El mi yaman bey mi yaman

4 Temmuz 2003

Kaynağı ne olursa olsun güç hukuka her zaman ve sonuna kadar baş eğdirebilir mi?Hayır.. Bu gerçeği baştan kabul eden toplumlar huzur ve istikrar içinde yaşıyor. Öbürleri gerginlik, çatışma ve istikrarsızlıktan kurtulmuyor.Sistem Uzan Grubu'nün hukuk ihlâllerine yıllardır seyirci kalmasaydı bu grup belki bu kadar büyümeyecekti. Ama sağlam ve geleceği güvenli bir yapıya sahip olacaktı. Açıkları büyüdükçe kendisini korumak için korkutucu silâhlar kuşanma ihtiyacına sürüklenmeyecekti.Uzanlara ait enerji şirketleri ÇEAŞ ve Kepez'den sonra İmar Bankası'na da el kondu. Bu çok gecikmiş bir karardır.Uzanlar operasyonun siyasi amaçlı olduğunu iddia ediyor. Doğru ama şu farkla:Geçmiş iktidarların uygulamaya korktukları yasaları işletmeye karar veren siyasi cesareti bu iktidar göstermiştir.Uzanlar parti kurarken, kendilerinden hesap sorulmasını önlemek amaçlı bir siyasi koruma şemsiyesi aradılar. "El mi yaman, bey mi yaman" örneği, bu siyasi rest cüreti, daha gözüpek bir güce tosladı.AK? kirlenen siyaseti temizlemenin altın madeni olduğunu gördü.. İçerden toplum, dışardan IMF bu çabaları talep ediyor ve sonuna kadar destekliyor.Uzanlar en büyük yanlışı, enerji piyasasını adam etmek isteyen IMF ve Dünya Bankası'nı hafife almakla yaptı. Bu kârlı şirketleri kaybetmek, kâğıttan kulelerin peş peşe devrilmesine sebep oldu.Hak ve hukuka dayanmayan dokunulmazlıkların delinmesi, sancılı da olsa ilerlemedir. Bu aşamadan sonra tek tehlike, iktidarın güç sarhoşluğuna kapılması olabilir.İktidar bu gücün hukuktan geldiğini bilirse, kendini de ülkeyi de koruyabilir.

Devamını Oku

Aptal değiliz!

3 Temmuz 2003

Yolsuzluk devletle vatandaş arasındaki sosyal mukaveleyi bozan bulaşıcı bir hastalıktır.Bu yüzden güven krizi yaşanıyor. Yaygınlaşan rüşveti vatandaş şöyle açıklıyor:Büyüğünü götüren siyasetçiler, küçüğünü götüren memurlara göz yumuyor.Bir okurumdan (Emekli Başkomiser Ahmet Gözübüyük) aldığım mektup, çoğumuzun beynini kemiren kurdu konuşturmuş:"30 yıl devlet memurluğu yaptım. Hep varoşlarda kiracı oldum ve 5 lira tasarruf edemedim. Nasıl edeceksin, aldığın para belli.Şimdi bir bakın devlet kurumlarının otoparklarına ve lojmanlarının park yerlerine.Bu lüks otolar, yazlıklar, daireler nasıl alınır Allah aşkına, sırrını söyleyin. Memura bir arabayı çok görmüyorum ama rüşvetin küçüğü, büyüğü olmaz.Bunlar herkesin gözü önünde olurken neden kimsenin sesi çıkmaz?"Gizli dayanışmaMahkûmiyetle sonuçlanan ender yolsuzluklardan biri İSKİ Skandalı idi. Onu da boşanan bir eş sağladı.Şimdi Küçük Çekmece'de yine bir boşanma sayesinde İkinci İSKİ Skandalı'nın patlak verdiğine dair haberler var.Eşlerin evlerinden izleyebildikleri yolsuzlukları, bu bürokratların amirleri ve çalışma arkadaşları görmüyor mu? Belli ki yıllardır yürüyen bir gizli dayanışma var.Büyük yolsuzluklar için Meclis'in harekete geçmesi iyidir. Çünkü tepedekiler yiyemedikleri zaman altlarındakilere de yedirmezler.Ama perakende tedbirler köklü çözümler getirmeye yetmiyor.Çare milletvekilleri ve bakanların dokunulmazlıklarını daraltmaktır. Yolsuzlukla suçlanan siyasetçiyi veya bürokratı, mahkemesinden kaçıran devlet olmaz.Türkiye sömürge mi, dokunulmazlar koloni yönetiminin imtiyazlı sınıfı mı?İçimizdeki polisAKP iktidarı, dokunulmazlık direnişine onurlu ve akılcı bir açıklama bulamaz.Yaşamı kazancı ile uygun olmayan siyasetçiye ve bürokrata sistem "nereden buldun?" diye sorabilmelidir. "Vicdan Polisi" raporlu.. Kamu yöneticileri kazançlarını nereden sağladıklarını ispat etmek zorunda olduklarını bilirse belki "Akıl Polisi" çalışır.Ulaştırma Bakanı'nın 24 yaşındaki oğlu, bir buçuk trilyon liralık bir geminin sahibi oldu. Allah helâl kazançlarla daha fazlasını versin.Ama bu ülkede babası bürokrat olan milyonlarca insan var. 23-24 yaşında kaç liranın sahibi idi bunlar?Milletin sessizliğini çaresizlik saymamalıdır kimse.Haklarımızı savunamıyoruz; tepkisiziz, korkağız belki ama aptal değiliz!

