Duvarları yıkan kadın Sertab..

26 Mayıs 2003

Hani Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktu? Hani bütün dünya bize düşmandı?Eurovision Şarkı Yarışması birinciliğini Türkiye'ye kazandıran Sertab Erener, milletin minnetini de hak etti.Çünkü gelecekteki yaşamımızı da etkileyecek bir iyilik yaptı bize.Türk halkını içine kapanmaya iten o mazoşist önyargıları yıktı.Demek ki Türk insanı düşmanlık denizi ile çevrili bir adanın Robenson'u değilmiş.. Demek ki ağzımızla kuş tutsak bile horlanmaktan kurtulamayacağımız bir dünya gerçekte yokmuş.Hepsi kuruntumuzmuş. Dünya bizi dışlamamış, ördüğümüz duvarlarla biz kendimizi dünyadan dışlamışız.İçimizdeki duvarları yıktığımız ve çağdaş dünya ile bütünleşmeye karar verdiğimiz zaman çabalarımız teşvik kredileri bile alabiliyor.İşte Sertab, Türk kültürünün ses ve görüntü estetiğini Batı zevkinin üslubu ile birleştiren şarkı ile yarıştı ve birinci olurken Yunanistan ile Kıbrıs Rumlarından bile puan aldı.Milyonlarca insanımıza sevinç gözyaşları döktürdü, onlara hayatlarının en mutlu gecelerinden birini yaşattı. Korkularında yaşattıkları düşmanların gerçekte mevcut olmadığını gösterdi.Sertab devam edecek başarılar zincirinin ilk halkası değil. Son birkaç ayda bir Dünya Güzeli (Azra Akın) ve atletizmde bir 1500 metre Dünya Şampiyonu (Süreyya Ayhan) çıkardık.Sertab Erener, kadınlarımızın verdiği övüncü doruğa taşıdı.Bu başarılar, Türk kadınını kapatarak çağdaş yaşamdan soyutlamaya uğraşan siyasal dinci akımlara karşı kazanılmış zaferlerdir aynı zamanda.Çağdaş uygarlığa ulaşma çabamızda kadınlarımızın ne kadar ihmal edilmez bir güç olduğunu, kör gözlere, örümcek kafalara sokmuştur.Hepsine teşekkür ediyoruz.Diken üstünde beklemekBugün gözümüz kulağımız haber kanallarında olacak.Genelkurmay Başkanı'nın "Genç subaylar AKP'den tedirgin" haberlerine açıklık getirmek amacıyla düzenleyeceği basın toplantısı saat 14'te başlayacak. Bu haberlere, Başbakan Erdoğan'ın Orgeneral Özkök'le yaptığı son görüşmede geçen konuşmalar kaynaklık etmişti.Başbakan Erdoğan iddianın "tamamiyle uydurma" olduğunu söyledi.Orgeneral Özkök'ün de ordu içinde görüş ayrılığı iddiasını tehlike çizgisine taşıyan "genç subaylar" söylemini bugün sert bir dille yalanlaması bekleniyor.Peki iktidann bazı eylem ve kararlarına askerin itirazı yok mu?Ve bu görüş farkları, Türkiye'nin AB yolunda yükselen şansına zarar verecek zıtlıklar taşıyor mu?Uyanan merak da tedirginlik de sebepsiz değil!

