Yüksek Seçim Kurulu, beklenen kararı aldı ve erken seçim ihtimali gündemden uzaklaştı.Aksine bir karar, gerçekten de Türkiye için talihsizlik olacaktı.Enflasyonun beli kırılmış, ekonomi canlanmaya başlamış.. Türkiye Irak'a asker göndermeye hazırlanıyor.. İstikrarlı bir hükümetin AB üyeliğine ilerlemek yolundaki çabalan, Türkiye karşıtı duvarları yıkmaya başlamış..Tam bu sırada "haydi seçime" demek, ülkeye düşmanlık olurdu.YSK'nın karan kesindir ve dönüşü yoktur.Fakat sorunun doğuşunda ve sonraki aşamalarında yaptığı yanlışlar YSK'yı yıprattığı için tartışma bitmeyecektir.Tarafsız hukukçular, kurulun önündeki her üç karar seçeneğinin ciddi hukuki dayanaklara sahip bulunduğunu baştan söylemişlerdi.Ancak YSK Başkanı Algan'ın bir ay kadar önce "Seçimin iptalini doğuracak bir karar kaos yaratır" demesi, dünkü kararı beğenmeyenlerin eline koz vermiştir.Şimdi rahatlıkla şu iddia edilebilir:İptal başvurularını ret kararı, önceden alınmıştı. YSK'nın dünkü toplantısı, bu kararın hukuki gerekçelerini bulmak için yapıldı ve "ülkenin yüce menfaatleri uğruna" hukuk feda edildi.Burası Türkiye, buna da şükretmek lâzım..Aynı bedeli ödeyip ülkeye zarar verecek sonuçlara mahkum olmak da her an mümkündür!O nedenle kaos korkusu geçiren herkese geçmiş olsun.Ucuz atlatılan tehlikenin müsebbibi olan YSK heyetine de bu arada "güle güle" demek isterdik ama biliyoruz ki kamu yetkilerini kullanan insanlar mülkün sahibidir ve...Çok diretirsek onlar bize "güle güle" diyebilirler!Bu işkence neden?Cem Uzan "Nerede çifte hesap, göstersinler" diye bas bas bağırıyor.Bu meydan okumalar Uzanlar'a para kaptıranların öfkesine hedef şaşırtıyor.Önceki gün açıklanan BDDK raporu çifte kayıt gerçeğini ortaya koydu ve arada 7 katrilyon liranın buharlaştığını, bu açığı vergileri ile ödeyecek olan vatandaşların bilgisine sundu!Bu karışık işi çözmek yargının görevidir.İktidara düşen, devlet kurumlarının ihmali yüzünden mağdur olmuş yüzbinlerce İmarzede'yi, bu zor günlerinde kışkırtmalara açık halde bırakmamalıdır.Devletin garanti ettiği paraları geri almanın bedeli bu kadar haysiyet kırıcı olmamalı.Hükümet, hazırlanmış olan ödeme planını hangi nedenle geciktiriyor?Niçin duvar kadar sessiz?Bu duygusuzluğun Uzanlar'ı hem suçlu, hem güçlü hale getirdiğini kimse görmüyor mu?
