Yap-İşlet-Kazıkla

19 Haziran 2003

Bedeli en ağır yenilgileri, çekilmeyi bilmeyen ordular alır. Panik ve dağınıklık yenilgiyi yıkıma dönüştürür.Meclis Yolsuzluklar Komisyonu'nda doğalgaz ve elektrik santralları konusunda ortaya çıkan gerçekler, geçmiş hükümetlerin Türkiye'yi böyle yönettiklerini gösteriyor.Kurnazca pompalanan enerji darboğazı gürültüsünün yarattığı panik havası içinde ülkenin geleceğini ipotek altına alan bağlantılar yapılmış. Ancak sömürge yönetimlerine dayatılacak ağırlıkta tazminat hükümleri kabul edilmiş.Birçok emarenin desteklediği iddialar, bütün bu olan bitenin kasıtla gerçekleştiğine işaret ediyor.Yani ayrıntıları dantel gibi işlenmiş planlı bir soygun!VATAN'ın bugünkü manşetine konu olan Birecik Barajı, kirlenmiş bir yönetim anlayışına ibret verici bir örnektir. Tarihi Zeugma'yı sular altında bırakan bu proje, yalnız geçmişin hazinelerini bizden aldı sanıyorduk. Meğer geleceğimiz de çalınmış.Şişirilmiş maliyetGAMA şirketi bu barajı "yap, işlet, devret" modeliyle inşa etti.Sonra devlete "Maliyetimi çıkardım. Ürettiğim elektriği sana 13 cent'e satar, 20 sene sonra tesisi devrederim" dedi. Dönemin iktidarı da "nereden çıktı bu rakam?" diye sormadan kabul etti.Oysa devlet, barajlarında aynı elektriği 1,5 cent'e, yani yaklaşık 9 kat daha ucuza üretiyor. Atatürk Barajı'nın kurulu gücü Birecik'e göre dört kat fazla. Gövde inşaatında kullanılan beton miktarı öbürünü dokuza katlıyor. Kapladığı göl alanı 15 kere daha büyük. Yani istimlâkler için ödenen paralar da kıyas kabul etmiyor.Ama iş sonuca geldiğinde Atatürk Barajı'nın elektriği 1,5 cent, Birecik'inki 13 cent.Bu hesap bir 23 Nisan günü Enerji Bakanlığı koltuğuna bayram şerefine oturan bir ilkokul çocuğunun önüne getirilmiş olsaydı yumurcak "Soygun vaaar!" diye yerinden fırlardı.Tarifeler yırtılsınKoca koca adamlar, gözlerini ne bürüdüyse, bu soygunu görmemiştir.Hiçbiri "Atatürk Barajı 2 milyar dolara mal olmuşken Birecik'e 1 milyar doları kabul edersek bu dünyada millete, öbür dünyada Allah'a nasıl hesap veririz? Özelleştirmenin erdemini nasıl savunabiliriz?" dememişlerdir.Şimdi önümüzdeki sorun sadece bu rezaletlerin hesabını sormak değildir. Aynı zamanda sosyal ve ekonomik alanda yarattığı haksızlıklara çare bulmaktır.Doğalgaz ve elektrik faturaları, fakirleşen halk için de, rekabet kabiliyetini öldürdüğü sanayimiz için de yıkımdır. Vatandaşın beklediği, suçlu varsa bunlann cezalarını çekmesi ama hükümetin de bir an önce bu "sömürge tarifeleri' yırtıp atma becerisini göstermesidir. Bu millet, kirlenmiş bir düzenin ceremesini çekmeye daha ne kadar mahkûm olacak?

