Türkiye'nin AB'ye alınmasına karşı çıkanlar, iftira üreten Türk düşmanlarıdır.
Hadi ordan!.
Düşman dışarda değil içimizde.
Bunu farkettiğimiz güne kadar Avrupa Birliği kapısında "müzakere tarihi bekleyen aday ülke" olmaktan kurtulamayacağız.
Türkiye'de seçimle hükümet değişir ama iktidar hep aynı kalır.
İktidar bürokrasidir.
Bu görünmez gücün becerisini inkâr etmemek lâzım. Bu yapı milleti paranoyak yaptı. Bir üniversitenin gerçekleştirdiği kamuoyu araştırmasına göre halkın üçte biri "Türkiye'nin hiç dostu yok" diyor.
Çünkü eğitim sistemimiz hepimizin beynini çocukluktan başlayarak özellikle Batılı ülkelere ve uluslararası kurumlara karşı güvensizlikle dolduruyor.
İnsan hakları karnesi en zayıf ülke olmanın hiçbir mazereti yoktur. Ankara'da hâlâ işkenceyi, kötü muameleyi Türkiye'nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün sigortalarından sayan kafalar var.
Sopalı güvenlik!
Manisa'da çocuk yaşta gençlere işkence yaptıkları gerekçesiyle mahkûm olan 9 polis, infazların ertelenmesi ve yeniden yargılanmalarının sağlanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.
Polislerin avukat M. Oktar Aykut başvuru dilekçesinde şunu diyor:
".. Önce belirtmek istediğim, ülkemde işkencenin var olduğu konusundaki gerçeği inkâr etmediğimdir. Adaletin zor ve yavaş işleyip geç uygulandığı her ülkede olduğu gibi ülkemde de işkence vardır. Kabul etmek istemesem de var olmaya devam edecektir!"
Yani bu polisler, devleti korumakta hukukun eksik bıraktığı güç alanını işkence ile kendilerinin doldurduğunu, bu suçu yazılı olmayan ama uygulamada daima var olan ve "olmaya devam edecek" bir mutabakat temelinde işlediklerini ima ediyorlar.
İşkence sanıklarının yıllar süren duruşmalar sonunda değil de Yargıtay kararı ile mahkum olmaları, bu iddialarının pek de uydurma olmadığını düşündürüyor.
Lâyığımız neyse..
Sözün kısası, işkence suçlusu değil, işkenceyi sistemleştiren devletin mağduru olduklarını söyleyen polisler, üstüne Türk devletinden 420 bin Euro tazminat istiyorlar. Artık bir karar vermemiz lâzım: AB'ye üyeliğin şartı olan demokrasi ve insan hakları reformlarına "ulusal onur" bahanesiyle direnenlerin maskelerini indirip yüzlerine "yeter" diye bağırmak için herkes daha fazla zaman kaybetmeden aklını ve cesaretini toplamak zorundadır.
Tabii insan gibi yaşamak istiyorsak. Ulusal onur, bireylerin onuruyla oluşur, işkenceye bahane bulabilen bir devletin vatandaşları onur iddiasında bulunamaz.
Siyasetçisiyle, sivil toplumu ve yargısı ile Türkiye, özlediği yaşamı hak etmek için işkenceyi bu coğrafyadan defetmek zorundadır. Çağdaş hukuka layık olmayanlar doğa kanununa yem olurlar.
Gerçek düşmanını göremeyen toplumların cezası uyanana kadar işkence çekmektir!
Gerçek düşman
Türkiye'nin AB'ye alınmasına karşı çıkanlar, iftira üreten Türk düşmanlarıdır. Hadi ordan!. Düşman dışarda değil içimizde
Haberin Devamı

