Petrus içen bürokratların, bu şarabı kimin şerefine içmiş olabileceklerini sordum dün.
Pek çok okurdan cevap geldi.
Vicdanlardan naralanan beddualarla canınızı sıkmak istemem ama bir tanesi var ki onu paylaşmak isterim:
"Kimin şerefine içtiler diye sormuşsunuz. Cevap veriyorum:
Bankadan çocuğunun okul ihtiyacı için çektiği 550 milyon liralık krediyi krizde bozulan işleri yüzünden ödeyemeyen, icra takibine uğrayan, zorlukla ana parasını ödediği halde bir o kadar faiz borcu kalan, bu sebeple Vakıfbank tarafından on gün hapse mahkum ettirilen komşum gibi yüzlerce vatandaşın mahkumiyet kararının şerefine içiyorlardır!"
Yolsuzluk, devletle vatandaş arasındaki güven ilişkisini temelden çürüten bir hastalık.
Sivri sinekleri tek tek kovalayarak baş edemeyiz bu hastalıkla; bataklığı kurutmak lâzım.
Bunu yargı yapacak, ama siyaset sınıfı önlüyor. Çünkü seçilenler, dokunulmazlık zırhından vazgeçmiyor.
Zırhlı hırsız olmaz
Meclis Yolsuzluklar Komisyonu, aylarca pislikleri kurcaladıktan sonra uyandı. Dokunulmazlıkların daraltılması önerisinin rapora konulması konusunda bir eğilim belirdi.
Ama AKP'li Başkan Ateş bir şart koştu:
"Bürokratların dokunulmazlıklarını da sınırlamak şartıyla olabilir."
Kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz... Zaten olması gereken de budur.
Fakat kimse erken umuda kapılmamalı. Çünkü Meclis'teki iktidar grubu, hırsızları koruyan zırha dokunma niyetinde görünmüyor.
Dün AKP Meclis Grup Başkanvekili Kapusuz baklayı ağzından çıkardı:
"Bu ülkede bir DGM Başsavcısı sırf bir bandı bahane ederek bu ülkenin başbakanının idamla yargılanması için tutuklanması talebinde bulundu."
Safsatadır bu. Kimse seçilmiş siyasetçinin siyasi eyleminden dolayı mahkemeye gitmesini istemiyor. İstenen, yolsuzluk ve hırsızlık yapanların dokunulmazlıktan yararlanmamasıdır.
Her şey bize bağlı
AKP, temiz siyaset konusundaki samimiyetini ispatlamak istiyorsa devletin adaletine ve millete güvenmek zorundadır. Gerisi boş lâf..
Damardan girmek yetmez, yolsuzluğu kalbinden yakalamak, doğarken boğmak lâzım.
İktidarın AB'ye üyelik yolundaki kararlı çabaları ümit veriyor. Fakat yolsuzluk konusunda kendi yandaşlarına yönelik güvensizliğinden doğan isteksizliği şüphe çekiyor.
Sivil toplum, temiz siyaset özlemini gerçekleştirmek için AKP'yi, çözümün özü olan adımı atmaya razı edene kadar bastırmak zorundadır.
Aksi halde soyulmaktan kurtulamayız.
Çünkü kendine güvenmediği için dokunulmazlık zırhına sarılan siyasetçinin 4,5 milyar liralık Petrus şarabı içen memuru değil suçlamaya, ayıplamaya bile hakkı olamaz!
Boş lâfı bırakın!
Petrus içen bürokratların, bu şarabı kimin şerefine içmiş olabileceklerini sordum dün. Pek çok okurdan cevap geldi. Vicdanlardan naralanan beddualarla canınızı sıkmak istemem ama bir tanesi var ki onu paylaşmak isterim
Haberin Devamı