Devamını Oku

Başka çare yok

17 Haziran 2003

TBMM Yolsuzluklar Komisyonu'nda deşilen pislikler yalnız mağduriyetimizi açıklamıyor.Bu meşum kadere çaresizliğimizle kendi kendimizi mahkûm ettiğimizi de kanıtlıyor.İlâhi bir selin bu pislikleri bir gün silip süpüreceğini uzun yıllar boş yere bekledik. Zaman zaman bu umudu lâmbaları söndürerek destekledik.Ama toplum olarak nefesimiz ve inancımız, talan düzeninin yarattığı girdabı durdurmaya yermedi.Çünkü talan düzeni çok daha örgütlü. Yalanları, dolanları çok etkileyici...Dünyada devleri ve milleri soyan diktatörler, oligarşiler çok görülmüştür. Ama mevcut varlıkları yemekle yetinmeyip geleceği çalan düzenbazlıkların pek az örneği vardır.Meclis Komisyonu'ndaki iddialar, Türkiye'yi bitiren siyasetçilerin halkı karanlıkla korkutarak Türkiye'nin istikbalini dahi çalmak üzere tertipler hazırladıklarını ve parlak basanlar (!) elde ettiklerini ortaya koyuyor.Oyun içinde oyunŞeytana külahını ters giydiren şu cinliğe bakar mısınız?Bir yandan Türkmenistan'ın 35 dolara vermek istediği doğalgazı reddedip 100 doların üstünde Ruslarla bağlantı kuruyorlar, bir yandan da o doğalgazı elektriğe dönüştürecek santrallar için anlaşma yapıyorlar. Sonraki iktidarların ellerini bağlamak amacıyla anlaşmalara ağır tazminat müeyyideleri koyuyorlar.Sıra toplumsal muhalefeti boğmaya geliyor. Elektrik ve doğalgaz kazığına yönelik isyanı bastırmak için kısıtlama tezgâhı yapılıyor. "Olmayan elektrik en pahalı elektriktir" dersi, karanlıkta vura vura zavallı halkın kafasına sokuluyor.Bu planlama yeteneğini hayra kullanmış olsalar Türkiye uçardı!Cinlik hinlik olmuştur ve ülke bu yüzden şimdi akarsularından 1,5 sente elektrik üreten santrallannı yavaşlatmış, 100 dolarlık Rus gazı yakan santralların kazığına mahkum edilmiştir. Buna itiraz etmenin ağır tazminat yaptırımı vardır. Kurt kapanı işte budur!Gök gürültüsü gibiKurt kapanından kurtulmak ulusal irade ister önce. Ama daha önce o iradeyi eğip bükmeden yansıtan, sahiplenen bağımsız bir medya gücü gerekir.Bağımsızlığın şartı, tüm menfaat kesimlerine karşı bağlantısız olmak ve bu gücün dokunulmazlığını kullanmaktır. VATAN günlerden beri bu gücünü kullanıyor. Bizim devletle, siyasetle, iş dünyasıyla hiçbir maddi çıkar ilişkimiz yok. Bundan sonra da olmayacak.Bu ayrıcalığın sağladığı gücü ülkemiz için kullanıyoruz.Biliyoruz ki hayatımızı kirleten, geleceğimizi karartan pisliği silip süpürecek o ilâhi seli, halkın temizlik ve adalet isteyen sesini gök gürültüsüne çevirerek biz yaratabiliriz.Biliyoruz ki Türkiye'nin bağımsız gazete, radyo ve TV'lerinin birleşmesiyle ortaya çıkacak büyük güç, olmaz denilen mucizeyi gerçekleştirecektir.Kurtuluşun başka çaresi yok!

