Modern Türkiye'nin temeli, Kurtuluş Savaşı'dır. Onun da sahibi Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir.Çünkü o savaş, gücünü ulusal egemenlikten alan, her konuda hesap soran, milletin haklarına sahip çıkan bir meclisle kazanılmıştır. Milli mücadeleyi milli meclisle yürütmek, onur verici benzersiz bir örnektir.İlk başkanı Mustafa Kemal olan TBMM'nin 83'üncü kuruluş yıldönümünü yarın kutlayacağız.Bu nedenle bir resmi kabul verilecek. Davetin ev sahibi Meclis Başkanı Bülent Arınç ve eşi.."Ne olacak" tedirginliği bayramın coşkusunu gölgeliyor. Çünkü Bayan Arınç türbanlı.. Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül davetin önemli konukları ve onların eşleri de türbanlı..Sabır mesajı mı?Bu insanlar laik cumhuriyetin güvencesi anayasaya bağlılık yemini etmişler. Türkiye'yi AB'ye üye yapmak için samimi bir çabanın içinde görünüyorlar.Fakat öte yanda, kamusal alanda başörtüsü ile dolaşmayı kabul etmeyen Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını görmezlikten geliyorlar.Bu yüzden AKP içte ve dışta İslamcı parti tanımlamasından kurtulamıyor, kadrolarının geçmişteki söz ve eylemlerini bir türlü unutturamıyor.AKP iktidarının türbanı "bayrak gösterir gibi" devlet protokolunda göstermesi, tabanına "Sabırlı olun, vaadimizi unutmadık" mesajı mıdır?Yakın tarihin fırtınalı dönemlerine ışık tutan sekiz kitabın sahibi Emekli General Nevzat Bölügiray, dokuzuncu kitabı "Türban Savaşı"nda "AB'ye girme çabaları, Irak sorunu ve AKP'nin bu konunun üzerine gitmemesi nedeniyle türban sorunu şimdilik gündemden düşmüş görünmektedir" diyor..Çözümün vadesiPeki tabanın sabrını besleyen sebepler nelerdir?"AKP tabanının suskun kalması, kendi dinsel görüşleri doğrultusundaki bir partinin iktidarda olmasından, onu zora sokmama düşüncesinden ve bu hükümetin ne olursa olsun bu soruna çözüm bulacağına olan inançlarından ileri gelmektedir.."Bölügiray nasıl "Kürt gerçeği" kabul edildiyse "Türban gerçeği"nin de kabul edileceğini öngörüyor. Ne zaman?"Türban bir din sömürü aracı ve İslamcı partilerin simgesi olma durumundan çıktığı ve irtica tehdidi en alt düzeye indiği zaman.."Peki o günü erkene almanın çaresi nedir?"Erdoğan, Gül, Arınç gibi üst düzeydeki yöneticilerin eşleri 'Zamanın değişmesi ile hükümlerin de değişeceği' içtihatlarına uyarak başlarını açsalar, peruk ya da şapka taksalar, çağdaş bir değişim, gelişim ve atılımda topluma öncülük yapsalar sanırım artık hiç kimse ne AKP'nin takıyyesinden ne de tehlikesinden söz edebilir.. Türkiye için bunu yaparlar mı?""Olmayacak dua" gibi görünse bile biz bu duaya gönülden "amin" deriz!
