Avrupa Birliği'ne üyelik konusunda güvendiğimiz dağlara kar mı yağıyor?
Dönem başkanı İtalya'nın AB'den sorumlu bakanı Rocco Buttigione'nin VATAN'da dün çıkan demeci, "Türkiye'nin tam üyeliğine inanmıyorum" diyen Verheugen'in sözlerinden daha fazla ciddiye alınmalı. Çünkü Akdenizli olarak İtalya AB yolunda Türkiye'ye bugüne kadar hep samimi destekler vermiş bir ülkedir.
İtalyan bakan, Türkiye tüm kriterleri yerine getirip müzakere tarihi istemeye hak kazandığı gün muhataplarımızın "Biraz daha bekleyin" veya "Size özel bir statü verelim" demek için ortaya koyacakları gerekçeyi şimdiden seslendiriyor. İş işten geçmeden söyledikleriyle bize iyilik yapıyor:
"Türkler AB'ye girince bir askeri darbe olursa ne yaparız? Ya da radikal İslam, ülkeyi kontrol altına alırsa?.. Bu tehlikeler ortadan kalkmış değil."
CHP niye kaçıyor?
Ordu ile ilgili kaygıları Orgeneral Özkök'ün hakaret sayması, "Darbe sözünün bu çatının (Genelkurmay çatısı) altında telâffuz edilmesini bile istemiyorum" demesi bizim için güvencedir ama Batı daha güçlü garantiler istiyor.
Yedinci Uyum Paketi de onlan tatmin etmeyecektir.
Siyasetin, hem AB'yi tatmin edecek hem de laik rejime yönelik tehditlere karşı sigortaları zayıflatmayacak bir yapıyı kurma yaratıcılığını göstermesi gerekiyor.
Bu ancak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin laik ve demokratik cumhuriyeti koruma ve kollama konusundaki yeminli taahhüdüne MGK'da siyasi kimlikli bir ortak bulunması ile mümkün olabilir.
Çare, MGK Genel Sekreteri'nin sivilleştirilmesiyle birlikte ana muhalefet liderinin de MGK üyesi yapılmasıdır. Çünkü o zaman hükümet icraatına yönelecek eleştiri ve tavsiyeler, siyasi kimlikli sözcüler bulacaktır.
CHP'nin böyle bir sorumluluğa talip olmaktan ısrarla kaçınmasına anlam veremiyorum.
AKP şüphe çekiyor
AKP iktidarı, AB'ye gerçekten inanıyorsa, İtalyan bakanın endişelerinden kendine pay çıkarmak zorundadır.
AKP'de devlet kadrolarını ele geçirme konusunda aşırı bir çaba gözleniyor. Dolandırıcılık, hırsızlık ve tecavüz gibi suçlardan 65 dosyası bulunan bir kişinin sırf "bizdendir" diye Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başına getirilmesi, kötü niyetin suçüstü yakalanmasıdır.
Ulaştırma Bakanı Yıldırım "Geçmişini araştırmadık" diyor. Bu savunma değil itiraftır. Medya yakalamasaydı ne olacaktı?
İktidar aynı şeyi YÖK'te yapıyor. Türban, sessiz ve derinden mesafe alıyor.
İktidar bu yanlış politikalarla "AKP'nin niyeti bozuk. Sağlayacağı özgürlüklerden yararlanarak hayal ettikleri düzeni kurmak için AB'yi istiyorlar" propagandasına düzenli malzeme veriyor.
Bu endişenin dışardan bile sezilmesi ve seslendirilmesi acaba işe yarar mı?
Erken uyarı
Avrupa Birliği'ne üyelik konusunda güvendiğimiz dağlara kar mı yağıyor? Dönem başkanı İtalya'nın AB'den sorumlu bakanı Rocco Buttigione'nin VATAN'da dün çıkan demeci, "Türkiye'nin tam üyeliğine inanmıyorum" diyen Verheugen'in sözlerinden daha fazla ciddiye alınmalı
Haberin Devamı

