Ahlâk çöküntüsü, devlet ve toplum hayatında yaşanabilecek tamiri en zor arızadır.Bu arıza tepeden başlar ve hızla bütün bünyeyi sarar. Rüşvet yarı resmi bir vergi görünümü alır, güçlünün haklıya boyun eğdirdiği bir düzen yerleşir. Hukuk devletinin yok oluşunu sosyal devletin kayboluşu izler.Kurtuluş için ilâhi bir selin bütün kötülükleri süpürüp götürmesini bekleyemeyiz.Bizde demokrasi var ama ahlâksızlık yine diz boyu. Niye?Kimse bunun kusurunu demokraside aramasın. Suçlu bizleriz.VATAN'ın dünkü manşeti, Türk halkını imrendiren, kıskandıran bir haberdi: ABD'yi yönetenler, aldıkları hediyelerin bildirimini vermişler. Bu onlar için yasal zorunluluk. 285 dolardan daha değerli hediye kabul edemiyorlar. Eğer değerli bir hediye gelmiş ve buna sahip olmak istiyorlarsa 285 dolarlık kısmının üstündeki farkı ödemek zorunda kalıyorlar.Eksik bile olsa Türkiye'de de benzer bir yasa var. Fakat sınırlama nedense sadece yabancılardan gelen hediyeleri kapsıyor. Kamu görevlileri, değeri asgari ücretin on katını aşan hediyeleri, bağlı oldukları kurumlara teslim etmek zorundalar. Ama böyle bir kahraman şimdiye kadar görülmedi.Suudi Arabistan Kralı'nın Abdullah Gül'e, İtalya Başbakanı'nın Tayyip Erdoğan'a verdiği değerli saatlerin teslim edilmesini, daha önce çocuklarının Amerika'daki tahsilleri için bir arkadaşından aldığı maddi desteği hükümet başkanı olarak artık kabul edemiyeceğini bildirmesini AKP liderinden bekliyoruz.Bunu öncelikle Türkiye'de geçerli "Kanunlar çiğnenmek içindir" anlayışını birileri yıksın diye istiyoruz, ikincisi, AKP iktidarının bu ahlâki vecibeye herkesin uymasını isteme hakkı doğabilsin diye...Bir iktidar, yönettiği kadrolardan ancak kendisi kadar erdemli olmalarını isteyebilir.AKP iktidarı ahlâksızlığın arsız mikrobu rüşveti ve onun kılıfı olan hediyeyi kamu hayatından söküp atmadıkça, ağzıyla kuş tutsa başarılı olamaz!Lâfın sonu gelmez..MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç yine gündemi karıştıran bir siyasi çıkış yaptı.Daha önce dış politikada alternatif eksen önerileri sunan ve askerlerin AB hedefine bağlılıkları konusunda tereddüt doğuran çıkışlar yapan Orgeneral Kılınç dün bir sempozyumda, müsteşarlığını yaptığı 5 Milli Savunma Bakanı için "Bakanlığa değil parti tabanına ve seçim bölgelerine hizmet ettiler. Müteakip seçimi düşünerek hareket ettiler" dedi.Evet siyaset kurumunun eleştiriyi hak eden çok eksiği gediği var. Ama askerin bu sorunun çözümüne katkıda bulunacağı yasal zemin MGK'dır.Çünkü o bakanlar da çıkarlar ve şunu diyebilirler:"Genelkurmay başkanlarının savunma bakanına bağlı olmadığı tek demokrasi biziz. Yetkimiz ve işimiz yoktu, vaktimizi böyle değerlendirdik!"