Demokrasiler toplumların gelişmişliklerine göre çeşitlenirler. Ama gene de iki ana gruba ayırmak mümkündür. Yazılı olmayan kural ve geleneklerle zenginleşmiş demokrasiler, yazılı kuralların bile dirençle karşılaştığı geri kalmış demokrasiler.. Biz neredeyiz?. Ölçü önümüzde: 3 Kasım seçiminin sonuçları, tam 11 ay sonra bugün Yüksek Seçim Kurulu tarafından ameliyat masasına yatırılacak. Kurul, seçimleri iptal edebilir; DEHAP'ın oylarını geçersiz sayıp meclisteki sandalyeleri partilere yeniden dağıtabilir; "itiraz süresi geçmiştir" deyip bu defteri kapatmak isteyebilir. Seçim gibi demokrasinin başlangıç adımını bile yüzüne gözüne bulaştıran YSK, tam rüzgârı arkasına almış giderken Türkiye'nin başına olmadık bir dert açtı. Batılı bir demokraside sorumluluğun ilk faturası, yanlış yapanın istifasını sunmasıdır. Bizde bu makamlar tapulu mal gibi.. Bu sütunda iki kez yaptığımız istifa çağrıları gök kubbede kaybolup gitti. Ve bugün YSK'yı oluşturan yedi hakim, tamamiyle kendi yanlışlarından çıkmış ağır bir sorun hakkında karar verecekler. Nasıl güveneceğiz onlara? İster istemez suçluluk duygusunun baskısı altında olacaklardır. En adil, en doğru karar böyle bir psikolojik ortamda çıkar mı? Başkan Algan ve arkadaşları, yeni bir YSK'nın oluşumuna fırsat tanımayarak, istifa geleneğinin kurumları koruyan erdemine zarar verdiler. Bu manevi yük, işlerini çok zorlaştıracaktır. Verecekleri karar tartışmayı bitirmeyecektir.Sezer rotayı değiştirdiHükümet, Irak'a asker göndermekte yeni bir kazaya uğramamak için formül bulmuştu. Meclisten alınacak bir yetki, işleri kolaylaştıracaktı. Fakat Cumhurbaşkanı Sezer'in yeni yasama yılını açış konuşmasında yaptığı uyan planı değiştirdi. Sezer "Yabancı ülkelere asker gönderilmesine izin verme yetkisi TBMM'ye verilmiş 'münhasır' bir yetkidir" deyince tezkere yeniden gündeme geldi. Bu karar değişikliği, Sezer'in siyasete koyduğu ağırlığı iktidarın geç de olsa hesaba katmaya başladığını gösteriyor. Rejimin istikrarını destekleyen hayırlı bir gelişmedir.
Piyasaların bayram ederek karşıladığı 8,5 milyar dolarlık Amerikan kredisi başımıza dert oldu.Bu durum, devletin üst katlarında ciddi bir iletişim sorunu bulunduğunu gösteriyor.Yeni yasama yılı açılış kokteylinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, kredi anlaşmasında "Kuzey Irak'a girmeme" şartından haberdar olmadıklarını söyledi."Görüşümüz alınmadı, bize sorulmadı. Aslında Kuzey Irak'a asker girmesiyle kredi konusunun apayrı konular olarak ele alınması lâzım" diyen Orgeneral Özkök, bundan duydukları rahatsızlığı dolaylı ifade ederken Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yalman açıkça ortaya koydu:"Bu ilişkilendirme bizi rahatsız etti..""Hükümet bir kredi anlaşması yaparken askere mi soracak?" diye itiraz edilebilir. Doğru ama alınacak kredi, Mehmetçik'in yabancı bir ülkede görev yapmasının karşılığı gibi görünecekse askerin görüşünü almak gereklidir.Çünkü Irak'ta "paralı asker" gibi görünmenin güvenlik riskleri olacaktır ve hiçbir iktidar böyle bir ihmalin sorumluluğunu taşıyamaz.Türkiye'nin egemen iradesini rehin durumuna sokan bu anlaşmanın açığa çıkması iyi olmuştur. NTV'ye verdiği mülakatta Başbakan Erdoğan, bu utandırıcı durumu açıklamakta zorluğa düştü. "Bu şartlı krediyi ister kullanırız, istersek kullanmayız" dedi.Türkiye bu krediyi kullanmamalıdır. Üstelik hükümet, Irak'a asker gönderme kararı mecliste bu onur kırıcı engele takılmasın diye böyle bir tercih yaptığını dünyaya ilân etmelidir.Onurlu ret Türkiye'nin itibarını artıracağı gibi, Irak'a gittiğinde Mehmetçik'e önemli bir manevi koruma sağlayacaktır.Kartalların mucizesiBir takım simgesine bu kadar mı lâyık olur, bravo!..Çarşamba gecesi İngiltere'de dünyanın en pahalı takımlarından Chelsea'yi perişan eden Kartallar'ı sevgi ve takdirle alkışladık.Beşiktaş'ın 100'üncü yılını destansı bir zaferle taçlandıran sporcuları, bize verdikleri gurur ve mutluluk nedeniyle kutluyor ve bağrımıza basıyoruz.Futbol artık spordan daha fazla şeyler ifade ediyor toplumların hayatında. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın galibiyetlerini izleyen günlerde iş veriminin arttığını gösteren ölçümler bu gerçeği kanıtlıyor.Sporda başarı, yetenek, istek, inanç, dayanıklılık, dayanışma ve disiplinin örgütlenmesidir. Futbolcularının toplam kontrat değeri 250 milyon dolar eden Chelsea'yi mütevazı Beşiktaş işte bu unsurların çarpımından çıkan mucize ile yendi.Bu mucizenin bütün hayatımızı değiştirecek çabalara örnek olmasını diliyoruz.
