Türkiye bölgenin en dinamik, en yaratıcı, en çalışkan, hatta en zengin halkının ülkesidir.Ama halk niçin bu zenginliğin fakir bekçisi olarak yaşıyor?Niçin Tanrı'nın lütfü olan kaynaklarını harekete geçiremiyor, refah içinde mutlu yaşama olanağı varken ele güne muhtaç oluyor?Çünkü insanlar devletine güvenmiyor, müteşebbisine güvenmiyor, adalete güvenmiyor. Ara sıra elde edilen bireysel basanlar mağdur yığınların ahları üstüne inşa ediliyor.İstanbul'da bugün 23 katlı bir kulesi ofislere, 28 katlı öteki kulesi konutlara, 53 bin metre karesi dev bir çarşıya ayrılmış, 2300 araçlık otoparka sahip Metrocity hizmete açılıyor.Krizlerle içi kararmış bir kentin ve ülkenin yüreğini ve ufkunu aydınlatan bu anıt, gören herkese mutluluk ve heyecan verecektir.Ama yedi bin küçük tasarruf sahibi ve birçok kurumsal alacaklı, cüzdanlarının çalındığını yeni farketmiş insanların öfkeli şaşkınlığı içinde "Bu nasıl iştir?" diye soracaktır. Neden mi?Yedi bin mağdur..Gümüşsüyü Halı altı yıl önce halka açıldı. Binlerce tasarruf sahibi 25 milyon dolar ödeyerek şirkete ortak oldu. Küçük ortaklar 2000 yılında daha da arttı. Ve şirket 2001 yılında 26 milyon dolar borçla iflâs etti.Ticarette kâr da var zarar da.. Ama 7178 küçük ortak batacak, hisse senetleri paçavra olacak, öte yanda gemiyi batıran kaptan, karabatak gibi çıkıp bir altın kulenin tepesinden dünyayı selâmlayacak..İflâs eden Gümüşsüyü Halı'nın sahibi Necmettin Öztemir, yüz milyonlarca dolarlık Metrocity'nin nasıl ortağı oluyor?Dürüstlük ve şeffaflığın hukuk güvencesi altında olduğu yerde böyle "mucizeler" olmaz! Eğer mağdurların ahları üstünde yükselen kuleler çoğalıyorsa o topluma refah, mutluluk, barış gelmez.Kamu otoritesinin tasarruflarını borsaya yatıran insanları koruduğu günlere artık kavuşalım. Gökdelenlerin altında kalan ahlı paraların, üstüne konanları pişman ederek alınıp sahiplerine geri verildiğini görelim.Borsa büyümez..Bunu yalnız adalet için istemiyoruz. Kar tanelerine benzeyen küçük tasarrufların borsada birleşerek çığ gibi büyük bir güç haline gelmesi, bu sayede hem ekonomiyi hem demokrasiyi çağın kalitelerine ulaştırması için istiyoruz.Borsa kumarhane değil, küçük tasarrufların kamu otoritesi tarafından denetlenen müteşebbislerle buluştuğu yerdir. Bu sayede tasarrufların üretici niteliği ve neması artar, sanayi mülkiyeti toplumsal tabana yayılır, büyüme, refah ve mutluluk hızlanır.Türkiye bu dinamiği yakalayamıyor. Kamu otoritesi görevini yapmadığı için borsa bir türlü büyüyemiyor.Binlerce tasarruf sahibi batarken onların paralarını batıranlar zenginlik kulelerinin tepesine çıkmaya devam ettikçe büyür mü; tabii büyümez.Aptal mı millet?
