Kimse inanmaz!

11 Haziran 2003

Yolsuzlukla mücadeleyi, su alan bir gemiyi batmaktan kurtarmak için harcanan çabalara benzetirim.Türkiye bu mücadeleyi hep yapar gibi yaptı, aslında yapmadı. Meselâ gelen bütün iktidarlar her şeyden önce gemideki delikleri tıkamak gerektiği kuralına uymadılar.O yüzden de kriminal vakalar siyasi propaganda malzemesi oldu. Her iktidar geçmiş iktidarın yolsuzlukları üstünden namus propagandası yaptı.Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu harıl harıl çalışıyor. Eski bakanlar, zanlılar, tanıklar konuşuyor, dosyalar yığılıyor.Bunlar yapılmasın mı?Yapılsın ama millete gelecek için güven duygusu verilmek isteniyorsa eskisinden farklı bir anlayış ortaya konulmalı.Milletvekili dokunulmazlığı daraltılmadığı sürece AKP samimiyetine halkı asla inandıramayacaktır.Daha fenası bakanlarını, milletvekillerini, yani kendi iktidarını suça bulaşmaması için koruyamayacaktır.Kirli bir göl ona dökülen lâğımlar tıkanmadıkça temizlenmez. Su alan gemi, delikleri kapanmadan boşaltılamaz, kurtarılamaz.Önce temiz bir geleceği garanti altına al, sonra geçmişi temizle!Başbakan Erdoğan, seçimden önce millete verdiği dokunulmazlıkları daraltma sözünü daha fazla savsaklamasın.Yargı denetimine razı olmayan bir iktidarın temizliğine kimse inanmaz!Şeytan ayrıntıdaGenelkurmay, Türk savaş uçaklarının bir yolcu uçağını taciz ettiğine dair Yunan iddiasını kesin olarak reddetti.Açıklamada iddiaların Ege sorununu AB gündemine getirmeye yönelik Yunan tahrikleri olduğu belirtiliyor.Bu karşı iddia bizce gerçeğin ta kendisidir.Ama "söyleyenden dolayı" hanemize artı yazmayacaktır.Bizi Atina'deki sivil politikacılar suçladı. Cevabını bizim siyasetçilerimiz değil de niçin askerimiz veriyor?AB'yi üyelik için zorluyoruz, bir yandan da "Türkiye'de ordunun siyaset üstündeki etkisi kabul edilemez" diyen muhaliflere kendi elimizle koz veriyoruz.Haklı olduğumuz zaman bile yöntem yanlışı yüzünden zarar görüyoruz!Anlamlı sessizlikTV'lerdeki güldürü programlarında bile avukatlara, doktorlara, mühendislere en küçük bir sataşma olsa meslek odaları ortalığı ayağa kaldırır.Okumuş aydınların oluşturduğu bu meslek mensupları içinde önemli bir kesimin, yoksulluk ve açlık sınırında yaşayanlara lâyık komik vergiler verdiğine dair günlerdir haberler ve alaycı eleştiriler çıkıyor medyada."Mesleğimize ve üyelerimize lâf söyletmeyiz" diyen o kahramanların niçin gıkları çıkmıyor? Bu suskunluğu ikrar mı sayalım?Hiç değilse bunun cevabını alalım.

