Devlet neden yaralı bir balinaya benziyor? Niçin iki yakası bir araya gelmiyor? Neden sürekli adaletsizliğinden şikâyet ediliyor?
Bunun bir cevabını, kamu işçileri adına yapılan ücret pazarlığında bulmak mümkündür.
Devletle sendikalar arasında yapılan görüşmeler 435 bin işçiyi kapsıyor. Hükümet ilk 6 aylık dönem için kabul edeceği ücret zammında yüzde 5'e kadar çıktı. Sendikalar da yüzde 10'dan 8'e kadar indi. Pazarlık bu hafta ya bağlanacak veya dananın kuyruğu kopacak.
Kimse sormuyor: Neden kamuya ait işletmelerde çalışan bütün işçilerin ücretleri eşit oranda artıyor? Kâr eden şirketle zarar eden arasında fark gözetilmezse, yani verim özendirilmez, ödüllendirilmezse bu başarısızlığa davetiye olmaz mı? Haksızlık olmaz mı?
Çünkü kâr üreten şirket ücret farkını kendisi ödeyecektir. Ya zarar edenler? Onlarınkini krizden küçülmüş mağdurlarıyla, işsizleriyle millet ödeyecektir.
Krizde yüz binlerce özel sektör çalışanı, hem de çoğu meslek sahibi, okumuş gençler işlerini kaybederken kamuda çalışanlar, sanki başka bir ülkenin insanı gibi yaşamaya, vakti gelince zamlarını almaya devam ettiler.
Hükümet hiç değilse toplu sözleşmeleri artık işletme bazında ayırmaya sendikaları razı ermelidir. İşçilerin "birlikten doğan güç"ü adalete boyun eğdiren sonuçlar getirmemelidir.
Şimdiye kadar bu oldu. Sonuç, emir aldığı şef ve müdürlerinden daha fazla maaş alan vasıfsız işçilerdir.
Sendikalar isterken insaflı, iktidar da verirken sorumlu ve kararlı davranmalı, pazarlık kamuda çalışanlar arasındaki eşitsizliği daha fazla büyütmeden bu hafta bağlanmalıdır.
Yutacak mıyız?
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen'e hükümet çok sert bir tepki göstermeliydi.
Biz 2004 sonundaki randevuya yetişmek için harıl harıl çalışırken adam "Türkiye'nin tam üyeliğine inanmıyorum, tam üyelik dışında bir çözüm bulalım" diyor fakat Ankara'dan çıt çıkmıyor.
Bu durumu hükümetin soğukkanlılığına mı, yoksa algılama yavaşlığına mı yormak lâzım?
Elbette AB zirvesinde verilmiş karardan dönmek söz konusu olamaz. Ama bu "çıkıntılıklar" Türkiye'nin hızını ve hevesini kesecek sabotaj girişimleridir ve kabul edilemez!
Türkiye'de gerçekleşen reformlar genellikle, bugünkü iç ve dış güvenlik sorunlarımızın AB üyesi olduktan sonra önemini kaybedeceği hesabına dayanıyor.
Verheugen'in densizliği şimdi AB'ye inananların bile aklına kurt düşürecektir: "Reformları yaptıktan sonra bizi sipsivri ortada bırakırlarsa!." Komiser Verheugen bu endişeyi tahrik ederek AB yolunu Türkiye'nin iç dinamikleriyle mi kesmek istiyor?
Hükümet niçin susuyor?
Kimin parası
Devlet neden yaralı bir balinaya benziyor? Niçin iki yakası bir araya gelmiyor? Neden sürekli adaletsizliğinden şikâyet ediliyor?
Haberin Devamı