Bir düş, bir düşünce, eyleme geçmiş olmasa bile suç olur mu, suçlanabilir mi?AKP'nin Antalya kampında Başbakan Erdoğan bu soruya "evet" dedi. Konuşması hiç bir tereddüde yer bırakmıyor:"Anayasa'nın değiştirilemez ilkeleri doğrultusunda Türkiye'nin çağdaş bir devlet ve çağdaş bir toplum olma idealine yürümesi dışındaki seçenekleri akıllarından bile geçirenler, çocuklarımızın geleceğine karşı suç işlemektedirler!"Cesur bir tavırdır bu.Seçim kazanan her parti hükümet olabilir ama cumhuriyetin temel değerleriyle barışık olduğu güvenini vermeyen, iktidar olamaz.Bu gerçeği Refah ve Fazilet tecrübesini yaşayarak AKP'yi kuranlar yazık ki "ders alıp değiştik" iddiasını kanıtlayamadı.Bazı kararlar ve eylemler, iktidar partisinin samimiyeti hakkındaki şüpheleri derinleştirdi ve ülkeye en azından zaman kaybettirdi.Hatalar zinciri..Her şey türban inadına aday olan Bülent Arınç'ın Meclis Başkanı seçilmesiyle başladı. Komutanlar, devlet protokoluna eşi yardımı ile türbanı sokan Arınç'a tavırlarını 2,5 dakikalık ziyaretle belli ettiler.Ordunun, içinde oluşan irtica unsurlarına karşı yasal savunma tedbiri, bu tür personeli uzaklaştırmaktır. Başbakanlığı döneminde Gül Yüksek Askeri Şûra kararına muhalefet şerhi koydu. Genelkurmay Başkanı bu tavrın irticaya cesaret verdiğini söyledi.Daha sonra Milli Görüş Teşkilâti'nı ve Fethullah Hoca okullarını koruyan Dışişleri Bakanlığı genelgesi açığa çıktı. Orgeneral Özkök buna da "ciddi şekilde rahatsızız" sözleriyle tepki gösterdi.Ardından 23 Nisan resepsiyonunu boykot, "laiklik ilkesinin önemini ve titizlikle korunmasını" vurgulayan 30 Nisan MGK toplantısı ve nihayet "Cumhuriyeti koruma ve kollama görevini TSK'nın ödünsüz yerine getirmeye demokratik yollarla devam edeceğini" bildiren Genelkurmay açıklaması geldi...İspat zamanı..AKP liderinin dünkü konuşması, bütün bu mesajların alındığını gösteriyor.Daha önemlisi, partiye yönelik takıyye şüphelerini gidermek yolunda inandırıcı adımların atılacağı işaretini veriyor.Erdoğan ideolojik önyargılara, ufuksuz, vizyonsuz dar bakışlara, kutsal değerlerin istismarına ve Türkiye'nin ortak değerlerinin tartışma konusu yapılmasına AKP'de yer olmadığını söyledi.Güzel ama şimdi, bu hedeflere bağlılık konusundaki samimiyeti ispatlayacak icraatı göstermeye sıra gelmiştir. Çünkü herkes "Lâfa doyduk" diyecektir.Öte yanda Milli Görüş uzantıları ise Erdoğan'ın siyaset alanını daralttığını, başarı şansını azalttığını söyleyeceklerdir. Söylesinler...Din sömürüsünün iktidara kanat değil pranga taktığını örümcek kafalar dışında herkes görmüştür.Tayyip Erdoğan'ın asıl sınavı yeni başlıyor.
