Vur-kaç olmaz

Türkiye'de halkın neredeyse yarısı ya devletle veya birbiriyle davalı, ihtilaflı. Devletin görevi kamu düzenini sağlamak ve kişiler arasındaki uyuşmazlıkları adalet yoluyla çözmektir

Haberin Devamı

Türkiye'de halkın neredeyse yarısı ya devletle veya birbiriyle davalı, ihtilaflı.

Devletin görevi kamu düzenini sağlamak ve kişiler arasındaki uyuşmazlıkları adalet yoluyla çözmektir.

Türkiye'de bu hizmet yıllardır iyi yürümüyor.

Devlet için "aranıyor" ilânlarının verildiği bir ülkenin yolsuzluk batağına niçin saplandığını uzun uzun aramaya gerek yok.

Hukukun ve adaletin bittiği yerde devlet de biter.

Devlet, bulunması gereken yerde değilse o alanı, uygunsuz ilişkiler, başka güçler, yani mafya doldurur.

Doğru ve etkin işleyen bir adalet düzeni olsaydı Türkiye ekonomik krizlere düşmez, her seçim bir önceki meclisin tasfiyesi ile sonuçlanmazdı.

Adaletin sorunlarına eğilmek, Türkiye'nin AB'ye uyum çabalarından daha öncelikli bir ihtiyaçtır.

Adalet Bakanlığı'nın son genelgesi, bu ihtiyacın son alarmı gibi..

Genelgede bazı hakim ve savcıların "usulsüz raporlar almak suretiyle görev yerlerini terk ederek iş takibi yaptıkları, tavassut girişiminde bulundukları üzüntüyle gözlenmektedir" deniyor.

Hakimlerin vicdanlarıyla cüzdanları arasında sıkıştıkları yargının doruklarından ilân edildiğinde kıyamet kopmuştu.

Sonra ne oldu? Unutulup gitti.

Şimdi önümüzde yeni bir vahim tespit var.

Şüpheyle, belgelenmemiş ihbarlarla yapılamaz böyle bir suçlama. Demek ki yaygınlık kazanmış.

Peki bakanlık ne yapmış?

Sadece kuru bir tehdit:

"Böyle davrananlara disiplin işlemi uygulayacağım..."

Adalete güvenin zedelendiği bir toplumda asıl yapılması gereken, sahte raporla görev yerini terkedip iş takibine kaç savcı ve hakim gitmiş; bunlara ne yaptırım uygulanmış; bunları kamuoyuna duyurmaktır.

Yargı, ikamesi olmayan bir devlet işlevi. Şimdi bu durumu bile bile insanlar adalet istemek için nasıl mahkemeye gidecekler, kime güvenecekler?

Adalet Bakanlığı genelgesi, cami avlusuna terk edilen bebek muamelesi göremez.

Ya suçlanan ya da suçlayan makam hesap vermek zorundadır.


Köyü bombalamak gibi
Ülkenin 33 dağıtım bölgesinde farklı elektrik tarifesi uygulanacak.

Yeni tarifeye göre 23 bölgede elektriğin birim fiyatı düşerken 10 bölgede oturanlar daha yüksek fiyatlar ödemeye başlayacak.

Meselâ kaçak elektrik kullanımının en az olduğu İstanbul Anadolu yakasında halk bir kilowatsaat elektriğe 99.550 lira öderken, kaçak ve kayıp oranının en yüksek olduğu Van, Hakkari, Muş, Bitlis, Şırnak ve Batman'da vatandaşlar 240 bin lira ödemek zorunda kalacaklar.

Otoritesini kaybeden bir devlet adaletini de kaybediyor.

Şanlıurfa'da kaçak elektrik kullananlarla mücadele eden kamu görevlisi mühendis Hasan Balıkçı, sekiz ay kadar önce kiralık katiller tarafından öldürülmüştü.

Bu cinayetin azmettiricisi olarak aranan fabrika sahibi kişiyi devlet hâlâ yakalayamadı.

Yeni elektrik tarifesi, bu aczin acısını, hıncını, hırsızlardan, katillerden değil, kullandıkları elektriğin parasını namusu ile ödeyen halktan ve bir avuç sanayiciden çıkaracaktır.

Doğu'nun geri kalmışlığı ile iktidar böyle mi mücadele edecek?

Bu şaşkın ördek dalışıdır. Devletin, yakalayamadığı hırsızları ödüllendirip yoksulluğuna rağmen namusunu koruyan vatandaşlarını cezalandırmasıdır.

Birkaç terörist saklanıyor diye bütün köyün bombalanması yanlışının yeni versiyonudur.

Hükümet, "sosyal hukuk devleti"ni imha eden bu tarife maskaralığına asla onay vermemeli!

DİĞER YENİ YAZILAR