Batılı demokrasilerde seçimler "kullanma tarihi" bir sonraki seçim olan iktidarlar çıkarır.Bizde niçin farklı?Niçin bizim iktidarlar kullanma tarihi dolmadan hemen eskiyor?Çünkü yığınların özlemlerine hitap ederek aldıkları oylarla iktidara gelen partiler kısa zamanda içlerindeki aşırıların maskarası oluyorlar.Devlet rantlarına ve kadrolarına çullanıyorlar, ideolojik atraksiyonların cazibesine kapılarak güçten ve gözden düşüyorlar.AKP iktidarının üst üste yanlışlarla örülen dört aylık seyir defteri, siyasi bir drama benziyor.Bu iktidarın yaptığı yanlışları, akıl eksikliği değil çıkarcı kurnazlıklar yarattı.Erdoğan ve arkadaşları "Biz islamcı parti değiliz" dediler.Irak işinde Türkiye'nin menfaatinin tezkereyi geçirmekte olduğunu söylediler.Türban için acele etmeyeceklerdi.Bürokraside kadrolaşma görüntüsü verecek saldırganlıktan uzak duracaklardı.Kaza ile değil, bile bile..Peki bu doğru söylemler hayata nasıl yansıdı? Tam tersi ile..Ne dedilerse tersini yaptılar.Şimdi "hocanın dediğini yap, yaptığını yapma" atasözünün haklılığını onaylayan traji-komik bir tablo bulunuyor karşımızda.İktidar, kabahat işlerken yakalanmış çocuk gibi.. Yarın toplanacak MGK'yi, babadan azar işitecek çocuğun tedirginliği içinde bekliyorlar. Dışişleri Bakanı Gül havayı yumuşatmaya çalışırken yeni çamlar deviriyor.Kadrolaşma suçlamaları için "Atamaları çıkarıyoruz, dökümünü yapacağız. Ölçüyü kaçırmışsak buna bakarız" diyor..Türkiye aleyhine faaliyetleri Türk ve Alman makamlarınca tescilli, şeriatçı Milli Görüş Teşkilâtı'nı meşrulaştirıp devlet korumasına alan genelgesi için "Yeniden değerlendirilebilir, gerekirse geri çekilebilir" diyor.MGK'dan önce olsunUzlaşma niyeti iyi ama şu tarafı sakat, hatta tehlikeli:Demek ki yaptıklarını savunamıyorlar, tepki göreceklerini bile bile denemişler. "Yedirirsek ne âlâ, zorlanırsak vazgeçeriz" demişler.Eğer partinin Milli Görüş kökenli çekirdek tabanına "Biz zorluyoruz ama görüyorsunuz yaptırmıyorlar" diyebilmek için bu işleri göze alıyorlarsa, artık bu takıyye siyasetinin maliyetini hesap etmeliler. Zarar büyük çünkü.Vazgeçme zamanı gelmiştir.Hem de yarın, öbür gün değil, bugün..AKP, vazgeçilebilir şeylerden MGK zoruyla değil kendi iradesiyle vazgeçme basiretini göstermelidir.MGK yarın.. Abdullah Gül "Milli Görüş'le ilgili Dışişleri genelgesi hata idi, geri çektim" açıklamasını bugün yapmalıdır.AKP'nin halktan aldığı büyük desteği ve bu desteğin ülkeye hizmet için sunduğu fırsatı bir avuç aşırıya feda etmesi hem ayıptır, hem günah!
Türkiye'nin AB'ye alınmasına karşı çıkanlar, iftira üreten Türk düşmanlarıdır.Hadi ordan!.Düşman dışarda değil içimizde.Bunu farkettiğimiz güne kadar Avrupa Birliği kapısında "müzakere tarihi bekleyen aday ülke" olmaktan kurtulamayacağız.Türkiye'de seçimle hükümet değişir ama iktidar hep aynı kalır.İktidar bürokrasidir.Bu görünmez gücün becerisini inkâr etmemek lâzım. Bu yapı milleti paranoyak yaptı. Bir üniversitenin gerçekleştirdiği kamuoyu araştırmasına göre halkın üçte biri "Türkiye'nin hiç dostu yok" diyor.Çünkü eğitim sistemimiz hepimizin beynini çocukluktan başlayarak özellikle Batılı ülkelere ve uluslararası kurumlara karşı güvensizlikle dolduruyor.İnsan hakları karnesi en zayıf ülke olmanın hiçbir mazereti yoktur. Ankara'da hâlâ işkenceyi, kötü muameleyi Türkiye'nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün sigortalarından sayan kafalar var.Sopalı güvenlik!Manisa'da çocuk yaşta gençlere işkence yaptıkları gerekçesiyle mahkûm olan 9 polis, infazların ertelenmesi ve yeniden yargılanmalarının sağlanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.Polislerin avukat M. Oktar Aykut başvuru dilekçesinde şunu diyor:".. Önce belirtmek istediğim, ülkemde işkencenin var olduğu konusundaki gerçeği inkâr etmediğimdir. Adaletin zor ve yavaş işleyip geç uygulandığı her ülkede olduğu gibi ülkemde de işkence vardır. Kabul etmek istemesem de var olmaya devam edecektir!"Yani bu polisler, devleti korumakta hukukun eksik bıraktığı güç alanını işkence ile kendilerinin doldurduğunu, bu suçu yazılı olmayan ama uygulamada daima var olan ve "olmaya devam edecek" bir mutabakat temelinde işlediklerini ima ediyorlar.