AKP'nin kurucuları ve milletvekilleri Antalya'nın beş yıldızlı bir otelinde iki gün sürecek kampa girdiler.Başbakan Erdoğan gönderdiği yazıda milletvekillerine bakanlarla randevusuz görüşebileceklerini söylüyor, "hesaplar partiden" diyor ve kamuoyunun yanlış anlamasına sebep olacak davranışlardan sakınmaları için uyarı yapıyor. Gazetelerin çoğu bu uyarıyı iki amaca yönelik olarak tercüme etmişler:1. Eğlenirken dağıtmayın;2. Denize veya havuza girerken (paçaları diz altına inen İslâmi erkek mayosu) haşema giymeyin.Tedbir almanın bir zararı yok ama ben uyarıyı gereksiz buldum.Çünkü AKP değişim iddiasını laik partilere değil, Milli Görüş kökenli partilere alternatif olduğunu belli etmek için ortaya koydu. Desenli uzun don benzeri o acayip mayoların değişim iddiası ile dalga geçmek olacağını milletvekilleri kendi idrakleriyle de kavrayabilirlerdi. Neyse...Dağınıklık yaralarıBizce daha önemli olan bu kampın sebebidir.Amaç rehabilitasyon mu, oryantasyon mu, yoksa konsantrasyon mu?Ve hedef kitle parti yönetimi mi, yoksa milletvekilleri mi?Aslına bakarsanız altı ayda ikisi için de bol bol sebep birikti ve bu yüzden iktidar iki hayati alanda başarısızlığa uğradı.Tezkere yüzünden Türk-Amerikan ilişkileri, türban takıntısı ve Milli Görüş Teşkilâtı'na devlet himayesi sağlayan Dışişleri Bakanlığı genelgesi yüzünden de AKP'nin değişim iddiası ağır yaralar aldı.Bu tecrübe, iktidar olmanın sadece söz söyleme ve düzgün görüntü verme sanatından ibaret bir iş olmadığını AKP yönetimine öğretmiştir.Çünkü meclisteki ezici çoğunluk, akılla bulunan doğru hedeflere ulaşmaya yetmemiştir. Partinin beyni, uzuvları kontrol etmekte aciz kalmıştır.Antalya kampı bu soruna çare üretmek zorundadır.Doğrusu çalar saatMilletvekillerinin partiden bağımsız politikalar yürütmesi demokrasi değildir. Çok kimse demokrasinin sağlık işareti sayıyor ama değildir.Bu hastalık, hükümetin savaş tezkeresine bir bakan olarak Ertuğrul Yalçınbayır'ın muhalefeti ile su yüzüne çıkmıştı. Ve etkilerini artırarak sürüyor.Partinin meclis grup başkanvekilleri seçiminde lidere rağmen Yalcınbayır'ın aldığı 92 oy kimlerden geldi? Büyük ihtimalle tezkereye "hayır" oyu veren AKP'li milletvekillerinden...Tayyip Erdoğan düne kadar partisi içinde sevilen bir lider olmayı, korkulan bir lider olmaya tercih eden politikalar izledi. Bu politikanın onu getirdiği nokta Antalya'daki kamptır.Elbette "lider sultası" kurmak çıkış yolu değildir ama her kafadan ayrı bir sesin çıktığı bu kalabalık da parti sayılamaz ve onunla iktidar olunamaz.Tayyip Erdoğan milletvekillerine kampta birer kol saati verecekmiş.Keşke çalar saat verseydi ve kaça kurulu olduğunu da onlara söyleseydi.Karar vermeleri ve vaat ettikleri gibi bir parti görünümüne girmeleri için çok fazla zaman yok çünkü!