Devamını Oku

AB için ileri

16 Haziran 2003

Avrupa Birliği yolundaki önemli adımlardan biri olan Altıncı Uyum Paketi bu hafta mecliste tartışmaya açılacak.Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün toplum desteğini sağlamak amacıyla medyadan yardım istemesi, iktidarın AB hedefine bağlılığındaki samimiyeti gösteriyor.Bu çaba, uyum paketine zarar verecek bir muhalefetin önünü kesme tedbirini de içeriyor mu? Belki..CHP desteğini daha önce açıklamıştı ama askerlerin bazı rezervleri hâlâ geçerli.Şimdi bu itirazların doğuracağı sonuçlardan daha önemli bir sorun var önümüzde: Siyaset-asker ilişkisinden yansıyacak olan görüntüler, Türkiye'nin AB'ye giriş için gerekli temel kriterlere ne kadar yaklaşmış olduğuna ölçü kabul edilecek.Avrupa Parlamentosu'nun son Türkiye raporunda, "devlet ve toplum üzerinde önemli ağırlığı bulunan ordunun, Türkiye'nin demokratik ve çoğulcu sistemi geliştirmesine engel teşkil ettiği" kaydedilmişti.Belki de son şansFinancial Times gazetesi "Eğer hükümet, bu kısıtlı reformlarda bile duraklayacak olursa Ankara'nın AB üyeliği girişimi baştan ölmüş olacak" diye yazdı. Geçen hafta Türkiye'ye gelen AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hansjörg Kretschmer de aynı "temel kriter"i vurguladı:"Türkiye'de siviller ve askerler arasındaki ilişki eğer AB ülkelerinde olduğu gibi gerçekleşmiyorsa bu durum, demokrasideki bir açığı ve eksikliği ifade etmektedir. Bu hükümet mecliste büyük çoğunluğa sahip. Gerekli reformlan yapabilecek şansı elde etmiştir. Ve AB bilmektedir ki Türkiye'nin bu tek şansıdır."Bu şansı vehimlerle riske sokmamak gerekiyor.Askerler, AB üyeliğinin Atatürk'ün gösterdiği hedefe ulaşmanın aracı olduğunu biliyor ve söylüyor. O zaman değişime hazır olmak gerekiyor.Apartmanda camiAslında bu, bir öz değil üslup değişimi sorunudur. Asker bu toplumun kültüründe özel bir yere sahiptir ve güvenin, güvenliğin temelidir. Türkiye AB üyesi olduktan sonra da MGK'da asker diyeceğini diyecektir. O zaman müeyyidesi müdahale baskısı olmayacaktır ama halkın güven desteği olacaktır.Türkiye bu bilinci kazandı.Meselâ Uyum Paketi içinde villa ve apartman katlarında cami veya mescit açılmasına imkân tanıyan bir madde yer alıyordu. Bunun tekke ve zaviyelerin hortlatılmasına neden olacağı itirazı kabul gördü ve iktidar maddeyi paketten çıkardı.Türkiye, cumhuriyet değerlerini savunacak toplumsal güce sahiptir.AB bu güce zarar vermeyecek, tam tersine onu demokratik ve ekonomik sigortalarla sağlamlaştıracaktır.AB'ye üye olduğu için pişman olmuş bir tek ülke var mı?

