Kaçamayız

Dışişleri Bakanı Gül'ün açıklamalarından şu çıkıyor: Türkiye Irak'taki İstikrar Gücü'ne asker verecek

Haberin Devamı

Dışişleri Bakanı Gül'ün açıklamalarından şu çıkıyor: Türkiye Irak'taki İstikrar Gücü'ne asker verecek.

Dileriz yeni bir kaza olmaz. Evet, Süleymaniye nefreti yüzünden Amerika'nın onurunu kaybederek Irak'tan çekilmeye mecbur kalması Türkiye'de milyonlarca insanı memnun edebilir. Ama Türkiye'nin bu meselede, hiçbir duygusal tatmine feda edilmeyecek kadar büyük ve derin çıkarları vardır.

Geçen gün Cüneyt Ülsever "Amerika çekilirse ne olur?" sorusuna cevap ararken şu ihtimalleri sıralıyordu:

1. Bölgede yıllar süren bir kaos başlar. Batili güçler petrol yüzünden bu kaosu körükler;

2. Baas Partisi yeniden egemen olur, intikam hedefi yaptığı etnik gruplara kıyım uygular;

3. Yönetime çoğunluk olan Şiiler hakim olursa yanıbaşımızda yeni bir Taliban rejimi kurulur;

4. PKK yeniden başımıza belâ olur. Bizce en az bunlar kadar önemsenecek bir ihtimal daha var:

ABD çekilme kararı alırsa, Kürtlerin özerk yapısını kurduğu, güvenlik sorununu hallettiği Kuzey Irak'ı bırakmaz. Öyle bir durumu, "ehveni şer" sayarak İsrail de destekleyecektir. Ve bu yapı havada duramayacağına göre bağımsız bir Kürt devletinin oluşumunu kaçınılmaz kılan şartlar kendiliğinden doğacaktır.

"Amerika Irak'ta batsın ve burnu sürtülsün" ucuz istismarını körükleyenlerin bir kısmı duygusal miyoplar olabilir. Ama bilmek lâzım ki, onların arasında önemli bir çoğunluk farklı bir hesap yapıyor:

ABD'nin savaştaki müttefiklik yüzünden borçlandığı Irak Kürtleri, Musul ve Kerkük petrollerinin de sahibi olan bağımsız bir devlet kurarlarsa, bunun Türkiye, İran ve Suriye'ye maliyeti ne olur?

Böyle bir ihtimal kimileri için bölücülük sorununu azdıracak bir risktir ama kimileri için de her fedakârlığa değecek bir hayaldir.

Ucuz sömürülerin tuzağına düşmemek lâzım.
Neyse ki iktidar bu defa gerçeği farketmiş ve gerekeni yapmanın cesaretini göze almış görünüyor.



Aşksız bu kadar!
Liselere giriş sınavı sonuçları, eğitim alanındaki iflâsı yüzümüze şamar gibi vurdu.

Geçen yıl sınavda sıfır alanların sayısı 2.773 iken sayı bu yıl 40 bin 586'ya yükseldi. Sınava girenlerin yüzde 8'inin sıfır çektiği bir örnek, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiştir herhalde. Şimdi tabii yine en başta çocuklar suçlanacaktır.

Ben asıl sorunun öğretmenler olduğuna inanıyorum. Bizim dönemin öğretmenleri hemen hemen tümüyle, küçükken "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorulduğunda "öğretmen olacağım" diye cevaplayan insanlardı. Öğretmen olma idealiyle yetişen öğretmenler gitti, üniversite sınavında açıkta kalmamak, sonra da devlette az ama garanti maaşı olan bir işe sahip olmak gerçekçiliği ile yetişmiş öğretmenler geldi.

Şimdi meslek aşkının mucize yaratan gücünü inkâr eden körlüğün cezasını çekiyoruz.

Öğretmenleri, kalplerdeki sevgide ve gözlerdeki ışıkta aramak gerek. ÖSS'nin torbasında değil.

DİĞER YENİ YAZILAR