Özür borcu

26 Haziran 2003

Din istismarı ile Türkiye'nin cennete gitmeyeceği gerçeğini tabanına kabul ettirmesi Tayyip Erdoğan'ın en çarpıcı başarısı oldu.Bu politikanın takıyye olmadığını ispata yönelik adımlar atması ve söylemler geliştirmesi, Erdoğan'a ve AKP'ye laik kesimden de benzersiz çapta kredi sağladı.Bu çevreler, Milli Görüş tabanını dönüştürme çabalarının desteklenmesi, yeri geldiğinde ödüllendirilmesi gereğine saygı gösterdiler.Demokrasi temelindeki gönüllü işbirliği, AKP'nin tek başına iktidara gelişi ile ilişkili kara senaryoların gerçekleşmesini önledi.İrticanın tehdit olmaktan çıkması için bize biraz akıl, biraz da zaman lâzım.Kentleşme hükmünü yürütüyor, AB'ye yönelik arzulu çabalar sürece hız kazandınyor.Sakınılması gereken tek şey, irtica sırtlanını uyandıracak kışkırtmalardan sakınmak ve tuğla tuğla örülen güven duvarını sağlamlaştırmaktır.Minareye kılıf mı?Ama ne oldu?. Bütçe Komisyonu'ndaki AKP'li üyeler bu duvarın dibinde dinamit patlattılar ve büyük hasar yarattılar.Hükümetin talep ettiği 1600 imam kadrosunu 15 bine çıkarmak siyaset midir, dine ve halka hizmet midir? Hiçbiri değildir.Tanınmış bir ilâhiyatçı olan CHP milletvekili Prof. Yaşar Nuri Öztürk, din sınıfı yaratmaya yönelik bu girişimi "Son dönemlerin en rahatsız edici kadrolaşma hareketi" olarak görüyor."Türkiye, örtülü biçimde din devleti olmaya doğru gidiyor" diyor.Prof. Öztürk'e göre bugün 100 bine dayanan cami sayısı 2-3 yıl içinde 120 bine ulaşacak, bu kez 15 bin yerine 25-30 bin imam kadrosu istenecektir!Güvence verilsinSiyasetçi kimliği ile Prof. Öztürk'ün tehlikeyi abarttığı belki söylenebilir ama muteber bir ilâhiyatçı olarak islâm ve ibadet konusundaki sözlerine istismara kaçmadan bilimsel temelde cevap verilmelidir.Öztürk "Din sınıfının olduğu din İslâm olmaz. İslâm'da ibadet Allah ile kul arasındadır" diyor ve şu tespiti yapıyor:"Üstelik ibadet Türkiye'de olduğu gibi, ibadete katılmayanların verdiği paralarla maaşa bağlanan biri tarafından yaptırılırsa ibadet olmaktan çıkmakla kalmaz, zulüm ve günaha dönüşür."15 bin imam kadrosu, AKP'nin güven reytingine zarar vermiştir.Gizli niyetleri için pusuya yatmış "takıyye kumpanyası" şüphesi tekrar üste çıkmıştır.İktidar bu girişimin parti senaryosu olmadığına ve partiyi bağlamadığına Türkiye'yi inandırmak zorundadır.