Devamını Oku

Nereye böyle?

2 Temmuz 2003

Allah korkusunun, ayıp ve günah duygusunun kaybolduğu bir toplum ölüyor demektir.Dün gazetenin haber toplantısında gündeme düşen bir olayı duyunca ölmek istedim. Veya yenilgiyi kabul edip bu ülkeden kaçıp girmek...Mardin'de 13 yaşındaki N.Ç.'nin yaşadıkları nedeniyle uğradığımız psikolojik yıkımın altında ezilirken İstanbul'dan ikinci depremin haberi geldi.Florya'daki bir lisenin 17 yaşındaki öğrencisi olan M. A., üç öğretmeninin tehdit, şantaj, taciz ve tecavüzüne uğradığı şikâyeti ile Bakırköy Savcılığı'na başvurmuştu.Bu insanlık suçu, kızın iddiasına göre üç yıldır, yani M. A.'nın 14 yaşında olduğu günlerden bu yana devam ediyordu.Başarısız bir öğrencinin intikam duygusu ile öğretmenlerine komplosu olabilir mi?Allahım inşallah öyledir!.Yazık ki duamız tutmadı.Çünkü bu yetim kızın gösterdiği kanıtlar ve okulda iddiasını doğrulayan izler, pespaye sürüklenişin gerçekliğini ortaya koydu.Rezalet bu yılın başında okul idaresine intikal etmiş, fakat müdür "okul lekelenmesin" diye örtbas etmeye uğraşmıştı.Eflâtun "Eğer Tanrı yeryüzüne inip bir meslek seçmek isteseydi kesinlikle öğretmenliği seçerdi" demiş.14 yaşındaki öğrencisine tecavüz eden sapıklar ve "okulun namusu" adına bu insanlık suçunu örtbas etmeye kalkan müdür, Tanrı'nın bile imrendiği bir mesleğin temsilcisi olabilirler mi?Şükür ki bu felâketli sürüklenişe başkaldıran yürekler de var.Olayı örtbas girişimine karşı koyan öğretmenler, sapıkları okulda protesto eden öğrenciler..Nitekim M.A. savcılığa gidip şikâyette bulunma cesaretini bu sayede bulmuştur.Çocuklar Allah'ın emanetidir. Emanete ihanet edenler, ibret olacak bir cezaya belki yine bu sayede çarptırılacaklardır.Yolsuzluklarla kirlenen toplum, eğer öğretmenlik mesleğini lekeleyenler en ağır şekilde cezalandırılmazlarsa, gelecekten bir şey bekleyemez.İyi bir geleceği de hak edemez.Yargı bu olaya bireysel bir suç olarak bakmamalı.Erken kalkan gemiDevletin parasını harcayan eller dışarda nadiren kirleniyor, Türkiye'de ise nadiren temiz kalabiliyor.Sebebi gözümüzün önünde: Meclis'teki Yolsuzluk Komisyonu'nun deştiği olaylar, bizdeki siyasetçilerin "bal tutan parmak yalar" sözünden ilham aldıklarını gösteriyor.Temiz siyasete ne zaman kavuşacağız? Ne zaman ki siyaset zenginleşmenin değil özveride bulunmanın sınav yeri olacak, o zaman!24 yaşındaki Erkan Yıldırım'ın 250 araç, 800 yolcu kapasiteli bir gemi satın alması ve buna 1,5 milyar liraya yakın para yatırması onun için parlak bir başarı ama Ulaştırma Bakanı olan babası Binali Yıldırım ve mensubu olduğu AKP iktidarı için şanssızlık olacak korkarız.Hayatı bürokratlık ve yöneticilikle geçen bir babanın oğlu, bu kadar parayı nereden buldu?.Bakan babanın ayrıcalıklarından yararlandı mı?Yolsuzluk Komisyonu es geçse bile bu sorulara toplumsal vicdan cevap bekleyecektir!

