Ayıptır, günahtır!

6 Ağustos 2003

On binlerce insan İmar Bankası'nda batan parasını kurtaracağı müjdesini verecek bir haberi duymanın azaplı bekleyişi içinde geçiriyor günlerini.Bu insanların çoğu dullar, emekliler, yetimler.. Aylık gelirleri 300-400 milyon lira. Babadan, kocadan kalmış 10-15 milyar lirayı, gelirlerine destek olsun diye en yüksek faizi verdiğini ilân eden bankaya yatırmışlar.Yani onların yüksek faiz arayışı ihtiras değil, kelimenin tam anlamıyla ihtiyaç!Şimdi birçoğumuz "Bu kadar yüksek faiz veren bankanın riskli olduğunu bilmeleri gerekirdi. Kumar oynayan kazanır da, kaybeder de.." diyoruz.İyi ama bankacılık, kamu otoritesinin denetlediği, garanti ettiği bir alan değil mi?İmar Bankası yüksek faizle "gel gel" diyen reklâmları açık açık yapmadı mı?Kumar varsa, sorumlusu BDDK değil mi?Görev ihmalinin yarattığı mağduriyetleri gidermek devletin borcu değil mi?Gâvur eziyeti bitsinTüm mudilere, kayıtlı veya kayıt dışı ayırımı gözetilmeden paralarının ödenmesi, devlet olmanın sarfadır.Üstelik makul bir faizi de esirgemeden..Buna gelen itiraz şudur: "Bankayı batıranların, kendi adamları adına hayali hesaplar açtıklarından şüphe ediliyor. Suç işleyenlerin cebine bir de para mı konulsun?"Doğrudur.. BDDK yirmiden fazla bankaya el koydu ama kayıt dışı üç kâğıdı ile ilk kez karşılaşılıyor. Ama bu karambolda gol yememenin çaresi mağdurlara karanlığın işkencesini çektirmek değildir.Bilenlere danışılırsa çıkış bulunabilir: Meselâ BDDK bütün gücünü mudilerin listesini çıkarmaya yoğunlaştırsa, bilgisayar dökümünden şüpheliler kolaylıkla saptanabilir, işi, gücü, hatta adresi olmayanlar elenir.Biraz daha zaman alacaksa alsın..Çünkü asıl korku, kayıt dışı hesaplara para ödenmeyeceğidir. Banka kayda geçirdi mi, geçirmedi mi; bunu insanlar bilmiyor. O yüzden de herkes parasını kaybedeceği korkusunu yaşıyor.Bu da bir tür işkenceBDDK öncelikle, kayıtlı olsun olmasın bütün mudilerin faiz kaybına uğramadan paralarını alacaklarını duyurmalıdır.Ödemeler için biraz daha zaman istenirken de bunun, devleti soymak amacıyla yaratılmış sahte mudileri ayıklamak için gerektiği anlatılmalıdır.Devlet otoritesi bankanın hesabına rakam olarak bakıyor.Özellikle de on binler tutan küçük rakamların, mağduriyetle kararmış, ümitsizlik içinde kahrolmuş hayatları temsil ettiğini kimse düşünemiyor.Haydi düşünemiyor, Adana'nın 40 derece sıcağında banka önünde kayıt kuyruğuna girmiş, umutları ve onurları kırılmış yüzlerce insanın fotoğraflarını da mı görmüyor?Saygıdan vazgeçtik; merhamet de mi kalmadı?

Devamını Oku

Nerelere uzanıyor?