Devamını Oku

Önemli bir adım

9 Haziran 2003

Başbakan Erdoğan dün bir hareketi ile benimle beraber kim bilir kaç kişiyi heyecanlandırdı...İstanbul'da bir uluslararası konferansı açış konuşmasını yapıyordu. Üniversite öğrencisi bir kızın sözlü sataşmasına hedef oldu:"Biz Türkiye'ye güveniyoruz, size güvenmiyoruz. IMF programlarını, özelleştirmeyi istemiyoruz!"Tabii devlet refleksi ile polisler kıza müdahale ettiler. Onlar üniversiteli kızı susturup sürüklemeye çalışırken Başbakan yatıştırıcı uyarılar yaptı, konuşması ardından kendisini dinleyeceğine söz verdi.Buna rağmen polisler kızı salondan çıkarıp tuvalete kapatmıştı. Ama perde kapanmamış, başka bir genç benzer bir müdahale yüzünden erkekler tuvaletinde gözetim altına alınmıştı.Devletin bu tip olaylarda alışılmış prosedürü nedir? "Alır götürür merkeze, rezil eder herkese..." Bu defa öyle olmadı. Başbakan'ın arzusu doğrultusunda gençler salıverildiler.Erdoğan'ın uyandırdığı umut ve heyecanın sebebi, iktidarın AB konusundaki kararlılığının liderin eyleminde içsellik kazandığını göstermiş olmasıdır.Batı demokrasileri, şiddete başvurmayan eleştiriyi, çürük domates ve yumurta desteği bile alsa saygı ve hoşgörü ile karşılıyor.Özellikle gençlerin tepkisi, yalnızlık duygusunun boşalması ve kendileri gibi düşünenler var mı merakının tatmin arayışıdır. Belki biraz da, aynı cesareti gösteremeyip susanları silkeleme ihtirası...Başbakan "Bunlar tahriktir" dedi. Doğru ama şiddet yoksa bu tür tahrikleri bile demokratik toplumlar gelişme dinamiği sayıyorlar.Tahrik algılamasına rağmen bu iki gencin zarar görmeden kurtulmasını sağlayan Erdoğan, benim gönlümde AB'ye girmiştir.Ama giderken gazetecilere eylemci kız için "Sicilinde ne yazık ki lekeleri olan bir vatandaşımız" dediği için de giriş yaptığı AB kapısından gerisin geriye çıkmıştır.Keşke o sözleri söylemeseydi.Neyse, bu da önemli bir ilerlemedir. Teşekkür ederiz!Yapın görelim!Başbakan dün kim bilir kaçıncı kez tekrarladı:Kişi başına milli geliri 1500 doların altında olan 36 ilde girişimcileri vergiden muaf tutacaklar, SSK primlerini en aza indirecekler ve yatırımcıya bedava arazi vereceklermiş...Mecliste Anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip bir iktidar, doğruluğu kabul görmüş bir adımın, söyleye söyleye suyunu çıkaracak yerde bir-iki söyleyip hemen icraatını gerçekleştirmeli.Bu, devlete yük getirmeyecek olan yaratıcı bir fikirdir. Zaten bu illerde devlet, çalıştırdığı vergi memurlarının maaşını karşılayacak kadar bile vergi toplamıyor. Üretim olmayınca kâr olmaz; kâr olmayınca vergi doğmaz.Zaten almadığı vergiyi bağışlamakla devlet bu illeri tek kuruş harcamadan kalkındıracak, dünyanın en akıllı ve insancıl yatırımını yapmış olacaktır.Artık bu projenin reklâmını değil gerçekleştiğini görmek istiyoruz!

Devamını Oku

Benciller kördür!

8 Haziran 2003

Eskiden böbrek hastaları, hayatlarını kurtaracak böbreği Hindistan, Pakistan, Bangladeş'te ararlardı.Ekonomik krizin zehirli meyvesi yoksulluk, o pazarın satıcılanna Türk insanını da ekledi."Yoksulun onuru olmaz" derler.Namus ve şereflerini kaybetmeden bir çıkış yolu bulabilmek için hayati organlarından birini satılığa çıkaran insanlar, bu sözün doğru olmadığını kanıtlamıyor mu?Böbreğini satmak isteyenlerin internette oluşturdukları siteler, uçurumun kenarındaki insanların onurlarını savunmak için oluşturdukları son kaleler değil mi?VATAN bu haberi bugün "Utanç tablosu" manşetiyle verdi. Aslında herkes, suç ve kusurlarıyla dürüstçe yüzleşerek bu utançtan paylarını almak zorundadır.Ders almalıyızEvet, hepimiz fakirleştik. Ama fert başına düşen geliri 2500 dolar olan bir ülke, geliri 1000 doların altındaki toplumların çaresizliğine sürüklenmişse devlet de, sivil toplum da çökmüş ve bitmiş demektir.Türkiye ekonomisini ayağa kaldırırken, çöküşün sebeplerine koyacağı doğru teşhisler temelinde yeniden yapılanmak zorunda.Sosyal devleti yanlış anladığımız için bu hallere düştük. Teşvik ve koruma politikaları yıllarca güçsüzleri korumak adına üretmeyen yığınlara, iktidar yandaşlarına ve oy deposu görülen kesimlere kaynak aktardı.Ekonomiyi büyütecek, çalışmak isteyen herkese iş yaratacak kaynaklar kara deliklerde heba olup gitti.Artık kurtuluşun üretmekte ve elde edilen kazançların vergisini dürüstçe ödemekte olduğunu anladık."Vergi barışı"nı vergi kaçıranı ödüllendirmek değil, günahkâr geçmişin hesabını kapatıp yeni bir başlangıcın fırsatını yakalamak anlamında algılamak lâzım. Ama ne gezer...İktidar yetmezGelirler Genel Müdürlüğü'nün 2003 yılı gelir vergisi beyannameleriyle ilgili değerlendirmesi, iş sahibi, okumuş insanların bile bu dersi almadıkları gerçeğini ortaya çıkarıyor. Ne kadar acı!Bir gecede yüz milyonlarca lira hesap ödenen eğlence yerlerinin müdavimleri durumundaki ihracatçılar, doktorlar, avukatlar, sanayiciler, müteahhitler ve kuyumcular arasında büyük bir kesim "Bizler yoksulluk ve açlık sınırı altında bir gelirle yaşıyoruz" diye tercüme edilecek vergi beyannameleri vermişler!Bir kesim böbreğini verecek, bir kesim vergisini bile vermeyecek... Bencilleşmiş bir toplum, yok oluşun dinamitlerini üretir.Böbreğini satan çaresizlerin çoğaldığı Türkiye'yi kurtarmaya iyi bir iktidar artık yetmez. Devlete karşı ödevlerini, yoksullar için dayanışma görevlerini yerine getiren vatandaşlar çoğunluğu almadıkça halimiz dumandır!

