Sıkı dursunlar!

29 Temmuz 2003

Bütün iktidarların hastalığı aynı. Hepsi hazırlığını tam yapmadan bir hedef koyuyorlar kendilerine, "istim arkadan gelsin" diyorlar.Bekledikleri olmayınca tren yolda kalıyor.İç meselelerde telâfi imkânı yaratılsa bile dış politika sorunlarında bu yüzden açılan yaraların kapanması kolay olmuyor.Tezkere kazası, başımızdan geçen son kötü tecrübedir.Hükümetin Irak'taki istikrar gücüne asker vermeye istek göstermesi, Türk-ABD ilişkilerindeki hasarı tamir etme niyetinin hamlesi oldu.Irak'taki direniş yüzünden her gün kayıpları artan Amerika'nın asker desteğine muhtaç durumda bulunması Ankara'ya fırsat yaratmıştır.Fakat gelen haberler hükümetin gerek kendi içinde, gerekse Cumhurbaşkanı ve askerle gerekli görüş birliğini sağlamadan Washington a karşı angaje olduğu şüphesini uyandınyor.Sezer'in takıntısıAsker göndermek için tezkere gerekir mi; iktidarın bu konuda bile oluşmuş ortak bir görüşü bulunmuyor.Tezkere geçse Cumhurbaşkanı'nın tutumu ne olacak? O da ayrı sorun.Cumhurbaşkanı Sezer, savaştan önceki görüşünde direniyor: Bunun için uluslararası meşruiyet ve oydaşma (konsensüs) arıyor.Türkiye'nin savaşa girmesini önleyen bu itiraz, barış ve istikrarın kurulmasına katkıda bulunmasını da önleyebilir mi?Şuna karar vermek lâzım:Türkiye'nin ne yapması gerektiğine hükümeti ve meclisi mi, yoksa BM Güvenlik Konseyi'nin veto hakkına sahip 5 büyük ülkesi yanında Angola, Gine, Meksika, Pakistan, Suriye, Bulgaristan, Kamerun ve Şili mi karar verecek?Ulusal menfaat ile uluslararası meşruiyet arasında bir seçim yapmanın kaçınılmaz anı geliyor galiba.Cilve huy olursaUluslararası meşruiyet, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını korumaktan vazgeçmesinin bahanesi olamaz.Amerika'ya "gel gel" deyip son anda "ben yokum" diyen Türkiye, barış gücüne asker gönderme arzusunu açıklayıp umutlandırdıktan sonra ikinci kez ricat oyunu oynayamaz. Demokrasinin cilvesi bir kere olur ikinci kez tekrarlanırsa ona "cilveli demokrasi" denir.Türkiye böyle bir sicille hayalini kurduğu geleceğe ilerleyemez.Biz, Irak'a asker gönderme isteğini hükümetin Genelkurmay'la görüşmeden açığa vurduğuna inanmıyoruz.O nedenle iktidar siyasi gündemi "olur mu, olmaz mı" tartışmasına değil "olacak da nasıl olsun" arayışına odaklamaya çalışmalıdır.Bir yandan kamuoyu ikna edilmeli, bir yandan da menfaatlerimizi garanti edecek şartlarda ABD ile en kısa zamanda uzlaşma sağlanmalıdır. Olur mu, olur..Yeter ki Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül sıkı dursunlar ve iktidar sorumluluğunu taşıma cesaretini göstersinler.