Devamını Oku

AKP'nin kamburu

25 Haziran 2003

AKP iktidarı, din istismarına dayanan geçmişinden galiba kolay kurtulamayacak!Hükümetin AB yolundaki tam gaz ilerleme kararlılığına, Başbakan'in "laiklik rejimin teminatıdır" dedikten sonra AB liderleriyle motor gezisine çıkmak yerine Atatürk'ün Selanik'teki evini ziyaret edişine bakıp umutlanıyorsunuz...Bir hafta geçmeden Meclis Bütçe Komisyonu'nda AKP'lilerin, hükümet 1600 istemişken Diyanet'e 15 bin imam kadrosu verdiğini görüp apışıyorsunuz.İktidar kendi ayağına ateş mi ediyor, yoksa "değiştik" diyen yönetici kadronun ayağına içerdeki tutucular çelme mi takmaya uğraşıyor?Türkiye'yi saplandığı ekonomik bataktan kurtarmak için hükümetin sıkı sıkıya bağlı kalmak zorunda olduğu bir program var. O programa göre bir hedef saptanmış:2003 yılında kamuya en çok 35 bin personel alınacak.Beşinci kol gibiEvet Türkiye'deki 88 bin caminin 17 bininde imam yok. O hizmetlerin cahil hocalar yerine Diyanet'in sınavını kazanmış imamlar tarafından yürütülmesi elbette daha iyidir ama Türkiye'nin başka eksiği yok mu?Meselâ 71 bin öğretmen eksiği de var. Meselâ 773 sağlık ocağında doktor, 8384 sağlık evinde hemşire bulunmuyor.Ama Bütçe Komisyonu'ndaki AKP'li üyeler, hükümetin bu yıl için öngördüğü kadroların yarısını imamlara tahsis ediyor.Bu kafalara nasıl devleti emanet edebilirsiniz? Milli Görüş gömleğini değiştirdiklerini söyleyen Tayyip Erdoğan'ın sözlerine nasıl güvenebilirsiniz?Başbakan Erdoğan'ın inşa etmeye çalıştığı güveni tahrip etmeye yönelik bir kışkırtma eylemi tezgâhlansa daha etkilisi yapılamazdı.Çünkü bu oldu-bitti, iktidarın gizli gündeminde yer aldığı iddia edilen dinci kadrolaşma çabalarına delil gösterilecektir.Nasıl güveniriz?Dışişleri Bakanı Gül, yanlışın meclis genel kurulunda düzeltilebileceğini söyledi dün. Maliye Bakanı Unakıtan, önemli olan şeyin kadro değil uygulama olduğunu savundu.Bundan hükümetin 1600 imam dışında tek bir tayin bile yapmayacağı çıkıyor ama olan olmuştur.Türk-Amerikan ilişkilerini zedeleyen tezkere krizinde olduğu gibi AKP hükümetine meclisteki parti grubunun ne zaman, hangi konuda kazık atacağı şüphesi sürekli gündemde kalacak, hükümetin din istismarına bağımlı gruplara ne kadar direneceği sorusu, zihinleri devamlı meşgul edecektir.İmam açığını, öğretmen ve doktor açığından önemli gören, öncelikleri şaşırmış bu gruba hükümetin boyun eğmeyeceğine inanmak istiyoruz.Çünkü Tayyip Erdoğan toplumdan ve kurumlardan talep ettiği güven desteğini başka türlü alamaz.Güven de bir hasattır.Mevlânâ "önce fareyi defet, sonra buğdayı topla" demiş!