Devamını Oku

Eksik itiraf

7 Haziran 2003

Ortadoğu'ya gelen Başkan Bush'un bizi es geçmesi Türk-Amerikan ilişkilerindeki geriye gidişin göstergesidir.Bu nereye kadar gider, neler kaybettirir Türkiye'ye?Tezkere yanlışını önlemek için çırpındığı günlerde TÜSİAD Başkanı Özilharîın dedikleri dileriz doğru çıkmaz:"Aklımızı başımıza almadığımız takdirde tüm hayallerimize veda etmek ve 50 yıl geriye gidip her şeye yeniden başlamak zorunda kalacağız."ABD'nin gözünde Türkiye'nin stratejik konumu, bereket ki Türkiye'yi yönetenlere beslenen hınç alma duygusundan daha değerlidir.ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz'in "Hata yaptığınızı kabul edin" uyarısı bunu gösteriyor.Türkiye'yi yönetenler bu fırsatı değerlendirecek mi? Galiba evet..."Adamlar haklı"Türk-Amerikan Dernekleri heyetinin Cumhurbaşkanı Sezer'i ziyaretinde şu mealde konuşmalar geçtiği bildiriliyor:- Amerikan yönetimindeki hayal kırıklığının sonuçlarını yaşıyoruz. Türk girişimciler iş almakta zorluk çekiyor. Sezer: Amerikalılar haklı. Adamlara gidip söz verilmiş, bu söz tutulmamış. Stratejik ortaklar arasında dürüstlük önemli. Dürüstlük yok ise güven de olmaz. Ancak şunun da bilinmesi gerekiyor. Biz bu sorunu aşmak ve Amerika'ya destek olabilmek için elimizden gelen her şeyi yapmaya çalıştık. Bunların Washington yönetimine anlatılması lâzım.Eğer bu açıklama Wolfowitz'in "Hata yaptığınızı kabul edin" çağrısına olumlu bir cevapsa, eksikler ve yanlışlar taşıyor.Çünkü Cumhurbaşkanı, Türkiye'ye "bölgesel süper güç" kimliğini kaybettiren bu günahtaki payını gözden kaçırmaya çalışıyor.Sezer'in günahıEvet, "denklemin dışında kalmamak" gerektiğini bile bile tezkereyi meclisten geçiremeyen, üsleri, limanları genişlettirip asker ve silâh dolu gemileri haftalarca deniz ortasında beklettikten sonra "biz yokuz" diyen iktidar;Elli yılda bir gelecek tarihi rolü yüzüne gözüne bulaştıran CHP muhalefeti ve güven verici ağırlığını bu meselede esirgeme hatasına düşen asker sorumludur da Cumhurbaşkanı sanki sütten çıkmış ak kaşık mı?Hayır.. Çünkü uzak görüşlü bir büyüklüğün yol gösterici rolüne çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde Sezer bir meşruiyet tartışması açmış, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını BM Güvenlik Konseyi'ndeki beş ülkenin iradesine bırakmıştır.Cumhurbaşkanı Sezer, sahip olduğu erdemleri hukukçu kimliği ile değil de siyasi kimliği ile kazanmış biri olsaydı, çoktan istifa ederdi!

Devamını Oku

Yeter artık!