Devamını Oku

Vatanseverlik

25 Mayıs 2003

Avrupa Birliği yolundaki engellerin kalkmaya ve ekonominin canlanmaya başladığı bir dönemdeyiz. Bu durum Türkiye'nin esenliğini düşünen herkese, her kuruma sorumluluk yüklüyor. Sorumluluğun sınırlarını da demokrasinin kuralları ve yasalar çiziyor. Vatanseverlik, bu sınırlan çiğnemenin bahanesi olamaz. Franko sonrası rejime uyum zorluklarının çekildiği dönemde İspanya Kralı Juan Carlos, orduya hitaben yaptığı tarihi konuşmada (6 Ocak 1984) şöyle demişti: "Vatanseverlik, vatanın münhasıran kimsenin mülkü olmadığını ve müdafaasının bütün ispanyollar tarafından paylaşılması lâzım geldiğini kabul etmektir. Vatanseverlik aynı zamanda, vatandaşlarımızın hür ve meşru bir şekilde ifade ettikleri iradelerini kabul etmesini bilmek ve bir azınlığın, geri kalanlara vatanın iyiliği hakkındaki kendi fikirlerini zorla kabul ettirmekten vazgeçmektir."AB yoluna taş..Türkiye'de bugün, İspanya'nın yirmi yıl önceki hastalıklarıyla malûl değil. "Millet hakimiyetinin silâhlı kolu olan Silâhlı Kuvvetler" demokrasinin kurallarına ve yasalara itaat içindedir. Atatürk'ün gösterdiği "muasır medeniyet seviyesine ulaşma" hedefi AB üyeliği ile gerçekleşecektir. Bu projeyi başarısızlığa uğratmanın en kestirme yolu, askerin siyasete müdahale ettiği ve hükümetten bağımsız bir iktidar odağı olduğu konusunda bir inanç ve görüntü yaratmaktır. Son zamanlarda ısrarla bu kötülük yapılıyor. Genelkurmay Başkanı, defalarca yalanladığı halde ordunun içinde iktidara karşı farklı görüşe sahip gruplar bulunduğu iddiaları, kaynağı meçhul haberlerle iç ve dış basında yer almaya devam ediyor.Genç subaylar..Bu söylentiler Türkiye'nin AB ufkunu kapatırken TSK'ya da zarar veriyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök yarın basına bir açıklama yapacak. Eminim "genç subayların AKP'den tedirgin" olduğuna ilişkin haberlerin büyük bir yalan olduğunu söyleyecek. Vehim üretmenin bir başka amacı ülkenin esenliğine hizmet eden özgür tartışma ortamına zarar vermekse bu da başarılıyor. Çünkü ordu içinde var olduğu iddia edilen unsurları kışkırtma korkusu ve AB içindeki Türkiye karşıtlarına koz verme endişesi, iktidarın hatalı icraatlarını eleştirmek isteyenlerin elini ve dilini bağlıyor. Demokrasinin özgürlük, ama özgürlüğün de sorumluluk olduğunu herkesin, her zamandan daha iyi anlaması lâzım. Çünkü Türkiye sırat köprüsünden geçiyor.

Devamını Oku

Halka kulak verin

23 Mayıs 2003

SONAR, üç büyük kentte sonuçları AKP iktidarı için "ilk karne" yerine geçecek bir araştırma yaptı.Durum, iktidar partisinin oy kaybına uğradığını gösteriyor. Kayıp oranları İstanbul'da yüzde 7,2, Ankara'da yüzde 5,4, İzmir'de yüzde 4,3.Bu tabloya bakarak, iktidar yıpranmasının telâş yaratacak bir hız taşımadığını ve halkın AKP'ye kredi desteği vermeye devam ettiğini söylemek mümkündür.Çünkü "AKP'nin tecrübe noksanlığı yaşadığını düşünüyor musunuz?" sorusuna deneklerin istanbul'da yüzde 58'i, Ankara'da yüzde 61'i ve izmir'de yüzde 70'i "evet" cevabı vermişlerdir.İktidarın kıdemi arttıkça bugün acemiliğe yorulan yanlışlar ve yetersizlikler, nitelik değiştirip kasıt ve basiretsizlik nedenlerine bağlanacak, bu da erime hızını artıracaktır.Gerginlik yıpratırSONAR anketi, AKP ile Silâhlı Kuvvetler arasındaki gerginliğin halka ne şekilde yansıdığını da ölçmüş..Üç kentte "iktidar haklıdır" diyenlerin oranı yüzde 14 ile 27 arasında, "TSK haklıdır" diyenlerin oranı yüzde 40 ile yüzde 58 arasında değişiyor. "Fikrim yok" diyen ve cevap vermeyenler ise yüzde 28 ile yüzde 33 gibi yüksek bir oran tutturuyor.Bu tablo, iktidar ile askerler arasındaki görüş farklarının, topluma gerginlik olarak yansımadan giderilmesinin önemini işaret ediyor.Çünkü TSK'nın kurumlar arası güven derecelendirmesinde yüzde 80'in üstündeki puanı ile açık ara birincilik konumunu riske sokmakta iktidarın da menfaati olamaz.Mutlaka iki turluAnket, 11 ay sonra yapılacak belediye seçimlerinde yarışın AKP ile CHP arasında geçeceğini gösteriyor. Fakat çok ilginç bir bulgu var:"Adaylara göre karar vereceğim" diyenlerin oranı, üç kentte de AKP ve CHP'ye oy verecek olanların oranına büyük fark atıyor.Belli ki halk artik başkan koltuklarında kaliteli ve güçlü isimler görmek istiyor.Bu özleme saygı göstermenin şartı yalnız aday seçmekte titiz davranmak değil, iki turlu seçim sistemine hiç değilde belediye başkanı seçimlerinde geçmeye cesaret göstermektir.İktidar da muhalefet de korkuyor, niye?Akla uygun gelen niçin partilerin çıkarına ters olsun?Halk daha ne kadar azınlık oylanyla gelip partizanlık yapmaya mecbur belediye başkanlarına mahkûm edilecek?Siyasetin SONAR anketini doğru okumasını diliyoruz.

