Terörle dans olmaz

20 Temmuz 2003

ABD Büyükelçisi Pearson'ın şu sözlerine olumlu bir anlam yüklemekte zorlandım.Büyükelçi, Hürriyet yazarı Sedat Ergin'e şöyle diyor: "Türk parlementosunun Eve Dönüş yasası ile ilgili kararını bekliyoruz. PKK ya teslim olacak ya da bunun alternatifini göğüsleyecek. Alternatif askeri güç kullanımıdır."İlk bakışta memnuniyet verici bir destek havası var. Ama biraz düşününce çelişki rahatsız edici boyutlarda kendini gösteriyor:Terörizm, kendi başına ve hiçbir şarta bağlı kalınmadan mücadele edilmesi gereken düşman değil midir Amerika için? ABD, Afganistan ve Irak rejimlerini yıkıp bu ülkeleri terörün başını ezmek gerekçesiyle işgal ermedi mi?O halde, terör örgütü olduğunu kabul ve ilân ettiği PKK-KADEK'in 5 bin militanı ile ABD'nin kontrol ettiği topraklardan Türkiye'ye tehdit yöneltmesine niçin seyirci kalıyor?Harekete geçmek için neden bir şeyler bekliyor?Sorulara devam..."Eve Dönüş yasası ile ilgili karan bekliyoruz" demek, teröre karşı harekete geçmek için şart öne sürmek anlamına gelmiyor mu?ABD doğrudan kendisine yönelen teröre başka, uzağındaki teröre başka gözle mi bakıyor?Böyle bir yaklaşım, terörü politikaya alet eden bir ilkellik ve adaletsizlik değil midir?ABD, tezkere kızgınlığının acısını çıkarma zaafı yüzünden terörle mücadele misyonunun inandırıcılığını zedelememelidir. Aksi halde Afganistan ve Irak'taki askeri başarılan sıfıra indiren ve bütün dünyaya kötülük olan bir tarihi yanlış yapılmış olur.PKK'ya karşı harekete geçmek için Türk parlamentosundan çıkacak pişmanlık yasasının kalitesini denetlemeye kalkışmak, ABD'yi müttefiklerini terbiye etmek için terör tehdidini bile araç olarak kullanan bir ülke konumuna sokar. Bu da sıfır itibar ve çok güvensizliktir.ABD'nin şevkiCHP lideri Deniz Baykal'ın sesine kulak vermek lâzım: "Amerika PKK-KADEK'i terör örgütü olarak kabul ediyor. Ama hiçbir ciddi önlem almıyor. Türk hükümeti, ABD'nin terör ötgütü kabul ettiği PKK'ya karşı, terör örgütü muamelesi yapılmasını istemelidir. Türkiye'nin kontrolünde El Kaide militanları olsa ABD ne yapar?"PKK'ya karşı harekete geçmekte bu kadar gecikmek bile ABD'nin terörizme karşı üstlendiği misyona zarar veriyor. ABD işgali altındaki Irak'ta, 30 bin insanın ölümünden sorumlu bir terör örgütünün barınmaya devam etmesine Washington akılcı ve onurlu bir açıklama bulamaz.Amerika bu lânetli gücü tasfiye ederek Türkiye'ye iyilik ermeyecek, dünyaya karşı verdiği taahhüdü yerine getirecektir.Büyükelçi "PKK'yı Türkiye'ye karşı kullanmak istediğimiz şeklindeki maksatlı ve gerçek dışı haberler şevkimizi kırıyor" diyor. Boş lâf bu.Süper güç Amerika'yı düşmanları mı yönetiyor?