Türkiye galiba iyi yola girdi. Nereden mi anladım? Askeri darbe beklentilerinin yeniden piyasaya çıkmasından!Merkezi Londra'da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün yıllık raporunda Türkiye'ye abartılı bir yer ayrıldı. Darbe fısıltıları belgeye dönüştü.Rapor, islamcı hedeflere yürüyeceği varsayılan AKP iktidarı radikal değişikliklere yeltenirse ordunun darbe yapacağını yazıyor.Önlem olarak da iktidarın erken seçim kararı alabileceğini...Bu, Türkiye'nin siyasi ve toplumsal sağlığını bozmaya yönelik bir fitnedir.AB'ye tam üyelik büyük taarruzunun başlayacağı, ekonominin yaralarını sarıp hamle yapmaya cesaretlendiği bir dönemde Türkiye bu şekilde dışarda kötüleniyor, içerde güvensizlik batağına çekilmek isteniyor.Bu pis numarayı yine yiyecek miyiz?Darbe neyi çözdü?Ordu, demokrasinin uygar dünyada yer alabilmenin olmazsa olmaz koşulu olduğunu biliyor.Askeri rejimlerin sivil kadrolarını oluşturmaya heveslenen maceracılann kışkırtmaları askerler için artık sadece itibar edilmemesi gereken kötü anılardır.Geçmiş darbelerin "Türkiye'nin iyiliği için" yapıldığını savunanlar bahane bulabiliyorlardı. Artik bu yok.. Yeni bir darbe Türkiye'yi AB rayından çıkarıp devirecek, uygarlık yolunu tıkayacak, Saddam rejimini bu ülkede hortlatacaklar.Askerler şunu da gördü:Her darbe, bertaraf etmek istediği siyasi kişilerin ve tehlikelerin kısa bir süre sonra daha güçlenmiş biçimde geri dönmesine sebep oldu.Demirel'in dediği gibi, iki büyük hassasiyeti laiklik ve ülke bütünlüğüdür. 1980 darbesinden sonra Türkiye, bu iki hassasiyete yönelen tehlikeleri demokrasiyi askıya alarak değil, onu iyi işleterek önleyebileceğini öğrenmiştir.İhanet olurPKK terörü, siyasi iktidarın emrindeki ordunun fazileti ve cesareti ile yenildi.Refah-Yol döneminde gemi azıya alan irticanın yolu, altında Erbakan hükümetinin de imzası bulunan 28 Şubat MGK kararları ile kesildi.Bugün Türkiye'de bu başarılı tecrübelerle zenginleşmiş bir rejim var ve işliyor, işbaşında da Refahyol benzeri bir iktidar yok.AKP Refah Partisi'nin devamı değil, onun yanlışlarına tepkiden doğmuş bir partidir. En azından kuruculan bunu söyleyerek iktidara gelmişlerdir.Sözlerini tutarlarsa milletin baş tacı olurlar. Tutmazlarsa...Darbelerin büyüttüğü eski tüfekleri demokrasi nasıl 3 Kasım seçimlerinde sandığa gömdü ise bunları da gömer, siler süpürür.Darbenin sözü bile artık bu ülkeye, halkına, geleceğine hakarettir, ihanettir!
Türkiye geri kaldı. Çünkü demokratik cumhuriyet projesi ülkenin en örgütlü sınıfı olan bürokrasiyi dönüştüremedi.Yönetici seçkinlerin halkla aralarına ördükleri duvarları VIP salonlan, korumalı lojmanlar, siyah makam arabaları ve kırmızı halılar simgeliyor.Yeni siyasetçiler hep bu duvarları yıkma hayali ile işe başlarlar.Ama devlet gücünü kullanmanın sağladığı menfaatlerle tanışınca ayrıcalıklarına Tanrı'nın armağanıymış gibi sarılırlar.Çağdaş hukukun ve demokrasinin tanıdığı katılım ve denetim haklarını toplum kullanamasın diye duvarların muhafızı olurlar.Bingöl depreminde yıkılan okullar yerine UNICEF tarafından kurulan çadır için yapılan törende devlet büyüklerinin ayağının altına kırmızı halı boşuna döşenmedi.O halı, depremde 84 öğrencinin canını alan hırsızlık malı okulun sahibi olan devletin büyüklüğünü, denetim görevini yapmadıktan için felâketin müsebbibi olan bürokrasinin her halükârda dokunulmazlığını simgeliyor.