5 Ağustos 2003

Uzanlar'ın İmar Bankası'na para yatıranlar haftalardan beri kâbus görüyor, cehennem azabı çekiyor.Resmi kayıtlardaki mevduat 759 trilyon görünüyor ama kayıt dışı nıudiler nedeniyle bu miktarın en az 2-3 katına çıkacağından korkuluyor.Kayıt dışı mudilere paraları verilmese olmaz.Çünkü devlet kefil olmuş bir kere. Bankada üç kâğıt yapılıyorsa tasarruf sahibinin bunu bilmesine imkân yoktur. Zaten böyle bir suçun takibinden de kamu otoritesi sorumludur.Bu durum karşısında paralar verilse kimden çıkacak?Tabii ki krizde işini kaybetmiş, yoksullaşmış yığınların da içinde bulunduğu günahsız halktan çıkacak.Sonra Uzanlar'ın kayıtdışı mudiler arasına kendi adamlarını yerleştirdiklerine dair şüpheler var. Bu şüpheler yerindeyse kaç kişiyi yerleştirdiklerini, bunlara kaç liralık alacak yazdıklarını kim, nasıl ortaya çıkaracak? Bankayı batırdıkları yetmiyormuş gibi üstüne devletten birkaç yüz trilyon daha götürmeleri ihtimaline nasıl razı olunur?Kahramanlar atlamışİmar Bankası'nda çifte kayıtla ilgili ihbarı 2000 yılında SPK yapmıştı. Ama o dönemin şövalyeleri olan İçişleri Bakanı Tantan ve BDDK Başkanı Temizel, yolsuzlukların safari parkında kuş avlıyorlardı. Demek ki gazete ve TV'lerini acımasızca kullanan medya kaplanına dokunmaya cesaret edememişler.Olay bir ibrettir, dileriz herkese ders olur.Yakın zamana kadar gazete ve TV'lerini kılıç ve kalkan gibi kullanan medya patronlarının sağlıyor göründükleri koruma, muhteris insanları imrendiriyordu. Fakat bu olay, medyayı ahlâk dışı menfaatler için kullananların, aslında yaptıklarının düşecekleri uçurumu derinleştirmekten başka bir şey olmadığını kanıtladı.Kamu görevi yaparken riskten uzak durmaya çalışanlar da umarız geride kalanlara ibret olacaktır. Tabii bunu ancak, sebep oldukları devlet zararının hesabını yargıya vermeleri sağlayabilir.Dünya dar geliyorBir önemli ders de, yasadışı ve ahlâk dışı yollardan kazanılan paraların, saklanmak için artık dünyada yer bulamamasıdır.Uzanlar'ın Türkiye'de, Amerika'da, İngiltere ve Fransa'daki varlıklarına el kondu. Motorola'nın tedbir talebi İsviçre için de geçerliydi. Uzanlar itiraz etti ama temyiz başvurusunun İsviçre Yüksek Mahkemesi'nce reddi, kuşatmanın tamamlandığını gösteriyor.Demek ki global ekonominin güvenlik ağı, dokunulmaz coğrafya bırakmamıştır.Motorola'nın iddiasına göre Uzanlar'ın yalnız İsviçre'de 800 milyon dolar civarında paraları var.Bu büyük para, yapılan her şeyin planlı, hesaplı yürütüldüğünü gösteriyor.Tabii bir de "dur" demesi gerekenlerin yıllarca ya tehditle ya menfaatle susturulduklarını!