Türkiye nefesini tutmuş Ankara'da oturan yedi hakimin vereceği kararı bekliyor.Benzersiz bir durumla karşı karşıyayız: Bir genel seçim, on bir ay sonra iptal edilebilir mi?Yüksek Seçim Kurulu'nü oluşturan hakimlerden biri (adı bizde saklı) VATAN'a, bu sorunun cevabına ışık tutacak açıklamalar yaptı.Önlerine gelen sorunu çözmeye yönelik bir yasa maddesi bulunmadığını, o nedenle "hukuk yaratan" bir karar oluşturacaklarını söyledi.Kurulun üç seçeneği var:1. DEHAP hilesi seçimi mutlak geçersizliğe mahkûm etmiştir. Seçim iptal edilmeli..2. Sadece DEHAP oylan iptal edilerek yeni baraj rakamı ile yapılan hesaplama sonunda 66 DYP milletvekili meclise girmeli..3. "Seçim işlemleri bitmiştir" denilerek tüm iptal istemleri reddedilmeli..Açıklamayı yapan YSK üyesine göre her üç şık da ciddi ve haklı gerekçelere dayanıyor.Vicdanlarıyla bir karar oluştururken neye bakacaklar? Risk faktörlerine.YSK üyesi hakimin sözlerinde, kurulun risk faktörlerine bakışını açık eden anahtar cümleler yer alıyor. Belli ki daha önce aralarında konuşmuşlar:"Seçimlerin iptali veya DEHAP oylarının iptali yönünde karar verirsek, gerçekten kaos diyebileceğimiz sonuçlar ortaya çıkacak (...) Başvuruların reddi kararında ise meşruiyet tartışmaları devam edecek."Vicdanının sesini dinleyen bir hakim kaos seçeneklerine mi, yoksa meşruiyet tartışması gibi bir "ehven-i şer"e mi oy verir?Açıklama, YSK'nın iptal başvurularına ret kararı vermesinin daha ağırlıklı bir ihtimal olduğunu ortaya çıkarıyor.Şu itiraz yapılabilir: Meşruiyet tartışmaları da zamanla kaos doğurmaz mı?Elbette doğurur ama altı ay sonra yapılacak yerel seçimler bu tehlikeye set çekecek bir fırsattır. Gündemdeki tartışma, yerel seçimleri bir anlamda genel seçim taleplerini sınayan bir referanduma dönüştürecektir.AKP'nin oylarını artırması, en azından koruması 3 Kasım seçimlerini de onaylayacak, onun gerileyip muhalefet oylarının artması, erken genel seçim taleplerine, karşı durulması zor bir haklılık kazandıracaktır.Bizce gidiş şimdilik bu yöndedir.Yani Türkiye kaostan korunacaktır. Ama yerel seçimleri amacından saptırmanın bedelini ödeyerek..Sezer'e bir öneriCumhurbaşkanı Sezer, yeni yasama yılının açılışı nedeniyle dün uzun bir konuşma yaptı.Mecliste uyuklayanlar oldu. Konuşma neredeyse bir hükümet programı kapsamındaydı. Ama farkı vaatler sıralayan değil, güncel sorunlara akılcı çözümler gösteren, önemli bir konuşma olmasıydı.Sezer, halkın özlemlerine tercüman olan mesajlar verdi; yolsuzluktan partizanlığa, seçim sisteminden yargı reformuna, AB'den Irak olayına, ekonomiden eğitim ve YÖK sorununa kadar.Bizce çoğu ziyan oldu. Tarafsızlığı ile halkın güvenini kazanan Sezer, bu görüşlerini gündemin gerektirdiği yer ve zamanda açıklayarak kamuoyunun oluşumuna katkıda bulunmalıdır. Kişiliği, bunu ölçülü yapmaya yeterlidir.Cumhurbaşkanı "bayramlık ağız" olmamalı. Çünkü sorunları biriktirmek kördüğüm yaratıyor, çoklu mesajlar dert küpüne dönen ülkede çarçabuk kayboluyor.