Devamını Oku

Böylesi de var

19 Temmuz 2003

Türkiye'de her şey söylenir ama topa tutulan kötülükler nedense bir türlü yıkılmaz.İnsanlarda kaçma hissini biraz da bu yaratıyor.Ara sıra çıkan faziletli adamlar yüreklerimize biraz su serpse bile onların örnek davranışları, istisna olarak kalıyor.Cumhurbaşkanı Sezer Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özak'ı Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine seçti. Özak, CHP'nin yönetici görevler üstlenmemiş bir sade üyesi olduğu ve hemen partiden istifa ettiği halde bu seçim eleştiri konusu oldu.Bunun üzerine Özdemir Özak dün bir açıklama yaparak;1. Cumhurbaşkanı'nın ve Anayasa Mahkemesi'nin saygınlığı ve tarafsızlığı tartışma konusu olmasın,2. CHP de hak etmediği eleştirilere uğramasın diye görevi kabul etmediğini bildirdi.3. Haberi duyduğumda inanamadım. Bir hukukçunun ulaşmayı düşleyebileceği en seçkin görevlerden birini kabul etmemek için başka bir neden olmalıydı. Türkiye'nin sürüklendiği sorumsuz ve ahlâksız toplumsal duruşa böyle bir olayda iki tutum yakışırdı:Ya daha çok para getiren kurulu düzenini bozmak istememiştir;Veya hak, hukuk adına verilecek mücadelenin taşıdığı zorlukları gözü kesmemiştir!Ama hayır, yaptığım soruşturma, Özdemir Özak'ın bu küçük hesaplarla hareket ermediğini, samimi olduğunu ortaya koydu.Yani sonuçta içimizden böyle faziletli adamların çıkabileceğini öğrenmenin tesellisi dışında fazla bir şey kazanamadık.Acaba Özak'in verdiği ders, iktidara ve istifa etmemekte direnen Ulaştırma Bakanı Yıldırım'a ilham verir mi?Onlara bazı makamların saygınlık ve tarafsızlığını korumanın, kişisel ikbal hırsını tatmin etmekten daha önemli olduğunu, feragatin aptallık ve yenilgi değil erdem olduğunu hatırlatır mı?Olmayacak dua ama biz yine de "amin" diyelim!Yanlıştan dönüldüAdaletsizlik Türkiye'de devlet politikası sanki.Devlet vergi vermeyeni takip etmez, bütçesi açık verdiği zaman, daha önceden yakasına yapıştığı mükelleflere yeni faturalar çıkarır, onlan ezer.Bu kolaycılık, doğuracağı adaletsizliğe bakılmadan TEDAŞ tarafından da benimsendi. Bölgesel tarifelerin uygulanması kararı alındı. Yani kullandığı elektriğin parasını düzenli ödeyen aboneler, kaçak elektrik kullanan hırsızların ceremesini de ortaklaşa ödeyecekti.Güneydoğu'daki bir abone elektriği İstanbul'daki vatandaştan dört kat pahalıya kullanacaktı.Bu haksızlığa ilk tepkiyi VATAN gösterdi. "Böyle çözüm olmaz. Bunun, iki terörist barınıyor diye bütün bir köyün bombalanması yanlışından farkı yoktur" dedik.Hırsız yerine namuslu insanlan cezalandıran yeni tarifenin yürürlüğe sokulmayacağını sonunda Başbakan önce gün açıkladı. Diyarbakır'da bölgesel tarifelerin hükümetten geçmeyeceğine söz verdi.İktidar, halkın yüreğini ağzına getiren tarifenin mucitleri olan sivri akıllılara hesap sormayacak mı?

Devamını Oku

Korkmadan

18 Temmuz 2003

Yedinci Uyum Paketi, Türkiye'nin engeli olarak gösterilen en tartışmalı sorununa çözüm öngörüyor. Örneğin MGK'nın icrai yetkileri büyük ölçüde kısıtlanıyor, genel sekreteri sivilleştiriliyor.Sayıştay Yasası'nda yapılan bir değişiklik de askeri alımları Sayıştay denetimine açıyor.AB'ye girip çağdaş uygarlık ailesinin bir üyesi olacaksak, bu virajı aşmak zorundayız.Orduyu sivil iradenin tartışmasız emri altına sokacak bir sisteme geçince Türkiye'nin, bölücülük ve irtica gibi tehditlerle baş edemeyecek kadar zayıf düşüreceğine inanıyorsak AB sevdasından vazgeçmek gerekirdi.Kendimize güvenmek, her türlü şart altında Türk Silâhlı Kuvvetleri'nden beklenen görev ve sorumlulukların yerine getirileceğinden emin olmak zorundayız.Demokrasi, Türkiye'nin zaafı olarak görülemez. Unutmamak lâzım ki irtica ve bölücü terör, AB standartlarına sahip bir demokrasimiz vardı da onun sayesinde tehdit boyutuna gelmedi.Şu anda kafaları karıştıran şüphe, AB'ye duyulan güvensizlikten kaynaklanıyor: "AB, laiklik ve ülke bütünlüğü ile ilgili güvenceleri demokratik reform adına zayıflattıktan sonra ya Türkiye'yi ortada bırakırsa?"Ülkenin geleceği, vehimlere feda edilmemeli. Türkiye bağımsız bir ülkedir ve güvenlik ihtiyaçlarının doğuracağı yeni durumlara göre yeni yasalar yapacak meclisi her zaman olacaktır.Yedinci ve son uyum paketi, kuruntularla değil, ülkenin ufkunu açacak bilinç ve cesaretle tartışılmalı ve biçimlendirilmelidir.AKP'ye ilk faturaUlaştırma Bakanı hakkında CHP meclis soruşturması önergesi verdi.Olay, demokrasi ahlâkını icselleştirmemiş bir iktidarın nasıl adım adım girdaba kapıldığını gösteren bir örnek derstir. İbrettir.Bakan'in bugüne kadar çoktan istifa etmesi gerekirdi. Ama bizde iktidarların garip bir saplantısı var: Gazete yazdı diye bakan feda etmeyelim. Çünkü yol olur!Söyleyen yüzünden söyleteni korumak, iktidar için kumardır. AKP iddia ettiği gibi yolsuzlukların takipçisi olacaksa, VATAN'a teşekkür borçludur. Ama bu bilincin uzağında ise bedelini yine kendisi ödeyecektir. CHP önergesi ilk fatura..Beterinden koruyacak sığınak hâlâ istifadır!