Devamını Oku

Kurtlarla dans

15 Haziran 2003

VATAN yolsuzlukların üstüne heyecan olsun diye gitmiyor. Temiz bir geleceğin ufkunu başka türlü açamayacağız.İktidarlar yolsuzlukları hep muhalefete düşen eski iktidarları baskı altina alıp susturmak için kullandılar. Hemen hiçbir dosyayı yargıya göndermediler.Çünkü amaç hırsız yakalamak değil fiyaka yapmak ve halkın heyecanını kışkırtıp yelkenlerini şişirmekti.Artık bu fersude oyunun bitmesini istiyoruz.Halkı bilgilendirerek iktidar üstünde bir namus borcu baskısı yaratmak istiyoruz.Yağmalanan para ülkenin kaderini değiştirecek kadar büyüktür.Halk, uçan milyar dolarların, basiretsizlik ceremesi olmadığını, çalındığını düşünüyor.Enerji Bakanı Hilmi Güler Meclis komisyonunda "Türkmenistan'ın 35 dolardan satmak istediği doğalgazı istemediler, Rusların 100 doların üstündeki fiyatını kabul ettiler" dedi.O kadarla kalsa yine iyi..."İmza attıkları ağır tazminat yaptırımları nedeniyle şimdi kamuyu zarara uğratan sözleşmeler iptal edilemiyor" dedi.Yargı temizlerNedir bu? Bakan Güler, profesyonelce yapılmış planlı bir soygunun milletçe mağduru olduğumuzu iddia ediyor."Kurt kapanı" diyor, "devleti ele geçirme operasyonu" diyor.Yolsuzlukların mağduru sadece ekonomik krizde varlıklarını, işlerini kaybeden, her ay elektrik ve doğalgaz faturaları yoluyla kazıklanan milyonlar değildir.Dün yapılan ÖSS sınavında üniversiteye giremeyecek ve çalışmak istediği halde iş bulamayacak bir milyondan çok çocuğumuz da mutsuzlukları ile ödeyecekler aynı faturayı.Kim bilir daha kaç kuşak mahkum olacak aynı kadere...O nedenle istiyoruz ki yolsuzluklar, başarısızlık ihtimaline karşı iktidarın kullanacağı bahane olmasın, yargıda temizlenerek ibret olsun.Kırılası döngüBunun için milât yaratacak bir kahramanlık lâzım.Siyasi yargılama bitecek, bağımsız yargı dönemi açılacak. Ayırma kayırma yapmadan geçmişteki pisliklerin tümü yargı denetimine sunulacak.İstanbul Belediyesi'ndeki yolsuzluklar konusunda üç kitap yazan CHP eski İl Başkanı Mehmet Bölük meclisteki komisyona "Anlatacağım önemli şeyler var, beni dinleyin" diye başvurdu.Çıt yok.. Neden?Bölük şöyle diyor: "İstanbul'da Tayyip Erdoğan'la başlayan ve devam eden büyük yolsuzluklar var. Dosyalar bekletiliyor ama, yolsuzlukları saptayan müfettişler hakkında soruşturmalar açılıyor. Komisyon tek taraflı hareket etmemeli.."Namus iddia ile değil ispatla kazanılır. AKP iktidarına düşen tarihi görev, yargının bağımsızlığını güvence altina almak ve dokunulmazlıkları daraltarak Türkiye'yi bir hukuk devleti yapmaktır. Kurt kapanı, kurt masalı ile kırılmaz.Kendi hırsızlarını korumak iktidarın tercihi olmamalı. Aksi halde soyanlar değişir, soygunlar hep devam eder.AKP bu rezil döngüyü kırma cesaretini ve erdemini gösterecek mi?

Devamını Oku

Cesaret beyler!