Devamını Oku

Sezer'e bir uyarı

1 Temmuz 2003

Cumhurbaşkanımız sayesinde Türkiye senatolu sisteme geri döndü sanki.Tek parti iktidarı çıkaran Meclis'in etkinliği bu yüzden zayıflıyor. Çankaya, muhalefet ağırlıklı ikinci meclis gibi çalıştığı için yasamanın verimi ve sürati düşüyor.Cumhurbaşkanı Sezer, 6'ncı Uyum Paketi'nde yer alan Terörle Mücadele Yasası'nın 8'inci maddesini yürürlükten kaldıran kanunu veto etti.Sezer, 8'inci maddenin kaldırılmasıyla doğacak boşluğun TCK'nın 311 ve 312'nci maddeleriyle doldurulamayacağını savunarak "8'inci madde kaldırılmasın, değiştirilsin" önerisinde bulundu.Uyum Paketi'ni geçirirken parlamentonun bu kaygıyı gözetmediği söylenemez. Paketin Meclis'ten oybirliği ile geçmesinin özel bir anlamı olmalıdır.Peki böyle bir durum var diye Cumhurbaşkanı itirazlarını yutmalı mıydı?Hayır ama zamanında söylemeliydi.Sezer'in "Geçen MGK toplantısında söyledim" demesi, inandırıcı bir savunma değildir.Çünkü bu mesele aylardır tartışılıyor.Cumhurbaşkanı haftalık görüşmeleri sırasında Başbakan'a itirazlarını açıklayabilirdi. Uyarılarını, iş işten geçmeden Mayıs'taki MGK'da yapabilirdi.Sezer, dosya önüne gelmeden fikrini açıklamayan yargıçlar gibi davranarak, bu geleneği Cumhurbaşkanı makamında sürdürmeye devam ederek doğru yapmıyor.O yüzden "devletin başı" olarak üstlendiği başrol, itirazını tarihin kaydına düşürmekten ibaret bir figüranlığa iniyor.Nitekim yine büyük ihtimalle vetosu bir işe yaramayacak, paket Meclis'te ikinci kez görüşülüp, noktasına dokunulmadan tekrar önüne gelecektir.Vetoları meclis tarafından dikkate alınmayan bir Cumhurbaşkanı olmak Sezer'e ve yaptığı göreve ne kazandırıyor? Hiç!Yesin millet!Enflasyon düştü, düşüyor haberlerinin etkisi, televole programlarının inandırıcılığı düzeyindedir.Pahalılığın halk üzerindeki can yakıcı ve bıktırıcı etkileri sürerken verilen müjdeli haberlere kimse inanmıyor.Pek çok kimse "Bu hesabı yapanlar alış verişlerini Ordu Pazarı'ndan mı yapıyor?" diye dalga geçiyor.Gülmeye mecali kalmayanlar da ya sövüyor ya beddua ediyor.CHP'li Milletvekili Bülent Tanla dün, enflasyon hesabının dayandığı ölçümlerin gerçeği yansıtmadığını savundu.Tanla'nın iki temel noktada toplanan itirazları haklılık taşıyor:1. "İndeksin hesaplanmasında sepeti oluşturan ürünler ve ağırlıklar hatalı" diyor. On yıl önce oluşturulan sepette soba borusu, çalı süpürgesi, balık yumurtası, pinpon topu ve flüt gibi ürünler de var. Ama cep telefonu, bilgisayar, tatil türü harcamalar yok.2. Bu hesaplar bütün dünyada şeffaf, bizde ise devlet sırrı..Ve devlet eliyle çözülen bu "karanlık bulmaca" sonunda bulunan enflasyon rakamı, asgari ücretin, ücret artışlarının, çiftçiye verilen ürün fiyatlarının belirlenmesinde ölçü oluyor.Muhalefetin zaman tünelinden gün ışığına çıkma davetine iktidar, komplekse kapılmadan uymalıdır.Çünkü enflasyon düşse bile düştüğüne inanılmıyorsa bundan herkes zarar görür. En çok da iktidar..