Başkanlık sistemini tartışmak için bu defa doğru bir zaman yakaladık galiba..Şimdiye kadar bu konu, denize düşen yılana sarılır misali hep sistemin tıkandığı dönemlerde gündeme geldi.. O yüzden de kötüleyenler daha etkili oldu.Bugün siyasi istikrarsızlık sorunu yok ve anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip iktidarın lideri Tayyip Erdoğan "Başkanlık ve yarı başkanlık sistemi benim siyasetteki arzumdur. Olmasını isterim" diyor.Neden?. "Başarırsak Türkiye'nin ciddi bir sıçrama yapacağına inanıyorum.."Nasıl?. "Bunun için bir konsensüsün sağlanması şarttır.."Yani tartışmak.. Halkı demokratik katılımın başrolüne çıkaracak yeni yapıyı inşa ederken her şeyi konuşmak..Çağın gerçeği, Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesi.. Çift turlu seçim, halkın en az yarısının oyunu almış, hükümet kurma yetkisini elinde tutan güçlü bir Başkan çıkaracaktır.Bakanlar meclisten gelmeyeceği, gelenler de milletvekilliğinden ayrılacağı için hem güçlü bir yürütme, hem güçlü bir meclis ortaya çıkacaktır.Halkın seçtiği başkan, teknisyen bakanları ile politikaları oluşturacak, lider sultasının önemini kaybettiği meclis de bütün çabasını yasa yapmaya ve denetime yoğunlaştıracaktır.Başkanlık tartışmasının açıldığı her dönemde seçkinler halkı korkutarak bu yolu kapatmaya çalıştı. Çünkü Türkiye'nin seçkin sınıfı daha çok devletçidir ve bürokrasiye siyasetçiden daha fazla güvenir.Türkiye'yi yıllarca bürokrasi yönetti, seçilmişler dekor malzemesi oldu. Anılarını yazan ANAP'lı eski milletvekili Emre Kocaoğlu "Ankara'ya ülkeyi yönetmek için gittim ama Ankara beni yönetti" diyor.Bundan memnun musunuz?.Statükocuların öcülerinden korkmaksızın bu tartışmayı yapmak lâzım.Dur duble yolcu!Başbakan, duble yol yaptırmaları için valilerle konuşacağını söylüyor.Hedef 15 bin Km. duble yol.. Bir okurum (Tunay Rodoslu) "Dur yolcu!" diyor, "Niye otoyol da demiryolu değil?" Düğmeye basmadan düşünmek lâzım. Çünkü 1 km otoyol parasıyla 6-7 km demiryolu yapmak mümkündür. Demiryolunun bakım ve işletme masrafı daha ucuzdur.Yapımında öteki kadar avanta ve rüşvet olmaz. İnsan ve yük daha ucuza, daha hızlı ve daha emniyetli taşınır.Demiryolunu çağdışı göstermek halkı aptal yerine koymaktır. Batılı ülkeler insan ve yük taşımacağılığının neredeyse yüzde 90'ını demir ve deniz yoluyla yapıyor.Biz ise "trafik canavarı" adını taktığımız çoğu ilkokul mezunu şoförlerin kullandığı kamyon ve otobüslerle..Modernizmimize teşekkür babında da her yıl 6-5 bin kurban veriyoruz..Yol lâzım ama doğru yolu aramak lâzım."Yolumuzu bulalım" diye bekleyen yandaşlara para saçmak yol değil!
Başbakan, bürokraside de güvendiği insanlarla çalışmak istiyor.İktidarın bunu istemeye hakkı vardır. Yeter ki milletvekillerinin içtikleri anda, bürokrasinin kilit noktalarına getirilen bu insanlar da yürekleriyle bağlı olsun.Seçim böyle yapılmıyorsa ciddi bir samimiyetsizlik, rejim için tehlike var demektir.Çünkü ne olur o zaman? Siyasetçi "değiştim" der ama bürokrasinin kalbine yerleştirilenler kapalı devre tayin ve kararlarla devletin yapısını, istikametini değiştirirler.Arada suçüstü yakalanan olursa, siyasetteki patron "hayret kuşu" pozuna girip tepki gösterir:"Öyle mi yapmış; çok ayıp etmiş. Ben onun kulağını çekirim!"Buna ben "Vay kerata taktiği" diyorum..Ne değişmiş?Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen Fazilet milletvekili iken hac sırasında "laik sistemin bir an evvel defolup gitmesi için canı gönülden dua" etmişti.Bir çok AKP'linin geçmişini araştıranlar benzer izler bulabilir.Fakat madem "değiştik" demişler ve seçilmişlerdir, onların pişmanlığına saygılı olmak borcumuzdur. Ne var ki bu centilmen mutabakata iktidar tarafından bozulmuştur.Irak'ın yeniden inşasında rol alıp ülkeye döviz kazandıracak Türk müteahhit sektörünün önünü açmakla görevli Bakan Ergezen "kanlı para" diye bu kazanca karşı çıkmış, buna rağmen koltuğunda kalmıştır.İktidarın Ergezen'le aynı görüşte olmadığından nasıl emin olacağız?Şüpheli niyetDışişleri örgütüne Milli Görüş ve Fethullah hoca okullan ile iyi ilişkiler kurulması için talimat verildi.Milli Görüş'ün Türkiye aleyhine faaliyette bulunan örgütlerden biri olduğuna dair Almanya ile imzalanmış bir anlaşma var. O zaman bu gizli emir neyin nesi?Hükümet 61 yaşına gelen büyükelçileri emekliye sevkediyor. Beğendiklerinin süresini 65 yaşına kadar uzatacak.İktidarın beğenisi ile Türkiye'nin menfaatinin çeliştiği bir noktada büyükelçileri ihanet ile kapı dışarı edilmek arasında tercihe mecbur bırakmak "değiştik" iddiasının inkârı olmuyor mu?Dışa vuran son niyet de Başbakanlık Takip Kurulu'nu kaldırmak..Kamudaki irticai faaliyeti izleyen bir kuruluş, "laiklik düşmanlarıyla bizim ilişiğimiz yok" diyen bir iktidarı niye rahatsız eder?AKP, ülkeye büyük hizmetler verme imkânını sunan talihine nankörlük etmesin!