Çünkü halkın görevi devlet için gerektiğinde canını vermek, bürokrasinin ve onun oyuncağı olan siyasetçinin görevi ise halkı "devlet ve millet adına" fedakârlıklarını kabule ikna etmektir.Dünkü töreni TV'lerden izleyenler eminim içlerinden "halınız batsın" demişlerdir.Çünkü deprem bir doğa olayıdır ve bu olayı denetim görevini yapmadığı için devlet felâket haline getirmiştir.Bu utancı kırmızı halılı bir devlet töreni haline getirmek, ancak sonunu kendi elleriyle hazırlayan bir şaşkınlığın eseri olabilir.Vali bey dün çadırın kapısındaki kurdeleyi kesecek yerde keşke ayaklarının altına serilen o kırmızı halıyı kesseydi.Çünkü kırmızı halının devletle halk arasına ördüğü duvar sosyal barışı tehdit ediyor ve devleti halka yabancılaştırıyor.Yap görelim!Başbakan Erdoğan, kişi başına düşen milli gelirin 1500 doların altında olduğu illerde vergi ve SSK primlerinde muafiyet sağlayacaklarını söyledi.Dün yüz yüze geldiğim bir gerçek, bu cesaretin bir an önce gösterilmesi gerektiğini bana düşündürdü.Bir turizm firması, bir elektrik mühendisi için ilân verdi ve 700 milyon lira maaşlı bu işe tam 120 mühendis başvuruda bulundu.Türkiye'nin yetişmiş insan gücü telef oluyor. Sosyal devletin halkına sunacağı en onurlu hizmet istihdamdır. Bu da yatırımcıyı teşvik etmekle mümkündür.Bugün onlarca ilde devletin topladığı vergi bu vergiyi toplamak için oralarda çalıştirılan memurların maaşına ve bina masrafına yetmiyor.Hükümet bu illerde 10 yıl süreyle vergi almayacağını ilân etse ne kaybeder? Sadece kazanır..Bulgaristan'a, Romanya'ya giden sermayenin Türkiye'de kalmasını, buradaki işçiyi, mühendisi mutlu etmesini sağlar.
Necmettin Erbakan, zümrüdüanka kuşu gibi küllerinden tekrar doğdu ve siyaset semalarında kanat çırpmaya başladı.Bu manzara kimileri için kötü bir rüyanın geri dönmesi, kimileri için de vuslattır. Yani sevgiliye kavuşma...Otuz beş yıllık siyasal yaşamında dört partisi kapanan ve defalarca siyasetten yasaklanan "Hoca" dün yapılan Saadet Partisi kongresinde, geçerli oyların tümünü alarak 77 yaşında yeniden Genel Başkan oldu.Laik bir eğitim alan, İTÜ Makine Bölümü'nü birincilikle bitiren, Almanya'nın Aachen Teknik Üniversitesi'nde üç yıl ihtisas ve Leopar tanklarının motorlarını üreten fabrikada başmühendislik yapan Erbakan, bu birikime hiç uymayan bir yol seçti:Din sömürüsünü siyasette kurumlaştıran adam oldu.1996'da DYP ile koalisyon kurup Başbakan koltuğuna bile oturdu. Ama "eşsiz" denilen zekâsına hiç yakışmayan bir körlükle Türkiye'yi 28 Şubat şartlarına sürükleyerek hayatındaki en ağır darbeyi yedi.Hoca'nın misyonuErbakanın bıraktığı izler, laik rejimle kavgalı Milli Görüş ideolojisi (!); kapitalizm, Baas sosyalizmi, komünizm ve Kaddafi'nin Üçüncü Evrensel Teorisi'nden alıntılarla oluşturduğu "Adil Düzen" çorbası; kanatları altında yetişen Atatürk düşmanları ve devletten aldığı maaşla padişahlar gibi yaşayıp üstüne 148 kilo altın biriktirme başarısıdır.Dünkü konuşması Erbakan'ın hiç değişmediğini gösteriyor.Hoca bıraktığı yerden devam edecek.Onun yükselişi 12 Mart 1971 yan darbesinden sonra yapılan seçimde Demirel'in iktidara gelmesini önlemek üzere AP oylarını bölmek için yurda davet edilmesiyle başlamıştır.Bugün Erbakan'ın o zamanki başarısını tekrarlamasını dileyenler var.Erbakan'ın okulunda yetişenlerin temelini oluşturduğu AKP değişim iddiasıyla seçime