İşkence sanıklarının yıllar süren duruşmalar sonunda değil de Yargıtay kararı ile mahkum olmaları, bu iddialarının pek de uydurma olmadığını düşündürüyor.Lâyığımız neyse..Sözün kısası, işkence suçlusu değil, işkenceyi sistemleştiren devletin mağduru olduklarını söyleyen polisler, üstüne Türk devletinden 420 bin Euro tazminat istiyorlar. Artık bir karar vermemiz lâzım: AB'ye üyeliğin şartı olan demokrasi ve insan hakları reformlarına "ulusal onur" bahanesiyle direnenlerin maskelerini indirip yüzlerine "yeter" diye bağırmak için herkes daha fazla zaman kaybetmeden aklını ve cesaretini toplamak zorundadır.Tabii insan gibi yaşamak istiyorsak. Ulusal onur, bireylerin onuruyla oluşur, işkenceye bahane bulabilen bir devletin vatandaşları onur iddiasında bulunamaz.Siyasetçisiyle, sivil toplumu ve yargısı ile Türkiye, özlediği yaşamı hak etmek için işkenceyi bu coğrafyadan defetmek zorundadır. Çağdaş hukuka layık olmayanlar doğa kanununa yem olurlar.Gerçek düşmanını göremeyen toplumların cezası uyanana kadar işkence çekmektir!
Değiştiğini söyleyerek partileşen Tayyip Erdoğan'dan çok daha farklı bir iktidar performansı bekliyordum. Sanıyordum ki, yüzde 35 oy ile mecliste yüzde 65'lik çoğunluk elde eden AKP bu büyük piyangoyu değişimin yaratıcı aklı ile değerlendirecek, önceliği halkın iş ve aş talebine verecek, bu şekilde yarınına güven duyan, tabanı sağlam bir parti olacak. Yazık ki parayı bol bulunca gizli özlemlerine savurup kısa zamanda meteliksiz kalan piyango zenginlerinin kaderine aday oldular. Erbakan iktidara gelse ne yapacak idiyse onları yapmaya başladılar. Hem de "kör kör parmağım gözüne" şaşkınlığı, acemiliği ve aceleciliği ile.. Başbakan Tayyip Erdoğan, 23 Nisan resepsiyonunu türban ısrarı nedeniyle boykot edenleri eleştirirken "Millet bunları affetmeyecek" dedi. Peki bu benzersiz iktidar fırsatını ziyan eden gerginliklerin müsebbiplerine millet madalya mı takacak?Bindiği dalı kesmekAKP, bir kaç ay sonra kalıp kalmayacağından emin olmayan fırsatçı iktidarlar gibi davrandı. Halbuki halkı mutlu edecek başarıları arayan bir iktidar, toplumsal ihtilâf konusu olan sorunları çözmekte çok daha şanslı olabilirdi. Her iktidar başarısını kolaylaştıracak kadroları yanında getirmek ister. Ama bunu yaparken inandırıcı olmak zorundadır. Meselâ Cem Kozlu'yu THY'nin, Faik Öztrak'ı Hazine'nin başında tutmak iktidar için marifet, devlet için nimet olurdu. Oysa AKP, bunlan atıp "daha iyi" olduklarını iddia edemiyeceği insanları getirdi, getiriyor. Benzer icraatın daha da genişleyeceğini düşündüren hazırlıklar "Milli Görüş" kaynaklı bir kadrolaşmanın gemi azıya alacağı tedirginliğini doğuruyor.MGK derbi değilBu kadar da değil.. Kökten dinci niteliği Türk ve Alman devletlerinin imzaladıkları "güvenlik işbirliği anlaşması" ile belgelenen Milli Görüş Teşkilâtı'nı aklayıp devlet himayesine alan Dışişleri Bakanlığı genelgesine ne demeli?.. Bu genelge, kadrolaşmanın ardındaki niyete "tehlikeli" damgası vuruyor. AKP'nin ezici çoğunluğu yüzünden meclisin etkili bir denetim yürütmesi imkânsız gibi.. MGK'nın varlığı bu bakımdan güvence sayılmalı. MGK'yı bazıları demokratik bulmasalar da, çoğunluk sultasına yatkın bir aşırılığa karşı demokrasiyi bu organ koruyacaktır. Ve bundan belki en çok AKP iktidarı yararlanacaktır. 30 Nisan'daki MGK toplantısından, yenilgi duygusuna kapılmadan hatalarını anlayarak çıkacak bir iktidar herkesin kazancı olur. Bu şansı tehlikeye sokmamak hepimizin görevi olmalı. Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in çağrısına ben de imzamı koyuyorum: "MGK toplantısını derbi maçı havasına sokmayalım!"