Savaşın çabuk bitmesi bir nimet.. Irak, işadamlarımızı heyecanlandırıyor.Bizi de yutacağından korktuğumuz bataklık çiçek açacak. Ama o ne?Bayındırlık Bakanı Ergezen manşette: "Bir ülkeyi yakacaksın, yıkacaksın, insanlarını öldüreceksin, sonra yakıp yıkan o insanlarla beraber o ülkeyi, o insanların gözü önünde onarmaya kalkacaksın. Doğrusu içime sindiremiyorum.."Papaza kızıp oruç bozmanın daha ahmakça bir örneği bulunamaz!Tezkerenin meclisten dönmesi yüzünden Türkiye Irak halkına iyilik etmedi, sadece kendine zarar verdi.Şimdi de Irak'ın yaralarını sarma görevinden ve bu görevin ekonomik menfaatlerinden vazgeçeceğiz, öyle mi?Irak'ın önünde 10 yıllık bir inşa dönemi var. ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Rarris "Türkiye'nin coğrafi yakınlığı ve şirketlerinin bu pazardaki deneyimleri büyük avantajdır. ABD şirketlerinin bundan yararlanmak isteyecekleri tabiidir" diyor.Bayındırlık Bakanı da "Bu kanlı paradır, eksik olsun" diye karşı çıkıyor.Zaman tünelinde yaşayan divanelere yakışan bu kafalarla yeni dünya düzeninin acımasız rekabetine nasıl ayak uyduracağız ve krizden çıkacağız?Bereket ki Başbakan Erdoğan dün teselli sebebi olacak bir tepki verdi, "Kesinlikle Irak piyasasında yerimizi her yönüyle alacağız" dedi ve bakanın açıklamasını "talihsiz" diye niteledi.Doğru, talihsiz.. Ama talihimizi döndürecek iktidar gücünü, yaptırım gücünü ne zaman göreceğiz?Hata yapanların altından koltuğunu çekme dirayeti gösteremeyen başbakanlar yüzünden hükümetler kısa zamanda Bremen mızıkacılarına dönüşüyor ve ülkenin talihsizliği haline geliyor.Yeter artık, bitsin bu çile!Baba dediğin böyle olur"Devlet Baba" adı Türkiye'de kötüye çıkmıştır.Çünkü iktidarlar bir yandan seçim ve oy hesabıyla yandaşlanna avanta dağıtmış; insanları çalışmadan, üretmeden Hazine'den beslemiştir.Bir yandan da bu haksızlığa itiraz eden memleket evlâtlarını polisine dövdürmüştür.Geçen gün bir haber çıktı: Dağıtmak üzere müdahale ettiği gösterilerde polis, kaçan göstericilerin peşinden koşmayacakmış artık!Bu, ümit verici bir değişimin işaretidir.Demek ki devlet bundan böyle itirazları dinleyecek, "Anladım, daha ileri gitme" ihtarına saygı gösteren vatandaşına ceza, zarar vermeyecek.Devletin baba kimliğindeki bu evrim heyecan vericidir. İnşallah gerçekleştiğini görürüz..