Devamını Oku

Kaçamayız

28 Temmuz 2003

Dışişleri Bakanı Gül'ün açıklamalarından şu çıkıyor: Türkiye Irak'taki İstikrar Gücü'ne asker verecek.Dileriz yeni bir kaza olmaz. Evet, Süleymaniye nefreti yüzünden Amerika'nın onurunu kaybederek Irak'tan çekilmeye mecbur kalması Türkiye'de milyonlarca insanı memnun edebilir. Ama Türkiye'nin bu meselede, hiçbir duygusal tatmine feda edilmeyecek kadar büyük ve derin çıkarları vardır.Geçen gün Cüneyt Ülsever "Amerika çekilirse ne olur?" sorusuna cevap ararken şu ihtimalleri sıralıyordu:1. Bölgede yıllar süren bir kaos başlar. Batili güçler petrol yüzünden bu kaosu körükler;2. Baas Partisi yeniden egemen olur, intikam hedefi yaptığı etnik gruplara kıyım uygular;3. Yönetime çoğunluk olan Şiiler hakim olursa yanıbaşımızda yeni bir Taliban rejimi kurulur;4. PKK yeniden başımıza belâ olur. Bizce en az bunlar kadar önemsenecek bir ihtimal daha var:ABD çekilme kararı alırsa, Kürtlerin özerk yapısını kurduğu, güvenlik sorununu hallettiği Kuzey Irak'ı bırakmaz. Öyle bir durumu, "ehveni şer" sayarak İsrail de destekleyecektir. Ve bu yapı havada duramayacağına göre bağımsız bir Kürt devletinin oluşumunu kaçınılmaz kılan şartlar kendiliğinden doğacaktır."Amerika Irak'ta batsın ve burnu sürtülsün" ucuz istismarını körükleyenlerin bir kısmı duygusal miyoplar olabilir. Ama bilmek lâzım ki, onların arasında önemli bir çoğunluk farklı bir hesap yapıyor:ABD'nin savaştaki müttefiklik yüzünden borçlandığı Irak Kürtleri, Musul ve Kerkük petrollerinin de sahibi olan bağımsız bir devlet kurarlarsa, bunun Türkiye, İran ve Suriye'ye maliyeti ne olur?Böyle bir ihtimal kimileri için bölücülük sorununu azdıracak bir risktir ama kimileri için de her fedakârlığa değecek bir hayaldir.Ucuz sömürülerin tuzağına düşmemek lâzım.Neyse ki iktidar bu defa gerçeği farketmiş ve gerekeni yapmanın cesaretini göze almış görünüyor.Aşksız bu kadar!Liselere giriş sınavı sonuçları, eğitim alanındaki iflâsı yüzümüze şamar gibi vurdu.Geçen yıl sınavda sıfır alanların sayısı 2.773 iken sayı bu yıl 40 bin 586'ya yükseldi. Sınava girenlerin yüzde 8'inin sıfır çektiği bir örnek, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiştir herhalde. Şimdi tabii yine en başta çocuklar suçlanacaktır.Ben asıl sorunun öğretmenler olduğuna inanıyorum. Bizim dönemin öğretmenleri hemen hemen tümüyle, küçükken "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorulduğunda "öğretmen olacağım" diye cevaplayan insanlardı. Öğretmen olma idealiyle yetişen öğretmenler gitti, üniversite sınavında açıkta kalmamak, sonra da devlette az ama garanti maaşı olan bir işe sahip olmak gerçekçiliği ile yetişmiş öğretmenler geldi.Şimdi meslek aşkının mucize yaratan gücünü inkâr eden körlüğün cezasını çekiyoruz.Öğretmenleri, kalplerdeki sevgide ve gözlerdeki ışıkta aramak gerek. ÖSS'nin torbasında değil.

Devamını Oku

Haydi görelim!