Devamını Oku

Vur-kaç olmaz

30 Haziran 2003

Türkiye'de halkın neredeyse yarısı ya devletle veya birbiriyle davalı, ihtilaflı.Devletin görevi kamu düzenini sağlamak ve kişiler arasındaki uyuşmazlıkları adalet yoluyla çözmektir.Türkiye'de bu hizmet yıllardır iyi yürümüyor.Devlet için "aranıyor" ilânlarının verildiği bir ülkenin yolsuzluk batağına niçin saplandığını uzun uzun aramaya gerek yok.Hukukun ve adaletin bittiği yerde devlet de biter.Devlet, bulunması gereken yerde değilse o alanı, uygunsuz ilişkiler, başka güçler, yani mafya doldurur.Doğru ve etkin işleyen bir adalet düzeni olsaydı Türkiye ekonomik krizlere düşmez, her seçim bir önceki meclisin tasfiyesi ile sonuçlanmazdı.Adaletin sorunlarına eğilmek, Türkiye'nin AB'ye uyum çabalarından daha öncelikli bir ihtiyaçtır.Adalet Bakanlığı'nın son genelgesi, bu ihtiyacın son alarmı gibi..Genelgede bazı hakim ve savcıların "usulsüz raporlar almak suretiyle görev yerlerini terk ederek iş takibi yaptıkları, tavassut girişiminde bulundukları üzüntüyle gözlenmektedir" deniyor.Hakimlerin vicdanlarıyla cüzdanları arasında sıkıştıkları yargının doruklarından ilân edildiğinde kıyamet kopmuştu.Sonra ne oldu? Unutulup gitti.Şimdi önümüzde yeni bir vahim tespit var.Şüpheyle, belgelenmemiş ihbarlarla yapılamaz böyle bir suçlama. Demek ki yaygınlık kazanmış.Peki bakanlık ne yapmış?Sadece kuru bir tehdit:"Böyle davrananlara disiplin işlemi uygulayacağım..."Adalete güvenin zedelendiği bir toplumda asıl yapılması gereken, sahte raporla görev yerini terkedip iş takibine kaç savcı ve hakim gitmiş; bunlara ne yaptırım uygulanmış; bunları kamuoyuna duyurmaktır.Yargı, ikamesi olmayan bir devlet işlevi. Şimdi bu durumu bile bile insanlar adalet istemek için nasıl mahkemeye gidecekler, kime güvenecekler?Adalet Bakanlığı genelgesi, cami avlusuna terk edilen bebek muamelesi göremez.Ya suçlanan ya da suçlayan makam hesap vermek zorundadır.Köyü bombalamak gibiÜlkenin 33 dağıtım bölgesinde farklı elektrik tarifesi uygulanacak.Yeni tarifeye göre 23 bölgede elektriğin birim fiyatı düşerken 10 bölgede oturanlar daha yüksek fiyatlar ödemeye başlayacak.Meselâ kaçak elektrik kullanımının en az olduğu İstanbul Anadolu yakasında halk bir kilowatsaat elektriğe 99.550 lira öderken, kaçak ve kayıp oranının en yüksek olduğu Van, Hakkari, Muş, Bitlis, Şırnak ve Batman'da vatandaşlar 240 bin lira ödemek zorunda kalacaklar.Otoritesini kaybeden bir devlet adaletini de kaybediyor.Şanlıurfa'da kaçak elektrik kullananlarla mücadele eden kamu görevlisi mühendis Hasan Balıkçı, sekiz ay kadar önce kiralık katiller tarafından öldürülmüştü.Bu cinayetin azmettiricisi olarak aranan fabrika sahibi kişiyi devlet hâlâ yakalayamadı.Yeni elektrik tarifesi, bu aczin acısını, hıncını, hırsızlardan, katillerden değil, kullandıkları elektriğin parasını namusu ile ödeyen halktan ve bir avuç sanayiciden çıkaracaktır.Doğu'nun geri kalmışlığı ile iktidar böyle mi mücadele edecek?Bu şaşkın ördek dalışıdır. Devletin, yakalayamadığı hırsızları ödüllendirip yoksulluğuna rağmen namusunu koruyan vatandaşlarını cezalandırmasıdır.Birkaç terörist saklanıyor diye bütün köyün bombalanması yanlışının yeni versiyonudur.Hükümet, "sosyal hukuk devleti"ni imha eden bu tarife maskaralığına asla onay vermemeli!