Devamını Oku

İşaret fişeği

24 Haziran 2003

Yolsuzluk mutlaka hırsızlık dolandırıcılık ve zimmet yoluyla yapılmaz.Gücünü silâhı olarak kullananların devlete yükümlülüklerini yerine getirmemeleri de yolsuzluktur. Zamanında ödenmeyen paranın rantı da kamudan gasp edilen kaynaktır çünkü.Şantaj korkusu ile iktidarların devlete ait bir hakkı talep etmekten kaçınmaları, yolsuzluğa en azından "yataklık yapma" sonucu doğurur..Türkiye'de bu çok oldu. Güvensiz iktidarların kamu otoritesine kafa tutan güçler karşısında sinmesi, yolsuzluk batağının derinleşmesinde çok etkili oldu.Başbakan Erdoğan'ın dünkü grup konuşması, iktidarın bu alanda sarsıcı bir değişim için yakında harekete geçeceğine işaret sayılabilir:"Her kim ki bizden geçmişte bir şekilde elde ettiği haksız ayrıcalıklarına dokunmamamızı bekliyorsa yanılıyor. Kim haksız bir statü ve gelir elde ettiyse bu halkımıza geri ödenmelidir."Artık öğrendik: Kötüye kullanılan imtiyaz önce rekabeti, sonra ahlâkı bozuyor. Çünkü yükümlülüğünü yerine getirenler zarar görmeye başlayınca onlar da yoldan çıkıyor.Ankara'da günlerdir katrilyonluk bir ödeme emrinden söz ediliyor.Yıllarca birikmiş ve talep edilememiş devlet alacağının tahsiline yönelik bu ödeme emri çıkarsa hangi adrese gidecek? Yakında öğreneceğiz.İktidarı harekete geçiren dinamiğin, adreslere göre değişmeyecek ilkeleri hayata geçirmek kararlılığı olmasını dileriz.Askerlik değişirkenGenelkurmayın askerlik sürelerini indiren kararı iktidardan teşekkür, muhalefetten övgü aldı.Çünkü dış tehditteki azalmanın izin verdiği ve silâh teknolojisinin dayattığı yeni şartlara uyumu siyasetçilerden önce askerler tespit etmiştir.Gidiş, küçülürken güçlenen profesyonel orduya doğrudur.Bu ihtiyacı iç dinamiklerimiz de zorluyor. Bizde askerlik bir yükümlülüktür. Fakat nüfusumuz, kışlaların önüne ihtiyacın çok üstünde asker adayı yığıyor. Askerlik sürelerini kısaltan kararda bunun da etkisi olmalı.Süreyi kısaltmak yine de çare olmayacaktır. Çözüm profesyonel orduya geçmek, o reform gerçekleşene kadar da "bedelli askerlik" uygulamasını sürekli kılmak olabilir.Bedelli askerlik daha çok işgücü ile ve ödediği vergi ile ekonomiye katkıda bulunan insanların kullanabilecekleri bir hak olacaktır. Ama bu ayrıcalığın bedelini de onlar para ile ödeyeceklerdir.Profesyonel askerliğin eşiğinde bu imkânı eskimiş eşitlik tariflerine feda etmenin artık anlamı kaldı mı, düşünmek lâzım!

Devamını Oku

Boş lâfı bırakın!

23 Haziran 2003

Petrus içen bürokratların, bu şarabı kimin şerefine içmiş olabileceklerini sordum dün.Pek çok okurdan cevap geldi.Vicdanlardan naralanan beddualarla canınızı sıkmak istemem ama bir tanesi var ki onu paylaşmak isterim:"Kimin şerefine içtiler diye sormuşsunuz. Cevap veriyorum:Bankadan çocuğunun okul ihtiyacı için çektiği 550 milyon liralık krediyi krizde bozulan işleri yüzünden ödeyemeyen, icra takibine uğrayan, zorlukla ana parasını ödediği halde bir o kadar faiz borcu kalan, bu sebeple Vakıfbank tarafından on gün hapse mahkum ettirilen komşum gibi yüzlerce vatandaşın mahkumiyet kararının şerefine içiyorlardır!"Yolsuzluk, devletle vatandaş arasındaki güven ilişkisini temelden çürüten bir hastalık.Sivri sinekleri tek tek kovalayarak baş edemeyiz bu hastalıkla; bataklığı kurutmak lâzım.Bunu yargı yapacak, ama siyaset sınıfı önlüyor. Çünkü seçilenler, dokunulmazlık zırhından vazgeçmiyor.Zırhlı hırsız olmazMeclis Yolsuzluklar Komisyonu, aylarca pislikleri kurcaladıktan sonra uyandı. Dokunulmazlıkların daraltılması önerisinin rapora konulması konusunda bir eğilim belirdi.Ama AKP'li Başkan Ateş bir şart koştu:"Bürokratların dokunulmazlıklarını da sınırlamak şartıyla olabilir."Kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz... Zaten olması gereken de budur.Fakat kimse erken umuda kapılmamalı. Çünkü Meclis'teki iktidar grubu, hırsızları koruyan zırha dokunma niyetinde görünmüyor.Dün AKP Meclis Grup Başkanvekili Kapusuz baklayı ağzından çıkardı:"Bu ülkede bir DGM Başsavcısı sırf bir bandı bahane ederek bu ülkenin başbakanının idamla yargılanması için tutuklanması talebinde bulundu."Safsatadır bu. Kimse seçilmiş siyasetçinin siyasi eyleminden dolayı mahkemeye gitmesini istemiyor. İstenen, yolsuzluk ve hırsızlık yapanların dokunulmazlıktan yararlanmamasıdır.Her şey bize bağlıAKP, temiz siyaset konusundaki samimiyetini ispatlamak istiyorsa devletin adaletine ve millete güvenmek zorundadır. Gerisi boş lâf..Damardan girmek yetmez, yolsuzluğu kalbinden yakalamak, doğarken boğmak lâzım.İktidarın AB'ye üyelik yolundaki kararlı çabaları ümit veriyor. Fakat yolsuzluk konusunda kendi yandaşlarına yönelik güvensizliğinden doğan isteksizliği şüphe çekiyor.Sivil toplum, temiz siyaset özlemini gerçekleştirmek için AKP'yi, çözümün özü olan adımı atmaya razı edene kadar bastırmak zorundadır.Aksi halde soyulmaktan kurtulamayız.Çünkü kendine güvenmediği için dokunulmazlık zırhına sarılan siyasetçinin 4,5 milyar liralık Petrus şarabı içen memuru değil suçlamaya, ayıplamaya bile hakkı olamaz!