Dış politika alanında peş peşe yaşanan iki yenilgi Türk halkına ağır geldi.Kendimizi dünyanın dışına itilmiş hissediyoruz. Dışişleri Bakanı Gül'ün "Eşsiz bir coğrafi konuma sahip olan Türkiye.." diye başlayan demeçleri, hiç bu kadar teselli edici olmaktan uzağa düşmemişti.Bunlar boş lâflar..Risk almadan kâr ortağı olma cingözlüğü üstüne kurulu politika geri teptiği için eşsiz coğrafyamız önemini kaybetti.Amerika şimdi Irak'ta kendine dost bir rejim kuruyor, komşumuz haline geliyor, stratejik katsayımız hızla düşüyor.Ankara, Irak'ın yeniden yapılanmasında patronluğu BM ile paylaşmak niyetinde olmayan Amerika'dan davet gelecek mi diye bekliyor. Fakat Başkan Bush haftalardan beri Türkiye'nin adını ağzına almıyor.Çünkü Türkiye hava sahasını açarak özveri göstermiştir ama ardından İran ve Suriye ile işbirliği zemini arayarak Washington'un gözünde yine güvenilmez duruma düşmüştür.Yeni kışkırtmalarŞu anda Iraklı Kürt liderlerle Yunanlılar ve Kıbrıs Rumları, beceriksizliğimizin tadını çıkarıyorlar. Barzani dün "Kerkük Kürttür, pazarlık yapmayız" dedi.Acaba Türkiye'nin mağlubiyet psikozunu kaşıyarak bizi daha büyük hatalar yapmaya mı kışkırtıyor?Kıbrıs Rum yönetimi "Kıbrıs Cumhuriyeti" adı altında tüm Kıbrıs'ı temsilen AB katılım anlaşmasını imzaladı. Annan planı zemininde bir uzlaşma sağlayamadığımız için ilerde yine pişman olacağız.Eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem bile Annan planının son 8-10 yılın en önemli barışçı çözüm fırsatı olduğunu kabul ediyor.Adadaki yaşam standardı uçurumu büyüdükçe kendi soydaşlarımız tarafından suçlanacağız. Bu süreç işlemeye başlamıştır:Yunan Başbakanı Simitis, AB dönem başkanı sıfatıyla KKTC muhalefet liderlerini Güney Kıbrıs'ta görüşmeye çağırıyor.Denktaş bahaneGerçeklere sırtımızı dönmeye devam ettiğimiz takdirde yakın bir gelecekte "Yeşil Hat"ın Berlin duvarı gibi yıkıldığını, bu eylemin başrolünü de ada Türklerinin oynadığını görebiliriz.İpleri ele almak gerekmiyor mu? Çare bu insanlara T. C. pasaportu vermek değildir. Kıbrıs Türk gençleri, kendilerine Avrupa'da serbest dolaşım olanağı tanıyan Kıbrıs pasaportu almak dururken niye Türkiye'deki milyonlarca işsizin kaderine talip olsun?Evet Denktaş bir başarısızlık öyküsüdür ama unutmayalım, bütün suçu ona yüklemek kendimizi kandırmaktır.AKP iktidarı çözümden yana olduğunu söyledi devamlı olarak. Fakat elini taşın altına sokmadı. Yükü Denktaş'a taşıtıp risk almadan kazanca konmak istedi.Hükümet çözüme inanıyorsa, gücü ve yüreği yetiyorsa sorumluluğu üstüne alsın.Denktaş'ın arkasına saklanmaktan vazgeçsin!
Türkiye'nin en önemli sorunu, halkına umut ve heyecan vermek, bir de güven duygusu kazandırmak..Tek parti iktidarı ile başta bu şansı yakalamıştık. Ama savaş şartları ve iktidarın din takıntısına bağlı eylem ve niyetlerinin, ayrıca kadrolaşma çabalarının yarattığı kaygılar, karamsarlığı geri getirdi.Başbakan Erdoğan'ın Murat Birsel'e verdiği mülakatı okuyunca siz de farkedeceksiniz:İktidarın bize lazım olan morali sağlayacak gücü ve hazırlığı var. En büyük sorunu kendini anlatamaması ve dün yazdığım gibi, İslamcı tabana yabancılaşmayalım derken kendi ayaklarına ateş etmesi..Irak politikası bir yenilgidir. Kıbrıs Rumlarının AB'ye giriş anlaşmasını imzalaması da öyle..Birincinin günahı AKP'ye, ikincininki ise derin devlete aittir.Dövünmenin yararı yok, artık önemli olan yeni koşulları doğru kullanmak. Başbakan bu gerçeği görüyor, "ne yapacaklar" onu da ilerde biz göreceğiz.Doğru teşhisler..Tayyip Erdoğan'ın sözlerinde Türkiye'nin ayaklarındaki prangaları kıracak değerde teşhisler var."Halkı ciddi manada rahatsız eden tek sıkıntı işsizlik.."