Devamını Oku

Uyuyan bekçi

22 Mayıs 2003

Neşter Davası iddianamesini okuyunca insan merak ediyor: Bir devlet bu kadar savunmasız olabilir mi?Rüşvet ve yolsuzluk bu kadar dal budak sarabilir mi?Haramzadelik, yaşlı ve hasta bir başbakanın zaafını kötüye kullanma cüretinde bu kadar gemi azıya alabilir mi?Ve bu kangren neşterle kesilebilir mi?Rezalete bakın: Sosyal güvenlik kuruluşlarına tıbbi malzeme satan firmalar bu alımları yapan doktor ve yöneticilerle anlaşıyorlar. Kurdukları çete ilişkisi sayesinde birçok malzemenin alımını ihale düzeni dışına çıkarıyorlar. Bazıları on katına varan fiyatlarla yaptıkları alımlar sayesinde devletin katrilyonlarca lira parasını dolandırıyorlar.Savcı iddianamesinde yolsuzluklara devletin, büyük bir ekonomik krize düşecek kadar kaynak kaptırdığını yazıyor. Doğrudur...Üç katrilyon lira..Meselâ kamunun ihtiyacı olan 84 kalem malzemenin 9'u, parasal olarak tüm alımların yüzde 80'ini oluşturuyor.İddianamede, dönemin Başbakanı Ecevit'e bu 9 kalem malzemenin ihale sistemi dışında bırakılmasına yönelik yarım sayfalık bir yazı imzalattırıldığı belirtiliyor. Çetenin bu şekilde devletten sızdırıp aralarında bölüştüğü haksız kazancın 3 katrilyon lira olduğu hesaplanıyor.Burada dikkat çeken nokta, Ecevit'in büyük çaplı kamu zararına sebep olan imzasından dolayı savcılık tarafından herhangi bir şekilde suçlanmamış olmasıdır.Çünkü Ecevit Türk siyasetinin en namuslu devlet adamlarından biridir ve kimse onun bile bile bir yolsuzluğa alet olacağını düşünemez.Zaten savcı da devlete maliyeti 3 katrilyon lira olan belgeyi "dönemin Başbakanına imzalatılan yarım sayfalık yazı" diye tarif ediyor.Yani savcı Ecevit'in uyutulmuş olduğu sonucuna varıyor.AKP'ye de ibret..Bizce, savcının anladığından daha acıklı bir ortam vardı o dönem.Bu işleri yapanların, Başbakan'ı uyutmak gibi bir zorluğu bulunmuyordu. Tek zorluk belki, imza aşamasında onu uyandıracak birinin yanında bulunması olabilirdi. Yani olsa olsa "Uyandırma Bakanı" suçlanabilir!Üç katrilyon lira az para değil ama yine de kendimizi ucuz kurtulmuş sayabiliriz!"Tuz kokmuş" diye yazan iddianameden AKP iktidarının da alacağı bir ders vardır. Savcı, hükümet olan her yeni partinin yolsuzluklarla mücadeleyi öncelikli hedef ilân ettiğini, fakat iktidar döneminde bunu unuttuğunu söylüyor.Acaba neşter davası, yeni Kamu İhale Yasası'nı delik deşik etme niyetinden bir türlü vazgeçmeyen AKP iktidarı için etkili bir ibret olur mu?Olmayacak dua gibi görünse de "amin" diyelim!

