Yargıtay Başkanı Özkaya Adli Yıl'ın açılışında önemli mesajlar verdi.
Adalet özleminin gerçekleşmesi ve yolsuzluk batağının kurutulması da dahil, pek çok çözümün "yargı bağımsızlığı ile hakim güvencesi"nde yattığını belirten Eraslan Özkaya, hükümetin ve meclisin bu konudaki isteksizliğini "büyük talihsizlik" olarak niteledi.
Bu güvencelerin yargıya tanınmış bir ayncalık değil, hak ve adalete ulaşmanın tek yolu olduğunu söyledi.
Özkaya'nın konuşması, gerçekçi ve yapıcı tespitler ve öneriler içerdiği halde laiklikle ilgili yorumu, tören sonrası bir soru üzerine tedbirsizlik tuzağına düşen Başbakan Erdoğan'ın tepkisine hedef oldu.
Yargıtay Başkanı "Ne pahasına olursa olsun sınırsız din ve vicdan özgürlüğü isteyenlerle İslâmî devlet kurma heveslilerinin aynı amaçta birleştikleri kuşkusuzdur" dedi konuşmasında.
Bu görüş hakkındaki fikrini soran bir gazeteciye Başbakan şu cevabı verdi:
"Çirkin ve olumsuz bir yaklaşım... Din ve vicdan özgürlüğünü savunmak, hiçbir zaman din devleti kurmak değildir."
Erdoğan'ın çıkardığını söylediği eski Milli Görüş gömleğine yakışan militan bir sertlik, sözün özüne inmeyen bir acelecilik var bu tepkide. Laiklik, bütün olumlu değişimine rağmen Tayyip Erdoğan'ın "bam teli" olmaya devam ediyor.
Çünkü Yargıtay Başkanı, din ve vicdan özgürlüğünü savunmanın, demokrasinin temel değeri olan laikliğin emri olduğunu uzun uzun anlatmış, yanlışın "Ne pahasına olursa olsun sınırsız din ve vicdan özgürlüğü istemek" olduğunu belirtmiştir.
Bunun nesi çirkin ve olumsuz?
Demokrasiyi "Doğru ile yanlış, özgürlükle baskı, uzlaşma ile kavga arasında seçim yapma olanağı sunan gündelik bir plebisit" gibi algılayan anlayış var mı bugünün dünyasında?
Din özgürlüğü de diğer özgürlükler gibi başkalarının özgürlükleri ile sınırlıdır.
Sınırsız özgürlük yok.
Amerika, Fransa, Almanya niçin okullarda haç bulundurulmasını yasakladı?
İsviçre'de niçin öğretmenlerin başörtüsü takmaları yasaklandı? AİHM neden bu yasağın haklılığını onayladı?
Neyse, "acele işe şeytan karışır" sözü demek ki sınır ve sınıf tanımıyor!
Yeni Adli Yıl dileriz övünülecek ilerlemeler getirir.
Adalet ve atalet!
Anayasamıza göre seçimlerin yönetim ve denetiminden yargı organı sorumlu.
Yargı bu işlevini Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle yerine getiriyor.
3 Kasım seçimlerine sahte evrakla girdikleri gerekçesiyle DEHAP yöneticilerini mahkûm eden mahkeme kararına yapılan itiraz 11 Eylül'de Yargıtay'da ele alınacak.
Yargıtay itirazı reddedip mahkûmiyeti onaylarsa YSK önemli bir karar vermek zorunda kalacak.
YSK Başkanı Tufan Algan Tercüman'a özel demeç vermiş. Diyor ki:
"YSK seçimi iptal ederse milletvekillerinin hepsinin üyeliği 3 Kasım'dan itibaren düşer. Hükümet de düşer. Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı da düşecek. Bunun nasıl bir kaos yaratacağını düşünün..."
Bu açıklama, eskilerin "ihsas-re'y" dedikleri şeydir. Düşüncesini hissettirmedir, oyunu önceden belli etmedir. Böyle şey olur mu?
Bağımsız yargının görevi, adalet ülküsüne bağlı kalarak karar vermek, hakkı ve adaleti korumaktır.
Siyaseti belirsizlikten korumak adına atalet göstermek değil!
Bam teli laiklik
Yargıtay Başkanı Özkaya Adli Yıl'ın açılışında önemli mesajlar verdi.
Haberin Devamı