Özal'dan sonra bu sorunu kalbinden yakalayan ilk Başbakan Erdoğan olabilir. Çünkü o da çözümü tüketimi artırmakta görüyor. "Tüket ki üretesin" diyor.Tüketim gücünü ve hevesini yitirmiş bir ülkede yatırım ve üretim olmaz. Bunlar olmayınca da istihdam olmaz.Halkın geçim sorunu elbet var ama tüketimin daralması daha çok güvensizliktendir. Tüketimin artması, insanların "daha kötü günler gelebilir" korkusunu atmasına, yarın için sakladığı parasını, bugünü iyi yaşamak için harcamasına bağlı değil mi?Bu iktidar, ülkenin israf deliklerini kapatıp kaynaklarını kullanmasını önleyen tutuculukları meclisteki sayı gücü ile aşabilir.İktidarın rakibi..AKP'nin, orman niteliğini kaybetmiş Hazine arazilerini satma girişimi, gelmiş geçmiş tüm iktidarların gerçekleşmeyen hayali idi.Bu proje devlete kaynak kazandırmak yanında kaçak konutlarda yaşamanın işkencesine son verecek, ayrıca kentlerde planlı bir yapılaşmaya dönüşün yolunu açacaktır."Bitmeyen şarkı" özelleştirme programı da bu dönemde büyük ivme kazanabilir.Başbakan Erdoğan "Devletin zarar ederek çalıştırdığı kuruluşu tutmak, vatana millete ihanettir. Özelleştirmeyi yıl sonuna kadar bitireceğiz" diyor.Muhtaç olduğumuz umut ve heyecanı uyandırmanın sermayesine iktidar sahiptir.Mesele hızlı hareket etmek, halkı değişimin başladığına inandırmaktır..Ve apartmanlara tekke açtırmak, yandaşlar için kadroları yağmalamak ve laikliğe karşı hilelere başvurarak güven duygusunu tahrip etmek gibi ahmaklıklardan sakınmaktır. İktidarın tek rakibi var: Kendisi!
Bir iktidarın duraklama veya gerileme dönemine girdiğini anlamak bizde çok kolay..Yönetenlerin medyada kusur aramaya başladıktan andan itibaren iktidardaki yetmezlik açığa çıkmış demektir.Başbakan Erdoğan dün Irak krizindeki politikaları nedeniyle hükümeti eleştiren medyaya yüklendi. "Özgürlük aynı zamanda sorumluluktur" dedi.AKP lideri, seçim öncesi "biz değiştik" iddiasını cesaretlendiren yayınları ve seçimden sonra partisine medyanın açtığı cömert kredileri çabuk unuttu.Hangi sorumluluktan söz ediyor?Yanlışı eleştirme ve kamu yararını savunma sorumluluğu her şeyin önünde gelir. Özgür basının erdeminden şikâyet edenler kendilerini düzeltmeye çalışsınlar.Hayatını yüksek sesle yaşayan bir medya, ülkenin zenginliği olduğu kadar iktidarların da güvencesi sayılmalı..Saatli bomba gibiİktidar AB'ye uyum adına yeni düzenlemeler içeren bir taslak hazırladı.Cami, kilise, sinagog ve cemevlerinin kurulması kolaylaştırılacak. Araya sıkışmış bubi tuzağı benzeri bir "saatli bomba" da şu: Kat maliklerinin onayı ve mülki amirin izni ile apartmanlarda ibadet yeri açılacak!Bunun dine, millete, ülkeye ne hayrı olacak, çıkıp anlatmalıdırlar. CHP milletvekili Prof. Yaşar Nuri Öztürk haklı olarak "Bunlar uyum yasası değil, Türkiye'yi tahrip yasasıdır" diyor.Ülkede 77 bin cami var. İnsanlar ibadetlerini özgürce yapıyor. Apartmana mescit sokmak, yaşam alanının öteki özgürlüklerini baskı altına almak değil mi?Prof. Öztürk'ün dediği gibi apartmandaki mescide gitmeyenler veya başta kurulmasına karşı çıkanlar "din dışı" ilân edilecektir.Ülkeye ve dine bundan büyük kötülük olur mu?Gizli Gündem mi?Türkiye'de apartman katlarına oturmuş 120'ye yakın misyoner kilisesi bulunduğu hesaplanıyor.Acaba iktidar AB'yi tatmin etmek için bunları yasallaştırırken, kendine de din sömürüsü yoluyla disiplinli bir seçmen tabanı yaratacak parti ocakları mı kazandırmak istiyor?Prof. Zekeriya Beyaz diyor ki: "Bu mekânların zamanla aşırı dincilerin örgüt evi ve tarikat evi haline dönüşmesi söz konusu olabilir. Günümüzde Hizbullah ve benzeri örgütlerin faaliyetleri de dikkate alındığında bunların iyi düşünülmesi gerekiyor."AKP iktidarının en büyük handikapı acemiliği değildir.Zaman bu eksiği kapatır.Asıl sorun güvendir, bu partinin laik düzeni hedef alan bir gizli gündeminin bulunduğu şüphesidir.Böyle cin fikirlerle AKP kendi ayağına ateş ediyor!