Devamını Oku

Kimin şerefine içtiler acaba?

22 Haziran 2003

Medeniyetler tarihi modern topluma şunu öğretti: Haksızlık üstüne barış, güvenlik ve gelişme kurulamaz.Türkiye'nin elli yıllık geçmişi, bu gerçeğin tarafımızdan, siyasal ve sosyal yıkımlar karşılığında çok gecikmiş olarak yeniden keşfedilmesinin hikâyesidir.Bu ülke siyasetin ekonomiye gizli ilişkilerin hak ve hukuka baş eğdirdiği, insanların hor görüldüğü bir yer oldu.Rahmetli Özal, maaşlara zam talebinin gereksizliğini savunduğu bir gün "Benim memurum işini bilir" demişti. Bu söz, yolsuzluk realitesini kayda geçiren ve rüşveti "yarı resmi vergi" konumuna getiren bir itiraftı."Türkiye'yi kurtarmak için Ankara'yı dağıtmak lâzım" diyenler yıllar yılı hep şu çarpıklığı kanıt gösterdiler:Ülke ne zaman ekonomik sıkıntılara girse Ankara nedense hep bolluk ve zenginlik yaşıyor. Kriz dönemlerinde Türkiye'nin seçkin yazlıklarında yığınla siyasetçi ve yüksek bürokrat ev sahibi oluyor.Bu bir sonuç olduğu kadar sebeptir. Ekonomik gelişmenin ve temiz bir siyaset düzenini kurmanın önündeki en büyük engeldir.Ankara'da 6 arkadaşı ile gittiği lokantada 4,5 milyar liralık Petrus şarabı açtıran bürokrat dün "Fatura 2,5 milyar lira çıktı ve parayı ben ödedim. Sonra arkadaşlarla bölüştük" dedi. Helâl olsun!.Türkiye'nin ekonomisi geri gidiyor ama insanların meraklan, ihtirasları deli gibi artıyor.Bir yüksek bürokratın iki aylık maaşı ile zor ulaşabileceği bir şişe Petrus şarabını merak etmeye, kırk yılda bir hovardalık edip bunu tatmaya hakkı yok mu?Bu meraktan "Benim memurum ağzının tadını bilir" övüncü bile çıkarabilirsiniz. Ama açıklama o fırsatı da vermiyor.Benim memurum "Ben şarap adı bilmem, Petrus falan bilmem" diyor.Ve önümüze, Özal'a rahmet okutan, adını bile bilmediği bir şişe şaraba birkaç maaşını ödeyen memur resmi çıkıyor.Merak ediyorum, kimin şerefine içtiler acaba?Başbakan'ın tercihiErdoğan'ın Yunanistan'daki AB zirvesi ardından Avrupalı liderlerin katıldığı tekne turuna çıkmak yerine Atatürk'ün evine gitmeyi tercih etmesi doğru bir seçim miydi?Çünkü bu şekilde AB yolundaki kaderimizi belirleyecek olan karar vericilerle samimi bir ortamda yakınlaşma fırsatını bir anlamda feda etmiştir.Ama şu da var:Tayyip Erdoğan "Partimizin programı benim ve arkadaşlarımın siyasi hayatlarımızın muhasebesidir" ve "Laikliği demokrasinin teminatı olarak görüyoruz" dediği halde geçmişi hâlâ peşini bırakmıyor.Pek çok kimsenin kafasında halâ "Acaba takıyye mi yapıyor?" şüphesi devam ediyor.Erdoğan tercihini Atatürk'ün evinden yana yaparak ve "Atatürk'ün evini ziyaret eden ilk Türk Başbakanı" olma ayrıcalığını önemseyerek, hem kendisinden şüphe edenlere ve hem de değişiminin takıyye olduğuna dair içlerinde gizli ümitier besleyenlere mesaj vermiştir.Bizce bu doğru bir tercihtir.Çünkü içimizdeki şüphe ve vehimleri aşmadan Avrupa yolunu açamayız.