Devamını Oku

Açıklansın!

17 Temmuz 2003

Tezkerenin hıncını almak için Amerikan yönetiminin daha ne kadar ileri gidebileceğini merak ediyorum.Süleymaniye rezaletinden sonra karşılıklı üzüntü beyan eden Türk ve Amerikan mutabakatı bizim için teselli niteliğini kaybetti.Çünkü ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in Başbakan Erdoğan'a gönderdiği 14 Temmuz tarihli mektup dostlukla bağdaştınlamaz.Amerikalı bakanın Türkiye'deki eşitini değil de doğrudan Başbakan'ı muhatap almakla nezaket kurallarını çiğnemesi önemsiz değildir. Ama burada kötü niyetle yapıldığını düşündüren daha önemli bir yanlış vardır.Rumsfeld şöyle diyor: "Gözaltı olayı, Türk askerlerinin Kerkük Valisi ve önde gelen Kürt liderlerine suikast hazırlığı içinde oldukları, aramızdaki anlaşmaya aykırı olarak Türkmenleri silâhlandırdıkları yönünde somut kanıtlar üzerine bizim onayımızla gerçekleşti."Müttefike yakışmazDaha önce de yazdığımız gibi Irak, cadı kazanı ve can pazarı durumundadır. İki ülke ilişkilerinin bozulmasından menfaat uman güçler her gün yeni bir tahrik yapabilir. Stratejik ortak ilişkisi, ciddiye alınan bir ihbardan Türkiye'nin hemen haberdar edilmesini gerektirirdi.Milyonda bir ihtimalle ihbarda doğruluk payı varsa, operasyon deşifre olduğu için iptal edilir, sorun 50 yıllık dostluk tahrip edilmeden halledilebilirdi.Amerika bunu yapmadığı gibi askeri alanda uyguladığı kaba tavrını diplomasisine de yansıtmıştır.ABD Savunma Bakanı, Türk askerini Türkiye'nin Başbakanı'na adeta jurnal etmiştir.Tahrik peşinde mi?Dün Radikal'de Murat Yetkin haklı olarak şu soruyu soruyordu:"Acaba (ABD) hükümete 'Orada sizin bilmediğiniz işler dönüyor' mesajı vererek Ankara'daki asker-siyaset gerilimi üzerine mi gidiyor?" Hükümet, basına yarım yamalak sızan Rumsfeld'in mektubunu açıklamalıdır.Ulusun onuruna düşkünlüğü hükümet için engel değil, ilişkilerde dayanacağı en sağlam güçtür. Halkın tepkisinden korkulmamalı, asıl o gücü kullanmamanın yaratacağı sonuçlardan korkulmalıdır.Johnson'un İnönü'ye mektubu gizli kalsaydı ve o tehditler cevapsız kalsaydı, başımıza çok daha önce çuval geçirirlerdi!

Devamını Oku

Pişkinlik rekoru!