Devamını Oku

Geç kalıyoruz!

29 Haziran 2003

Mardin'de 12 yaşındaki N. Ç.'ye tecavüzden tutuklu 28 sanığın serbest bırakılması, dört sanığı savunan avukatı bile şaşırtmış. "Hukukçu olarak yüzümü kızartan olaylar yaşandı" diyor.N. Ç.'yi satanlar, onunla beraber olanlara şantaj yapmışlar. 10 bin dolar verenleri polise bildirmemişler. Bu iddia 7 ay süreyle tecavüz suçuna ortak olanların 28 kişiden daha fazla olduklarını gösteriyor.Avukat "Sanıkların en az 90 gün tutuklu kalmaları gerekirdi, 20 günde çıktılar. Dava başka bir ilde görülse çıkamazlardı" diyor.Bu olay, kötülüğün ve günahın doruğu, ahlâksızlık batağının da dip noktasıdır.Ahlâk değerlerinin kaybolduğu bir toplumda insan onuruna saygı göstermek için bir neden kalabilir mi?Bencil ve korkakYüzleştiğimiz gerçek, kendimize gelmemizi sağlayan şiddetli bir tokat etkisi yapmalı.Kimse iğrenip lanetleyerek bu felâketin payına düşen sorumluluğundan kurtulamaz."Ermiş" diye onurlandırılan çağdaş düşünür Halil Cibran "Nasıl bir yaprak tüm ağacın sessiz bilgisi olmadan sararmazsa, hata işleyen de, sizlerin tümünün gizli onayı olmadan hata işleyemez" diyor.Bu ülke yargısı ile, güvenlik örgütü ile, sivil toplumu ile acımasız bir özeleştiri dönemi yaşamak zorunda.Yedi ay bu vahşete seyirci kalan kent halkının ve her yerde gözü, kulağı olan polisin mazereti yoktur.Kendi yaşamlan temiz de olsa alçaklığa seyirci kalan biri namuslu olamaz.Çünkü fazilet insanlardan yeri geldiğinde cesaret bekler. Bencil ve korkak insanların yaşadığı toplum, hak ve adaletin korumasına lâyık değildir.Bahanemiz yokYargıçlarımızdan da halkın adalete güvenini ayağa kaldıracak cesaret ve hüneri göstermelerini bekliyoruz.Suçlulara kamu vicdanının lâyık gördüğü ceza ile yasaların öngördüğü ceza arasında bu kadar büyük uçurumlar olamaz.Evet hükümetler yargıya yeterli ödeneği vermiyor. Adliye binaları kötü, yargıç sayısı yetersiz, yargı bağımsızlığı esirgeniyor.Tamam ama bunların hiçbiri 12 yaşındaki kıza tecavüz etmekle suçlanan 28 adamın 20 günde serbest bırakılmalarının bahanesi olamaz.Ödenek yeterli, mahkeme binası modern, hakimler daha bağımsız olsaydı bu tecavüz davasında halkın özlediği adalet tecelli edecek miydi? Hayır..Herkes yanlışın parayla, pulla, imkânsızlıkla, yasalardaki boşlukla ilgili olmadığını görmek zorundadır. Sorun derin ve karmaşıktır.Ahlâki ve hukuku ayağa kaldıracak seferberlik geç bile kalmıştır.

