Nereye böyle?

Allah korkusunun, ayıp ve günah duygusunun kaybolduğu bir toplum ölüyor demektir. Dün gazetenin haber toplantısında gündeme düşen bir olayı duyunca ölmek istedim. Veya yenilgiyi kabul edip bu ülkeden kaçıp girmek...

Haberin Devamı

Allah korkusunun, ayıp ve günah duygusunun kaybolduğu bir toplum ölüyor demektir.

Dün gazetenin haber toplantısında gündeme düşen bir olayı duyunca ölmek istedim. Veya yenilgiyi kabul edip bu ülkeden kaçıp girmek...

Mardin'de 13 yaşındaki N.Ç.'nin yaşadıkları nedeniyle uğradığımız psikolojik yıkımın altında ezilirken İstanbul'dan ikinci depremin haberi geldi.

Florya'daki bir lisenin 17 yaşındaki öğrencisi olan M. A., üç öğretmeninin tehdit, şantaj, taciz ve tecavüzüne uğradığı şikâyeti ile Bakırköy Savcılığı'na başvurmuştu.

Bu insanlık suçu, kızın iddiasına göre üç yıldır, yani M. A.'nın 14 yaşında olduğu günlerden bu yana devam ediyordu.

Başarısız bir öğrencinin intikam duygusu ile öğretmenlerine komplosu olabilir mi?

Allahım inşallah öyledir!.

Yazık ki duamız tutmadı.

Çünkü bu yetim kızın gösterdiği kanıtlar ve okulda iddiasını doğrulayan izler, pespaye sürüklenişin gerçekliğini ortaya koydu.

Rezalet bu yılın başında okul idaresine intikal etmiş, fakat müdür "okul lekelenmesin" diye örtbas etmeye uğraşmıştı.

Eflâtun "Eğer Tanrı yeryüzüne inip bir meslek seçmek isteseydi kesinlikle öğretmenliği seçerdi" demiş.

14 yaşındaki öğrencisine tecavüz eden sapıklar ve "okulun namusu" adına bu insanlık suçunu örtbas etmeye kalkan müdür, Tanrı'nın bile imrendiği bir mesleğin temsilcisi olabilirler mi?

Şükür ki bu felâketli sürüklenişe başkaldıran yürekler de var.

Olayı örtbas girişimine karşı koyan öğretmenler, sapıkları okulda protesto eden öğrenciler..

Nitekim M.A. savcılığa gidip şikâyette bulunma cesaretini bu sayede bulmuştur.

Çocuklar Allah'ın emanetidir. Emanete ihanet edenler, ibret olacak bir cezaya belki yine bu sayede çarptırılacaklardır.

Yolsuzluklarla kirlenen toplum, eğer öğretmenlik mesleğini lekeleyenler en ağır şekilde cezalandırılmazlarsa, gelecekten bir şey bekleyemez.

İyi bir geleceği de hak edemez.

Yargı bu olaya bireysel bir suç olarak bakmamalı.


Erken kalkan gemi
Devletin parasını harcayan eller dışarda nadiren kirleniyor, Türkiye'de ise nadiren temiz kalabiliyor.

Sebebi gözümüzün önünde: Meclis'teki Yolsuzluk Komisyonu'nun deştiği olaylar, bizdeki siyasetçilerin "bal tutan parmak yalar" sözünden ilham aldıklarını gösteriyor.

Temiz siyasete ne zaman kavuşacağız? Ne zaman ki siyaset zenginleşmenin değil özveride bulunmanın sınav yeri olacak, o zaman!

24 yaşındaki Erkan Yıldırım'ın 250 araç, 800 yolcu kapasiteli bir gemi satın alması ve buna 1,5 milyar liraya yakın para yatırması onun için parlak bir başarı ama Ulaştırma Bakanı olan babası Binali Yıldırım ve mensubu olduğu AKP iktidarı için şanssızlık olacak korkarız.

Hayatı bürokratlık ve yöneticilikle geçen bir babanın oğlu, bu kadar parayı nereden buldu?.

Bakan babanın ayrıcalıklarından yararlandı mı?

Yolsuzluk Komisyonu es geçse bile bu sorulara toplumsal vicdan cevap bekleyecektir!

DİĞER YENİ YAZILAR