14 Haziran 2003

Bazıları korku sever... Ama bu bizim için bir tercih değil mahkûmiyet sorunu.Çünkü korku Türkiye'nin menüsünde ana yemek. Sevsek de sevmesek de hepimiz yemeye mahkûmuz!Türk insanı dış dünyadan korkar; çünkü yabancı dost değildir.Siyasetçisinden korkar; çünkü tümü kendilerine yontar.Memurdan korkar; çünkü rüşvet yer, eziyet eder. Şikâyet edersen suçlu çıkarsın.Yıllardır bu korkular yaşıyorsa, kasten yaşatılıyor demektir. Ülkeyi yönetenler bu korkulardan yararlanıyor demektir.Çünkü korku terbiye aracıdır!Ayrıca sorunlara "canavar" veya "oligarşi" gibi isimler takarak büyük güçler vehmetmek, korkuyu silâh olarak kullanmaktan vazgeçemeyen iktidarların kurnazlığıdır.Fırsatı kullanalımTürkiye bu öcülerden kurtulmanın fırsatını ele geçirdi. İki partiye dayalı meclis, ezici çoğunluğa sahip iktidar... Parlamentonun iki kanadı da temiz bir başlangıcı büyük hasar görmeden gerçekleştirebilir.İktidar AB hedefine yürürken "dış düşmanlar korkusu"nu üreten tabuları yıkmakta cesur davranıyor. Bu iyi ama yolsuzluklarla mücadele alanında, işe yaramadıkları ispatlanmış aletleri kullanmaya devam etmesi, samimiyetine gölge düşürüyor.Mesut Yılmaz Yolsuzluk Komisyonu'nda doğru şeyler söyledi:"Siyasetçi siyasetçiyi yargılayamaz. Kararı yargı verecek. Türkiye bir başbakanı, görevi sırasında yargının önüne çıkarabilmeli. AKP ve CHP seçimde verdikleri sözü tutup dokunulmazlıkları sınırlandırmalıdır."Türkiye bunu yapmadı. Partiler arasında "suçluların değişimi" yöntemi ile yolsuzlukların üstü örtüldü ve sistem pisliğe battı.Şimdi siz de Meclis Başkanı Arınç gibi Mesut Yılmaz'a "Hadi ordan; daha önce aklın neredeydi?" diyebilirsiniz. Ama bu çağrıya "yılların tecrübesinden süzülmüş pişmanlık" olarak bakmak ve yararlanmak daha doğrudur.Niçin dokunulmaz?Türkiye'nin hızını yalnız yolsuzluklar değil iftiralar da kesiyor. Siyasetçi suçluyor, siyasetçi yargılıyor. Ülke ve kurumlar zaman, itibar, kaynak kaybediyor.Oysa siyasetçi iktidarda iken de mahkemeler tarafından yargılansa bu kayıplar olmaz.Suçlanan kirliyse hemen gider. Temiz çıkarsa güçlendiği gibi iftirayı atanlar gözden düşer.Çamur atmanın maliyeti olduğunu anlayan muhalefet de fitne üretmek yerine adam gibi denetim görevi yapar ve sistem kendini korur, ülke rahat eder.Milletvekilleri korkmamalıdır. Yargı denetimini kabul etmek, namuslu siyasetçinin ekstra sigortasıdır.Namussuzların cüretinden üreyen yıkımı, sadece ve sadece namuslu insanların cesareti durdurabilir.Hayat cesur insanlara karşı her zaman daha cömerttir.

Devamını Oku

Temiz eller operasyonu

13 Haziran 2003

Ünlü sözdür: Et kokmasın diye tuzlarsın. Ya tuz kokarsa?.Meclis Araştırma Komisyonu'nun çalışmaları, iç karartan, yürek daraltan, siyasete ve sisteme olan güveni yerle bir eden rezaletlerin üstündeki örtüleri bir bir kaldırıyor.Konu bankalar eliyle devletin soyulmasıdır. Ama bir olay var ki, niteliği bakımından çok önemlidir. Çünkü tuzun kokması gibi şok yaratıcı bir örnektir.El konulan bankaların tümü en büyük sıkıntıyı off-shore hesaplarından çekti. Banka sahiplerinin tümü ya bin bir zorlukla bu paraları ödediler veya ağır cezalar içeren "Demokles kılıcı" altında cehennem azabı yaşadılar.Tek istisna İktisat Bankası'nın eski sahibi Erol Aksoy'dur.Bile bile lâdesErol Aksoy, BDDK'nın o günkü başkanı Zekeriya Temizel'in himayesinde grubuna ait Trade Deposit Bank ile İktisat Malta Şubesi'ni birleştirmiştir.Bu sayede İktisat Bankası'na el konulunca off-shore borçları Erol Aksoy'un değil, devletin borcu haline gelmiştir.Bu yüzden devlet 251 milyon dolar zarara uğramıştır.Meclis Komisyonu'nda Temizel'e soruldu: "Ne iştir bu?" BDDK koltuğunda "Cengiz Han" gibi oturduğu günlerde Temizel "Ben bankacılığı 3 ayda en iyi bankacılardan daha iyi öğrendim" derdi. Komisyona öyle demedi: - İktisat Bankası'nın 1-2 ay sonra Fon'a devredileceğini bilemezdik. Çünkü raporlara göre durumları iyi idi..Sistem kazık yiye yiye akıllandı. Temizel'in doğruyu söylemediğini anlamak için üç-beş gün yetti.Nasıl bilmez?El koyma kararından 3,5 ay önce bankaya gönderdiği resmi yazı, Zekeriya Temizel'in, batmak üzere olduklan konusunda İktisat Bankası'nı uyardığını gün ışığına çıkardı.Yani Temizel, el koyma gerekçeleri oluşmuş bu bankaya dokunmadığı gibi, off-shore borçlarını devlete yıkıp temize havale etmesi için fırsat sunmuş oluyordu.Temizel gibi temizliği ile ünlenmiş biri, komisyonu yanıltırken yeminli ifade verdiğini mi, yoksa 28 Kasım 2000 tarihli o uyarı mektubunu mu unuttu?Herhalde hesabı sorulur.Ama biz, bu rezaletin gün ışığına çıkmasında Devlet Denetleme Kurulu üyesi Süreyya Turgut'un oynadığı rolü unutmamalıyız.Bir tarihte Temizel "Elimde 100 tane Süreyya olsa memlekette yolsuzluk kalmaz" demişti.Allah için söylemeli, haklıymış.Tek kusuru, yakınındaki o cevheri kendisi yeteri kadar ciddiye almamış!

