Kimin şerefine içtiler acaba?

Medeniyetler tarihi modern topluma şunu öğretti: Haksızlık üstüne barış, güvenlik ve gelişme kurulamaz

Haberin Devamı

Medeniyetler tarihi modern topluma şunu öğretti: Haksızlık üstüne barış, güvenlik ve gelişme kurulamaz.

Türkiye'nin elli yıllık geçmişi, bu gerçeğin tarafımızdan, siyasal ve sosyal yıkımlar karşılığında çok gecikmiş olarak yeniden keşfedilmesinin hikâyesidir.

Bu ülke siyasetin ekonomiye gizli ilişkilerin hak ve hukuka baş eğdirdiği, insanların hor görüldüğü bir yer oldu.

Rahmetli Özal, maaşlara zam talebinin gereksizliğini savunduğu bir gün "Benim memurum işini bilir" demişti. Bu söz, yolsuzluk realitesini kayda geçiren ve rüşveti "yarı resmi vergi" konumuna getiren bir itiraftı.

"Türkiye'yi kurtarmak için Ankara'yı dağıtmak lâzım" diyenler yıllar yılı hep şu çarpıklığı kanıt gösterdiler:

Ülke ne zaman ekonomik sıkıntılara girse Ankara nedense hep bolluk ve zenginlik yaşıyor. Kriz dönemlerinde Türkiye'nin seçkin yazlıklarında yığınla siyasetçi ve yüksek bürokrat ev sahibi oluyor.

Bu bir sonuç olduğu kadar sebeptir. Ekonomik gelişmenin ve temiz bir siyaset düzenini kurmanın önündeki en büyük engeldir.

Ankara'da 6 arkadaşı ile gittiği lokantada 4,5 milyar liralık Petrus şarabı açtıran bürokrat dün "Fatura 2,5 milyar lira çıktı ve parayı ben ödedim. Sonra arkadaşlarla bölüştük" dedi. Helâl olsun!.

Türkiye'nin ekonomisi geri gidiyor ama insanların meraklan, ihtirasları deli gibi artıyor.

Bir yüksek bürokratın iki aylık maaşı ile zor ulaşabileceği bir şişe Petrus şarabını merak etmeye, kırk yılda bir hovardalık edip bunu tatmaya hakkı yok mu?

Bu meraktan "Benim memurum ağzının tadını bilir" övüncü bile çıkarabilirsiniz. Ama açıklama o fırsatı da vermiyor.

Benim memurum "Ben şarap adı bilmem, Petrus falan bilmem" diyor.

Ve önümüze, Özal'a rahmet okutan, adını bile bilmediği bir şişe şaraba birkaç maaşını ödeyen memur resmi çıkıyor.

Merak ediyorum, kimin şerefine içtiler acaba?

Başbakan'ın tercihi
Erdoğan'ın Yunanistan'daki AB zirvesi ardından Avrupalı liderlerin katıldığı tekne turuna çıkmak yerine Atatürk'ün evine gitmeyi tercih etmesi doğru bir seçim miydi?

Çünkü bu şekilde AB yolundaki kaderimizi belirleyecek olan karar vericilerle samimi bir ortamda yakınlaşma fırsatını bir anlamda feda etmiştir.

Ama şu da var:

Tayyip Erdoğan "Partimizin programı benim ve arkadaşlarımın siyasi hayatlarımızın muhasebesidir" ve "Laikliği demokrasinin teminatı olarak görüyoruz" dediği halde geçmişi hâlâ peşini bırakmıyor.

Pek çok kimsenin kafasında halâ "Acaba takıyye mi yapıyor?" şüphesi devam ediyor.

Erdoğan tercihini Atatürk'ün evinden yana yaparak ve "Atatürk'ün evini ziyaret eden ilk Türk Başbakanı" olma ayrıcalığını önemseyerek, hem kendisinden şüphe edenlere ve hem de değişiminin takıyye olduğuna dair içlerinde gizli ümitier besleyenlere mesaj vermiştir.

Bizce bu doğru bir tercihtir.

Çünkü içimizdeki şüphe ve vehimleri aşmadan Avrupa yolunu açamayız.

DİĞER YENİ YAZILAR