Devamını Oku

Zıkkımın kökü!

21 Haziran 2003

Yolsuzluk haberleri, siyasal iradeyi diri tutmak için yararlı bir toplumsal baskı oluşturuyor.Ama bir yandan da halk üstünde yenilgiyi kabul etme duygusu yaratıyor. Okur mektupları cüzdanını çaldırmış insanların şaşkınlığını ve öfkesini taşıyor. "Artık ne yaparsak faydasız" teslimiyetini aşmak lazım.Tablo, tarihte Roma İmparatorluğu'nün sonunu getiren alâmetleri andırıyor:Aşağılanmış, belirsizliklikler ve kuşkularla bunalmış, yöneticilerine güvenmeyen toplum, birliğin ürettiği enerjiyi kaybetmiştir.Ahlâk anlayışının çökmesi, haris bir azınlığın azgınlaşmasına sebep oluyor. Sınıf çatışmasını denetim altında tutan ortak amaç ve değerleri tekrar ayağa kaldırmaktan başka çare yoktur.Şova karnımız tokDokunulmazlıkları sınırlamaya razı olmadıkça iktidarın halka güven vermesi düşünülemez. Eski soruşturmalar, gelen iktidarların "cambaza bak" oyunu idi. Toplumsal dikkati öncekilere odaklayan yeniler de devleti soydular ve güvence olur hesabıyla kendi zenginlerini yarattılar.AKP gerçekten tarihe damgasını vurmak istiyorsa yolsuzluk yapanları ve yapacak olanları mahkemelerden kaçırmamalıdır.Türkiye'nin geleceği, halkı imkânsıza inandıracak güçte ahlâk savunucusu bir irade ve cesaret bekliyor. İktidar, bu erdemi gösteremezse "devletin malı deniz, yemeyen domuz" diyenlerin iştahı ve ihtirası daha da artacaktır.İflâs eden vicdanVATAN'ın bugünkü manşeti "neler olabilir?" sorusuna bir fragman sunuyor:Özelleştirme sürecindeki bir devlet bankasının genel müdür yardımcısı, misafirlerini lokantaya götürmüş, şişesi 4,3 milyar lira olan Petrus şarabı açtırmış ve 5,6 milyar liralık faturayı da bankaya ödetmiş.Krize ve borca batmış, vatandaşları işsizlik ve yoksulluktan bitap düşmüş bir devletin memuru böyle bir vicdansızlığı göze alıyorsa, farklı bir şok uygulamanın vakti gelmiş de geçiyor demektir.Bu "batan geminin malları"nı yağma sapkınlığıdır. Bir disiplin soruşturması ve "kör boğazına kor düşsün" bedduası ile geçiştirilemeyecek bir kangren halidir.Çare ameliyattır.İktidardaki siyasetçilerin de başlarını adaletin kılıcına korkmadan uzatacakları kahramanca bir ameliyat!