6 Haziran 2003

Bir ülke, borçlanırken bile zenginleyebilir. Ama parasını israfa ve yolsuzluğa kaptırırsa batar!Türkiye'nin sorunu bu...Özelleştirmeden sorumlu eski Bakan Karakoyunlu, özelleştirme kapsamındaki KİT'lerin günde 2 milyon dolar zarar yazdığını, yılda 1 katrilyon liralık kara delik açtığını söylemişti.Dün Petkim'in özelleştirilmesi ihalesini Uzan'lara ait Standart Kimya kazandı. Fakat teklif edilen 605 milyon dolarlık bedel, Petkim'in borsa değerinin altında kaldığı için satışın belki onaylanmayacağı öne sürülüyor.Bu kafayı değiştirmek lâzım.Şeffaf bir artırmada ulaşılan fiyat, Petkim'in gerçek fiyatıdır.Devlet KİT'leri zarardan kurtulmak, özel sektörün rekabetçi ve yaratıcı dinamiğinden yararlanmak için satacaktır. Eski demir perdenin sürünen ekonomileri bile böyle kurtuldular. Pek çok fabrikayı bedavaya, üstüne para vererek devrettiler.Devlet elbette "sat kurtul" zihniyetiyle hareket edemez. Kamu menfaatini gözetmenin iktidara yüklediği sorumluluklar vardır.Ama şu da bir gerçek:"Borsa değerinin altında kaldı" diye ihaleyi iptal etmek, özelleştirmeye inanmamaktır;Bir avuç çıkarcıya ve şantajcıya teslim olmaktır;"KİT sömürgeleri" elinde tükenmeye mahkum olmaktır.Devlet Petkim için karar verirken fiyata değil başka şeylere bakmalı:İhaleyi kazanan grup özelleştirme kapsamında daha önce santrallar, çimento fabrikaları ve daha birçok işletme aldı.Bu işletmelerde yeni yatırım yaptı mı, teknoloji yeniledi mi, üretimi, istihdamı, verimliliği arttırdı mı, vergilerini ödedi mi?İktidar bunlara bakmalı.Kendi hesabına da özelleştirmeden gelen parayı seçim yatırımına harcamak yerine iç ve dış borç ödemelerine kullanmayı namus borcu saymalı.Git gel Konya 6 saatBaşbakan Erdoğan dün yeniden Konya'ya gitti.Erbakan'ın yasağı bitti, siyasete döndü. Konya kalesini yerel seçimlerde ona kaptırmaması lâzım... Bir haftada ikinci kez Konya'ya gidişinin amacı bu.Sorunları çok bir ülkenin başbakanı böyle meselelere bu kadar çok zaman verir mi?Tercih kendisinin ama sonuçlarından millet olarak biz zarar göreceğimiz için uyarmak görevimiz:Rahmetli Özal çok iyi işler yapıyordu. Demirel'in siyasi yasağı kalkınca kimyası bozuldu, değişti ve onu kaybettik.Aynı tecrübe Tayyip Erdoğan'da tekrarlanmasın!