27 Temmuz 2003

MGK'da yolsuzlukların devlet için "güvenlik sorunu" oluşturan bir tehdit haline geldiği belirlenmiş.Bu gerçeği askerler uzun zamandır tekrarlayıp duruyordu. Acaba iktidar kanadı da bu tespite, içerdiği derinliği de kavrayarak katıldı mı? İnşallah katılmıştır.Çünkü bu bilinç onlarda daha önce uyanmış olsaydı, yolsuzluk propagandası ile geçirdikleri zamanı yolsuzluklara karşı gerçek bir mücadelenin inandırıcı adımlarını atmak için kullanırlardı.AKP takımı 3 Kasım zaferini, kendi kerametlerinden biliyorlar. Bu yanlışı 1999 seçiminden sonra Ecevit ile Devlet Bahçeli de yaptı. Oysa Türkiye'de Özal'dan beri seçimlerin sonuçlarını iktidar adaylarının yarattığı umutlar değil, iş başındaki iktidarların başarısızlıkları ve halkın bu başarısız iktidarlardan kurtulma isteği belirliyor.Seçimler yolsuzluğa karşı ciddi önlem almayan iktidarların cezalandırılmaları ile sonuçlanıyor.Böylelikle yeni iktidarlar bilinçli bir arayıştan değil, eskilerin tasfiyesi ile yaratılan boşluktan çıkıyor.Son üç-dört seçimde bütün partiler denendi. AKP de aynı hatadan kurtulmazsa deniz bittiği için, yani parti kalmadığı için ciddi bir rejim bunalımı kapımıza dayanacaktır.Böyle kazanılmaz..Askerler, yolsuzluklarla mücadelenin tıpkı güvenlik sorunlarında olduğu gibi, bir devlet politikası haline getirilmesini öneriyorlar. Haklılar.Bu bir sistem ve taktik sorunudur. Birinci devreyi 3-0 yenik bitiren bir takımın ikinci yanda yenilgiden kurtulmak için yapacağı ilk iş, gol atmaya çalışırken yeni gol yememektir. Oysa AKP iktidarı, dokunulmazlıkları daraltmayarak, yeni ihale yasasını budayarak ve kendi bakanlarının yolsuzluklarına göz yumarak adeta kendi kalesine gol atıyor.Bir yandan eski başbakan ve bakanlan Yüce Divan'a göndermeye hazırlanıyor, bir yandan da yeni ilişkilerinin ortaya çıkmasıyla her gün biraz daha batan Ulaştırma Bakanı'nı sahipleniyor.Bu çelişki, amaçlarının yolsuzluklarla mücadele değil, yolsuzluk üstüne oy ticareti olduğunu ortaya koyuyor.Sağlıklı yeni mönüYolsuzlukları siyasi bağlantılar besliyor. Yani çarenin ilk şartı dokunulmazlıkların sınırlandırılması, yolsuzluğa bulaşan başbakan, bakan ve milletvekillerinin yargıdan kaçırılmamasıdır.MGK'da hükümet kanadı askerlerin "dokunulmazlıklar sınırlandırılsın" önerisine "peki" demişler "ama AB standartlarına uygun hale getirelim.."Şimdi bu sözleri bir taahhüt sayabilir miyiz? Seçimden önce bu konuda verdiği sözü on aydır yerine getiremeyen AKP lideri bir mucize yaratabilir mi?Erdoğan, yerel seçim öncesindeki kuzu ziyafetini ağızlarının suları akarak bekleyen sırtlan sürülerine "ot yemek sağlığınıza daha iyi gelir" diyerek önereceği vejetaryen mönüsünü kabul ettirebilir mi?İsterse ettirir. Ama acaba kendisi istiyor mu?

Devamını Oku

Irak için değer!