Yargıtay'ın DEHAP kararı seçim sonuçlarını nasıl etkileyecek, başımıza ne dert açacak?Durduk yerde çıkan bu soru herkesi tedirgin etti. Çünkü bu aşamadan sonra bulunacak tüm çareler "beterin beteri" çözümlerdir.Yüksek Seçim Kurulu ne yapabilir?1. Seçimleri iptal edebilir. Bu, 90 günde yeni seçime gidilmesi demektir.2. DEHAP'ın oylarını geçersiz sayarak baraj rakamını değiştirir, AKP'nin 44, DYP'nin 22 milletvekilliğini iptal edip 66 DYP'li adayı meclise sokar. Bunun sonu da erken seçim. Çünkü AKP böyle bir durumda seçim kararı alacaklarını açıkladı.3. "İtiraz süresi geçti, hiçbir işlem yapmaya gerek yoktur" der. O zaman da meşruiyet tartışmaları ile gerginleşmiş bir dönem açılır önümüzde.Her durumda olan millete olacaktır.İşaretleri başladı bile. Dün Dolar ve faizde az da olsa bir yükseliş, borsada ise önemli bir düşüş yaşandı.Seçim kesinleşirse istikrar ne olacak?Şimdiden belli, arkasından "Geç buldum, çabuk kaybettim, hayat zindan oldu bana" diye ağıt yakacağız.Bu sorunu başımıza Yüksek Seçim Kurulu açü. Hukuk ve adalet tek rehber olsa başımıza böyle bir badire açılmazdı."Adalet mülkün (devletin) temelidir" sözünün önemini şimdi daha iyi anlıyoruz.Ok yaydan çıkmıştır. Artık önemli olan YSK tarafından verilmesi gereken son kararın savsaklanmaması ve belirsizlik faturasının büyütülmemesidir.Ama şartımızda ısrar ediyoruz:Sorunu yaratan kurul ve oyunu daha önce açıklamış olan bir başkan bu sorunu çözemez. Çünkü verecekleri kararın adaletine kimse inanmayacaktır.Bir an önce çekilsinler ve adaletine güven duyulan yeni bir YSK'nın oluşumuna fırsat versinler.İşkence bitiyorAdalet ve devlet kavramları, hiçbir dönemde bu kadar tahrip olmamıştı.356 bin İmarzede ailenin bir milyonu aşkın üyesi, üç aydan beri devletin garanti ettiği paralarını alacaklar mı, alamayacaklar mı; bunun kahırlı merakı içinde kıvranıyor.Hükümetten ne bir ses, ne bir nefes...Onları yeniden hayata bağlayacak bir umut lâzım. O nedenle VATAN bu alandaki çalışmaları ısrarla izledi ve elde ettiği haberi bugün manşetine taşıdı.Son anda bir değişiklik olmazsa İmar'da 15 milyar liraya kadar olan hesaplar tasfiye edilecek, daha yüksek mevduatı olanlara 15 milyar lira ön ödeme yapılacak.Bu ödemeden bono alanlar da yararlanacak. Bakiye borç 5 yıla yayılacak."Daha iyisi olabilirdi" diyen çıkabilir.Ama bu ödeme için 3 katrilyon liraya yakın para lâzım, bu bile dengeleri bozacak.Ayrıca, İmarzedelerin üçte ikisi bu ilk ödeme sonunda kurtarılmış olacak.Görüldüğü gibi mağdurların büyük çoğunluğu orta ve düşük gelir grubuna dahil vatandaşlardır. Hükümetin kurduğu denge doğru kabul edilebilir.Şimdi önemli olan, planın resmi olarak bir an önce açıklanması ve yüz binlerce insanın üç aydır çektiği işkenceye son verilmesidir.