16 Temmuz 2003

Ama daha işin başında Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım bu iddiayı denizin dibine batırdı. Devlete ait Ankara feribotunun 24 yaşındaki oğlunun gemi almasına 200 bin Euro borç vererek yardımcı olan Santour firmasına ihalesiz olarak kiralanmasını sağlayarak yaptı bu yanlışı.Buna devlet gemisini yüzdürmek mi, yoksa milletin derisini yüzmek mi denir?Acaba Başbakan Erdoğan, yolsuzluklara damardan girmekte kullandığı iğneyi biraz da kendilerine batırmayı düşünmez mi?Çünkü bu zahmeti göze almak için yeterli kanıt birikmiştir. AKP Genel Başkan Yardımcısı Fırat "İster bakanımız olsun, ister olmasın, yolsuzluğa karışmışsa, gözümüz olsa çıkarırız" diyor.Bunca kanıta rağmen hâlâ lodos fırtınasına yakalanmış gemi gibi sallanmak, çarşının gözünü çıkarmak değil mi?Leş gibi kokuyorBakan'ın oğlu Erkan Yıldırım'a 1,5 trilyon liraya mal olan ve alnına "Derin Deniz" yazılan gemi için 200 bin Euro borç veren San-tour'a Bakan'ın "teşekkür borcu" bir hafta içinde ödendi. Devlete ait Ankara gemisi "personel maaşları devletten" kıyak şartı ile Santour'a kiralandı. Ve bu işin en kârlı hattında çalışmaya başlayan geminin böğrüne "Sancak Line" damgası vuruldu.Bu, bütün milleti aptal yerine koyan bir cüretkârlıktı. VATAN'ın projektörleri suçüstü halini yakalayınca Bakan Yıldırım, Santour ve Sancak Line ile hiçbir ilgisi olmadığını iddia etti.VATAN da bu iddiayı dün şirketlerin kendi faaliyetleriyle belgeli kanıtlar göstererek çürüttü.AKP'nin Türkiye'yi tam üye yapmaya çalıştığı AB ülkelerinde bu tür bir ilişkinin değil kanıtları, kokusu bile çıksa o bakan koltuğunda bir gün bile oturamaz.Burada ise bir leş duruyor, iktidar hâlâ bakıyor.İstifa veya istifadeİstifa denilen kurum, demokrasilerin erdemidir. İstifa yoksa istifade vardır. Hükümetin ülkeye karşı sorumlulukları, bir bakanın çıkarına feda edilemez. Ediliyorsa bu yolsuzluk bireysel olmaktan çıkar ve iktidarın ortak yüz karası haline dönüşür.Başbakan Erdoğan eğer, istifa erdemini unutan bakanına bunu hatırlatmayı hükümeti için yenilgi sayarak geciktiriyorsa şunu bilmelidir:İstifasız geçen her gün, iktidar için yeni bir yenilgidir.Geçmiş yolsuzluklar için araştırma komisyonları kuran AKP bunu ahlâk adına, devlet soygunlarına son vermek adına yapıyorsa inandırıcı olmak zorundadır. Ecevit'i bile Yüce Divan'a göndermeyi düşünenlerin ondan bile namuslu olmaları gerekmez mi?Çıkar ilişkileri kanıtlanmış bir bakanı feda edemeyen zihniyet millete bu güveni verebilir mi?Atalarımız "Elin gözündeki çöpü görür de kendi gözündeki merteği görmez" demişler.Hadi, gözleri yakını görmüyor; burunları da mı koku almıyor?