25 Temmuz 2003

Dışişleri Bakanı'nın Washington temasları, Türk-ABD ilişkilerini tamire elverişli şartları yeniden oluşturması açısından başarılı oldu.Türkiye'nin menfaati, ABD'nin Irak'ta hedefine ulaşması ve bu basan nedeniyle Türkiye'ye borçlu olmasıdır. Tezkere kazası nedeniyle bu fırsat harcandı ama savaş sonrasının zorluklan yeni bir imkân yarattı.Türkiye güvenlik çıkarlarına en elverişli yapının Irak'ta oluşmasını sağlayacak şartları dikte etmek için tekrar devreye girme şansını yakalamıştır.Türkiye bu kapıyı Irak'a asker göndererek açacaktır. Başbakan Erdoğan'ın heyecanı da bundan geliyor.Amerikalılar "at pazarlığı" havasını tekrar yaşamadan sonuca gidilmesini istemekle beraber Türkiye'nin istediği güvenceleri vermeyi kabul etmiştir.Bunlar Irak'ın bütünlüğü, Türkmenlerin güvenliği, Türk müteahhitlerinin Irak'tan pay alması ve PKK'nın yıl sonuna kadar Kuzey Irak'tan tasfiye edilmesi gibi konulardaki taahhütlerdir.Türkiye yeni bir tezkere krizi yaşamamalıdır. Amerika'nın teröre sermaye üreten Filistin adaletsizliğine çare bulabilmesi, Irak'ta hüsrana uğramamasına bağlıdır.Türkiye istikrar gücüne asker vererek, asıl bu hedefe, yani kendi çıkarının gerektirdiği amaca destek olacaktır.Tezkere "Türkiye ordusunu savaşa sokmasın" gerekçesiyle geri döndürüldü.Orduyu barış için de mi kullanmayalım?Somali, Afganistan, Bosna, Kosova ve Makedonya'da kovaladığımız idealin riskine, sınır komşumuz Irak değmiyor mu?Kötü kokular geliyor!İktidar hem kendisine şüpheyle bakılmasından şikâyet ediyor, hem de bu sebeplerini devamlı çoğaltıyor.Meselâ şu meşhur Kamu İhale Yasası'nı bir türlü sevemediler. İlk delme girişimi püskürtüldüğü halde yeniden taarruza geçtiler.Enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektöründeki KİT'leri ve 2 trilyon liranın altındaki alımları yasa kapsamı dışına çıkaran ve yolsuzluk membaı "emanet" yöntemini geri getiren tasan meclise verildi.Yeni yasa yolsuzluk batağından kurtulmak için sarıldığımız can simidi idi.Ama AKP devletin parasını dilediği gibi kullanıp dilediği şirketlere yönlendirmenin verdiği tehlikeli güce tutsak oldu.Amaç belli: Önümüzde yerel seçimler var. Seçim yatıranları yapılacak, oy tarlalarına tohum ekilecek.Niyet, bir taşla iki kuş vurmaktır.Hem oy getirecek yatırımlar yapılsın, hem bu yatırımların parası yandaşlara gitsin..Anlayacağınız AKP oy tarlalarına doğal gübre ile doping veriyor. Kötü kokular da ortalığı sarıyor.Böyle bir zihniyetin Ecevit'i bile yolsuzlukla suçlaması ne komik!

Devamını Oku

Devlet ne güne?