Tek parti iktidarına dayalı umutlarımız çiçek açarken dallarında kavrulacak..Erken seçim çağrılarının rüzgârları esmeye başladıktan sonra, defalarca kanıtlanmıştır ki seçim yapılmadan güneş açmaz bu ülkede.DEHAP yöneticilerinin, partilerini seçime sokmak için hile yaptıklarına dair mahkûmiyet kararını Yargıtay 6. Ceza Dairesi dün oybirliği ile onayladı.Bu kararın sonuçları şimdi siyasi ve hukuki boyutlarda büyük tartışmalar yaratacaktır.Başımıza açılan karmaşanın sebebi bir kaza değil, seçimin güvenliğinden sorumlu olan yargı kurumu Yüksek Seçim Kurulu'nün ağır ihmali ve hizmet kusurudur."Tam kanunsuzluk" hali, seçimden 28 gün önce Yargıtay C. Başsavcılığınca resmen bildirildiği halde YSK görevini yapmayarak seçimi sakatlamıştır.Şimdi bu kurul oturup müsebbibi olduğu kaosa çözüm bulacak, öyle mi?Toptan istifa..Uzun lâfa hacet yok: Tufan Algan başkanlığındaki bu kurula artık güvenilemez.Çünkü Yargıtay Başsavcılığının "tam kanunsuzluk" diye adlandırdığı hile hakkında somut bilgi bulunmadığını söyleyip DEHAP'ı seçime sokan YSK'nın yanılgısı, temyizden çıkan dünkü kararla kesinleşmiştir.Bu durum bile YSK başkan ve üyelerinin toptan istifalan için yeter sebeptir. Kaldı ki seçimin kaderini belirleyecek olan YSK'nın Başkanı oyunu ne yönde kullanacak, bellidir:"Seçimin iptalini doğuracak bir karar kaos yaratır..."Bir hakime yakışmayan bu gafın ortalığı ayağa kaldırması üzerine Tufan Algan utangaç bir yalanlama yapü ama hiç inandırıcı olmadı.Bundan 12 gün önce bu sütunda şöyle bir çağrı yapmıştık:"Erdemli insanlar, kurumlan ve değerleri korumak için böyle zamanlarda kendilerini feda ederler. YSK Başkanı Algan istifa etmeyi ne zaman akıl edecek?"Dünkü karar nedeniyle bu çağrımızı, kurulun bütün üyelerini kapsayacak şekilde genişletiyor ve tekrarlıyorum.Yeni bir YSK..Yanlış üstüne doğru bir yapı kurulamaz. Türkiye'nin gündemine durduk yerde iki ucu pis bir değnek düşmüştür, ister istemez hukukla millet iradesinin çatışacağı tercihler karşımıza çıkacaktır."Tam kanunsuzluk" hali, seçimin iptalini gerektiriyor. Ama AKP'yi tek başına iktidara getiren oyları verilmemiş sayabilir miyiz?Bir alternatif de DEHAP seçime girmemiş gibi hesap yapılarak ülke barajını aşmak için gereken sayının indirilmesi ve bu sayede DYP'nin 66 milletvekili ile meclise sokulmasıdır.Yöneticileri hile yapmış ama DEHAP'ın aldığı 2 milyona yakın oyun bu partiye verilmemiş sayılması mümkün mü, adil mi?Hukuka dayanmayan demokrasi olmaz. Kararı kim ne derse desin bir yargı kurumu olan YSK verecektir.Ama bu YSK vermesin!