Devamını Oku

İyi işaretler

21 Mayıs 2003

Avrupa Birliği yolundaki gecikmenin suçunu hep Avrupalıların üstüne attık."Bizi Müslümanız diye istemiyorlar. Kalabalığız diye istemiyorlar. Bizi zayıflatıp bölmek amacıyla oyalıyorlar" dedik yıllarca.Ama bunların bize ait kuruntular olabileceğini, gecikmeyi de bizdeki güvensizliğin yaratabileceğini düşünmedik.Geçenlerde AB ile ilgili bir toplantıda öğrendim: Bir kamuoyu araştırmasına göre halkın üçte biri Türkiye'nin hiç dostu olmadığına inanıyor.Çok doğal, çünkü eğitim sistemimiz bizleri Batılı ülke ve kurumlara karşı sürekli güvensizlik aşılayarak yetiştiriyor.Ulusal programlar, katılım ortaklığı belgesinde istenen şartların takvime bağlanmış taahhüt belgeleridir. Biz ise "acaba ne kazık yiyoruz" endişesi ile pazarlık yapıyoruz. Ertelediğimiz şartların kazanç değil, üyelik tarihini geriye atan zaman kayıpları olduğunu göremiyoruz.Neyse ki bu kötü alışkanlığın sonunu getirecek işaretler artmaya başlamıştır.İlk işaret iktidardan:MGK Genel Sekreteri, Uyum paketindeki değişikliklere itiraz etmişti. Genelkurmay Başkanı önceki gün konuyu görüşmek üzere Başbakan'a gidecekti. Ama Başbakan görüşme gerçekleşmeden önce parti grubunda kendini bağladı. Kopenhag kriterlerinin tamamını yerine getirecek düzenlemelerin meclise sevkedileceğini açıkladı.İkinci işaret muhalefetten:CHP lideri Baykal da aynı gün MGK Genel Sekreteri'nin itirazlarına rağmen iktidarı destekledi ve "Bu noktadan sonra Türkiye'nin tereddüt içine girmesi kadar büyük yanlış olamaz. Meclis olarak hepimiz üstümüze düşeni yapacağız" dedi.AB'nin, teslim şartlarını müzakere ettiğimiz bir düşman olmadığını nihayet anlıyoruz galiba.İspat yükümlülüğü"Dünyanın merkezi neresi?" diye soran birine Nasrettin Hoca, bastonunu yere vurarak "burası" demiş.Adam "nereden belli?" diye üsteleyince "inanmayan ölçsün" cevabını vermiş..Erdoğan ve Baykal "merkeze hareket" söylemleriyle milleti heyecanlandırdı.Ama onların Nasrettin Hoca gibi uysal muhataplar bulma şanslan yok."CHP solu terk mi ediyor?" gürültüsü çıkınca Baykal çark etti. "Hayır, merkez CHP'nin bulunduğu yere gelecek" dedi."Biz Milli Görüş'ün değil Demokrat Parti'nin devamıyız" diyen Tayyip Erdoğan'ı da bu iddiasını kanıtlama yükümlülüğü bekliyor.DP'nin üç simgesi Başbakan Menderes, Dışişleri Bakanı Zorlu ve Meclis Başkanı Koraltan'dı.AKP'nin simgeleri de aynı makamları işgal eden Erdoğan, Gül ve Arınç'tır.İspat yolunda şimdi bu üçlünün, Menderes, Zorlu ve Koraltan'ın "aile fotoğrafları"nı önlerine koyup kendilerininkiyle kıyaslayarak işe başlamaları gerekiyor. Eşleri görüntüleri ile yalanlıyorsa, bu iddiaya kim, niçin inansın!