24 Temmuz 2003

Banka sistemi nasıl düzelecek, halk soyulma duygusundan ne zaman kurtulacak?Devlet özel bankalara 25 milyar dolar, kamu bankalarına 20 milyar dolar koydu. İmar Bankası ile yaşanan 21'inci batış, bu büyük fedakârlığa rağmen sistemin sağlığa kavuşmadığını kanıtlıyor.BDDK Uzanlar'ı bankacı gibi değil çete gibi davranmakla suçluyor.Halktan topladıkları paranın miktarını kamu otoritesine doğru bildirmediklerini, kayıt dışı bıraktıklarını, sahip oldukları gazeteyi bankacılık sistemini bozan maksatlı haberler yaymak için kullandıklarını iddia ediyor.Binlerce insan, dişinden tırnağından artırdığı paralarını ne zaman alacaklarını bilmek şöyle dursun alıp alamayacaklarını bile bilmemenin kahırlı tedirginliği içindedir.Uyuyan güzel BDDKNasıl oldu bu iş? Bu banka 17 yıldır kamu otoritesinin özel denetimi altındaydı.Devletin atadığı yöneticiler, denetçiler uyumuş mu, uyutulmuş mu? İlâç mı, yoksa başka bir şey mi verdiler bunlara?BDDK geç kalmış, gol yemiştir.İmar Bankası yönetiminin toptan çekilmesi ve bilgisayar sisteminin çöktüğü haberinin yayılması iki erken uyarı sinyali idi. BDDK hiç değilse kayıtlar karartılmadan bankaya el koyma basiretini gösterebilmeliydi. Gecikme, BDDK'yı onlarca yıl sürecek hukuki ihtilâflar bataklığına çekmek için Uzanlar'a fırsat sağlamıştır.Bunun da hesabı sorulmalıdır.Şimdi şunu diyenler var: Yüksek faiz vermek, bankanın risk göstergesidir. Böyle bankalara para yatıranların, kaybetme riskini göze almayı öğrenmeleri gerekir.Fikir özünde doğru olabilir ama mevduatın devletçe garanti altında olduğu bir sistemde telâffuz bile edilemez.Çünkü bu risk değil dolandırıcılıktır!Neden halk ödesin?Halk parasını bu bankaya, devletin garantisine güvenerek yatırdı. Bankanın kayıt dışı mevduat topladığını müşteri nasıl bilebilir?Denetim kamu görevidir ve bankadaki katakulliler sokakta bile konuşulurken BDDK sağır sultan rolü oynamıştır.İmar Bankası tecrübesi, sistemin soygunlara karşı kendini hâlâ koruyamadığını gösteriyor. Geç kalmadan tedbir gerekiyor.Paralarının derdine düşen mevduat sahiplerinin de hemen rahatlatılması lâzım."Elektrik hırsızlarının faturasını namuslu aboneler ödesin..""İyi denetlenmediği için batan bankaların müşterileri de batsın.."Hayır, böyle devlet olmaz.Devlet sadece hak aramak için bağıran insanları polis copu ile dağıtmak için mi vardır?

Devamını Oku

Böyle olmaz

23 Temmuz 2003

Yolsuzluk Komisyonu'nun raporunu görünce biraz şaşırdım biraz da korktum.Çünkü "namus timsali" sayılan Ecevit'in bile dahil olduğu, sayıları 25'i bulan eski başbakan ve bakanlar için ağır hapis yaptıranlarına konu suç isnatlarıyla Yüce Divan yolu açılıyor.Rapordaki yolsuzlukların ülkenin ulusal birliğini, bütünlüğünü ve geleceğini tehdit eder hale geldiğine ilişkin tespit doğrudur.Temiz bir gelecek için ibret yaratacak bir kararlılık ve cesaretle geçmişi deşmenin yaran vardır ama bunun yolu, çapı ve üslubu inandırıcı olmalıdır.İktidarın iradesini yansıtan komisyon sanki siyasetin düşkünler evine girmiş ve önüne kim çıktıysa sürüyüp götürmüş.Bu görüntü AKP'nin, geçmiş dönem siyasetçilerini toptan rezil ederek tasfiye etme peşin hesabı ile yola çıktığı şüphesini uyandırıyor.Aynı 1960 darbe yönetiminin geri tepen "devri sabık" yaratma gayreti gibi..Mahkeme gibi meclisYanlış baştan yapıldı.Komisyon, toplumda iz bırakan belirli birkaç olay için kurulacak yerde genel olarak suç aramak niyetiyle kuruldu.Halkın hıncını tatmin edecek birkaç olayı inandıncı delillerle ortaya koyma imkânını bulamayınca dosyaların ve suçlananların sayısını artırma yanlışına düştü.Halen mahkemelerde olan bazı yolsuzluk iddiaları bile, sorumlularının bugün dokunulmazlık zırhına sahip olmadıkları unutularak siyasi malzeme haline getirildi.Raporu müzakere edecek olan meclis genel kurulu herhalde bu anlayışın yolsuzlukla mücadele amacına zarar vereceğini görüp tedbir alacaktır.Unutmamak gerekir ki AKP'nin Yüce Divan'a göndermek istediği başbakan ve bakanların iktidar oldukları dönemde manşetlere çıkan onlarca operasyon yapılmış, 5 bine yakın insan kelepçelenip itile kakıla DGM'lere sürüklenerek tutuklanmıştı.Şimdi hepsi serbest..Seçim malzemesi mi?Dünya tecrübeleri, yolsuzlukla mücadelenin ancak bağımsız yargı ile yapılabildiğini gösteriyor. Cadı avı, anlık tatminler sağlıyor ama arada masumları da yiyor. Teftiş terörü bürokrasiyi, siyaseti, yani devleti kilitliyor.Şimdi önümüzdeki dönemde yeni soruşturma ve araştırma komisyonları kurulacak, aynı kafayla gidildiği takdirde meclis en büyük mesaisini bunlara verecektir.AKP "geçmiş dönemin tutulacak yeri yok" propagandasından yerel seçimler için yararlanmak istiyorsa bu bir politikadır ama adalete ve temizliğe hizmet değildir.Yolsuzluk yapanları yargıdan kaçıran dokunulmazlıklar kaldıkça ve Ulaştırma Bakanı bunca kanıta rağmen koltuğunda oturmayı sürdürdükçe AKP'nin dürüstlüğüne kimse inanmayacaktır.Rakiplerini suçlayan ve yargılayan siyasetçiler eliyle temizlik olmaz, yolsuzluk önlenmez.Sadece çamur içinde tahterevalli oynanır.AKP bu işleri yargıya devretmenin erdemini göstersin, gerçek bir devrimin mucizesini yaratsın ve aldığı oyları hak etsin!