Bugün hiç kimsenin Atatürk'ü reddetmesi mümkün değildir. Kemalizm, Atatürkçülük bir tarafa, Atatürk'ün kendi şahsiyeti bir tarafa...Bu sözler TBMM Başkanı Arınç'a ait.AKP dizisini hazırlayan arkadaşımız Ruşen Çakır'a Annç "Bizim Mustafa Kemal Atatürk'le hiçbir sorunumuz olmadı" diyor.Sorunun, onu yerli yersiz istismar edenler ile kutsal değerleri, yani dini yerli yersiz istismar edenler arasında yaşandığını söylüyor.Ama konuşmasını, yazının en başına aldığım iki cümle ile noktalayınca "kafasındaki dünya görüşünü saklamak ihtiyacına düşmüş kişi" görünümüne giriyor."Atatürk bir tarafa, Atatürkçülük bir tarafa" ne demek?Tarihi şahsiyetler, yaptıklarıyla bir bütündür, bölünemez.İlke ve devrimleri, Atatürk'ün şahsiyetinden ayrılabilir mi?Diyelim ki ayırdı; Atatürkçülük, onun ilke ve devrimleri ise Bülent Arınç bunları "hangi tarafa koyuyor?Seç bakalım..Cevap vermesini kolaylaştırmak için Atatürk ilkelerini Atatürk'ün kendi sözleriyle biraz açalım:CUMHURİYETÇİLİK: "Artık bu devle tin ve bu milletin başında yalnız bir kuvvet vardır, o da hakimiyeti milliyedir.."MİLLİYETÇİLİK: "Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep aynı cevherin damarlarıdır.."LAİKLİK: "Biz dine saygı gösteririz. Biz sadece din işlerini, devlet ve millet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz.. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir.."HALKÇILIK: "Bizim görüşümüz, kuvvetin, kudretin, hakimiyetin, idarenin doğrudan doğruya halkın elinde bulundurulmasıdır.."DEVLETÇİLİK: "Ferdi gelişmenin engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin hududunu belirler.."DEVRİMCİLİK: "Biz büyük bir inkılâp yaptık, birçok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardı. Fırsat beklediklerini unutmamak lâzımdır.."Bilmek hakkımızTBMM Başkanı Arınç "Biz onu çok sevdiğimizi her gün (...) dile getirmek mecburiyetinde değiliz" demiş.Böyle bir mecburiyeti kim kime yüklüyor bilmiyoruz ama Meclis Başkanı'nın Atatürk ile Atatürkçülük'ü niçin böldüğünü öğrenmek ihtiyacındayız.Çünkü AKFJ herhangi bir parti değildir. Anayasa'yı tek başına değiştirecek güce sahip olmuş bir tek parti iktidandır.Bu sözde bir takıyye kokusu seziliyor.Bülent Arınç "Atatürk'ün yarısını sevmiyoruz" demenin risklerini aşmak için olmalı "Atatürk'ün yarısını seviyoruz" demeye getiren bir formül bulmuş.Ama bu formülün AKP'ye yönelik takıyye şüphelerini beslemekten başka bir işe yaramayacağını bilmek zorundadırlar.Bu lâf cambazlıkları bitmeli artık.Atatürk ve Atatürkçülük'ü niçin ayrı ayrı yerlere koyduklarını açıklamak borçlarıdır.Belki bu cesaret, yetiştikleri ortamların Atatürk karşıtı ikliminden gelen sorunlarını anlamalarına ve aşmalarına da yardımcı olur!