Devamını Oku

Askerî tamirat

15 Temmuz 2003

Süleymaniye rezaletini araştıran Türk ve Amerikan heyetlerinin çalışması "Hiçten iyi" denebilecek bir açıklama ile sonuçlandı.Ortak metinden anlaşıldığına göre Türk tarafı Amerikalılara "Yaptığınız şey, baştan sona bir müttefike reva görülmeyecek muameleydi" demiş, Amerikan tarafı da "Bize rapor edilen gizli faaliyetin devamına razı olamazdık" diye karşılık vermiş.Şu bölüm önemli: "Her iki taraf, müttefikler arasında vuku bulan bu olayı ve Türk askerlerinin gözaltında maruz kaldıkları muameleyi üzüntü ile karşılamıştır."Görüldüğü gibi ortada özür, mözür yok. Amerika'nın "müdahale yerinde, sadece yöntemi yakışıksız olmuş" anlamı çıkacak bir çizgide direndiği görülüyor."Çık" diyen yok..Buradan yola çıkılarak da bu gibi olayların tekrarını önlemek amacıyla her türlü bilginin paylaşılması, işbirliği ve koordinasyonun daha geliştirilmesi için ek tedbirler alınmasının kararlaştırıldığı belirtiliyor.Askerlerimizin hedef olduğu muamele o kadar haksız ve çirkin ki, özür de tamir edemezdi.Fakat üzüntü beyanı ve Amerika'nın Kuzey Irak'ta Türk askeri istemediği konusundaki talebini bu görüşmelerde resmileştireceği haberlerinin doğru çıkmaması "bardağın yarısı dolu" dedirtecek gerçekleşmelerdir.Türkiye yeni Irak'ın oluşumunda denklem dışı kalmıştır ama hiç değilse PKK'nın buradaki faaliyetini izleme ve gerektiğinde müdahale etme olanaklarını kaybetmemiştir.Teröre karşı birlikKuzey Irak'ta 5 bine yakın PKK militanı barınıyor. Bu silâhlı gücün tasfiye edilmesi Türkiye'nin ve ABD'nin ortak menfaatidir. Süleymaniye olayından çıkan ders, Kuzey Irak'taki PKK gücünün tasfiyesi konusunda bir süredir ihmal edilen diyalogun tekrar canlandırılmasını sağlayabilmelidir.Chicago Tribüne Gazetesi, Amerikan denetimindeki bölgeden Türkiye'ye yönelecek terörist saldırıların Bush yönetimi için utanç verici olacağını yazdı.Ankara Amerikan yönetimine sorumluluğunu, bu Amerikan gazetesi kadar güçlü ifadelerle hatırlatmalıdır.

Devamını Oku

Erken uyarı

14 Temmuz 2003

Avrupa Birliği'ne üyelik konusunda güvendiğimiz dağlara kar mı yağıyor?Dönem başkanı İtalya'nın AB'den sorumlu bakanı Rocco Buttigione'nin VATAN'da dün çıkan demeci, "Türkiye'nin tam üyeliğine inanmıyorum" diyen Verheugen'in sözlerinden daha fazla ciddiye alınmalı. Çünkü Akdenizli olarak İtalya AB yolunda Türkiye'ye bugüne kadar hep samimi destekler vermiş bir ülkedir.İtalyan bakan, Türkiye tüm kriterleri yerine getirip müzakere tarihi istemeye hak kazandığı gün muhataplarımızın "Biraz daha bekleyin" veya "Size özel bir statü verelim" demek için ortaya koyacakları gerekçeyi şimdiden seslendiriyor. İş işten geçmeden söyledikleriyle bize iyilik yapıyor:"Türkler AB'ye girince bir askeri darbe olursa ne yaparız? Ya da radikal İslam, ülkeyi kontrol altına alırsa?.. Bu tehlikeler ortadan kalkmış değil."CHP niye kaçıyor?Ordu ile ilgili kaygıları Orgeneral Özkök'ün hakaret sayması, "Darbe sözünün bu çatının (Genelkurmay çatısı) altında telâffuz edilmesini bile istemiyorum" demesi bizim için güvencedir ama Batı daha güçlü garantiler istiyor.Yedinci Uyum Paketi de onlan tatmin etmeyecektir.Siyasetin, hem AB'yi tatmin edecek hem de laik rejime yönelik tehditlere karşı sigortaları zayıflatmayacak bir yapıyı kurma yaratıcılığını göstermesi gerekiyor.Bu ancak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin laik ve demokratik cumhuriyeti koruma ve kollama konusundaki yeminli taahhüdüne MGK'da siyasi kimlikli bir ortak bulunması ile mümkün olabilir.Çare, MGK Genel Sekreteri'nin sivilleştirilmesiyle birlikte ana muhalefet liderinin de MGK üyesi yapılmasıdır. Çünkü o zaman hükümet icraatına yönelecek eleştiri ve tavsiyeler, siyasi kimlikli sözcüler bulacaktır.CHP'nin böyle bir sorumluluğa talip olmaktan ısrarla kaçınmasına anlam veremiyorum.AKP şüphe çekiyorAKP iktidarı, AB'ye gerçekten inanıyorsa, İtalyan bakanın endişelerinden kendine pay çıkarmak zorundadır.AKP'de devlet kadrolarını ele geçirme konusunda aşırı bir çaba gözleniyor. Dolandırıcılık, hırsızlık ve tecavüz gibi suçlardan 65 dosyası bulunan bir kişinin sırf "bizdendir" diye Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başına getirilmesi, kötü niyetin suçüstü yakalanmasıdır.Ulaştırma Bakanı Yıldırım "Geçmişini araştırmadık" diyor. Bu savunma değil itiraftır. Medya yakalamasaydı ne olacaktı?İktidar aynı şeyi YÖK'te yapıyor. Türban, sessiz ve derinden mesafe alıyor.İktidar bu yanlış politikalarla "AKP'nin niyeti bozuk. Sağlayacağı özgürlüklerden yararlanarak hayal ettikleri düzeni kurmak için AB'yi istiyorlar" propagandasına düzenli malzeme veriyor.Bu endişenin dışardan bile sezilmesi ve seslendirilmesi acaba işe yarar mı?