Devamını Oku

Çabalama kaptan!

22 Temmuz 2003

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım dün "hamamda şarkı" söyledi.AKP Meclis Grup toplantısında, VATAN'da çıkan kendisiyle ilgili haberler için "iddialar asılsızdır ve beni yıpratmaya yöneliktir" dedi.Partili arkadaşlarından aldığı cansız alkışlar, kamu vicdanında aklandığı yanılgısına sürüklemesin onu. Çünkü aklanmamıştır.Biz ne dedik?* Ulaştırma Bakanı'nın oğlu, babasının eskiden genel müdürlük yaptığı bir şirketten sağladığı 200 bin Euro borçla bir gemi aldı;* Bir hafta sonra, bakanın oğluna borç veren şirkete, devlete ait Ankara feribotu ihalesiz olarak kiralandı.. Bunları dedik."Al gülüm - ver gülüm" rezilliğine daha inandıncı kanıt olur mu?Bakan Yıldırım "Bu şirketle benim ilgim olmadı" dedi. Biz de savunmasını yazılı ve fotoğraflı belgelerle çürüttük.Söyletene bak.."Asılsız" olan nedir; bakan bey bunu, kendisiyle siyasi ve ticari menfaat ortaklığı bulunmayan bir heyet önünde söylesin de görelim!Evet, bir yıpranma var ama bunun suçlusu, görevini yapan VATAN değildir. Böyle durumlarda demokrasi ahlâkının emri olan istifa borcuna "güç bizde" diyerek direnen Bakan Yıldınm'dır.İstifa etse bu kadar yıpranmazdı. Lideri tarafından istifaya davet edilse iktidarın halk katındaki itibarı büyürdü.Bizim bir numaralı ilkemiz doğru ve tarafsız haber vermektir. Gazetecilik dışında hiçbir işe bulaşmamak bizi bağımsızlığın gücüne kavuşturuyor. Herkes bu gazetenin namusuna ve ayna kadar doğru olduğuna güvenebilir.Aynaya kızılmazVATAN'ın ülke yararını gözeten tabiatı, dürüstlüğünü zenginleştiriyor.Örneğin biz, bu meclisin iktidar alternatifi barındırmadığına bakarak ve AKP'nin değişim vaadine sadık kalmasını gözetleyerek hükümetin başarılı olmasına da katkıda bulunmaya çalışıyoruz.Laikliğe yönelik niyet ve eylemler karşısındaki hassasiyetimizin ve yolsuzluklar karşısındaki tavizsizliğimizin sebebi budur. Yani amacımız iktidarı yıpratmak değil, kendi içinden doğacak yıpranma sebeplerine karşı erken uyarı görevi yapmaktır.Hiçbir telkin, baskı ve tehdit bizi bu misyondan vazgeçiremez.AKP aynaya kızacağına görüntüsünü düzeltmenin çaresine baksın.Bunu yapamıyorsa yıpranmaya ve bedel ödemeye hazır olsun!