Devamını Oku

Hayal ötesi rezillik

12 Haziran 2003

Korkmaz Yiğit'in meclis komisyonunda ortaya attığı iddialar, kirletilmiş bir toplum için ibrettir.Yiğit'in ifadelerini temel alan bir senaryo Türkiye'yi dünyaya rezil eden "Geceyarısı Ekspresi" filminden daha karalayıcı, daha dehşet verici bir korku filmi olur.Korkmaz Yiğit halen yargılanan bir işadamıdır. İddialarını bu konumunun zorunlu kıldığı ihtiyat payı ile değerlendirmekte elbette yarar vardır.Fakat ihtiyatlı bir değerlendirme bile, güvence sayıp yücelttiğimiz değerlerin, siyaset ve menfaat hırslarının çatışmasında nasıl paramparça edildiği konusunda fikir veriyor.İktidar ve rant kavgasında yaşananların hayallerimizi aşan rezillikler taşıdığını bize öğretiyor.Meclis komisyonunun tutanaklarını yayınlayıp yayınlamamakta, içerdiği dehşet verici suçlamalar nedeniyle tereddüt geçirdik.Her hak bir yükümlülük, her özgürlük bir sorumluluk getirir. Biz, toplumun bilgi edinme hakkına saygı göstermenin, bağımsız bir medya kuruluşu olarak ilk ve en önemli sorumluluğumuz olduğuna karar verdik.Her şeyin başı medyaKorkmaz Yiğit'in komisyondaki iddiaları,1. Çete suçlamasına hedef olan birçok kimsenin, kamu yetkisi kullanan bazı insanlardan oluşmuş çetelerin eline düştüğünü;2. Canlarını kurtaranların kendilerini şanslı saydıklarını;3. İtiraf denilen belgelerin ne kadar kirli tertiplerle derlendiklerini anlatıyor.Yiğit bunları yeminli ifade ile, bir çoğunda isim, yer ve belge göstererek söylüyor.Bunları bilmeye toplumun hakkı vardır.Halkın manevi gücünü arkasına almayan hiçbir meclis veya mahkeme bu kirli ilişkilerin üstüne gidemez.Ayrıca Korkmaz Yiğit'in hikâyesi, temiz ve bağımsız bir medyanın her şeyin başı olduğunu anlatan bir derstir...Çare bağımsız basınGeçmiş iktidar, kontrol edeceği bir medya grubu oluşturmak istiyor ve Yiğit'i taşeronu olarak seçiyor.Bu yolda epey mesafe alınmışken Alâattin Çakıcı'nın Türkbank satışını dinamitleyen kaseti oyunu bozuyor.Ve iktidar, geçmişe dayanan işbirliği izlerini silmek telâşı içinde Korkmaz Yiğit'i silmek amacıyla düğmeye basıyor.Türkiye'yi bir ortaçağ derebeyliğinin hukuksuzluğuna mahkûm eden suç ve günahların bütün meşum aktörleri ortaya çıkmalı, "her şeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunacağı" güven duygusu ayağa kaldırılmalıdır.Bu yalnız adalet için değil, temiz bir geleceğin temeli olacak ibretler için de çok lâzım. VATAN üstüne düşeni yapacaktır.Şimdiye kadar olan bitenler medyada gazeteci olmayan aktörlere hep şüphe ile bakılması gerektiğini halka öğrettiyse, bu bile kazançtır.