Devamını Oku

Tuzaklara dikkat!

20 Haziran 2003

Atıncı Uyum Paketi sorunsuz geçti ama yedinci öyle görünüyor ki Türkiye'yi hayli yoracak.Bu ihtimal daha çok, kuyruk acılarını çıkarma sevdasındaki çevrelerin askerleri tahrik etmesinden doğabilir.Yedinci pakette MGK'nın yapısı ve işlevi AB kriterlerine uyumlu hale getirilecek. AB Türkiye'de ordunun siyaset üstündeki ağırlığını kabul edilemez buluyor. Bu gerekçeyi kullananlar da MGK'yı, Ekonomik ve Sosyal Konsey'in sade suya tirit fonksiyonuna indirmeyi amaçlayan öneriler getiriyor. Ve bu önerilere çoğu zaman "bağcıyı dövme" niyetinden beslenen kışkırtıcı eleştiriler eşlik ediyor.Ege Ordusu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon dün diploma alan genç subaylara şöyle hitap etti:"TSK'ye yönelik haksız, insafsız, planlı yıpratma kampanyasının siz subaylarımızı üzdüğüne ve endişe ile düşündürdüğüne eminim."Sivil Genel SekreterOrgeneral Tolon'un sözünü ettiği kampanyanın asıl amacı AB yolunu kundaklamaktır.Oyun, orduyu meşru savunma mecburiyetine itmek, sonra da "Asker demokratikleşmeye izin vermiyor. Türkiye AB'nin normlarını kabul etmeye hazır değil" dedirtmektir.iktidarın bu oyunu sezdiği farkediliyor. Nitekim Dışişleri Bakanı Gül, Genelkurmay'in Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmasının söz konusu olmadığını bildirmiştir.Uyum amacında tartışılan diğer iki önemli değişiklik ise şunlardır:MGK'ya sivil genel sekreter atanması; asker kanadının yalnız Genelkurmay Başkanı tarafından temsil edilmesi ve kuvvet komutanlarının sadece kendileriyle ilgili konular varsa toplantılara katılması..Sekreterya bir kurulun beynidir. MGK Genel Sekreteri'nin bir sivil olması, kurulun etkinliğini azaltmaz ama demokratik kimliğini güçlendirir. Türkiye, MiT'te gerçekleştirdiği bu reformu MGK'da da hayata geçirecek aşamaya gelmiştir.MGK olmasaydı?Fakat aynı şey "Kuvvet Komutanlarını MGK'dan çıkaralım" önerisi için geçerli sayılamaz.MGK askerin sivil siyasetie diyalogunu sağlayan bir zemindir ve güvenlik supabıdır, irtica rejim için tehdit olma niteliğini sürdürdüğü müddetçe bu yapı bozulmamalıdır.Sormak lâzım: Ülkeyi 28 Şubat'a getiren azgınlığa "dur" diyen MGK olmasaydı Türkiye bugün AB'nin kapısında mı olurdu, yoksa cehennemin dibini mi boylamış olurdu?Sivil genel sekreter, AB'yi tatmin edecek bir reformdur.MGK'nın sivilleşmesine bu kadarı yetmez deniyorsa... Ana muhalefet partisi liderinin MGK'ye üye yapılması sağlanabilir. Bu da hükümet politikaları ile çelişen her MGK kararının askerlere fatura edilmesi haksızlığını ortadan kaldırır.Türkiye AB sürecinin en kritik aşamasına gelmiştir.AB karşıtlarının tuzaklarına karşı hem siyasetçiler, hem askerler çok uyanık olmalı.