Toplum "Biz İslamcı parti değiliz" diyen Tayyip Erdoğan'a inanmak istiyor fakat arkadaşları buna izin vermiyor.Radikal dinci Milli Görüş Teşkilâtı, Dışişleri Bakanı Gül'ün imzasını taşıyan bir genelge ile niçin aklanıp koruma altına alındı?Kıyamet kopunca Abdullah Gül "Problem olacağını bilseydik başka türlü davranırdık. Gerekirse genelgeyi çekeriz" diyor şimdi.Rejim düşmanı bir örgütü devlet himayesine almanın problem olacağını, 23 Nisan'da Gül'ün koltuğuna oturan çocuk bile bilmez mi?Türban yasağını delmek için eşinden yararlanmaya kalkan Meclis Başkanı Arınç, beklenmedik büyüklükte tepki görünce, resmi davetlere Münevver hanımı artık götürmeyeceğini açıkladı.Böyle körlük olur mu?Karıştırmayın..İktidarın artık gerçeği görmesi lâzım.Demokratik, laik rejimin hassasiyeti ile çatışan sorunlan varsa, bunlan oldu-bittiler yaratma yoluyla çözmeye çalışmaktan vazgeçecekler.Toplumsal uzlaşmanın hukuk metni haline dönüştüğü güne kadar kuralları zorlamayacaklar. Çünkü bu tertipler "gizli gündemimiz yok" iddialarını inanılmaz kılıyor.Meclisteki parmak sayısı hukuktan üstündür dendiği noktada zorbalık başlar ve herkes kaybeder.Başka ülke ve rejimlerin içimizi karıştırma hevesleri de artar.Dün İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Rıza Arif Ankara'ya geldi. Eskisinden farklı olarak İran heyeti üyeleri eşlerini de getirdiler.Türban yangınına benzin sıkmak isteseler bundan uygun bir zamanlama olmazdı.Onları "devlet protokolü" gereği Devlet Bakanı Babacan'ın türbanlı eşi karşıladı.Birinci sayfadaki resmin altındaki açıklamayı okumayan kaç kişi bu resmin Atatürk'ün kurduğu cumhuriyetin başkentinde çekildiğini tahmin edebilirdi?Türkiye ile oynamayalım başkalarına oynatmayalım!