Devamını Oku

Kaş yaparken...

11 Haziran 2003

AKP iktidarının Milli Görüş tabanından devraldığı seçmenlerine imam hatip okulları konusunda borcu var.Bu baskı, iktidarı ortalığı ayağa kaldırmadan bir çözüm üretme arayışına itiyor.Milli Eğitim Bakanı Çelik, buldukları çareyi tartışmaya açmıştır:"Meslek liseleri mezunlan kendi dallarında bir fakülteye gitmek isterlerse, puanlarının hesaplanmasında kendilerine katsayı avantajı sağlanacak.."Bugün avantaj genel lise mezunları yararına işliyor.Fakat meslek lisesi mezunları da aynı avantajı iki yıllık meslek yüksek okullarına girişte kullanıyor.Evet, çağdaş toplumlarda olduğu gibi meslek liselerindeki öğrenci sayısını biz de genel liselerde okuyan öğrencilerin üstüne çıkarmak istiyorsak Bakan Çelik'in önerisi desteklenebilir.Ama bu daha mı iyi olur?Yararını savunanlar şunu diyebilirler:Bu yıl 1,6 milyon lise mezunu üniversite sınavına girecek ve bunlardan 200 bini okuma fırsatı elde edecek, 1 milyon 400 genç ortada kalacak.Bunların olabildiğince fazlası meslek lisesi mezunu olsa, iş bulma imkânları daha yüksek olmaz mı? Bu durum, sorunları biraz olsun hafifletmez mi?Doğru ama şu var:Meslek liselerine tanınacak avantaj o zaman da donanımlı insan yetiştiren fen ve Anadolu liselerine talebi azaltacaktır. Bu da çare değil.Salt adalet düşüncesi, tüm ayrıcalıkların kalkması ile belki sağlanabilir.O zaman ne olacaktır?..Katsayı uygulaması yokken meslek yüksek okullarında okuyan öğrencilerin yüzde 65'ini genel liselerin mezunları oluşturuyordu. Yine böyle olacak.Halbuki şimdi meslek lisesi mezunlarının meslek yüksek okullarındaki payı yüzde 85'e çıkmıştır. Ayrıca bu öğrenciler, iki yıllık eğitimden sonra sınava girerek 4 yıllık fakültelere geçiş yapabilmektedir.Milli Eğitim Bakanı, kaş yaparken göz çıkarma yanlışına düşüp düşmediğini iyi hesaplamalıdır.İmam hatiplilere borç öderken sistemi batırabilir çünkü!Şifalı çamur banyoları!Biz bu kafayla yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvetten kurtulamayız.Çünkü bizde kişileri suçlamanın bedeli vardır ama soy-sop, sınıf, zümre, parti hedef göstererek dilediğiniz suçlamayı yapabilirsiniz. Kimse yakanıza yapışmaz. Meselâ önceki gün Meclis eski Hayali İhracat Komisyonu Başkanı Mahmut Öztürk "Üç çuval parayı sırtına vurup götüren kişi, partimin Devlet Bakanı idi" dedi.Bunu on yıl önceki bilgilerine dayanarak söylüyor.On yıldır neredeydin? Niye yakalatmadın? Belgelerin nerede, tanıkların kim? Soran yok!Böyle bir ülkede halk devlete, siyasetçiye, sisteme güvenebilir mi?Devlet memuru rüşvet yemekten korkar mı?

Devamını Oku