Bill Clinton 21'inci yüzyılın kaderini büyük ölçüde Türkiye'nin kendisine biçeceği rolün belirleyeceğini söylemişti.
Bırakalım bu kadarını ama hiç değilse yeniden şekilleneceği belli olan kendi bölgemizde söz sahibi bir güç olma imkânını yitirmeyelim. Tarih ve güncel gerçekler bize bu rolü lâyık görüyor; mesele Türkiye'nin ulusal çıkarları nerededir, onu doğru saptayıp kozlarımızı doğru oynamak.
Hiçbir kaygı, tutku veya saplantı, ulusal çıkarlarımızın gösterdiği yönü karartmamalıdır.
Suudi Arabistan eski Petrol Bakanı Zeki Yamani "Bu savaş her şeyden önce Irak petrolleri için yapıldı. Amerika bölgeyi kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirecek" diyor. Yeni dünya düzeninin karar merkezi BM Güvenlik Konseyi değil, beğensek de beğenmesek de Beyaz Saray'dır.
BM'nin dışlanıp hakarete uğramasına veya aşırı askeri gücün adaletsizliği ile gelen vahşete baş kaldırabilirsiniz ama bunu yaparken bile bile kendinize zarar veremezsiniz.
Risk ne zaman büyür?
Amerika'nın Irak'ta ülkenin bütünlüğünü bozmadan vaat ettiği düzeni kurması, Türkiye'nin birincil menfaatidir. Bu menfaat riske sokulamaz, gerekirse bu uğurda fedakârlık yapılır. Neden?
Amerika'nın Irak'tan çekilmeye mecbur kalması, Kuzey'de bağımsız bir Kürt devletinin doğması demektir. Petrol ve su kaynaklarına sahip, Amerika ve israil dostu bu küçük devletin, çevre ülkelerde kendilerini ikinci sınıf vatandaş gibi gören insanlar için ne kadar etkileyici bir cazibe merkezi olacağını, bu etkinin ne gibi güvenlik sorunları yaratacağını iyi hesap etmek lâzım.
Mehmetçik'! asıl öyle bir durumda daha tehlikeli görevlerin bekleyeceğini görmek lazım.
Ordu Komutanlığı görevini devrederken Orgeneral Doğan "Çıkarlarımızın korunmasının, gerektiğinde sınır ötesi güç kullanmaktan geçtiğini biliyorum. Yeter ki Mehmetçik 'green card' peşinde koşarak ABD güçlerine kişisel çıkarlar için katılanlara benzemesin" diyerek kafaları karıştırdı.
Bu sözleri, Amerikan karşıtlığı şemsiyesi altındaki üç benzemez koalisyonuna sermaye olmayacak mı?
Dostluk değil menfaat
Çağdaş Fransız filozof Bernard Henry Levi, son NPQ Türkiye dergisinde çıkan mülakatında şöyle diyordu:
"Amerika'ya karşı duyulan nefretin üç totalitarizm arasındaki yapısal bağları oluşturduğunu görürüz: Faşizm, komünizm ve İslamcılık.. Anti Amerikancılık günümüzün en kötü sapkınlıklarını şekillendiren yapısal bir tutkudur."
Orgeneral Doğan, elbette bu koalisyonun değirmenine su taşımayı istemez, taraf olduğu bir polemiğin hasarını azaltmaya çalışırken belki kastını aşmıştır ama dedikleri bu çevrelerce kullanılacaktır.
Irak'ın istikrarını istemek ve buna katkıda bulunmak için Amerika'yı sevmek gerekmiyor, Irak'a komşu olmak yetiyor.
Komşuluk borcu
Bill Clinton 21'inci yüzyılın kaderini büyük ölçüde Türkiye'nin kendisine biçeceği rolün belirleyeceğini söylemişti
Haberin Devamı