Siyaset, millete karşı sadist kendine karşı mazoşist tutkusunu tatmin edecek işkence aletlerini yeniden eline aldı.Irak savaşı, irtica korkusunu ülke gündeminden uzaklaştırarak terapi işlevi yapmıştı.Ama savaş, iktidarın irticaya cesaret veren eylem ve kararlarını durdurmadı. Sadece tartışma gündeminden uzak tuttu.Ve ayların birikimi 23 Nisan bayramında patladı.Türban tepkisi nedeniyle Bayan Anne'in katılmaktan vazgeçtiği, Cumhurbaşkanı ile komutanların ve muhalefet liderinin buna rağmen boykot ettikleri 23 Nisan davetinde VATAN muhabirleri ilginç bir tespit yaptılar.Kriz, Batılı büyükelçiler için sürpriz olmamış.. Teşhislerinde ve geleceğe dönük tahminlerindeki ortak noktalar uyarıcıdır:"Dış gelişmelerin önceliğini yitirmesi ardından böyle bir çatışma bekliyorduk. Türkiye'de gücünü pekiştirmek isteyen dinamiklerin yanında gücünü yitirmek istemeyen dinamikler var.."Zor mücadele..Yani "İslâmi rejim özlemi duyanlarla laik cumhuriyeti savunan güçlerin çatışması dün vardı, yarın da olacak" demek istiyor bu diplomatlar. Ve 28 Şubat sürecini hatırlattıktan sonra meselenin "can acıtıcı" noktasına işaret ediyorlar:"Ancak bu sefer Atatürkçüler, arkasına halkı alan bir güçle mücadele etmeye çalışıyor. Bu çok daha zor bir mücadele..'CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç dün "Tepkimiz türbana odaklanmamalı" dedi.Türban yasağının toplumda yarattığı mağduriyet duygusunun CHP'yi bile etkilemeye başladığı hissediliyor.Koç o nedenle "AKP'yi tek parti tahakkümü yaratma konusunda, kadrolaşma konusunda, Türkiye'nin temeline dinamit koyma konusunda uyarıyoruz" diyor.Arena olmasınGerçekten de türban sorununa, toplumsal uzlaşma çerçevesinde çözüm bulmanın zamanı gelmiştir. Çünkü türban mağdurlarını dışlama ısrarı, irtica ile mücadelenin gereğine inanan toplumsal güce zarar verecektir.Ayrıca türban, irticayı cesaretlendiren, devlet içinde örgütlenmesini kolaylaştıran icraatın üstünü örtecektir.MGK'nın 30 Nisan toplantısında 23 Nisan patlamasını yaratan gerginlik nedenleri masaya yatırılacak.. AKP'li hükümet ve meclis üyelerinin türbanlı eşleri bu nedenler arasında devede kulak gibidir.Asıl sorunlar, din sömürüsünden tescilli kişilerin devlet kadrolarına atanmalan, Milli Görüş'ü aklayan Dışişleri Bakanlığı tamimi, apartmanlara mescit açtırmak gibi ateşle oynama ölçüsüzlükleridir.Bu kurul, hesaplaşma arenası değil, uzlaşma zemini olmalı.. Gücün korkutuculuğu değil, uzlaşmanın akılcılığı öne çıkmalı.Millet gerginlikten, kavgadan bıktı.
Bülent Arınç, türbanlı eşi nedeniyle "inadına aday" oldu ve Meclis Başkanı seçildi.Arınç'ın yarattığı bir oldu-bittiydi ve AKP lideri Tayyip Erdoğan'ın hiç hoşuna gitmedi.Çünkü seçim döneminde ve seçildikten sonra din sömürüsü yapmamaya özen gösteren Erdoğan, tabanından gelen baskıya rağmen "Türban sorunu öncelikli işlerimiz arasında değildir" diyordu.Bu bilinçli bir politika tercihi idi.Erdoğan'a göre AKP'ye oy verenlerin önceliği yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele, iş ve aştı. Partinin bu alanlarda elde edeceği başarılar, türban sorununun çözümü için gerekli olan toplumsal mutabakatı kolaylaştırabilirdi.Çünkü Kürt gerçeği gibi türban gerçeği de artık kabul edilmiş, CHP dahil tüm partiler bu sorunun bir şekilde çözülmesi gerektiği noktasında birleşmişlerdir.Krizin taşları..Erdoğan'ın akılcı politikasına en büyük zararı iki yol arkadaşı verdi.Eşi türbanlı olmayan Vecdi Gönül'ü TBMM Başkanı yapma projesi "inadına aday" olan Arınç tarafından başarısızlığa uğratıldı.Abdullah Gül, eşleri türbanlı subay ve astsubayları ordudan ihraç eden Yüksek Askeri Şura kararına Başbakan yetkilerini aşarak muhalefet şerhi koydu.Dışişleri Bakanı olduktan sonra da köktendinci Milli Görüş'ü aklayan genelgesi ile AKP'ye yönelik şüpheleri tahrik etti.Yani Meclis Başkanı Arınç'ın türbanlı eşiyle birlikte ev sahipliği yapacağı 23 Nisan resepsiyonuna yönelik boykot aslında tüm bu birikimin yansımasıdır.Başbakan Erdoğan'ın "Ülkenin gerginliğe ihtiyacı yok. Ben de Arınç da eşlerimizi resepsiyona getirmeyeceğiz" demesine rağmen durumu tam düzeltememesi bundandır.Ara bölgeler..Erdoğan "Tam güven ortamı yakalanmışken bunu sabote etmek yanlış" diyor ama sabotajın kendi arkadaşlarından kaynaklandığını herhalde biliyor.Peki bunun gereğini yapma kararlılığını gösterebilecek mi?Lider kimliği ve makulü temsil eden çözüm yaklaşımı onun gücü..Türban yasağı hukukun emridir.Anayasa Mahkemesi de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de türbanı dini bir simge sayıyor ve kamu alanını buna kapatıyor.Yani çözüm oldu-bittilerde değil yine hukuk yolunda aranacaktır.Türban özel yaşamda serbest, kamu alanında yasak. Ama kamu görevi yapanların eşleriyle bulunmak zorunda oldukları "ara bölgeler" var.Bu kişiler örneğin resmi davetlere yalnız gitmek, türbanlı eşlerini eve kapatmak zorunda mı bırakılacak?İslâmı demokrasi ile bir arada yaşama iddiasını ispatlama misyonu taşıyan Türkiye bu sorunu toplumsal uzlaşma ile aşacaktır.Yeter ki bu başarıda aslan payı koparmak isteyenlerin ucuz kahramanlıklarına destek ve cesaret verilmesin..