Devamını Oku

Sınırlara saygı

4 Ağustos 2003

AB üyeliği yolunda ilerlerken Türkiye kimlik değiştiriyor. Asker-siyaset ilişkilerini yeniden düzenliyor.Askerin siyaset üzerindeki rolü, Avrupa demokrasilerindeki örneklerine uygun biçimde geriletiliyor.MGK'nın yapısı ve işlevinde yapılan değişiklik gerçek bir reformdur.Askerler artık hükümet politikalarını MGK'daki ağırlıkları ile etkileme gücünden vazgeçecekler.Çok tuhaf ama bu duruma askerlerden çok, halkla iletişim kuramayan, onun güvenini hiçbir zaman alamayan, bu yüzden de siyasetin içinde yer alan bir orduyu, oyunun dışında kalmamak için tek şans sayan statükocu, baskıcı bazı sivil gruplar daha zor razı olacaklar gibi görünüyor.Daha önce "genç subaylar" kışkırtması ile ortalığı bulandıranların, AB normlarına uygun bir demokrasinin taşları döşenirken yola çok daha tehlikeli mayınlar döşemeye çalışmalarına herkes hazırlıklı olmalı.Hatalı zorlama..Anayasa değişiklikleri henüz onaydan çıkmadı. Bu nedenle MGK Genel Sekreterliği'ne bir yıl için yine asker atanmasını isteyen Genelkurmay Başkanı Özkök'ün önerisine Başbakan Erdoğan'ın "evet" demesi bu zeminde olumlu adımdır.Fakat AKP iktidarının Yüksek Askeri Şûra'da, irtica ve disiplinsizlik gerekçesiyle alınan ordudan ihraç kararlarına muhalefet şerhi koymayı sistematik hale getirmesi hata olmuştur.Anayasa bu kararları yargı denetimi dışında tutuyor. Daha önce ihraç edilen subayların Avrupa İnsanHakları Mahkemesi'ne açtıkları davalar reddedilmiştir.AİHM, disiplinin askerlikte temel olduğunu, buna aykırılık nedeniyle verilen cezanın "AİHM'nin adil yargı ile ilgili maddesine aykırı olmadığını" kabul ediyor fakat AKP iktidarı kabul edemiyor. Niçin?İktidar en azından şu soruyu kendine sormalıydı:Ordudan atılmış bir subayı yargı kararı ile geri almak zorunda bırakılan bir orduda disiplin sağlanabilir mi? Öyle bir ordu güçlü olabilir mi?Siyasi müdahale"Ordu siyasete müdahale etmesin..." Bu doğru ve gereği AB aşkına da olsa yapılıyor.Ama siyaset de orduya müdahale etmemelidir.Genelkurmay Başkanı zaten Başbakan'a bağlı. Genelkurmay Başkanlığı'na getirilecek kişiyi Bakanlar Kurulu belirliyor. O zaman askeri terfilerin ve disiplin dosyalarının görüşülüp karara bağlandığı YAŞ toplantısında Başbakan'in ne işi var?Hangi general terfiyi hak etmiş, hangi askeri personelin tardedilmesi gerekiyor?Başbakan hatta Milli Savunma Bakanı bunu bilemez. Oy kullanmak zorunda kaldığı zaman da kararını siyasi kaygılar belirler. İşte bu, siyasetin orduya müdahalesidir.Siyaset girmiş bir ordunun sebebiyet verdiği ulusal felâketler konusundaki dersleri, başka ulusların tarihlerinde aramaya ihtiyacımız yok!YAŞ toplantılarına baştan sona girerek Başbakan Erdoğan ne mesaj vermek istedi bilemiyoruz.Temenni edelim ki yaşadığı bu tecrübe, sivil siyasetçilerin YAŞ'ta yer almamaları gerektiği ilhamını ona vermiş olsun.

