Atatürk'ün "en büyük eserim" dediği Cumhuriyet seksen yaşına geldi. Ulusumuza kutlu olsun!
O, son günlerinde şöyle demişti:
"Ölecek olursam, memlekete ait söyleyeceğim bir şey yoktur. Zira mevcut Cumhuriyet kanunları bu işlere kâfidir."
Evet Atatürk Türk milletinin, güvenlik ve mutluluğunu garanti eden cumhuriyet değerlerine bağlı kalarak uygarlık yolunda ilerleyeceğine inanmıştı.
Milli mücadeledeki acıların ve sonraki heyecanların bu değerleri millete mal ettiğine güvenmişti. Bu güvene ne kadar lâyık olduk, dürüstçe muhasebesini yapmalıyız.
Cumhuriyetin halâ övündüğümüz hamleler ve başarılarla dolu dönemlerini özlemle anmak yetmiyor. O dönemlerin temeli olan fikir ve ruh birliğini yeniden kurmak gerekiyor.
Her şeye rağmen 55 müslüman ülke içindeki tek demokrasi biziz.
Uygar dünya ile ilişkilerimiz, AB üyeliği ile tam bir bütünleşmenin eşiğindedir.
Bu başarı, laik ve demokratik cumhuriyetin ödülüdür.
Yolsuzluk, haksızlık ve işkence ise onun yolundan sapmanın maliyetleri..
Bu kötülüklerin zedelediği rejimi Atatürk'ün adıyla savunmak ne kadar riyakârlıksa, bu kötülüklerden yararlanarak rejimin laik karakterini bozmaya çalışmak da o kadar inkarcı bir fırsat düşkünlüğüdür.
Cumhuriyetin eskiyen yanı ilkeleri değil, adalet ve ahlâk anlayışıdır. Yeni kuşakların ödevi, Cumhuriyete yeni bir ahlâk ve kültür temeli inşa etmek olmalıdır.
Güvenli ve müreffeh bir geleceği müjdesine ancak böyle lâyık olabiliriz.
Boykot neye ve kime?
Sekseninci yılın coşkusu, keşke türban kavgası ile gölgelenmeseydi.
Ama oldu.. Türbanlı eşler nedeniyle Çankaya'nın yaptığı ayırımcılık, Cumhurbaşkanı'nı hedef haline getirdi.
Sezer bunu yapmasaydı, resepsiyon belki de türban konusundaki bir gövde gösterisinin zemini haline gelecek ve başka türlü bir bunalım yaşanacaktı.
Sekseninci yıla türban yüzünden bölünmüş girmek, böyle bir görüntüyü önleme basireti göstermekte aciz kalanların ayıbıdır.
AKP hükümetinin başkanı ve bakanları resepsiyona katılmaya, AKP'nin parti ve meclis temsilcileri ise boykot uygulamaya karar verdiler. Bu bir kişilik bölünmesi midir?
Bir meselede bir doğru olur.
AKP kendi doğrusunu seçmelidir.
Bizim görmek istediğimiz AKP'nin Çankaya'da "tam temsil" edilmesidir.
Türban meselesinde de siyasi gösterilerle değil, bilim ve hukuk temelinde bir çözüme yürünmesidir.
Yeni bir temel
O, son günlerinde şöyle demişti: "Ölecek olursam, memlekete ait söyleyeceğim bir şey yoktur. Zira mevcut Cumhuriyet kanunları bu işlere kâfidir."
Haberin Devamı