Devamını Oku

Artık susmayın!

19 Haziran 2003

Batı toplumları niçin daha müreffeh, niçin daha güvenli? Çünkü insanlar haksızlıklar karşısında susmuyorlar.Bu farklılık, hukuk dışı davranışlar karşısında kamu otoritesinden önce toplumsal denetimi devreye sokuyor. Bir kabahat suç boyutu kazanmadan düzeltiliyor, eğer suç kastı ile hareket eden birileri çıkmışsa, yılan küçükken eziliyor.Bizde ise kanunsuzluğa sapanların cüretini besleyen bir sessizlik var. Küçük maceracıları kısa zamanda canavar haline getiriyoruz. Ateş bacayı sannca müdahale ettiğimiz için de maliyet ağır oluyor.Başbakan Erdoğan geçen gün işadamlarına "Tepeden tırnağa yolsuzluk ekonomisi yaşanırken sizlerin sesi daha fazla çıkmalıydı" dedi. Koç topluluğunun Konya'daki toplantısında Mustafa Koç da ona hak verdi:"Başbakan Erdoğan kısmen haklı idi. Daha aktif olabilirdik."Temiz ve cesur olmakAdaleti sağlama gücümüz olmayabilir ama haksızlığa isyan edecek vicdanımız her zaman olmalı.Bizde olamadı. Çünkü medyayı kılıç gibi kullanan bazı gruplar, siyaset ve bürokrasi üstünde bile baskı kurmuştur.Kamu otoritesi yetkilerini kullanan insanların yalnız cesur değil, şantaja karşı temiz de olmaları gerekir. Meclis'teki Yolsuzluklar Komisyonu, geçmişte ülkenin talihsiz bir dönem yaşadığını gösteriyor.AKP iktidarı bir şanstır.Düşünün ki hükümet, el koyduğu Uzanlar'a ait ÇEAŞ ve Kepez'de tespit yaptırmak için bir noter dahi bulamamıştır ama kararlılığı ile TÜSİAD ve TOBB'u etkilemiştir.Bu kuruluşlar imtiyaz sözleşmelerinin fesih kararını destekleyen açıklamalar yaptılar. Kimsenin devlet içinde devlet gibi davranamayacağını savunup haksızlığa anında müdahale edilmesini istediler. Çünkü gecikme yalnız rekabetin adaletini değil siyasetten bürokrasiye, yargıdan medyaya her şeyi bozuyor.Aşağılık bir bencillikÇEAŞ ve Kepez Uzanlar'a geçmeden önce 35 bin küçük ortağına her yıl kâr payı dağıtırdı. Sonra zarar gösterilmeye başlandı ve kimse kâr payı almaz oldu.Bu gerçek ve el koymaya sebep olan hukuksuzluk yıllardır göz önünde olduğu halde Uzanlar'ın elindeki medya gücü tarafından linç edileceği korkusu ile kimse sesini çıkarmadı.Halkta bir şüphe vardı: Acaba AKP iktidarı bu müdahaleyi, Cem Uzan'in kurduğu partinin önünü kesmek için mi yaptı?Cumhurbaşkanı Sezer'in Bakanlar Kurulu kararını hemen onaylaması, bu şüpheyi ortadan kaldırmıştır. Kamu vicdanı rahatlamıştır.Olay, medyadan bürokrasiye, yargıdan siyasete ve iş dünyasına kadar tüm toplumu silkinip kendine getirecek unutulmaz bir tecrübedir.Dileriz herkes haksızlık karşısındaki suskunluğun aşağılık bir bencillik olduğunu, bunun da sadece haydutlara yaradığını öğrenmiştir!

Devamını Oku