Devamını Oku

Ümit rüzgârları

3 Ağustos 2003

Ekonomide heyecan veren haberler havai fişek gibi ışıklar saçarak peş peşe patlıyor.Geçen hafta Türkiye'nin kredi notunun yükselmesinden sonra IMF 500 milyon dolarlık krediyi serbest bıraktı. Bunun yanında Türkiye'nin 2004 ve 2005 yıllarına ait borç ödemelerinden önemli bir kısmını erteledi.Karara eşlik eden mesaj, borç servisinde sağladığımız 11 milyar dolarlık imkân kadar değerli bir ödüldü.IMF Başkanı Köhler "Türkiye'nin çabaları, uluslararası kamuoyunun devamlı desteğini hak ediyor" dedi.Ve dün, enflasyondaki inişin süreklilik kazandığına inanmamızı sağlayan haber geldi:DİE, temmuz enflasyonunun toptan eşya fiyatlarında binde 5, tüketici fiyatlarında binde 4 gerilediğini açıkladı.Artık önümüzde endişelerin azalacağı, iyileşmelerin artacağı bir dönem var. Borçların çevrilmesiyle ilgili şüphelerden kurtulan piyasaların şimdi en önemli ve öncelikli sorunu yüksek faizdir.2000 Kasım krizinden önce enflasyon beklentisi yüzde 25'ler civarı idi ve Hazine Bonosu faizi yüzde 30'a kadar inmişti. Oysa bugün enflasyon beklentisi yüzde 20 olduğu halde faiz yüzde 46-47'dir.Bu soygundan kurtulmanın çaresini bulmak lâzım. Bunu da hükümet yapacak."2004 sonunda IMF'i kovacağız" türü popülist söylemler ve programa ters niyetlerle iktidar yanlış işler yaptı.IMF borçlarının bir kısmını erteleyen karar IMF ilişkilerinin süreceği anlamına geldiği için bu risk şimdi azalmıştır.iktidarın, istikrar programının içerdiği taahhütlere sadakatini vurgulayan her söz ve her adım, yüksek faizle ödediğimiz bedelin hafiflemesini sağlayacaktır.Büyümenin hızlanıp yatırım isteğinin artması ve işsizliğin azalması buna bağlıdır.Bir de ABD ile iyileşen ilişkileri, yeni bir tezkere krizi ile havaya uçurmamaya...Irak'a asker gönderme kararı, yalnız ulusal güvenliğimizi, bölgede etkili bir oyuncu olup olmamamızı değil, ekonomik geleceğimizi de etkileyecek.Irak'ın yeniden yapılanmasında sorumluluk almaktan kaçan bir Türkiye, düşmanları için korkutucu olmayan, müttefikleri için ise dostluğu işe yaramayan bir ülke durumuna düşecektir. Böyle bir kimlik asla olmamalı.İktidar, bütünü gören bir yönetim becerisi ister. AKP yanlış yapmasın..Niyet ve kısmetŞansın siyasetteki önemine inanmak lâzım. AKP çok şanslı bir iktidar..Türkiye iki öldürücü krizden kurtulup düze çıkmanın umudunu yakaladı.Bu fırsatın alt yapısını kim hazırladı?Devlet bankalarını siyasi amaçlarla kullanmanın kapısını kapayarak;Bankacılık sektörünün çürüklerini ayıklayıp Merkez Bankası'nın bağımsızlığını ve BDDK'nın özerkliğini kurumlaştırarak;Devlet yağmasını durduran cesur reformları hayata geçirerek Ecevit başkanlığındaki koalisyon hükümeti hazırladı.Gaza gelip seçim tuzağına düşmeselerdi bu hasadı kendileri toplayacaklardı.Onlar hatalarını sandıkta tasfiye edilerek öderlerken, Kemal Derviş'in "anahtar teslimi" oturmuş programı AKP'ye devroldu.Yani başarıyı kendilerinden bilmesinler.Yaptıkları hatalara rağmen bu program ürünlerini vermeye başlamıştır.Şanslarının değerini bilsinler, şükretsinler ve yardımcı olsunlar yeter!

Devamını Oku

Reform zamanı

2 Ağustos 2003

Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın, saygın bir din bilginidir.Aydın, Financial Times gazetesine verdiği demeçte Kur'an-ı Kerim'in türbandan söz etmediğini belirterek "Türban takmanın dinin gereği olup olmadığı bir yorum meselesidir" dedi.Bakan Aydın, din ve devlet işlerinin ayrıldığı Türkiye'de bile İslâm'ın reforma ihtiyacı olduğuna inandığını söyledi.Yüksek Askeri Şura toplantıları ile bağlantılı eşli davetlerin Başbakarîın türbanlı eşi yüzünden iptal edildiği günlere rastlaması, bu demecin önemini arttırıyor.Hükümetin Diyanetten Sorumlu Bakanı, devletin üst düzey ilişkilerini zedeleyen türban sorununa bir çözüm mü öneriyor?Hayır ama türbanlı eşlere doğru kararın ipuçlarını veriyor.Nedir bunlar?1. Kur'an-ı Kerim türbandan söz etmiyor;2. Başını örtmeye ihtiyaç duyup duymamak bir yorum sorunudur;3. Türkiye'de bile İslâm'ın reforma ihtiyacı var.AB'nin demokrasi kriterlerine uyum konusunda gösterdiği kararlılık AKP iktidarına yönelik şüpheleri çürüten cesur adımlardır.Fakat türbanlı eşler, o şüphelerin kaynağı olan hayalete yaşama şansı tanıyor.Hayaletin dinle bir ilgisi yok. Tersine dini yanlış algılamakla ve çağdaş toplumda güvensizlik yaratmakla ilgisi var.Mehmet Aydın türbanlı eşlere bir anlamda sorumluluk yüklüyor. Çünkü yorumu onlar yapacak:Kur'an, kadının kişiliğini, haysiyetini korumasını ister. Bu amaçta, İslâmiyetin doğuş döneminin aracı kullanılmıştır. Çünkü Arabistan'da İslâmdan önce de kadınlar örtünerek kendilerini koruyorlardı.Şimdi düşünmek lâzım.Kadının bugün kendini koruması için yol, örtünmesi ve tecrit olması mı, yoksa iyi eğitim alarak her alanda hayatı paylaşacak gücü, güveni kazanması mı?Türban takıntısı, okumayı, düşünmeyi ve zamana uymayı öneren dinimize haksızlıktır.Hocayı özlemişizErbakan Hoca çok ömür bir adam. Yasağının kalkması iyi oldu. Özlemişiz...Başbakan'in geçirdiği kazaya getirdiği yorum, Nasrettin Hoca'yı bile kıskandırır:"At, şahsiyetli bir atmış, üzerinde tutmadı!"Erbakan'in mizah anlayışını biliriz. Tayyip Erdoğan'a iktidar gücü veren insanları iğneliyor aslında, "O at kadar bile olamadınız" demek istiyor.Hele bir iddiası var ki evlere şenlik: "İkiz kulelere yapılan saldırı, Amerika'da çekilen bir filmin senaryosunun Amerikan istihbaratı tarafından uygulamaya konulmasıyla gerçekleşmiştir. İşte filmin kaseti!."Meselâ kasetini gösterdiği Hollywood filminin ikiz kuleleri patlatan teröristlere ilham vermiş olabileceği ihtimalinden söz etmiyor, emin olduğunu söylüyor.Filmi kafasındaki CIA komplosunun kanıtı sayıyor.Altınoluk'taki yazlığında film seyrederken dünya siyasetine de uyanıklığı ile katkıda bulunuyor!Allah ömür versin...

