihi değil mecburiyetidir. CHP bütün varlığını AKP'ye alternatif olma çabasına, cesaretine ve yaratıcılığına adamak zorundadır.Geçmişe dönük hesaplaşmalara, kısırlığına ve silbaştan denemelerinin beyhudeliğine CHP kendini feda edemez.Çünkü bu, ülkeyi AKP'ye teslim etmek olur, demokrasiye kıymak olur!AKP'nin fikri, zikriİktidar sözcülerinin savunmaları, eylemleri ile ve bazı "samimi itirafları" ile çelişiyor.İmam hatip tasarısını iktidarın, bir uzlaşma zemini bulmak için alt komisyona çektiğini sandı çoğumuz. Ama Milli Eğitim Bakanı Çelik, partili arkadaşlarına şunu dedi:"Geri adım diye bir şey yok. Sadece tepkilerin önünü almak için yaptık.."Üniversitelerle ve TÜBİTAK'la savaş devam ediyor. Yandaşları iktidarın nimetlerinden yararlandırma çabaları sürüyor.Kanlıca'daki 200 dönümlük Mihrabad Korusu'nu kiralayan Hicaz Turizm, Büyükada'daki ormana dayalı, denize sıfır, 30 dönümlük kampı da kiraladı.Şirketin 300 yataklı bu tesiste "tesettür turizmi" yapacağı iddia ediliyor.Bu "inanç özgürlüğü"nün kullanılması mıdır, yoksa dine dayalı bir yaşam biçiminin önce yerleştirilmesi, sonra şartlar oluşunca dayatılması niyetinin işaret fişeği mi?Kim bilir, belki de AKP'nin başındaki değişim iradesinin, henüz uzuvlara hükmedemeyişinden doğan bir "çifte kişilik" sorunu..Tayyip Erdoğan bu karışıklığı önlemelidir."Tavşana kaç, tazıya tut" siyaseti, siyasetlerin en kötüsüdür!
Silâhlı Kuvvetler, kamu yönetiminin sivil kanadına yeni bir iyi örnek sundu.Haber bugün birinci sayfamızda..Halkın en çok güvene lâyık gördüğü kamu kuruluşları arasında ordu niçin hep açık ara birinci sırada çıkıyor, cevabı burada!Yalova Hava Meydan Komutanı olan albay bir buçuk yıl, aynı komutanlığa bağlı bir bölüğün komutanı olan üsteğmen bir yıl hapis cezasına çarptırıldılar. Ordudan da ihraç edildiler.Halkı soyup soğana çevirenlerin bile kılına dokunulmadığı ülkede, bu iki subay ne suç işlediler ki böyle onurlarını ve istikballerini kaybettiler?İltimas, yani torpil yaptılar!Bir zengin çocuğu, askerliğini bu kıtada yapü. 18 aylık görevinin 7 ayında, komutanlarının "kıyak"ı ile kışlaya uğramadı. Kalan dönemde eğitime çıkmadı, nöbet tutmadı, koğuşta yatmadı, karavana yemedi.Ve bir ihbar her şeyi bitirdi.Firar eden ve geçen hafta yakalanan "torpilli er" hakkında da 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.Rahat askerlikMenfaat sağlamaya yönelik iltimasın orduda cezasız kalmadığı ve kalmayacağı böylelikle kanıtlanmıştır.Yolsuzluk böyle caydırılır.Bu kararlılık ve refleksi sivil bürokraside ve siyasette ne zaman göreceğiz?Askerlik "vatan borcu"dur, kutsaldır ama bu görevin istekli ve liyakatli kişiler tarafından yapılması daha önemlidir.Türk vatandaşı her erkek askerlik yapıyor. Bu süreyi rahat geçirmek, hemen tüm mükelleflerin rüyasıdır. Ayrıcalık bulup da bunu reddedecek kişi azdır.O nedenle Yalova'daki "torpilli er"in, komutanlarının bilgisi dahilinde yararlandığı iltimas yüzünden 10 yıl hapis yatması ne kadar adil olur, iyi düşünülmeli.Bu genç sonuçta casusluk yapmamış..Olay, Türkiye'de profesyonel askerliğe geçiş konusundaki arayış ve hazırlıklar için itici bir neden sayılabilir.Bedelli askerlikSilâh ve savaş teknolojileri artık askerliği özel yetenekler isteyen bir meslek haline daha çok getirmiştir.Askerlik arük bizde de, bu mesleği yapmak isteyenler arasından özenle seçilmiş nitelikli gençlerin işi olmalı; eğitimleri, bedensel ve ruhsal nitelikleri uymayan vatandaşlar bu borcu başka biçimde ödemelidir.Hemen bütün partiler seçimler öncesinde "bedelli askerlik" için vaatte bulunmuşlardı. Ama sonra unuttular sözlerini.Askeri uzmanlar, profesyonel askerliğe geçişin yararını savundukları halde bunun şu dönemde kaynak bulma zorluğu nedeniyle gerçekleşemeyeceğini söylüyorlar.Bedelli askerliğin sağlayacağı kaynak, çağın zorladığı bu reformun marşı olarak niçin kullanılmıyor?