girip iktidar olmuştur ama iddiasını kanıtlayıp tam bir güven desteği elde edememiştir.Erbakan'dan beklenen, rejimin güvenliğini sağlamak için AKP'yi bölmesidir.Ayıp değil mi bize?Bu aslında iç sızlatan bir çelişki: Laik rejim, kendisine düşmanlığı defalarca tescilli Erbakan'la ve tümü kapatılmış partilerinin devamı olan beşinci partisi ile sigorta ve saadet arıyor!Cumhuriyet kuşakları için acı ve utanç veren bir yenilgidir bu. Siyasetin dibe vurmasıdır.Ama yeni bir başlangıcın dinamiğidir de aynı zamanda.Çünkü yeterli ibret birikmiştir ve Türk halkı irticanın karanlığını değil çağdaş uygarlığın aydınlığını talep etmektedir.O bakımdan geleceği Erbakan'ın başarısı değil, onun başansızlıklarından ders alarak değiştiğini söyleyen AKP'nin inanç, cesaret ve kararlılık konusunda göstereceği başarı belirleyecektir.AKP Erbakan'ın rekabetinden etkilenirse Allah yardımcımız olsun!
AKP hiçbir iktidara nasip olmayan bir avantajla geldi.Başka bir parti iktidarda olsa karşıtları başarılı olmaması için ellerinden geleni yapabilirlerdi.Ama bu meclisten başka bir iktidar çıkmaz.Halk AKP'yi "biz değiştik" dediği için iktidara getirdi.Kör bir azınlık dışında geniş kitleler, rejim kaygıları ve kavgaları istikrarsızlığa sebep olmasın diye iktidarın adımlarına karşı hoşgörülü fakat dikkatlidir.Çünkü herkes biliyor ki başarısızlık AKP'yi AB'ye ve laik cumhuriyete karşı oldukları Milli Görüş okulundaki çocukluk günlerine götürebilir.Yazık ki AKP bu anlayışı iyiye kullanamıyor, samimiyet temelinde bir güven havası yaratamıyor.Parti önderleri güvensizliğin önyargılardan kaynaklanan bir haksızlık olduğunu söylüyorlar ama kendilerini kandırıyorlar.Çünkü güvensizlik, kuruntulardan değil göz önündeki icraattan ve manzaralardan ürüyor.Cuma tatili mi?Tayyip Erdoğan "Türban için acele etmeyeceğiz" dedi ama türban devletin tepe noktalarını işgal etmiştir.Rejim karşıtı Milli Görüş Teşkilâtı'nı devlet himayesine alan Dışişleri Bakanlığı genelgesi iktidarın kanaat notunu düşürmüştür. Kadrolaşma suçlamasının sebebi üst düzey atamalarda hep belli bir görüşe bağlı kişilerin seçilmesidir.23 Nisan resepsiyonuna yönelik boykottan ders alınacağını bekleyenleri "Cuma tatili" tartışması yeni bir hayal kırıklığına götürdü.Dün TV ekranlarında "Nerden çıktı bu yahu?" diyen Başbakan Tayyip Erdoğan'ı görmüşsünüzdür.Bizim soracağımız soruyu o bize soruyor!Kendi bilmiyor mu?İş Kanunu tasarısı işçilerin "yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz 24 saat izin" yapmasını hükme bağlıyor.Bu, bazı özel sektör işyerlerinden ve bazı belediyelerden başlayarak hafta tatilini cuma gününe çekmenin hilesi mi?Başarının şartıMecliste CHP'lilerin öne sürdükleri bu şüphe hemen yok edilecek yerde kavgaya götürüldü.CHP'lilerin hafta tatilini işçilerin pazar günleri yapmasını garantiye alacak iki önerge AKP'liler tarafından reddedilirken iki AKP milletvekili de "Cuma olsa ne olur?" sözleriyle iktidara duyulan güvensizliğin sebepsiz olmadığını gösterdiler.AKP lideri Erdoğan başarılı olmak istiyorsa kendi içlerindeki "zıpçıktı"lara hakim olmalıdır.Laik cumhuriyeti koruma endişesine düşen kitlenin büyümesi, AKP iktidarının da, geleceğe dönük hayallerimizin de sonu olur.Halkı ve devletin kurumlarını "laik rejimi oymak için acaba ne hinlik planlıyorlar" tedirginliğine sokan bir iktidar güven kazanamaz.Güven olmadan da başarı olmaz.