Devamını Oku

Uyum sorunlarımız

1 Ağustos 2003

Kemikleşmiş alışkanlıklarımız çağdaş normlara her alanda keçi inadıyla direniyor.Uyum paketleri vız geliyor, uyumsuz ve uygunsuz nüfusumuz hızla artıyor.Kaybettiğimizi göre göre, direnmenin beyhudeliğini bile bile, zaman zaman gülünç duruma düşmek pahasına saplantılarımızdan vazgeçemiyoruz.MGK'yı sivilleştiren devrim niteliğindeki Uyum Paketi meclisten neredeyse oybirliği ile geçti.Ama Cumhurbaşkanı'na atfedilen uyumsuzluk sorunu, onu meclisle yine karşı karşıya getireceği endişelerini besliyor.Kendi içindeki uyumu sağlayamamış bir yapı, AB ile uyum programını nasıl hayata geçirecek; herkes merak ediyor.Muhalif Batılı çevreler işte bu müzmin hastalığı yenemeyeceğimize inanıyor olmanın rahatlığı içinde "Yapın da görelim" diye dalga geçiyor.İptal çare mi, değilYüksek Askeri Şûra toplantılarının gelenek haline gelmiş iki akşam yemeği "türban sıkıntısı" yüzünden iptal edilmiş.Bu yemeklere davetliler eşleriyle geliyor. Başbakan, türbanlı eşini üst düzey protokol davetlerine götürmüyorsa da kararını ya bu davet için değiştirirse?Türkiye'nin AB'ye uyumunu sağlamak adına düne kadar "hayal" sayılacak reformlar gerçekleşiyor ama türban konusunda mevcut mecburiyetler ile gerçekler arasındaki uçuruma bir türlü çözüm uydurulamıyor.Zamana uyum konusunda özürlü bir iktidarımız var.Peki muhalefetimiz çok mu sağlıklı? Hayır, o da şartlara uyum konusunda özürlü.CHP kendine ettiPKK'nın tamamen bitmesi, Kuzey Irak'taki 5 bin silâhlı adamının tasfiye edilmesine bağlıdır. Bunların oradan sürülmesi konusunda Amerika ile uzlaşmaya varılmıştır.Planın zayiat maliyetini azaltmak amacıyla terörist eylemlere katılmamış militanlara af yerine geçecek bir yasanın çıkmasına Genelkurmay da "olur" vermiştir.Terör elebaşılarına hak tanımadığı halde CHP bu yasaya niçin muhalefet etti?AKP içinde MHP çizgisinde 40-50 milletvekili var deniliyor.Acaba PKK üstünden bunları tahrik ederek AKP'yi çatlatmak mı istediler?Eğer öyleyse kazdıkları kuyuya kendileri düşmüşlerdir. Çünkü bu uyumsuzluk CHP'ye -şimdilik- iki milletvekili kaybettirmiştir.Tedbir mi, geçiniz!Kural ihlâli uyumsuzluğun tipik göstergesidir ve biz, huyunu suyunu bilmediği bir ata kalabalık önünde binmeye kalkışan Başbakanımızdan başlayarak en basit kurallara bile meydan okuyor ve bedel ödüyoruz.Dün Adalet Bakanlığı Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi bahçesinde şüpheli paketler bulunduğu ihbar edildi.Birincisi patladı, etrafında adam olmadığı için cana zarar vermedi.İkincisinin üstüne bir polis ordusu üşüştü. Ne özel kıyafet, ne başka bir tedbir.Biri paketi kurcalar, öbürleri de ne çıkacağı merakı ile eğilmiş bakarken patlama oldu. İkisi ağır 17 görevli yaralandı. Terörden bunca çeken bir ülke, hem de uzman kadroları ile bu kadar mı unutkan olur? En basit güvenlik kurallarına bu kadar mı meydan okur?Yedi tane yetmeyecek. Daha çok Uyum Paketleri çıkarmamız lâzım, çoook!