Devamını Oku

Irak'a Türk askeri

21 Temmuz 2003

Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir kriz, asla kaldıramayacağımız bir risk olur.Ama ne yazık ki Türkiye'nin Irak'taki istikrar gücüne asker göndermesi konusunda birbirini tutmayan haberler ve çelişkili beyanlar, gelecek günlerin böyle bir tehlikeyi barındırdığı işaretlerini veriyor.Başbakan Erdoğan, Irak'a Türk askeri istendiği haberlerini dün tekrarladı.Bugün Amerika'ya gidecek olan Dışişleri Bakanı Gül ABD'nin henüz resmi bir talepte bulunmadığını, niyetin sadece resmi olmayan istişarelerde dile getirildiğini bildirdi.Şimdi sıkı durun: ABD Büyükelçisi Pearson dün veda ettiği diplomasi muhabirlerine Irak'taki istikrar gücüne asker gönderme önerisinin Türkiye'den geldiğini söyledi.Belli ki bizimkiler, tezkere kazasının sebebiyet verdiği tepkinin hasarını önlemek için Amerika'ya bir jest yapmışlar.Irak'ın bataklığa dönüşmeye başlaması üzerine de ABD yönetimi bu öneriyi ihtiyatlı bir biçimde değerlendirmeye almış.Tedbir alındı mı?Savaş planlarını AKP iktidarının bol keseden vaatlerine dayanarak yapan Amerika'nın daha sonra ortada kalmasıyla sonuçlanan rezalet asla ikinci kez tekrarlanmamalıdır.Yazık ki bundan emin olamıyoruz. Çünkü Dışişleri Bakanı Gül dün aynı demecinin bir yerinde "öneri gelirse cevabı Anayasa'ya uygun olarak verilir" diyor, başka bir yerinde "Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin görüşü çok önemli" diyor.Teklif ilk bizden gittiğine göre hükümetin o tarihte Genelkurmay'ın olumlu görüşünü almış olması gerekirdi. Ayrıca bu da yermiyor. Çünkü ilişkileri berbat eden tezkereye de asker destek vermişti ama iktidar meclisteki üyelerine hakim olamadı.Anayasa bu iş için meclisten karar çıkarmak gerektiğini öngördüğüne göre iktidar bu kez ne tedbir aldı?Bir tezkere dahaHükümet, meclisten 20 Mart'ta aldığı yetkiyi bu amaçta kullanacağını düşünmesin. Çünkü o yetki, Türk askerinin Kuzey Irak'a gönderilmesi ile sınırlı. Amerika da Kuzey Irak'ta yeni Türk askeri gücü istemiyor.Büyükelçi Pearson bunu dün, nezaket örtüsüne rağmen açık açık söyledi. "Kuzey Irak şu anda en güvenli yer. Bizim istediğimiz ise, birliklerin istikrarın tam sağlanamadığı yerlerde kullanılması" dedi.Dışişleri Bakanı Gül bütün bu gerçekleri bilerek ve meclisteki kötü sürpriz risklerine karşı tedbirleri alarak oturmalıdır Washington'daki müzakere masalarına.Ve asla gerçekleştiremeyecekleri bir sözü de vermemelidir.Tezkere fiyaskosu ile 21. Yüzyılın parlayan yıldızıydık, söndürdüler.. Şimdi bir de meteora döndürmesinler!

Devamını Oku