Devamını Oku

Truva Atı

28 Haziran 2003

Aksi halde üyelik müzakerelerini 2005'te başlatmak mümkün olmayacak.Askerlerin siyasetteki ağırlıklarını ortadan kaldırmak bu sürecin zor fakat vazgeçilmez temel koşullarından biridir. Washington Post gazetesi "politikacıları denetlemek için askerlere dayanma alışkanlığı" nedeniyle bunun kolay olmayacağını yazdı.Cumhuriyet bir devrimdir. Bu devrimin kurumlaşması sürecinde askerin oynadığı koruyucu rol despotik kimlikte olmadı, geniş tabanlı sivil desteği ile oldu.Hatta din sömürüsünden oy avcılığı amacıyla yararlanan partiler bile, şikâyet ettikleri bu baskıyı, kendilerini belâlara karşı koruyan bir sigorta gibi kullandılar.Unutmamak lâzım ki 28 Şubat MGK kararlarında Erbakan'ın da imzası var.Siviller hazır mı?Şu da unutulmamalı: MGK ve asker gerçeği olmasaydı Tayyip Erdoğan değişimin erdemini belki bu kadar çabuk keşfetmeyecekti.Ayrıca tabanındaki radikallerin aşırı taleplerini geri çevirmeyi veya ertelemeyi bu kadar kolay başaramayacaktı.AB'ye gireceksek, Cumhuriyet'i demokrasiye terfi ettirmek zorundayız.Evet bu askerlerden özveri bekliyor ama sivillere de büyük sorumluluklar yüklüyor.Düne kadar asker olgusunu aslan terbiyecisinin kamçısı gibi kullanan siviller acaba rejime yönelik tehlikeler karşısında, askerlerin boşaltacağı mevzileri doldurmanın bilinçli cesaretini göstermeye razılar mı?Bu soru AKP için de geçerli... Laik rejime bağlılığina güvenilmesini isteyen Tayyip Erdoğan "askerleri karşımıza almayalım" diye bastırdığı aşırıların karşısına çıkıp dolansız "hayır" demeye hazır mı?Yeterlilik sınavıBiz cumhuriyet birikiminin Türkiye'yi Avrupa demokrasisinin kalitelerine taşıyacak zenginliğe artık ulaştırdığına inanıyoruz.Önümüzde bunun için anlamlı bir sınav var:Diyanet'e komisyonda verilen 15 bin kadro mecliste, hükümetin talep ettiği 1600'e indirilecek mi? Bekleyip göreceğiz.Cumhuriyet dün "Diyanet, imamların sıçrama tahtası oldu" diye yazdı.İmam kadrosuyla Diyanet'e girenlerin 500'ü son 6 ayda başka bakanlıklara geçme başvurusu yapmış, 200'üne bu izin verilmiş.Demek ki bir "Truva atı hilesi" işliyor...Bu en azından devlet hizmetine girmek isteyen öteki üniversite mezunlarına haksızlıktır.Bu haksızlığı ve içerdiği kadrolaşma hamlesini önlemek sivil toplumun sorumluluğudur.Asker yardımı olmadan bu hileyi bozamıyorsak söyler misiniz hangi yüzle "Bizi AB'ye alın" diyeceğiz?