Devamını Oku

Sessiz devrim

31 Temmuz 2003

Türkiye 7'nci Uyum Paketi ile AB üyeliği yolundaki en cesur, en etkileyici reformu gerçekleştirdi.Batı dünyasında övgü dolu yankılar uyandıran bu adıma en doğru teşhisi Los Angeles Times gazetesi koyuyor:"Türkiye AB'de yer edinmeye, ulusal geleneklerinden daha fazla değer verdiğini gösterdi. Parlamento, askerin siyaset üzerindeki gücünü azaltarak ülkenin AB macerasında önemli bir adım attı(...) Ordu, ülke genelinde AB'ye üye olma istekliliğinin farkında."Gerçekten de "bir sivilin MGK Genel Sekreteri olması" yolunu açan paketin içeriği, en önemli itirazı geçersiz hale getirecektir.Düne kadar "Türkiye demokratik değil, askeri cumhuriyettir. Avrupa'nın demokrasi normlarına uygun olmadığı için AB'ye giremez" diyenlerin artık tek kozu kalmıştır:"Uygulasınlar da görelim!"Bunu da görecekler.Dış basında MGK reformunun sanki askere rağmen gerçekleştiğine dair değerlendirmeler yer alıyor.Dün "Türkiye'de askerin evet demediği bir kararı sivil hükümet alamaz" diyenler şimdi "Reform askerlere rağmen yapıldı" diyorlar.Önyargıyla malûl bir çekişki değil mi?MGK'nın eski yapısı, askerlerin siyaset üstündeki etkisini abartan bir görüntü taşıyordu. Reformun sağladığı değişim, ordunun demokratik katılım işlevine belki daha uygar bir derinlik getirecektir.Çünkü iktidarlar bu zeminde askerlerden gelen eleştiri ve önerilere daha komplekssiz ve önyargısız bakma rahatlığı kazanacaktır.Yabancıların görmek istemediği Türkiye gerçeği şu: Askere nüfuzunu yasalar değil, halk katındaki itibarı sağlıyor.Reform asıl, siyaset sınıfının Türkiye'yi soyulan bir ülke olmaktan kurtararak saygınlık kazanması halinde gerçek hedefine ulaşacaktır.Düşe kalka olmaz!Attan düşen Başbakan'a geçmiş olsun.Onunla beraber, kaderini elinde tuttuğu Türk halkına da "geçmiş olsun" demek isterdim ama erken. Çünkü o tehlikeyi kırıksız, çıkıksız atlattıysa da millet için belirsizlik devam ediyor.Bu duyguyu bizde eski jokeylerden Sadi Harmanbaşı'nın sözleri uyandırdı:"Atın huysuzlandığını gördü, bir şeyler olduğunu anladı ama yiğitliğe b.. sürmemek için bindi."O ata binmek, Başbakan'ın göze almaması gereken bir riskti. Geçirdiği kaza, doğru kararı kendisinin veremediğini, danışmanı olabilecek kişilerin yardımından da yoksun kaldığını göstermiştir.Simdi düşünmez misiniz:Başbakan acaba başka hangi alanlarda hangi riskleri alıyor ve alacak?Dileriz Başbakan Erdoğan, üstünden atmayacağına emin olacağı atlara binmeyi bu sayede öğrenmiştir.Türkiye'nin bugün, gösteriş amaçlı riskleri değil, kaçınılmayacak sorumlulukların risklerini göze alacak liderlere ihtiyacı var.