Yağma, ilkel toplumların hastalığıdır. Otorite boşluğu doğar doğmaz bu hastalık bütün aç gözlülüğü ile saldırır.Irak'ta en tiksindirici ve vahşi örneklerini gördük. Bu bir Ortadoğu kültürü ise Türkiye'yi Allah korusun. Çünkü linç ve yağma eğilimi bizde de uyuyan bir sırtlandır ve küçük bir boşluk bu sırtlanın uyanmasına yetiyor.İşte VATAN'ın bugünkü manşeti:Turizm ve Kültür bakanlıklarının birleşeceği sinyali alınınca devlet kaynağından beslenen Turizm Dayanışma Vakfı'nın yöneticileri hemen toplanmışlar, tüzük değişikliği yapmışlar, değişikliği elden takiple yargıda kesinleştirmişler ve vakfın 8 trilyon liralık varlığını 800 üye arasında pay etmişler...Vakfın amaçları arasında sektörün eğitilmiş eleman ihtiyacını karşılamak, tanıtma ve eğitim faaliyetlerini teşvik etmek var ama üyelerine para dağıtmak yok.O nedenle yapılan, yangından mal kaçırma olayının bir örneğidir. Peki yargı bu suiistimale nasıl izin verdi?Adalet Bakanlığı yolsuzluklara karşı yeni bir çalışma yapıyor. Adalet Bakanı Cemil Çiçek dün şunu dedi:"Kanunlar eski. Öyle numaralar bulunuyor ki ne kanunda yeri var, ne suçu var, ne cezası var. Boşlukları dolduracak ve cezaları günün koşullarına uygun hale getirecek düzenlemeler yapacağız."Yapsınlar. Ama daha önce bu rezaleti önlesinler.Çünkü bu kadar açık bir suistimali önlemek için kanun gerekmez; biraz vicdan, biraz adalet duygusu yeter.Devlet yetkisini cebini doldurmak için kullanan memur olur mu?Buna izin veren bir devlet, vatandaşından yasalara uymasını, vergisini ödemesini isteyebilir mi?Büyük tehlike önlendiAnayasa Mahkemesi'nin 61 yaşında emeklilik uygulamasını durdurması çok iyi oldu.Çünkü uygulama, devleti küçültmeye ve gençleştirmeye hizmet etmeyecek, yozlaşmış bir bürokrasi yaratacaktı.Düşünün; memurlar 61 yaşında emekli olacak ama iktidar uygun gördüğü memurun görev süresini 65 yaşına kadar uzacak...Böyle bir durumda AKP'nin tüm bürokrasiyi kontrol etmesi için köşe başlarına militanlarını yerleştirmesine bile gerek kalmaz.AKP 5 yıl iktidarda kalacağına göre yaşı 56'nın üstünde olan görevlilerin çoğu bu imtiyazı hak etmek için iktidarın kanunsuz emirlerine bile uymak mecburiyetini hissedeceklerdi.Anayasa Mahkemesi'nin kararı memurları, devletin değil iktidarın memuru olma tehlikesinden korumuştur.İktidar devleti küçültmek, kadroları gençleştirmek istiyorsa bunun yolu vardır. O da eşitlikçi olmaktır.Köle ruhlu olanları yükseltip ötekileri tasfiye etmek değil!