Devamını Oku

Adalet istiyoruz

27 Haziran 2003

Tecavüz mağduru kızın mektubu eminim sizin de kendinizi kötü hissetmenize sebep olmuştur.Bugün 13 yaşında olan N. Ç. aralarında Kızıltepe Kaymakamlığı Yazı işleri Müdürü, bir yüzbaşı ve bir ilkokul müdür yardımcısı ile banka ve belediye memurları yanında birçok esnafın da yer aldığı 28 kişinin kendisine tecavüz ettiği şikâyeti ile Mardin Emniyeti'ne başvurmuş, olay toplumsal vicdanı nefretle ayağa kaldırmıştı.12 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz etmekle suçlanan sanıklardan 23'ünü tutuklayan Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi, dördüncü duruşmada bütün sanıkları serbest bıraktı.Tecavüzün fiziki ve ruhsal tahribatını yeni yeni atlatmaya başlamışken bu haberle yeniden yıkılan N.Ç. Adalet Bakanı Cemil Çiçek'e "Ne olur suçluları cezalandırın" diye mektup yazdı.Kötü işaretler varMektup, adaletten çok korunma istiyor. Çünkü zavallı kız korkuyor. Nasıl korkmasın; tecavüz sanıkları serbest bırakıldığı gibi -yüzbaşı hariç- tümü resmi görevlerine geri dönmüşlerdir.Bu olay bile Silâhlı Kuvvetler dışındaki kamu kurumlarının ahlâki değerlere bağlılık konusundaki ilkesizliğini ve ilkelliğini gösteren utanç verici bir örnek değil mi?Yargı sürecini etkileyen yayınlara yasalar izin vermiyor. Ama vicdanlar adalet yerini bulmayacak korkusuna düşünce susabilir mi?"Türk Milleti adına" karar veren mahkemeleri, toplumsal vicdanın ışığından yoksun bırakmak adalete hizmet eder mi?"Adaletsizliği engelleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ama itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalı!"Medyanın yaptığı da Nobel Barış Ödülü sahibi Elie Wiesel'in çağrısına uymaktan başka bir şey değildir.İki kadın olsaydı12 yaşındaki bir kıza yönelik toplu tecavüz bizi ayağa kaldırmıyor ve toplumun intikam duygusunu tatmin edecek ibretli bir ceza görmüyorsa gelecekten ne bekleyebiliriz?Sanıkların tahliye kararlarına, mahkemenin üç yargıcından kadın olanı itiraz etmiş. Acaba hakimlerin biri değil de ikisi kadın olsaydı farklı bir karar çıkar mıydı?Küçük kentlerdeki şehir kulüpleri, "seçkin"leri yakınlaştırır. Acaba bu ilişkinin yarattığı baskı, adalet üstünde etki yaratmış mıdır? Bu tür davaların başka bir ilde görülmesi, mahkemeleri bu zararlı etkilere karşı korur mu? Bilmiyoruz.Ama tecavüz kurbanı kızın yüreğine düşen korku ve o korkunun toplum vicdanında uyandırdığı tedirginlik bu ülkeye yakışmıyor.Yargı bu ayıptan bizi kurtarsın!

Devamını Oku