Devamını Oku

At binenin

30 Temmuz 2003

AKP iktidarı muradına erdi. Ormanla ilgili Anayasa değişikliği hem büyük gelir hem büyük oy getirecek.Orman niteliğini kaybedip şehirleşen araziler ülke büyüklüğüne ulaşmış, 5 milyar metrekare kamu arazisinde 400 bin konut yapılmıştır. Bunları yıkmak şöyle dursun devlet buralara hizmet götürmüştür."Yıksan yıkılmaz, satsan satılmaz" açmazı bir şekilde kırılabilirdi.ANAP kurmaylarından Güneş Taner'in her kriz döneminde tekrarladığı çözümü AKP hayata geçirmeyi bildi.Ortasında 10 katlı belediye binası yükselen Sultanbeyli'yi yıkabilir misiniz? Yıkamazsınız. Ama hem oturanlardan parasını alabilir, hem de çarpık kentleşmeye "dur" deme fırsatını yakalayabilirsiniz.Eski iktidarların hayalini kurduğu bu işi AKP yaptı. Parsayı da o toplayacak.Diken üstünde oturan en az 400 bin aile şimdi tapulu güvenceye sahip olmak için istenen parayı ödeyecek, devlet de "25 milyar dolar" kaynak sağlayacaktır.Araziler büyük değer kazanacağı için "alan memnun" olacak, bu iyiliğin teşekkürü yerel seçimlerde oy olarak geri döneceği ve 25 milyar dolar iktidara büyük güç kazandıracağı için "satan da memnun" olacaktır.Ama iktidarın bu fırsatları yakalamak için gösterdiği cesareti, üstüne namus ve adalet değerlerini de ekleyerek uygulamaya taşıma borcu vardır:1. Takdir komisyonları iltimasa ve rüşvete açık yapıda kurulmamalıdır;2. Bu hak, orman yağmasının devamını tahrik etmemelidir.Hükümet ve belediyeler, arazi işgallerine ve kaçak yapılaşmaya artık seyirci kalmayacağını gösterirse en âlâ ama göstermezse şundan emin olabiliriz:Metrekaresi 10 dolar etmeyen arsaları dün bir anda 100 dolara yükselen profesyoneller "On yıl sonra yeni bir af mutlaka çıkar" düşüncesiyle ormanları oymaya, mola vermeden devam edeceklerdir.Kendin pişir kendin yeHer af, dürüst vatandaşlara karşı işlenmiş birer suçtur.Eski orman arazilerini işgalcilerine veren yasa yüzünden kirada oturan vatandaşlar, hatta ev sahibi olmak için binbir fedakârlığa katlanan milyonlarca insan, kamu arazisi işgal etmediğine pişman olacaktır.Yasa en az bunun kadar vahim bir başka adaletsizliğin ve siyasi ahlâk zaafıyetinin özrünü taşıyor.Çıkardığı yasa ile bir hükümetin kendi üyelerine menfaat sağlaması, siyasi etik ihlâli olmasının ötesinde, suçtur.İktidarda kendin pişir kendin ye olmaz!Maliye Bakanı'nın Beykoz'daki 50 dönümlük tapusuz arazisi altın değerine çıktı. Bakan bey bir anda "3 milyon dolarlık adam" oluverdi. Bu durumu "Takdiri ilâhi" diye açıklayamazlar.Petrol çıksa, define bulunsa tamam. Ama bu piyango "takdiri iktidar"dır.Siyasi ahlâk, bu arazinin yasallaşmasından doğacak rantı Maliye Bakanı'nın kuruşuna dokunmadan devlete devretmesini emreder.Ama bizde... Zenginin parası, züğürdün çenesini yorar. O kadar!

Devamını Oku