Halk popülist yalanlarla siyasi talanlardan öylesine bıkmıştı ki geçmişi toptan tasfiye etti.AKP sandıktan anayasa değiştirecek bir çoğunluk iktidarı olarak böyle çıktı.Şimdi iktidar, alün tepsi içinde sunulan bu armağanı ne kadar zamanda heba ederim denemesi mi yapıyor?AKP'nin açık vaadi AB hedefine cesaretle yürümek, Kıbns'ta çözümü gerçekleştirmek, IMF programına sadakat zemininde ekonomik büyümeyi hızlandırmak, yolsuzluklara imkân vermeyen temiz bir icraat ortaya koymaktı.Bu vaatler laik rejime saygıda kusur etmeyen bir duyarlılık taahhüdüyle bütünleşiyordu. AKP güçlü bir toplumsal krediyi bu sayede arkasına aldı.Çünkü parti önderlerinin siyasi İslâmla bağlarını koparan beyanları hem bir "düşünce evrimi" olarak hem de basan kapısını açacak anahtan bulan gerçekçiliğin yakalandığı ümidi ile alkışlandı, heyecan ve güven yarattı.Şantaj destekli..Dini inanç bir üstünlüktür.. Siyasi sömürü aracı yapılmadığı zaman inançlı, Allah korkusu taşıyan insanlardan kurulu bir iktidar, ülkenin, halkın şansı olur.Geçmişle köprülerini atan bir görüntü vererek inşa ettiği ümide AKP acaba lâyık olacak mı? Geleceğini alternatifsiz olarak değişime bağlayacak mı?Yoksa laiklik karşıtı çevrelere hoş görünen bazı karar ve eylemlerle, başarısızlık halinde dayanacağı bir tabanı yedeklemenin tamahına mı düşecek?Özellikle Milli Görüş'ü aklayan Dışişleri Bakanlığı genelgesi, iktidarın samimiyetine gölge düşürmüştür.Türkiye ve Almanya devletleri, imzaladıkları bir güvenlik ve işbirliği anlaşmasında Milli Görüş'ü, güvenliği tehdit eden köktendinci örgütlerden biri sayıyor, fakat AKP iktidarı devletin dışişleri teşkilâtına Milli Görüş'le ilişkilerini güçlendirmeleri talimatını veriyor.Ve bu emir iktidarın "Beğendiğim büyükelçileri 65 yaşına kadar çalıştırır, beğenmediklerimi 61 yaşında emekli ederim" diye tercüme edilecek bir yasa şantajı ile bütünleniyor.Ateşle oynamak..Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök "Dışişleri genelgesini çok yakından takip ediyoruz. Tabii ki ciddi şekilde rahatsızız" dedi.Cevap Başbakan Yardımcısı Şahin'den geldi: "Cumhuriyetin ilkeleri ile problemi olmayan her gruba saygılıyız.."Dışişleri genelgesi şeriatçı Milli Görüş'ün problemsiz olduğunu kabul eden bir "temiz kâğıdı" mı oluyor?Atatürk rahmetle anılmayı hak ediyor:"Dört halifeden sonra din daima siyaset, menfaat ve istibdat vasıtası yapıldı..""Din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir!"23 Nisan kutlu olsun..