Devamını Oku

Bilmek hakkımız

20 Mayıs 2003

Biz çağdaş bir toplum muyuz? Hayır değiliz. Neden değiliz?Çünkü bilme hakkına sahip olduğumuz bir çok gerçeği bilmiyoruz, öğrensek de kazaen öğreniyoruz.Meselâ Ege Denizi üstünde kaybettiğimiz F-16 uçağının, Yunanlılar tarafından düşürülmüş olduğunu yedi yıl sonra bir Yunan dergisinden öğrendik.Olay ardından şehit pilotun yakınlarına Yüzbaşı Nail Erdoğan'ın uçağın bilinmeyen bir nedenle yanarak denize düşmesi sonucu kaybolduğu bildirilmişti.Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Çörekçi geçen gün Milliyet'e, maddi delil bulunamaması nedeniyle olayın üzerine gidilemediğini söyledi.Savaş riski mi?Oysa Yunan dergisinden gelen aydınlık, gerçeğin bu olmadığını öğrenmemizi sağlıyor.Uçaktan atlayarak kurtulan diğer pilot Yarbay Osman Çiçekli, tedavi için Sakız Adası'na götürüldüğünde, füzeyi atan Yunanlı pilot Grivas'ın ziyarete gelerek uçağımızı istemeyerek vurduğunu söylediğini ve özür dilediğini açıklamıştır.Şehit pilotun eşi de "Savaş çıkmasın diye olay örtbas edildi" diyor.Bu iddianın kişisel bir kuruntu olduğuna inanmak istiyoruz. Çünkü savaş riskine önlem almak, bu olayı soruşturmakla yükümlü olanların yetkisinde değildir.Türkiye bir pilotunu ve bir uçağını kaybetmiştir. O dönemde gerekli olan şey, gerçeğin bilinmesiydi.Çünkü şeffaflık, bir toplumun gücüdür. Açık toplumun gereklerine saygı gösterilmiş olsaydı, savaş tehlikesi o zaman Yunanlıları korkutur, bu da adil ve daha onurlu bir uzlaşma getirirdi.Sâri hastalık..Gizlilik, halkı hor gören yönetimlerin hastalığıdır. Ve bu hastalık "gücü, gücü yetene" zincirleme etkisi ile toplumun her kesimine yayılır.İşte ona son bir örnek:Jak Kamhi'nin, BSH Profilo'daki hissesini Alman ortağına sattığı dedikoduları yüzünden Profilo hisseleri borsada dalgalanmaya başladı.Bu şirketin 7 bini aşkın küçük ortağı var. Bir pazarlık varsa bunu bilmek bu insanların yasal hakkı. Fakat şirket bu borcunu, haberin VATAN'da yayınlanması üzerine dün yerine getirmek zorunda kaldı.Türk halk, gerçekleri bilme hakkını sağlayacak aydınlığın kendiliğinden veya zorla gelmeyeceğini görmüştür.AB üyeliği idealine bu yüzden dört elle sarılmıştır.