Devamını Oku

Kaybolan yıllar

5 Haziran 2003

Karamsarlığa kapıldığım zamanlarda başvurduğum vitaminlerim vardır.Onları okuyunca umutlanırım, ülkenin gücüne ve geleceğine güvenim tazelenir.Biri, İngiliz The Guardian gazetesinin 1991 Kasım'ında yayınladığı bir Türkiye değerlendirmesidir.Gazete o gün, yeni iktidarın tüm sorunlara rağmen bölgesel anlamda süper güç olmaya aday bir Türkiye devralacağını yazmıştı.Şu da çok can alıcı bir tespitti:"Özal, bölgedeki istikrarsızlığı bir güç kaynağına dönüştürerek Türkiye'nin manevra yeteneğini artırdı."Bir diğeri The Economist dergisinin 1996 Haziran'ında yayınladığı Türkiye eki.. Orada Türkiye'nin potansiyeli "eşine az rastlanır altın elma" diye tarif edilmiş, ülkenin genç ve çalışmaktan asla yılmayan bir insan gücüne sahip olduğu belirtilmişti.Nereden nereye geldik?Lânetli günahlar...1996 yılında 3000 dolar olan fert başına düşen milli gelir 2260 dolara geriledi.Büyük bölümünü meslek sahibi, okumuş gençlerin oluşturduğu işsizler, çalışan nüfusun yüzde 12,3'üne yükseldi.Umudu ve onuru kırılmış insanlar, on yıl öncesinin hayallerini süsleyen refah saraylarının yerine "simit sarayları"nı dolduruyorlar.Öğle yemeğine 1 milyon liradan fazlasını ödemeyi çocuklarına haksızlık olarak görüyorlar. Çünkü onlar da beslenemiyor. 2001 krizinden önce marketlerdeki sepetlere ortalama değeri 12 dolar olan tüketim maddeleri giriyordu. Bugün yarısı giriyor.Altın elma nasıl çürüdü?Ülkeyi borç batağına, halkı işsizlik ve yoksulluğun onur kinci karanlığına kimler, hangi sorumsuzluklanyla sürüklediler?Gelmiş geçmiş bütün iktidarların lânetli günahları vardır bu yıkımda.Yeni vitamin lâzımEmeklilik yaşını indirmek, tarım ürünlerine siyasi fiyat vermek, bankaların soyulmasına yataklık etmek, ihtiyacın bir katı doğal gaz bağlantısı yapmak, rüşvet, yolsuzluk ve kayırma, ülkenin yüz milyarlarca dolarlık kaynağını heba etmiştir.Bu ihanet, milleti yeni bir iktidar seçmenin aklı ile hareket etmek yerine suçlulardan intikama yöneltmiştir.Öfke oylarının çıkardığı iktidar da, dünyayı ve siyaseti öğrenmeden tezkere yanlışını yapmış ve Türkiye'nin en büyük kozunu heba etmiştir. Bölgedeki istikrarsızlığı, siyasi ve ekonomik güce dönüştürme yeteneğine sahip Türkiye, bu yüzden güvenilmeyen ve izole edilen bir ülke durumuna sürüklenmiştir.Vitaminlerin son kullanma tarihleri geçti. Umudu ve gücü yeniden kazanmak gerekiyor.AKP iktidarının AB hedefine ve IMF programına bağlılığı şanstır.Ama laiklik karşısında şüphe, partizan kadrolaşma nedeniyle güvensizlik yaratan icraat, Türkiye'nin sönen yıldızını yeniden parlatmaya imkân verecek mi?

Devamını Oku

Dengemiz bozuldu

4 Haziran 2003

Her on Türk'ten 7'sinin ABD'yi Türkiye için tehdit olarak gördüğü ortaya çıktı.Amerikan yönetimi, Irak politikası nedeniyle Ankara'nın hatalannı kabul etmesi gerektiğini söylüyor ama böyle bir sonucu Türkiye tek başına yaratamazdı.Amerikan Pew Araştırma Merkezi'nin ortaya koyduğu tablo, iki ülke yönetimlerinin de hezimet ağırlığında bir başarısızlığın ortağı olduklarını kanıtlıyor.Evet, tezkere kaypaklığı Türkiye'ye Amerika dostluğunu kaybettirmiştir ama Pew araştırması Amerika'nın da Türkiye'yi kaybettiğini gösteriyor.Türk halkı Amerika'ya güvensizlikte Rus halkı ile aynı düzeyde. Bizi sadece üç ülke, Endonezya, Nijerya ve Pakistan geçiyor.Oysa Türk halkının Amerika'ya güven ve destek oranı Clinton döneminde yüzde 52 düzeyinde bulunuyordu.Güvensizlik yansımaları Amerika ile bozuşmak, İslâmi bakış açısının güçlenmesi ile birlikte sağlıklı düşünme yeteneğini de kaybettirmiş görünüyor.Meselâ araştırmaya göre Türkiye'de Saddamsız Irak'ın daha kötü olacağına inananlar, daha iyi olacağına inananlardan fazladır. (Yüzde 37'ye yüzde 45)Şaşırtıcı tercih de şu: Türk halkının yüzde 32'si, Yaser Arafat'ı dünyanın en güvenilir lideri olarak görüyor.Amerikan karşıtlığı ile yükselen İslâmi yönelişin etkilerine bakın:Halkın yüzde 41'i İslâm'ın, yüzde 40'ı dini liderlerin siyasi hayatta daha çok rol oynaması gerektiğine inandığını söylemiş. Okulların daha fazla dini eğitim vermesini isteyenlerin oranı yüzde 63 çıkmış.Örtünme kararının kadına ait olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 91 olurken, yüzde 25'lik bir kesim kadın ve erkeklerin işyerinde ayrı yerlerde tutulmasına destek vermiş.Türkiye nasıl kazanılır?Pew'ün çektiği bu Türkiye resmi, hızla düzeltilmeye muhtaçtır.Türkiye'yi dışlayan Amerikan politikaları güvensizliği arttıracak, bölge barışına Türkiye'nin katkısını azaltacaktır. Bundan Türkiye kaybeder ama Amerika da hiçbir şey kazanamaz.Başkan Bush dün Ürdün'de İsrail ve Filistin liderlerinden Ortadoğu barışını hedefleyen "yol haritası"na destek sözü aldı.Amerika, Ortadoğu'da İslâmi terörü kışkırtan adaletsiz ve tarafgir tutumundan vazgeçerek barışı kurma cesaretini gösterir ve Irak'ta da toprak bütünlüğüne dayalı adaletli bir rejimi inşa edebilirse gücünü hayra kullanmış olacaktır.Bundan mazlum ve mağdur uluslar kadar Türkiye de kazançlı çıkacaktır.Çünkü o zaman Amerika'nın Türk halkı gözünde tehdit olarak algılanmasının sebepleri ortadan kalkacaktır.Bush yönetimi, Türkiye'ye yeniden ortak çıkarları olan bir dost olarak bakmaya, ortak hedefler için işbirliğini ihya etmeye ve halkını tekrar kazanmaya çalışmalıdır.