Ekonomide ve AB yolunda kararlı ve hızlı davranan bir iktidar, yıllarca özlemimiz oldu. 3 Kasım seçimlerinden çıkan tek parti iktidarı, bu özlemin dayandığı teşhisin doğruluğunu kanıtladı. Acemi, üstelik rejim kaygısı yaratacak şüphelerle malûl olduğu halde AKP iktidarı, Türkiye'nin gidişini değiştirdi. Enflasyonu yeneceğimize olan güvenimiz artmış, faizler düşerken büyüme yeniden canlanmış, AB'den üyelik müzakerelerine başlamak için tarih almanın alt yapısı neredeyse tamamlanmıştır. Toplumlar başarıyı korurlar. Nitekim Türk halkı da AKP iktidarının kusurlarını mesele yapmamaya, değişim iddiasını doğrulayan adımlan coşku ile karşılayıp teşvik etmeye özen gösteriyor. Meselâ iktidarın devletteki kadrolaşma çabalarını, laik eğitime alternatif üretme hilelerini eleştirirken ölçülü, fakat basanları överken cömert davranıyor. Bu tavır yanlış anlaşılmamalı. Güven daha tam kazanılmamıştır. Tayyip Erdoğan'ın "Biz değiştik" iddiası halâ "inşallah" destekli bir vaad niteliğindedir.Gerçek amaç ne?Meclis Başkanı Arınç, AKP'ye yönelik bu ihtiyatlı yaklaşımın pek de haksız olmadığını kanıtlayan bir konuşma yaptı dün. İstanbul'daki bir toplantıda "Karşımıza sürekli takıyye sözcüğü çıkmaktadır. İnsanlar gerçek amaçlarını saklamak ihtiyacını duymaktadırlar" dedi. Ne demek bu?. Arınç açıyor: "Anayasa'nın kalıpları içinde parti kurmaya, Partiler Kanunu'nun kalıpları içinde faaliyet göstermeye mecbursun. Siz kafanızdaki dünya görüşünü Anayasa'nın kalıpları içinde meşruiyet çerçevesine koyamadığınız sürece her gün sözlerinizle, davranışlarınızla bir samimiyetsizlik içinde olacaksınız.." Bülent Arınç bu sözlerle kimin zorluğunu anlatıyor? "Kişi, kendinden bilir işi" demişler. Arınç kaynaklı bu lâf kalabalığından yeterince açık bir itiraf çıkmaktadır: "Takıyye suçlamalarının baskısı altında takıyye yapmak zorunda kalıyoruz!"Maskeli siyasetŞimdi sormak lâzım Bülent Arınç'a: Takıyye baskısı, sizi hangi amaçlarınızı saklamak mecburiyetine sokuyor? Başbakan Erdoğan uluslararası zeminlerde "galiba gerçekten değişti" dedirtecek şeyler söyledi. Meselâ Ambrosetti Doruğu'nda "Atatürk öncülüğünde gerçekleştirdiğimiz cumhuriyet devrimlerinden bu yana kendimizi Avrupalı tanımlıyoruz. Türkiye'yi Avrupalı yapan, Avrupa'nın temsil ettiği değerleri, katılımcı demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, laikliği, düşünce ve vicdan özgürlüğünü benimsemesidir" demişti. Tayyip Erdoğan'a da sormak lâzım: Bu sözleri size aklınız ve değişime uğrayan inancınız mı söyletti yoksa Anayasa'nın kalıpları içinde görünme mecburiyetiniz mi? Siyaseti maskeli baloya çeviren takıyye illetinin suçlusu Anayasa değil, samimiyetsiz politikacılardır!