Devamını Oku

Beraber yürümek

19 Mayıs 2003

Türkiye'nin demokratik geleceği Avrupa Birliği'ndedir...Bu sözü birkaç yıl önce ünlü stratejist Brzezinski söylemişti. Büyük çoğunluğu ile Türk halkı da artik buna inanıyor.Yakın zamana kadar üyelik için tarih vermeyen AB yetkili sözcülerinin tarih telâffuz etmeye başlaması, insanlara heyecan veriyor.Uyum paketi haziranda meclisten geçerse sonbahardaki ilerleme raporuna bu olumlu adımlar yansıyacağı için Türkiye büyük avantaj sağlayacaktır.Son zamanlarda adı medyada sivil siyasetçilerden daha fazla geçmeye başlayan MGK Genel Sekreteri Orgeneral Kılınç, paketteki üç maddeye karşı çıktı.Adalet Bakanı Çiçek de itirazların haklılık taşımadığını belirterek bu maddelerin pakette kalacağını bildirdi.Korkular yönetmesinOrgeneral Kılınç, Terörle Mücadele Yasası'nın 8'inci maddesinin kalkması halinde terörün özendirileceğini söylüyor. Adalet Bakanı Çiçek "Ceza Kanunu'nun 312/2'nci maddesi var, boşluk doğması mümkün değil" diyor.Orgeneral Kılınç, seçimlerde yabancı gözlemci kabul etmenin kapitülasyon anlamına geleceğini söylüyor. Adalet Bakanı Çiçek "AGİT üyesi 55 ülke var. Biz onları, onlar bizi izler" diyor. Orgeneral Kılınç, özel TV'lerin Kürtçe yayın yapmasının bölücülüğeprim olacağını söylüyor. Adalet Bakanı Çiçek "Suç işleyen kanalları RTÜK kapatır" diyor.AKP'nin köklerinden kaynaklanan şüpheler Türkiye'nin AB sürecine zarar vermemelidir.Çünkü bu düzenlemeleri AKP değil dışişleri bürokratları ile AB Genel Sekreterliği hazırlıyor. Ve onlar "Bu düzenlemeler AB'ye üyelik için şart" diyor.Türkiye'nin artık bu paranoyaları aşmasını CHP de istiyor. (Emekli Büyükelçi, CHP'li Milletvekili Şükrü Elekdağ)Üniforma konuşuncaMGK Genel Sekreteri'nin rolünü abartmasından doğan olumsuzluklara tedbir almak acil ihtiyaç haline gelmiştir.Çünkü itirazların üniformalı birinden gelmesi içerde Silâhlı Kuvvetler'in AB sürecine karşı olduğu inancı uyandırıyor. Bu durum AB yanlılarının askere güvenini zedelerken AB karşıtlarının da askeri istismar etmelerine fırsat veriyor.Dışarda ise orduyu sivil alana müdahaleci, sivil otoriteye karşı bir görüntüye sokuyor, darbe söylentilerine kadar giden kötülemelere çanak tutuyor.Ve tüm bunlar, AB yolumuzu kapatmak isteyen Türkiye düşmanlanna bulunmaz malzeme oluyor.Bu yanlış anlamalara geçit vermemek meclisin görevidir.Ama milletin arzusu ve özlemi elbette bu hedefe bütün gücü ile destek olduğunu açıklayacak olan Türk Silâhlı Kuvvetleri ile beraber yürümektir.

Devamını Oku

Gençliğe umut

19 Mayıs 2003

Gençlerini iyi yetiştirememiş, onları mutlu edememiş toplumlar gelecekten ne bekleyebilir? Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için Samsun'a çıktığı günün üstünden 84 yıl geçti. Niçin bu günü gençliğin bayramı yaptı? Çünkü o günlerin karanlığında yaratılan mucizenin genç yüreklerin eseri olduğunu biliyordu. Bayramlar kendisini yaratan idealler yaşıyorsa kutlanmaya değerdir. Yazık ki gençliğimiz bu çağda ezberciliğin, önyargıların, ayıpların, sorgulama zaafları yaratan korkuların ördüğü zihinsel duvarların mahkumu olarak yetişiyor. Liseyi bir meslek öğrenmeden bitirenlerin yüzde 80'i hayatın acımasız ormanına savruluyor, üniversiteyi bitirenlerin çoğu işsiz kalıyor. Aydın sorumluluğu taşıyan bir grup girişimci, Beyaz Nokta Gelişim Vakfı çatısı altında, üniversite bitirmiş gençlerin umutsuzluklarını yenmelerine, kendi güçlerini ve göremedikleri fırsatları tanımalarına yardımcı olacak bir projeyi dün hayata geçirdiler. Ümidini yitirmiş, onuru zedelenmiş gençler, toplumsal bir tehdide dönüşürler. Beyaz Nokta'nın ilkini dün Ankara'da açtığı, yakında 15 ilde sayılarını 21'e çıkaracağı Kişisel Gelişim Platformu Öğrenme Merkezleri, içlerindeki cevheri açığa çıkarmaları, iş bulmaları ve iş kurmaları için gençlere destek sağlayacak. Ümitsizliğin yarattığı tehdit potansiyelini fırsata dönüştürmek suretiyle ekonomiye ve toplumsal gelişmeye hizmet verecek. Gençlik Bayramı'na anlam kazandıran bu girişime emek ve yürek verenleri kutluyor, yararını kavrayan herkesi desteğe çağırıyoruz.

Devamını Oku