Devamını Oku

Ercanımız gitti!

4 Haziran 2003

Çağdaşlığa adanmış bir hayat yaya geçidinde durmak zorunda olduğu kuralına direnen bir ilkellik tarafından söndürüldü.İstanbul'un en kalabalık semtinde VATAN gazetesinin önünde, yaya geçidine iki trafik ışığı koyamayan lânetli ihmal, Ercan Anklı'yı bizden aldı.Bundan dolayı elem ve öfke içindeyiz."Hayatı işe yarar bir şekilde kullanmak, onu kendisinden daha ömürlü bir şey için harcamaktır" demiş bir düşünür.Ercan, hayatının bütün günlerini dolu dolu yaşamış, bilgili, becerikli, özgür ruhlu, yaratıcı, güzel bir insandı.O yalnız kendi hayat hikâyesinin kahramanı değil, bizim mesleğin hikâyesini yazmış ve bu hikâyenin baş kahramanlarından olmuş bir gazetecidir.Bağımsız gazetecilik ülküsünü VATAN'la hayata kazandıran öncüler arasındaki seçkin yerini biz arkadaşlan ve yetiştirdiği genç meslektaşları güç de olsa doldurmayı basarsak bile kaybına nasıl alışacağız?Hayata kafa tutan gür sesini unutmak, özlememek mümkün değil.Ama ölümün, geride kalan izlere, kurulan sevgi ilişkilerine dokunamadığını bilmek, küçük de olsa bir tesellidir.Ercan'ı hep yaşatacağız.Arınç'ın katmerli rezaleti!Tayyip Erdoğan, Arınç'ın TBMM Başkanı olması ile sonuçlanan oldu bitliden hiç hoşlanmamıştı.Sürekli haklı çıkıyor. Arınç, laikliğin hem güvencesi, hem de simgesi olan Millet Meclisi'nin başkanıdır. Ama taşıdığı unvanın hakkını veren bir sorumluluk bilinci içinde davranamıyor.Dün Japonya'da imparator Akihito tarafından kabul edildi. Sonra Tokyo Camii'ni ziyaret etti.Yine orada dilini tutamadı, unvanını ve sorumluluğunu unutup şunlan söyledi: "Umarım Japonlar İslâmiyeti tanıdıkça, bu camide ibadet edenleri gördükçe, hak dinini intisab edeceklerdir." Ne demek bu? Japon imparatoru Türkiye'ye gelip "Umarım bir gün Türkler de Budacı olacaktır" dese ne demekse, o demek!Turist Arınç bunu söyleseydi Japon halkına saygısızlık olurdu. TBMM Başkanı olduğu için, fazladan laik rejime karşı da suç işlemiştir.Hangi dürtü ona mevkiini ve sorumluluğunu unutturdu?Merak edip bir bilene sordum."Bunların tezine göre bir gün bütün dünya Müslüman olacak. Bu hayal önce Almanya'da, sonra Japonya'da gerçekleşecektir. Milli Nizam'dan beri beri buna inanırlar. Almanya'deki Milli Görüş'ü motive eden hayal de budur.."AKP lideri ve Başbakan Erdoğan on gün önce "Milli Görüş gömleğini çıkardık" demişti.Ama belli ki Bülent Arınç, inadına giymeye devam edecek!

Devamını Oku