Atina'da yarın on yeni ülkenin AB'ye katılımı nedeniyle düzenlenecek törende Türkiye yer almayacak.Öteki ülkelerin devlet ve hükümet başkanları ile temsil edilecekleri bu toplantıdan sonra verilecek akşam yemeğine biz Dışişleri Bakanı Gül'ü gönderiyoruz.Hangi milli menfaat bizi bu boykota itiyor? Bu şekilde Güney Kıbrıs'ın meşruiyetini mi reddetmiş olacağız?Kıbrıs gerçeği ile yüzleşmek zorundayız.Türkiye'nin AB'ye giden yolunu Kıbrıs'ın tıkadığını göz ardı ederek bir yere varamayız. Sembolik jestlerle bir şey kazanamayız.Ankara'dakiler bu kafayla duvara toslayacağımızı görmüyorlar mı?Türkiye'nin Kıbrıs'ta iki şartı vardı. Biri egemenlik, diğeri iki bölgelilik.. Annan planı bu iki hedefi kabul ettiğine göre bizim için müzakereye değer bir zemin olabilirdi.Ankara'nın şahinleri, uzlaşma yanlısı iktidarın kafasını çeldiği için treni kaçırdık.Türkiye'nin AB'ye üyelik hedefini, Yunanistan yetmezmiş gibi bir de Kıbrıs Rumlarının merhametine terkettik.Türkiye'nin demokratik ve ekonomik geleceğini Avrupa'da görenler şapkayı önlerine koyup düşünmeli ve bir çıkış yolu aramalıdır.Çünkü Türkiye'yi içine kapalı bir ülke haline getirmek isteyenlerin, Kıbrıs'ı AB'ye girmememizin kılıfı olarak kullandıklarını düşündüren emareler artmaktadır.Görev sivil topluma düşüyor.AKP iktidarından marifet bekleyemeyiz. İktidar yenilgilerini bile fazilet gibi yutturmanın çaresizliği içine düşmüştür.Meselâ Abdullah Gül. Irak politikamızın iflâs ettiğini haydi itiraf etmesin; ama bu lâf ne:"Irak savaşı ile ilgili süreçte demokrasi hiç bu kadar iyi işlememişti.."Halk kör ve aptal değil. Türkiye'nin neler kazanacakken neler kaybettiğini görüyor.Abdullah Gül böyle konuşarak demokrasinin kötü bir şey olduğunu mu söylemek istiyor?Gömülen paralar.."İstim arkadan gelsin" diyen plan düşmanı ilkel kafa, İstanbul'da yeni bir duvara tosladı.Tıkanan kent trafiğine nefes aldıracak bir proje, trilyonlar harcandıktan sonra yeni bir kötü yönetim anıtı olarak, mevcutlara katıldı.Bugünkü VATAN'ın manşetindeki proje, ağır işleyen yargı ve kirlenmiş bürokrasi yüzünden ne zaman biter; kimse bilmiyor.Şaşacak bir şey yok aslında. Türkiye yarım yatırımlar harabesi.. Devletin yarım işleri bitirmesi için 350 milyar dolar daha yatırım yapması gerekiyor. Çoğu borçla yapılıyor bu işlerin.Bitmediği için ekonomik değer üretmiyor ama borçların faizleri sürekli işliyor.Türkiye son 12 yılda iç borçlara 183 milyar dolar, dış borçlara ise 32 milyar dolar faiz ödedi. Hangi devlet buna dayanır?"Arap yağı bol bulunca hayalarına sürermiş" diye dalga geçiyoruz. İstanbul'da bile durum bu.. Farkımız ne onlardan?