Devamını Oku

Kimin parası

13 Temmuz 2003

Devlet neden yaralı bir balinaya benziyor? Niçin iki yakası bir araya gelmiyor? Neden sürekli adaletsizliğinden şikâyet ediliyor?Bunun bir cevabını, kamu işçileri adına yapılan ücret pazarlığında bulmak mümkündür.Devletle sendikalar arasında yapılan görüşmeler 435 bin işçiyi kapsıyor. Hükümet ilk 6 aylık dönem için kabul edeceği ücret zammında yüzde 5'e kadar çıktı. Sendikalar da yüzde 10'dan 8'e kadar indi. Pazarlık bu hafta ya bağlanacak veya dananın kuyruğu kopacak.Kimse sormuyor: Neden kamuya ait işletmelerde çalışan bütün işçilerin ücretleri eşit oranda artıyor? Kâr eden şirketle zarar eden arasında fark gözetilmezse, yani verim özendirilmez, ödüllendirilmezse bu başarısızlığa davetiye olmaz mı? Haksızlık olmaz mı?Çünkü kâr üreten şirket ücret farkını kendisi ödeyecektir. Ya zarar edenler? Onlarınkini krizden küçülmüş mağdurlarıyla, işsizleriyle millet ödeyecektir.Krizde yüz binlerce özel sektör çalışanı, hem de çoğu meslek sahibi, okumuş gençler işlerini kaybederken kamuda çalışanlar, sanki başka bir ülkenin insanı gibi yaşamaya, vakti gelince zamlarını almaya devam ettiler.Hükümet hiç değilse toplu sözleşmeleri artık işletme bazında ayırmaya sendikaları razı ermelidir. İşçilerin "birlikten doğan güç"ü adalete boyun eğdiren sonuçlar getirmemelidir.Şimdiye kadar bu oldu. Sonuç, emir aldığı şef ve müdürlerinden daha fazla maaş alan vasıfsız işçilerdir.Sendikalar isterken insaflı, iktidar da verirken sorumlu ve kararlı davranmalı, pazarlık kamuda çalışanlar arasındaki eşitsizliği daha fazla büyütmeden bu hafta bağlanmalıdır.Yutacak mıyız?AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen'e hükümet çok sert bir tepki göstermeliydi.Biz 2004 sonundaki randevuya yetişmek için harıl harıl çalışırken adam "Türkiye'nin tam üyeliğine inanmıyorum, tam üyelik dışında bir çözüm bulalım" diyor fakat Ankara'dan çıt çıkmıyor.Bu durumu hükümetin soğukkanlılığına mı, yoksa algılama yavaşlığına mı yormak lâzım?Elbette AB zirvesinde verilmiş karardan dönmek söz konusu olamaz. Ama bu "çıkıntılıklar" Türkiye'nin hızını ve hevesini kesecek sabotaj girişimleridir ve kabul edilemez!Türkiye'de gerçekleşen reformlar genellikle, bugünkü iç ve dış güvenlik sorunlarımızın AB üyesi olduktan sonra önemini kaybedeceği hesabına dayanıyor.Verheugen'in densizliği şimdi AB'ye inananların bile aklına kurt düşürecektir: "Reformları yaptıktan sonra bizi sipsivri ortada bırakırlarsa!." Komiser Verheugen bu endişeyi tahrik ederek AB yolunu Türkiye'nin iç dinamikleriyle mi kesmek istiyor?Hükümet niçin susuyor?

Devamını Oku